31 Ekim 2014 Cuma

BORÇ VERMENİN FAZÎLETİ



Hadîs-i Şerîf:
 "Kim fakir bir kimseye (borcunu ödemesinde) kolaylık gösterirse Allâhü Teâlâ da dünyâ ve âhirette ona kolaylık gösterir." 
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)
Hicrî: 7  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi

BORÇ VERMENİN FAZÎLETİ


Ashâb-ı Kirâm'dan Büreyde (r.a.) demiştir ki: Resûlullâh Efendimizin (s.a.v.):
"Kim ki, fakir bir borçlunun borcuna bolluğa ulaşıncaya kadar mühlet verirse, mühlet verdiği her gün için borç miktarı kadar ona sadaka sevabı vardır." buyurduğunu işittim. Sonra bir kere de Resûlullâh'ın (s.a.v.):
"Kim ki, borç verdiği fakirin borcuna bolluğa ulaşıncaya kadar mühlet verirse, o kimseye mühlet verdiği her gün için, borcun iki misli sadaka sevabı verilir." buyurduğunu işittim. Bunun üzerine Hz. Büreyde (r.a.), Resûl-i Ekrem'e:
Yâ Resûlallâh! Fakir bir borçlunun borcuna verilen vadenin her günü için bir kere borcun bir misli, bir defa da borcun iki misli sevab verilir,
buyurduğunuzu işittim, dedi. Resûlullâh (s.a.v.):
"Her gün borcun bir misli sadaka sevabı verilmesi, borcun vâdesi geçmeden evvelki günlere aittir. Borcun vadesi geçip de alacaklının
ona mühlet verdiği günler için de borcun iki misli sevab verilir." buyurdular.
Hicrî: 7  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi



RESÛLULLÂHIN ÂL'İ KİMLERDİR



Hadîs-i Şerîf:
 "Ümmetimin en hayırlıları benim içinde bulunduğum asır; Ashâbımın asrıdır. Sonra, Tâbiîn, sonra da Tebe-i Tâbiîn(asrı)dir... " 
(Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh)
Hicrî: 6  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi

RESÛLULLÂHIN ÂL'İ KİMLERDİR


İmâm Fahrüddin Râzî merhûm tefsirinde buyurdu ki: Muhammed aleyhisselâmın Al'i: Bütün işlerinde Resûlullâh aleyhisselâma uyanlardır.
Al'in başında Ehl-i Beyt, sonra Ashâb-ı Kirâm aleyhimürrıdvân gelir.
Al-i Muhammed, hem Resûlullâh'ın Ehl-i Beytinin sevgisini ve hem de Ashâb-ı Kirâm sevgisini kendisinde toplayan Ehl-i Sünnet ve'l- cemâattir.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
"Ehl-i beytim Nûh aleyhisselâmın gemisi gibidir, kim ona binerse kurtulur."
"Ashâbım yıldızlar gibidir, hangisine uyarsanız hidayet bulursunuz."
Biz bugün teklîf (: Allâh'ın emir ve yasakları) denizindeyiz. Nefsin şüphe ve şehvet dalgaları çarpmaktadır. Denizde giden kimse iki şeye muhtaçtır: birisi sağlam bir gemi, ikincisi de yolunu bulacağı parlak yıldızlardır. Bir kişi böyle sağlam gemiye binip de gözlerini de o parlak yıldızlara çevirirse selâmetle menziline gideceği kuvvetle umulur.
İşte böylece Ehl-i Sünnet de Ehl-i beyt gemisine binmiş, gözlerini de Ashâb yıldızlarına çevirmiş, dünya ve âhirette Allâhü Teâlâ'dan selâmet ve saâdet ümid etmektedirler.
Resûlullâh'ın Alini: Ashâbını ve Ehl-i Beytini sevmek, onlara hayır dua etmek büyük mertebedir. Bundan dolayı namazda teşehhüdden sonra salevatlar okunmaktadır.

MUTFAĞIMIZ: 

Tencerede Palamut Buğulama (5 kişilik)
Malzemeler:
1 veya 2 adet yuvarlak dilimlenmiş palamut, 2'şer adet patates ve kuru soğan, 1 adet limon, 5 diş sarımsak, 3-4 yemek kaşığı zeytin yağı, yeteri kadar tuz, pul biber, karabiber ve defne yaprağı.
Yapılışı:
Geniş tabanlı tencere yağlanır, halka doğranan soğanlar ve onun üzerine palamutlar dizilir, tuz, pul biber, karabiber serpilir. Yine halka doğranılan patatesler ile sarımsak ve limonlar dizilir. Tuz, varsa defne yaprağı konulur. Arzuya göre 1 çay bardağı su ve 2 kaşık üzüm sirkesi konulabilir.
Kaynayana kadar orta ateşte sonra kısık ateşte sebzeler pişene kadar pişirilir. Üzerine maydanoz yaprakları konur.
Hicrî: 6  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi



"SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

FARZ BORCU BULUNANIN NAFİLESİ SAHİHDİR.”



