30 Nisan 2021 Cuma

GAZNELİ SULTAN MAHMUD’UN EHL-İ SÜNNET’E HİZMETLERİ

 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  إِنَّ إِبْلِيسَ يَبْعَثُ أَشَدَّ أَصْحَابِهِ وَأَقْوَى أَصْحَابِهِ إِلَى مَنْ يَصْنَعُ الْمَعْرُوفَ فِي مَالِهِ. (طب)

رسول الله  ( ﷺ )  بيوردولر  : محقق كى إبليس أك شتدتلى و أك قوتلى آداملرينى ، مالى حصوصنده معروفى إشليه نه ( مالنى خيره صرف أدن كمسيه ) كوندرير  . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak ki İblis, en şiddetli ve en kuvvetli adamlarını, malı hususunda marufu işleyene (malını hayra sarf eden kimseye) gönderir.”

(Taberânî, el-Muʻcemü’l-Kebîr)

Hicrî:   18   Ramazan     1442    Fazilet Takvim

 

GAZNELİ SULTAN MAHMUD’UN EHL-İ SÜNNET’E HİZMETLERİ

 

Azerbaycan’dan Hindistan’a, Harizm’den (Özbekistan/Aral Gölü’nden) Hint Okyanusu sahillerine kadar geniş bir coğrafyada hüküm süren Gazneliler (963-1186), hâkimiyet devirlerinde Ehl-i Sünnet akidesinin en mühim savunucularından olmuşlardı. Abbasî Devleti’nin zayıflamasıyla beraber birçok küçük devlet kurulmuş, İslâm dünyası zayıflamıştı. Bu kargaşa devrinin de tesiriyle Bâtınîler, Fâtımîler, Karmatîler, İsmailîler gibi itikâdı bozuk topluluklar ortaya çıkmış, bunlar tarafından devletler kurulmuştu. Gazneliler ve Selçuklular gibi Sünnî İslâm devletleri, gayr-i müslimlere karşı cihad ettikleri gibi, Peygamberimizin hidâyet yolundan sapan bu fırkalara karşı da savaş açmışlardı.

Gazneli Sultan Mahmud (998-1030), İslâmiyet’i yaymak hususunda büyük gayretler sarf etmiş, Hindistan’a on yedi sefer düzenleyerek İslâmiyetin yayılmasına vesile olmuştur. Hindistan seferleriyle itaat altına alınan bölgelere mescitler yaptırdığı gibi İslâm esaslarını öğretmek için âlimler de gönderiyordu. Onun, Hindistan seferlerinin bir gayesi de Ehl-i Sünnet’i korumak ve güçlendirmekti.

Sultan Mahmud, İslâmiyet’e en büyük hizmetlerinden birini de Büveyhîler Devleti üzerine düzenlediği seferle yapmıştır. Sultanın hükümdarlığının son yıllarında çıktığı bu seferin başlıca sebebi, Büveyhîlerin Sünnî halka zulmetmeleri ve İslâm esaslarıyla bağdaşmayan gayr-i ahlâkî hareketleriydi. 1029 yılında düzenlenen bu seferle, Büveyhîlerin Rey’deki kolu ortadan kaldırılmıştır. Büveyhîlere en büyük darbeyi sonraki yıllarda Selçuklular vuracaktı.

Gazneli Sultan Mahmud’un 1030 yılında vefatından sonra oğlu Sultan Mesud ve sonraki Gazneli hükümdarları da onun yolundan yürümüşlerdir. Daha fazla beldenin İslâm nuruyla şereflenmesi hususunda canla başla çalışmışlar, İslâmiyet’i ve Sünnî akîdeyi yaymak hususunda çok hassas davranmışlardır. Rahmetullâhi aleyhim.

Hicrî:   18   Ramazan     1442    Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

29 Nisan 2021 Perşembe

NAMAZ KILANIN ELDE ETTİĞİ KAZANÇLAR

 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:  إِذَا كَبَّرَ الْعَبْدُ سَتَرَتْ تَكْبِيرَتُهُ مَا بَيْنَ السَّمَاءِ وَالْأَرْضِ مِنْ شَىْءٍ. (الجامع الصغير)

رسول الله  ( ﷺ )  بيوردولر  : قل، ( نماز إيجن ) تكبر آلديغى زمان بو تكبيرى ( نين ثوابى ) ، كوك إيله ير آراسنداكى هر شئ دولدورور  . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kul, (namaz için) tekbîr aldığı zaman bu tekbîri(nin sevabı), gök ile yer arasındaki her şeyi doldurur.”

 (Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)

Hicrî:   17   Ramazan     1442    Fazilet Takvim

 

NAMAZ KILANIN ELDE ETTİĞİ KAZANÇLAR

 

Dosdoğru, zâhir ve bâtını (içi dışı) temiz ve muntazam olarak namaz kılan bir kimsenin, namaz kılmadığı hâli ile namazına devam ettiği hâlini mukayese ederseniz, namaz kıldığı zamandaki ahlâkını, muhakkak yükselmiş bulursunuz. Ankebût Sûresi’nin, “…Muhakkak ki (sahîh) namaz, fahşâdan (çirkinlikten, edepsizlikten ve fuhşiyyâttan) ve münkerden (aklın ve dinin beğenmeyeceği uygunsuzluktan) nehyeder...” meâlindeki 45. âyet-i kerîmesi bu hakikati bildirir.

Namazı kılan kimsenin hayatta asgarî dört kazancı vardır: Birincisi temizlik, ikincisi kalp kuvveti, üçüncüsü vakitlerinin intizamı, dördüncüsü cemiyetin düzelmesi. Namazın âzamî faydalarını hesap etmek mümkün değildir. Lâkin asgarî faydası, bilfiil kibri kırmak, kardeşliğe hazırlanmak, Allah rızası için iş yapmaya alışmaktır. Bunun için namazda giyinebileceği en güzel ve en temiz elbisesini giymek ve kendine gurur vermesi düşünülen bu hâl içinde örtülecek nice ayıpların bulunduğunu düşünüp yüzünü yani alnını ve burnunu yerlere koyarak, iman ettiği Allâh’ın huzurunda, kalbindeki kibir ve gururu kırarak tekrar tekrar secdeye kapanmak en mühim esastır.

Namazda bilhassa secdenin kibre karşı olan mühim tesirinden dolayıdır ki kibirli kimseler en çok, namazın secdesine itiraz ederler, o süslü elbiseler içinde alınlarını Allah rızası için yere koymak mecburiyeti, onların kibir damarlarına, sinirlerine pek fena dokunur. Âyet-i kerîmede (meâlen): “…Ve namaz şüphe yok ki ağır bir iştir. Ancak Hak’tan korkanlar için değil.” (Bakara Sûresi, âyet 45) buyurulmuştur. Düşünemezler ki o süsler, o alınlar hep Hazret-i Allâh’ın ihsanıdır. Ve zamanı gelince o yağlı alınlar toza toprağa karışacaktır. Binâenaleyh o topraklara, o yerlere, toprak ve yer oldukları için değil, yaratıcısı olan Allâhü Teâlâ’nın azamet ve kibriyâsı adına, hakkıyla secdeye kapanıp kibirden ve hodgâmlıktan (bencillikten) sıyrılmak ve Allâh’ın kulları ile kardeşçe geçinmek için onların arasına karışmanın pek kudsî bir vazife olduğunu unutmamak icap eder.

Hicrî:   17   Ramazan     1442    Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"