31 Ağustos 2023 Perşembe

DİNİN DELİLLERİ: KİTAP, SÜNNET, İCMÂ VE KIYAS


 

قَالَ النَّبِىُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا كِتَابَ اللهِ وَسُنَّةَ نَبِيِّهِ. (موطأ)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر :  سزه إيكى شى براقدم . اونلاره صارلديغنز متدتجه آصلا ضلالته دوشمزسنز , ( بو إيكى شى ) الله يك كتابى و بيغمبرينيك سنتى در . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  Size iki şey bıraktım. Onlara sarıldığınız müddetçe asla dalâlete düşmezsiniz. (Bu iki şey) Allâh’ın kitâbı ve peygamberinin sünnetidir.”

(İmâm Mâlik, Muvatta’)

Hicrî:  15  Safer    1445  Fazilet Takvim

 

 

DİNİN DELİLLERİ: KİTAP, SÜNNET, İCMÂ VE KIYAS

 

Kur’ân-ı Kerîm, Allâhü Teâlâ tarafından, Cebrâîl aleyhisselâm vâsıtası ile yirmi üç senede Peygamber Efendimize (s.a.v.), âyet âyet, sûre sûre inzâl buyurulmuştur. İslâm hukukunun alındığı en kudsî, en birinci kaynak, Kur’ân-ı Azîm’dir.

Allâhü Teâlâ, Nahl Sûresi’nin 89. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmuştur -meâlen-: “…Ve sana Kitâb’ı, her şey için apaçık bir beyan, bir hidâyet, bir rahmet ve Müslümanlar için bir müjde olmak üzere indirdik.”

Şeyhzâde merhum, Kâdı Beyzâvî Tefsiri’ne yaptığı hâşiyesinde bu âyet-i kerîme ile alâkalı olarak şunları nakletmiştir:

Muhakkak Kur’ân-ı Kerîm, her şeyi apaçık beyan edicidir. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm; Sünnet’in, İcmâ‘ın, Kıyâs’ın her birinin huccet; katî delil olduğuna işaret eder. Herhangi bir hüküm, bu asıllardan biriyle sâbit olduğu zaman o hüküm, Kur’ân-ı Kerîm ile sabit olmuş olur.

Hazret-i Ali kerremellâhü vecheh’in şöyle buyurduğu rivâyet edilir: “Her şey Kur’ân-ı Kerîm’de bildirilmiştir. Ancak insanlar onu anlamaktan âciz kalmışlardır. Zira hükümlerin bazısı açıkça, bir âyet ile beyan edilmiş, bazısı da Peygamber Efendimizin (s.a.v.) beyanına, yani Sünnet-i Seniyyelerini bilmeye, Müslümanların icmâ‘ına veya kıyâsa sevk edilerek icmâlen beyan edilmiştir.

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri bu husûsla alâkalı buyururlar ki:

“Muhakkak bütün şer’î hükümler, hattâ bütün geçmiş şerîatler dahi Kur’ân-ı Kerîm’in içerisinde mevcuttur. Lâkin bu hükümlerden bir kısmı, ancak ictihâd ve istinbât vasıtasıyla anlaşılabilecek kabîldendir. Bu anlayış ise müctehid imâmlara mahsûstur. Kur’ân-ı Kerîm’in hükümlerinden diğer bir kısmı daha vardır ki bunları anlamaya beşerin gücü yetmez. Bu hükümleri anlamak sadece Peygamber Efendimiz’e mahsustur.”

Hicrî:   15  Safer   1445  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

30 Ağustos 2023 Çarşamba

Ashâb-ı Bedir: SEHL BİN HUNEYF (R. A.)