Hadîs-i Şerîf:
 "Çocuklarınızı üç şeyle terbiye ediniz; yetiştiriniz. Peygamberinizi sevmek, onun Ehl-i beytini sevmek ve Kur'ân-ı Kerîm okumak."
(Hadîs-i Şerîf, Feyzu 'l-Kadîr)
Hicrî: 5  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi

“FARZ BORCU BULUNANIN NAFİLESİ SAHİHDİR.”


Kaza namazı kılmak, nafile namaz kılmaktan evlâ ve daha mühimdir. Fakat farz namazların sünnetleri -müekked olsun olmasın- bundan müstesnadır.
Bu sünnetleri terk ederek bunların yerine kazaya niyet edilmesi doğru değildir.
Hatta kuşluk ve tesbih namazları gibi, haklarında hadîs-i şerîf bulunan nafile namazlar da böyledir.
Çünkü bu sünnetler, farz namazları ikmâl eder; tamamlar. Bunların telafisi mümkün değildir. Kaza namazlarının ise, muayyen vakitleri olmadığı için telafileri mümkündür.
Bununla beraber namazları kazaya bırakmak günahtır. Bu günahdan mümkün mertebe kurtulmak için sünnetleri feda etmek uygun olmaz. Böyle bir günahı işleyen kimse çok ibadette bulunarak ilâhî affa ilticâ etmesi icab ederken, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) şefâatine vesile olacak sünnetleri, nafileleri nasıl terk edebilir?
Hem bir kısım vakit namazlarını kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım vakit namazlarını, kendilerini tamamlayan sünnetlerden ayırmak
iki kat kusur olmaz mı? Buna aykırı olan bazı nakiller muteber değildir, müftâbih olan fetvaya aykırıdır.
Hem sünnetleri, hem de kaza namazlarını kılmaya müsait vakit bulamadıklarını iddia edenler, insaflı sayılmazlar. En kıymetli zamanlarını beyhude yere zayi eden insanlar, böyle bir iddiaya ne yüzle cüret edebilirler? (Ö.N.Bilmen, Büyük İslam İlmihali)

FIKRA: SİZDEN HİCABIMDAN SAKLANDIM!

Hocanın evine hırsız girmiş. Hoca görüp yüklük (dolap) içine saklanmış. Hırsız evi yukarıdan aşağı aramış, çalacak bir şey bulamamış. Acaba yüklükte bir şey var mı diye dolabın kapısını açınca görür ki hoca ayakta duruyor, hırsız heyecan içinde şaşırıp "Burada mısınız" deyince, hoca efendi:
"Evet, çalacak bir şey bulamadığınızdan utandım da hicabımdan buraya saklandım." demiş.
Hicrî: 5  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi




"SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KURTULANLAR, BENİM VE ASHABIMIN YOLU ÜZERE OLANLARDIR"




Hadîs-i Şerîf::
 "Kim abdestinin sonunda bir kere -İnnâ enzelnâhü fî leyleti'l-kadr- (sûresin)i okursa sıddîklardan olur, iki kere okursa şehîdler dîvânına yazılır, üç kere okursa Allâhü Teâlâ onu peygamberler topluluğu ile beraber haşreder." 
(Hadîs-i Şerîf, Deylemî, Müsnedü'l-Firdevs)
Hicrî: 4  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi

"KURTULANLAR, BENİM VE ASHABIMIN YOLU ÜZERE OLANLARDIR"


" İmam-ı Rabbânî Hazretleri buyurdular: "İtikad bozukluğu -ki bu Ehl-i Sünnet itikadına muhalefettir- öldürücü zehirdir, insanı ebedi ölüme ve sonsuz azaba götürür. Amelde meydana gelecek gevşeklik ve tembelliklerin mağfiret olunması ümid edilir. Ancak itikattaki gevşekliğin bağışlanma ihtimali yoktur." (Mektubat, c.2, m. 67) "Kurtuluş yolu fiillerde, sözlerde, itikat ve amelde Ehl-i Sünnet ve'l- Cemaat mezhebine uymaktır. -Allâhü Sübhanehû onların adedini çoğaltsın- Çünkü kurtuluşa erecek tek fırka onlardır. Diğer fırkalar ise zeval ve helâk mevkiindedir. Bunu bugün birileri bilsin veya bilmesin (hüküm budur). Yarın herkes anlayacaktır, amma faydası olmayacaktır.
Allâh'ım ölüm bizi uyandırmadan sen bizi uyandır." (Mektubat, c. 1, m. 69)
Yetmiş üç fırkadan her biri, şeriate; dine tâbî olduklarını iddia ediyorlar ve kendilerinin Fırka-i Naciye olduklarına hükmediyorlar. "Her fırka kendi yanlarındaki ile ferahlanırlar." meâlindeki (Mü 'minûn sûresi, 53.) âyet-i kerîmesi onların hallerini doğrulamaktadır.
Fırka-i Naciye'yi diğer fırkalardan ayıran delil, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in, "O kurtulanlar, benim ve Ashabımın yolu üzere olanlardır." Hadîs-i Şerîfi'dir.
Bu mahalde, şeri'atın sahibi Peygamber Efendimiz (s.a.v.)'in zikri kâfi iken, Ashab'ın zikredilmesi, mümkündür ki:
"Benim yolum, Ashabımın yoludur ve kurtuluş, yalnız onların yoluna tâbî olmaya bağlı olduğunu bildirmek içindir." (Mektûbât, c.1, m. 80)

KITA:

Bilmek istersen seni,
Can içre ara canı,
Geç canından bul anı,
Sen seni bil sen seni.
(Hacı Bayram Velî)
Hicrî: 4  Muharrem  1435   •Fazilet Takvimi




"SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

29 Ekim 2014 Çarşamba

EVLATLIK MİRASTAN PAY ALABİLİR Mİ?



EVLATLIK MİRASTAN PAY ALABİLİR Mİ?


 Allahü Teala miras meselesini, Sure-i Nisa Ayet; 11, 12 ve 176 ‘da  biz kullarına emr-u ferman buyurmuştur.

يُوصٖيكُمُ اللّٰهُ فٖى اَوْلَادِكُمْ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ فَاِنْ كُنَّ نِسَاءً فَوْقَ اثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ وَاِنْ كَانَتْ وَاحِدَةً فَلَهَا النِّصْفُ وَلِاَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ اِنْ كَانَ لَهُ وَلَدٌ فَاِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُ وَلَدٌ وَوَرِثَهُ اَبَوَاهُ فَلِاُمِّهِ الثُّلُثُ فَاِنْ كَانَ لَهُ اِخْوَةٌ فَلِاُمِّهِ السُّدُسُ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٖى بِهَا اَوْ دَيْنٍ اٰبَاؤُكُمْ وَاَبْنَاؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ اَيُّهُمْ اَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا فَرٖيضَةً مِنَ اللّٰهِ اِنَّ اللّٰهَ كَانَ عَلٖيمًا حَكٖيمًا

  Allah, size, çocuklarınız(ın alacağı miras) hakkında, erkeğe iki dişinin payı kadarını emreder. (Cocuklar sadece) ikiden fazla kız iseler, (ölenin geriye) bıraktığının üçte ikisi onlarındır.  Eğer kız bir ise (mirasın) yarısı onundur. ölenin çocuğu varsa, geriye bıraktığı maldan, ana babasından her birinin altıda bir hissesi vardır. Eğer çocuğu yok da (yalnız) ana babası ona varis oluyorsa, anasına üçte bir düşer. Eğer kardeşleri varsa, anasının hissesi altıda birdir. (Bu paylaştırma, ?lenin) yapacağı vasiyetten ya da borcundan sonradır. Babalarınız ve oğullarınızdan, hangisinin size daha faydalı olduğunu bilemezsiniz. Bunlar, Allah tarafından farz kılınmıştır. Şüphesiz Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
4-Nisa suresi 11

وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ اَزْوَاجُكُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهُنَّ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٖينَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَلَهُنَّ الرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ اِنْ لَمْ يَكُنْ لَكُمْ وَلَدٌ فَاِنْ كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ الثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُمْ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَا اَوْ دَيْنٍ وَاِنْ كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَالَةً اَوِ امْرَاَةٌ وَلَهُ اَخٌ اَوْ اُخْتٌ فَلِكُلِّ وَاحِدٍ مِنْهُمَا السُّدُسُ فَاِنْ كَانُوا اَكْثَرَ مِنْ ذٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَاءُ فِى الثُّلُثِ مِنْ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصٰى بِهَا اَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَارٍّ وَصِيَّةً مِنَ اللّٰهِ وَاللّٰهُ عَلٖيمٌ حَلٖيمٌ

 Eğer çocukları yoksa, karılarınızın geriye bıraktıklarının yarısı sizindir. Eğer çocukları varsa, bıraktıklarının dörtte biri sizindir. (Bu paylaştırma, ölen karılarınızın) yaptıkları vasiyetlerin yerine getirilmesi, yahut borçlarının ?denmesinden sonradır. Eğer sizin çocuğunuz yoksa, bıraktığınızın dörtte biri onlarındır. Eğer çocuğunuz varsa, bıraktığınızın sekizde biri onlarındır. (Yine bu paylaştırma) yaptığınız vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borçlarınızın ödenmesinden sonradır. Eğer kendisine varis olunan bir erkek veya bir kadının evladı ve babası olmaz ve bir erkek veya bir kız kardeşi bulunursa, ona altıda bir düşer.  Eğer (kardeşler) birden fazla olurlarsa, üçte birde ortaktırlar. (Bu paylaştırma varislere) zarar vermeksizin  yapılan vasiyetin yerine getirilmesinden, yahut borcun ödenmesinden sonra yapılır. (Bütün bunlar) Allah'ın emridir. Allah, hakkıyla bilendir, halîmdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir.)
4-Nisa suresi 12

يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ اللّٰهُ يُفْتٖيكُمْ فِى الْكَلَالَةِ اِنِ امْرُؤٌا هَلَكَ لَيْسَ لَهُ وَلَدٌ وَلَهُ اُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ وَهُوَ يَرِثُهَا اِنْ لَمْ يَكُنْ لَهَا وَلَدٌ فَاِنْ كَانَتَا اثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا الثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ وَاِنْ كَانُوا اِخْوَةً رِجَالًا وَنِسَاءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ الْاُنْثَيَيْنِ يُبَيِّنُ اللّٰهُ لَكُمْ اَنْ تَضِلُّوا وَاللّٰهُ بِكُلِّ شَیْءٍ عَلٖيمٌ