 

عَنْ سَهْلِ بْنِ حُنَيْفٍ قَالَ: قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَنْ قَالَ السَّلَامُ عَلَيْكُمْ كُتِبَ لَهُ عَشْرُ حَسَنَاتٍ وَمَنْ قَالَ السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ كُتِبَ لَهُ عِشْرُونَ حَسَنَةً وَمَنْ قَالَ السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُهُ كُتِبَ لَهُ ثَلَاثُونَ حَسَنَةً. (طب)

سهل بن حنيف رضى الله عنه ده دكى رَسُولُ اللهِ ﷺ بيوردولر :  ( سلام وريركن ) ألسَّلام عليكم ، دين كمسيه اون حسنه يازيلر . ’ السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ الله ‘ ديه نه يرمى حسنه يايلر . ’ السَّلَامُ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَةُ اللهِ وَبَرَكَاتُه ‘ ديه نه ده اوطوز حسنه يازيلر . "

Sehl bin Huneyf (r.a.) dedi ki: Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:  (Selâm verirken) es-Selâmü aleyküm’ diyen kimseye on hasene yazılır. ‘es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi’ diyene yirmi hasene yazılır. ‘es-Selâmü aleyküm ve rahmetullâhi ve berekâtühû’ diyene de otuz hasene yazılır.”

(el-Mu‘cemü’l-Kebîr)

Hicrî:  14  Safer    1445  Fazilet Takvim

 

 

Ashâb-ı Bedir: SEHL BİN HUNEYF (R. A.)

 

Sehl Hazretleri, Ensâr’dan ve Evs kabilesinin Benî Hanş kolundandır. Künyesi Ebû Saîd veya Ebû Abdullah’tır. İlk Müslümanlardan olup Bedir Gazâsı’nda bulunmuştur.

Uhud Gazâsı’nda, Peygamber Efendimizin etrafında kimse kalmadığı zaman, sebât ederek Efendimizi canı pahasına koruyacağına dair bîat etmiştir. Uhud’da, Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizi oklardan müdafaa ederken, Sehl Hazretleri, düşmanlara “Sehl’i nişan alın! Zira o, sehildir (onu vurmak daha kolaydır).” derdi. Peygamberimiz (s.a.v.) de “Sehl’e ok yetiştirin, zira onu kolaylıkla atar.” buyururlardı. Hazret-i Ömer (r.a.) onu gördüğünde, “O, sehildir (kolaylıktır), hazenin gayrıdır (yani, onda hüzün verecek bir hâl bulunmaz)!” buyururlardı.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Benî Nadîr ganimetlerinden Ensâr’dan sadece Sehl bin Huneyf ile Ebû Dücâne’ye pay vermiştir. Zira onlar o vakit pek fakirdiler.

Sehl bin Huneyf Hazretleri, Hendek ve diğer bütün gazâlarda Resûlullâh’ın maiyetinde yer almıştır. Bir rivâyete göre Fahr-i Âlem Efendimiz, onu, Hazret-i Aliyyü’l-Mürtezâ (k.v.) ile kardeş kılmıştır.

Sehl (r.a.) Hazretleri, Hicret’in 38. senesinde Kûfe’de vefat etmiştir. Cenaze namazını, Hz. Ali (k.v.) kıldırmıştır.

Sehl Hazretleri, yaratılışça güzel bir zât idi. Kendisinden rivâyet olunduğuna göre; Peygamber Efendimiz (s.a.v.) ile birlikte çıktıkları bir gazâda, Ensâr’dan bir zât onu görüp medih sadedinde bir şeyler söylemiş, yaratılışındaki güzelliğe hayret etmişti. Hemen arkasından Sehl Hazretleri yere yığılarak ateşler içinde titremeye başlamıştı. Onu hemen Peygamber Efendimize taşıdılar ve hâdiseyi haber verdiler. Fahr-i Kâinât Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Sizden biriniz, din kardeşinin nefsinde yahut malında hoşuna giden bir şey gördüğünde ‘Allâh mübarek etsin’ demekten niçin geri kalır? (Siz böyle deyin) zira muhakkak nazar (göz değmesi) haktır.”

Hicrî:   14  Safer   1445  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"