Senden fetva istiyorlar. De ki: "Allah, size "kelâle" (babasız ve çocuksuz kimse)nin mirası hakkında hükmünü açıklıyor: Cocuğu olmayan bir kişi ölür de kız kardeşi bulunursa, bıraktığı malın yarısı onundur. Eğer kız kardeşi ölür ve çocuğu da bulunmazsa, erkek kardeş ona varis olur. Eğer kız kardeşler iki iseler, (erkek kardeşin) bıraktığının üçte ikisi onlarındır. Eğer kardeşler erkekli kızlı iseler, o zaman (bir) erkeğe, iki kızın hissesi kadar (pay) vardır. Sapmayasınız diye Allah size (hükmünü) açıklıyor. Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.
4-Nisa suresi 176. ayet



 Hazreti Allah miras meselesini ayeti kerimelerle tek tek Vazetmiştir .
Taksimi zorlaştıran tek nokta ailelerin bu taksime razı olmamalardır.
 Terekeden pay alacaklar kabul ettiği takdirde, mülkiyette de problem olmadığı varsayılırsa beş dakika içerisinde miras taksim edilebilir.
Hiçbir kimse, hiçbir kanun, hiçbir mevzuat ve hiçbir güç; Rıza-i taksime yani Feraize ( Feraiz: İslam Miras Hukuku) göre taksime mani değildir.

Evlatlık mirasçı değildir.

Genelde evlatlık meselesi bir şekilde çocuğu olmayan aileler arasında görülüyor.
Ailenin düşüncesi evlatlık edindiği çocuğu büyütür yetiştiririm ve yaşlılığımda da o bana bakar sonunda da miras ona kalır. Ancak burada iki önemli konunun altı çizilmesi gerekiyor. Biri evlatlığın mahremiyet meselesi diğeri ise miras.
Günümüz aile yapılarında genelde mahremiyet unutulduğu gibi evlatlığın aile içindeki mahremiyet durumu ise tamamen terk edilme noktasındadır.
Meri hukukun evlatlığı, evlât edinene kan hısımı gibi mirasçı olarak kabul etmesi de evlatlığın mirastan hisse almasına sebep oldu.
Meri hukukta evlâtlığın kendi ailesindeki mirasçılığının devam etmesi ise kendi içinde ayrı bir mantık problemi olarak duruyor.
Feraizin miras taksimine inandığımız için, bunun gibi mantık problemleri bizi ilgilendirmiyor.
İslam’dan önce de evlatlık muamelesi vardı ve çok yaygındı. Araplar evlatlık edindikleri çocukları öz evladı yerine koyarlardı. Hatta Peygamber Efendimiz Hazreti Zeydi evlatlık almıştı. Fakat daha sonra bu hususta ayeti kerime inzal buyurularak onlara öz evlat muamelesi yapılması yasaklanmıştır.
Evlat edinme meselesinin gerek çocuğun psikolojisi gerek mahremiyet açısından pek çok tarafı vardır. Fakat mirası alakadar eden tarafı da olduğu için kısa bir hatırlatma yapılacaktır.
Bir miras mevzuunda mirasçılar arasında evlatlık olup olmadığı da sorulmalıdır.
Feraize göre miras taksiminde evlatlık verilmiş olanlar kendi anne babalarının mirasçıları olup, evlatlık gittiği yerden dinen miras alamazlar.
Eğer evlatlık olana, nüfusta kaydına geçirildiği kişinin mirasından pay verilirse Hazreti Allah’ın mirasçı kılmadıkları mirasçı yapılmış olunur ve mirasçı olanların hakları da noksanlaştırılmış, hatta belki de tamamen mahrum edilmiş olur.
Ancak nesebini (Nüfus kayıt bilgilerini) bozmadan ve mahremiyete riayet ederek muhtaç çocuklar himaye edilebilir. Kişi hayatta iken bu çocuğa istediği kadar mal verebilir, Hatta malının tamamını verebilir.
Fakat ölümü halinde asla mirasçısı olamaz.
Yine bu evlatlık alan kişi sağlığında iken bir vasiyet ile terekesinin 1/3’ünü vefatından sonra verilmek üzere evlatlığına bırakabilir.
Bir kişinin kendi varisi olan öz evladını evlatlıktan, baba ve anasını, babalıktan, analıktan, red suretiyle mirastan mahrum etme muamelesi de dinen caiz değildir. Yani; hiç kimse dinen mirasçısı olan bir kimseyi mirasından mahrum etme hakkına sahip değildir.
Esasen bu gibi davranışlar akrabalar arasında nefret duygularını körükler.
Dinimiz ise meydana gelmiş kırgınlıkların giderilmesi için gayret gösterilmesini emreder.
Dinen mirasçı olmayan evlatlıklar için, murisin bu çocuklar üzerindeki bazı taahhüt ve tasarruflarından dolayı “Zımni Vasiyet” olduğu telakki edilerek, Fakat mutlaka ve muhakkak dinen mirasçı olan varislerinden helallik alınarak terekeden 1/3’e kadar bu evlatlık çocuklara mirastan pay verilebilir. Ancak bu hususta da hak geçmemesi için çok iyi tetkikat yapılması gerekir.
Eğer vefat eden kişi erkek ise çocuksuz olarak vefatı ile geride bıraktığı eşi; Sure-i Nisa Ayet:12’ye göre 14 hisse miras alacaktır.
Evlatlık edinen kişi vefat ettiğinde kendi öz evladı, torunu, annesi, babası, dedesi ve hiçbir kardeşi yoksa varislik ölenin amca tarafınındır. Amcası ve amcaoğulları ve onların oğulları da yoksa ayrıca babasının amcaları veya oğulları, meyyitin dedesinin amcaları veya oğulları yok ise yani meyyitin baba tarafından hiçbir erkek varis olmazsa o zaman, zevi’l-erham dediğimiz meyyitin; kız yeğenleri ile kız kardeşinin çocukları ve hala, dayı, teyze cihetinden akrabaları vesaire gibi kişiler mirasçı olurlar.
Erkek akraba bulunmadığında evlatlığa değil kadın olsun erkek olsun zevi’l-erham sınıfından en yakın akrabaya miras verilir.
Yine onlarında; Aana baba bir veya baba bir veya ana bir akrabalık durumları varislik yönünden dikkate alınır ve öncelik tanınır.
Murisin mal varlıkları; bahçe, tarla, arsa, evler gibi gayrimenkulleri, nakit, araba ve sair menkulleri, velhasıl bütün mal varlığı feraiz hükümlerine tabidir.



21 Ekim 2014 Salı

BAZI DÎNÎ TABİRLER



Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdu:
 "Kabir azabı haktır, vâkidir. Buna inanmayan kimse azâb olunur.
(İbn-i Hacer, el-Metâlibü 'l-Âliyye)
Hicrî: 27  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi

BAZI DÎNÎ TABİRLER


Kabir suâli: İnsan ölünce kabrinde "Münker ve Nekir" melekleri tarafından sorguya çekilecek, "Rabb'in kimdir? Peygamberin kimdir? Dinin nedir? Kıblen neresidir?" diye sual olunacaktır ki, buna kabir suali denir.
Sual ve cevap, âhiret gününde Allâhü Teâlâ tarafından insanlar ve cinlerden mükellef olanların sorguya çekilmesidir. Mahşerde büyük bir adalet mahkemesi kurulacak, herkesten dünyadaki yaptıkları sorulacak, ona göre hakkında karar verilecektir.
Amel Defteri, her insanın dünyada iyi ve kötü bütün işledikleri melekler tarafından yazılmış olan defterdir. Bu defter, ahirette sahibine verilecek, "Al kitabını oku!" denilecek, hiç bir şey gizli kalmayacaktır.
Mîzân, mahşerde herkesin amellerini tartmaya mahsus bir adalet mikyası(âleti)dir ki, amellerin iyi ve kötü miktarı anlaşılmış olur.
Sırat, Cehennemin üzerine kurulmuş olup geçilmesi pek zor bir köprüdür. Üzerinden Allâhü Teâlâ'nın muhterem kulları pek kolay geçer. Hattâ bir kısmı birer göz kamaştırıcı şimşek gibi geçip Cennete gireceklerdir. Kâfirler ile affa mazhar olmayan bir kısım mü'minler de geçemeyip Cehenneme düşeceklerdir.
Kevser Havzı, Mahşer gününde Allâhü Teâlâ tarafından Peygamberimize (s.a.v.) ihsan buyurulmuş olan gayet büyük bir havuzdur. Bunun pek tatlı, berrak suyundan mü'minler içecek, mahşerin dehşetinden ileri gelen hararetlerini gidereceklerdir.
Şefaat, âhiret günü bir kısım günahkâr mü'minlerin af edilmeleri ve itaatli mü'minlerin de yüksek mertebelere ermeleri için Peygamberimizin ve sair büyük zatların Allâhü Teâlâ'dan niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır.
Ahirette bütün insanlara âit muhakeme ve muhasebenin bir an evvel yapılması için en büyük şefaatte bulunacak zat, Peygamberimiz Efendimizdir. Peygamberimizin (s.a.v.) bu şefaatine "Şefâat-i uzmâ" denir. Ve onun böylece hâiz olduğu yüksek makama, imtiyaza da "Makam-ı Mahmud" denir.
Hicrî: 27  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi



DÎN İLİMLERİNE DÂİR İLK KİTAP YAZAN İMÂM-I AZAM'DIR



Hadîs-i Şerîf:
 "Kim sabah ve yatsı namazını cemâatle kıl(maya devam ed)erse iki berâtı olur: Biri nifaktan berât, biri de şirkten berât.
(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ebû Hanîfe)
Hicrî: 23  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi

DÎN İLİMLERİNE DÂİR İLK KİTAP YAZAN İMÂM-I AZAM'DIR


Dîn ilimlerini ilk defa tertip eden İmâm-ı A'zam hazretleridir. Ondan sonra İmâm Mâlik bin Enes Muvatta'ında onun tertibini esas almıştır. Ashâb-ı Kirâm aleyhimü'r-rıdvân ve Tâbiîn dînî ilimlerde kitaplar hazırlamadılar. Onlar ilimleri hâfızalarında muhâfaza etmekteydiler. İmâm-ı A'zam Hazretleri ilmin zayi olmasından korktuğu için onu tasnif etti.
İlk önce tahâreti, sonra namazı yazdı. Sonra diğer ibadetleri beyan ettikten sonra insanlar arasındaki muamelelere dair olan hükümleri koydu. Kitabını ferâiz (miras hukûku) ile bitirdi. Kitaba tahâret ve namazla başlaması, ibâdetlerin en mühimmi olduğundan, miras hukûkuyla bitirmesi de insanların başlarına gelen en son halin miras olduğundandır.
İlk defa Feraiz ve Şurût kitaplarını o yazmıştır. Bundan dolayı İmâm Şâfiî hazretleri:
"İnsanlar fıkıhda İmâm-ı A'zam'ın çocukları gibidir." buyurmuştur. (Tebyîzu 's-Sahife, Suyûti)
Dede Cöngî merhûm şöyle der: 'İmâm-ı A'zam Hazretlerinin tasnif ettiği bir kitap yoktur' sözü Mutezileye aittir. Şerh-i Pezdevî'de İmâm Erzincânî'nin şöyle dediği nakledilmektedir: "İmâm-ı A'zam Hazretleri Kitâbü'l-Alim ve'l-Müteallim, talebesi Osmân el-Büstî'ye
gönderdiği er-Risâle, el-Fıkhü'l-Ekber, ve ilm-i sarfa dair Maksûd kitaplarını tasnîf etmiştir.
İmâm Sadru'l-eimme (rh.) "İmâm-ı A'zam Ebû Hanîfe'nin ilimlerin gayet müşkil bahislerini çözdüğü, nahiv ve Arab lisanının esrârına, hesap ilminin inceliklerine dair beyan ettikleriyle beraber hallettiği meseleler, beş yüz bine ulaştı." demiştir.
Hidâye şerhi İnâye'de "Hanefî âlimleri bir milyon yüz yetmiş bin küsur meseleyi izah etti." denilmiştir.

KITA:

Tutmaz olur tutan eller, Çürür söz söyleyen diller,
Sevip kazandığın mallar, Vârislere kalır birgün...
Hicrî: 23  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi



KİM SÜKÛT EDERSE KURTULUR



Hadîs-i Şerîf:
 "İlmi ile amel eden, malının (ihtiyaçtan) fazlasını infâk eden, boş ve lüzûmsuz sözden dilini tutan kimseye müjdeler olsun."
(Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Şuabu'l-Imân)
Hicrî: 22  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi

"KİM SÜKÛT EDERSE KURTULUR"


İmâm Gazâlî rahimehullâh buyurdu:
İyi bil ki dilin belası ve tehlikesi pek büyüktür. Bundan kurtuluş ancak sükût etmek, susmak iledir. Bu sebeple Resûlullâh (s.a.v.) susmayı methetmiş ve ona teşvik etmiştir. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
•  "Kim sükût ederse kurtulur."
•  "Sükût etmek hikmettir, fakat sükût edenler azdır."
•   "Kim iki çenesi arasın(daki dilin)e ve iffetine kefîl olur; -haramdan korursa- ben de onun cennete girmesine kefîl olurum."
Muaz bin Cebel (r.a.) Resûlullâh (s.a.v.)'den bir tavsiyede bulunmasını istedi.
Resûlullâh (s.a.v.) şöyle buyurdu:
"Allâh'a, onu görüyormuş gibi ibâdet et, nefsini ölüler arasında say. İstersen bütün bunlardan daha mühimmini haber vereyim." buyurdu ve dilini gösterdi. Hazret-i Muâz:
"Yâ Resûlallâh, bizler söylediklerimizden sorulacak mıyız?" deyince şöyle buyurdular:
"Anan seni kaybetsin. İnsanları yüzleri üzere yahud burunları üzere ateşe atan ancak (küfür ve yalan söylemek, söğmek, lânet, iftirâ, gıybet, dedikodu etmek ve benzeri gibi) dillerinin yaptıkları değil midir?"
Hz. İbn-i Mesûd (r.a.) "Allâha yemin ederim ki en uzun müddet hapsedilmesi; tutulması gereken şey dildir" buyurmuştur. Dilin âfetleri pek çoktur. Dilin sakınılması gereken bazı zararları şunlardır:
Faydasız sözleri konuşmak, çok söz söylemek, günah ve çirkin sözleri söylemek, hasımlarıyla uzun uzadıya mücadele etmek, düşmanlık peşinde olmak, güzel ve edebî söz söylemek kaygısıyla haddini aşan sözler etmek, sövmek, lanet etmek, şehveti tahrik eden şarkı vesair sözleri söylemek, mizaha çok düşkün olmak, alay etmek, insanları tah­kir etmek, sırları ifşa etmek -ki bu emanete ihanettir-, yalan va'dlerde bulunmak, gıybet etmek, nemîme (birisinin sözünü aralarını bozmak için başkasına taşımak), insanları hep medhetmek; yağcılık yapmak.
Hicrî: 22  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi



KUREYŞ SÛRESİNİN ESRARI



Hadîs-i Şerîf:
 "Namazın ilk vaktinde kılınmasında Allâh'ın rızâsı vardır, son vaktinde kılınmasında ise Allâh'ın affı vardır."
 (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî: 21  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi

KUREYŞ SÛRESİNİN ESRARI


Eyüp Sabri Paşa Mekke'de olan bir veba salgınını Mir'âtü'l- Haremeyn kitabında Şeyh Ahmed Duhani isimli zattan naklen şöyle anlatıyor:
Bundan evvel Mekke'de gayet dehşetli veba hastalığı olmuştu. Gerek hacılar ve gerek ahali yollarda gidip gelirlerken birdenbire düşüp vefat ederlerdi. Cenazelerin çokluğundan yollarda yürümek, Mescid-i Harâm'a gitmek imkânsız bir hale geldi.
Hastalığın en ziyade dehşet verdiği günlerde beni de korku sardı ve namazlarımı evde kılmaya karar verdim. Fakat ikindi cemaatini feda edemeyip Harem-i Şerife gittim ve namazdan sonra Safâ kapısından çıkıp güçlükle Safâ dağı eteklerine kadar gidebildim. Yolun iki geçesinde birçok kimseler yatıp kalmış ve Müslüman cenazelerinden sa'yetmek imkânı kalmamış idi. Cenazelerin çokluğundan ürküp daha ileri hareket edemedim, cansız bir ceset gibi Safâ'ya dayanıp kaldım. Bir müddet sonra kulağıma şöyle bir ses geldi:
"Sen utanmaz mısın? '.ecelleri geldiği vakit artık bir saat geri de kalamazlar, ileri de gidemezler.' (mealindeki Yunus Sûresinin 49.) âyet-i celîlesine inanmaz mısın? Oldukça âlimsin, epeyce tefsir ve hadis kitapları okudun, îmân ağacı gönül bahçende kök tutup karar kıldı. Li-îlâfi kureyş sûre-i celîlesini okumaya devam edersen hiçbir şeyden korkmazsın. Ve bu sırrı her kime söylersen vehim belâsından onu da kurtarmış olursun. Vah vah ayıptır, hem de günahtır." Sanki o saate kadar cansızmışım da bu ses kulağımdan bana bir ruh üşemiş gibi titreyen vücuduma taze bir hayat geldi, vesveseden hiç eser kalmadı. Sesin ilhâm olduğunu anlayıp Kureyş Sûresini okuyarak evime döndüm, aileme "Li-îlâfi." sûre-i celîlesine devâm etmelerini tenbih eyledim. Korku ve dehşetin ehl-i beytimden dahi zâil olduğunu görünce artık her kime tesadüf ettim ise emrolunduğum üzere bu sûreyi okumalarını tavsiye ederdim. Elhamdülillâh, bu mübârek sûreye devam edenlerin hiçbirinde vehimden eser kalmadı.
Hicrî: 21  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi



NAMAZ KILMAK MEKRUH OLAN VAKİTLER



Hadisi Şerif: 
 "Evlerinizde (nâfile) namaz kılınız. Evlerinizi (namaz kılmayı terk ederek) kabirlere çevirmeyiniz."
 (Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ebû Hanîfe)
Hicrî: 17  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi

BİR KISIM DİNİ TABİRLER

Ef'âl-i mükellefin: Mükellef; akıllı ve bâliğ; ergen insanların yaptıkları işlerdir ki: Farz, vacip, sünnet, müstehap, helal, mübah, mekruh, haram, sahih, fasit, batıl gibi kısımlara ayrılır. Farz: Yapılması dinde kat'î sûrette emrolunan her hangi bir vazifedir. Farz-ı ayın ve farz-ı kifâye kısımlarına da ayrılır. Farz-ı ayın: Mükelleflerden her birinin yapması lazım gelen farzdır. Beş vakitteki namazlar gibi.
Farz-ı kifâye: Mükelleflerden bazılarının yapmaları ile diğerlerinden sakıt olan, yani, onlar için yapmak mecburiyeti kalmayan farzdır. Cenaze namazı gibi.

NAMAZ KILMAK MEKRUH OLAN VAKİTLER

•  Güneşin doğmasından 40-50* dakika sonrasına kadar.
•  Güneş tam tepede iken yani öğle vaktinden evvelki 15-20* dakika,
•   Güneş batarken, akşam namazından evvelki 40-50* dakika farz ve vâcib olan namazlar kılınmaz. Ancak o günün ikindi namazı kılınmamış ise güneş batarken kılınması sahîhdir.
Bu üç vaktin dışında hazırlanan cenazenin namazı da bu üç vakitte sahîh olmaz.
Bu üç vaktin haricinde okunan secde âyetinin secdesi de bu üç vakitte edâ edilmez.
Bu üç vakitde ve bundan başka:
•  Sabah namazının vaktinde,
•   İkindinin farzından sonra güneş batıncaya kadar ve güneş battıktan sonra akşamın farzını kılmadan önce nafile kılmak tahrîmen mekrûhdur.
Bu vakitlerde nafile namaza başlamış olsa mekrûh olmakla birlikte edası caizdir. Ancak kerahetten kurtulmak için namazı kesip kerahetin olmadığı vakitte kaza etmelidir. (Dürri yekta)
•   Bu müddet Türkiye için geçerlidir.
Hicrî: 17  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi




UBEYDULLÂH EL-AHRÂR (K.S.)



Hadisi Şerif: 
"Bir kimsenin (din) kardeşine üç günden fazla dargın kalması helâl olmaz."
(Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh)
Hicrî: 15  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi

HÂCE UBEYDULLÂH EL-AHRÂR (K.S.)


Silsile-i Sâdât'ın on sekizinci halkası olan Hâce Ubeydullâh Ahrâr (k.s.) Hazretlerinin babası Hâce Muhammed, dedesi ise Hâce Şihâbüddîn'dir. Asıl ismi Nâsıruddîn Ubeydullâh Ahrâr Şâşî Semerkandî'dir. Hâce Hazretleri, 806 senesi Ramazân ayında (M.1404) Taşkend'in Bağistan köyünde doğdu. Şeyh Ömer Bağıstânî (k.s.) annesi tarafından dedesi olup neseb-i şerîfleri on altı vâsıta ile Abdullah b. Ömeru'l-Fâruk'a (r.anhümâ) ulaşır. Hâce Hazretleri doğdukdan sonra vâlideleri nifasından temizlenip gusledinceye kadar annesinin memesini kabul etmemiş, kırk gün süt emmemişlerdir.
Hâce Ubeydullâh Hazretleri yirmi iki yaşında iken dayısı Hâce İbrâhîm onu ilim tahsili için Taşkend'den Semerkand'a gönderdi. İki sene Mâverâunnehir âlimlerinin meclislerinde ilim tahsil etti. Yirmi dört yaşında Herat'a gitti. Beş yıl kadar da Herat'taki büyük zâtların meclislerinde bulunduktan sonra yirmi dokuz yaşında vatanı Taşkend'e döndüler.
Hâce Ubeydullâh Hazretleri (k.s.) tasavvufta Ya'kûb-i Çarhî (k.s.) Hazretlerinin terbiyesinde yetişmiştir.
Ubeydullâh Ahrâr Hazretleri (k.s.) devrin sultanlarının îtibar ettiği bir zattı. Sultanlara hep nasihatlerde bulunmuş, aralarında ihtilaf olan sultanlarla görüşüp birbirlerine karşı sevgi ve muhabbeti tesis etmişlerdir.
Ubeydullâh Ahrâr Hazretleri, 895 (M. 1490) senesi, Rebîülevvel ayının son günlerinde Semerkand yakınlarındaki Kemânkerân'da vefat etmiş, na'ş-ı şerîfleri Sultan Ahmed Mirza tarafından Semerkand'a nakledilip defnedilmiştir. Ömrü 89 sene olduğu gibi âhir ömründeki hastalık müddeti de 89 gündür.
İrşad vazifesine Mevlânâ Muhammed Zâhid Bedahşî (k.s.) devam etmişlerdir.
Ubeydullâh Hazretlerinin eserlerinden bazıları şunlardır: Risâle-i
Vâlidiyye, Fıkarâtü'l-Arifın ve Risâle-i Havrâiyye. Buyurdular ki:
"Ehl-i râbıtada bu'd-i sûrî (maddî uzaklık), kurb-i ma'nevîye (manevî yakınlığa) mâni değildir."
Hicrî: 15  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi

UBEYDULLÂH AHRÂR'IN (K.S.) BİR KERAMETİ


Babür Şah'ın dedesi Mirza Ebû Saîd anlatıyor: Bir gün şarap içmek gibi kötü bir arzuda bulunmuştum. Evimde bulunmadığından hizmetçilerimden birisine, 'Gece olunca şarap şişesini benim penceremin önüne getir. Ben yukarıdan ip sarkıtır alırım,' diye tenbih ettim. Hizmetçi şişeyi getirdi. Ben de ipi pencereden sarkıttım. Şişeyi ipe iyice bağladı. Yukarı çekmeye başladım. Nasılsa şişe duvara çarpıp kırıldı. Çok canım sıkıldı. Yatıp uyudum. Sabah olunca erkenden kimse görmesin diye şişe parçalarını oradan kaldırdım. Sonra da Hâce Ubeydullâh Ahrâr Hazretlerinin hizmetlerine gittim.
Beni görünce ilk sözleri "Bu gece aşağıdan yukarıya doğru çektiğin şişenin kırılmasını işittik. Eğer o şişe kırılmasa idi bizim kalbimiz kırılacaktı ve bir daha birbirimizle görüşemeyecektik." oldu. Ben son derece mahcub ve pişman oldum. Can u dilden tevbe ve istiğfâr ettim.
Hicrî: 18  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi




DUHÂ, EVVÂBÎN VE TEHECCÜD NAMAZLARI



"Kim duhâ (kuşluk) namazını iki rek'at kılarsa, gâfillerden yazılmaz. Kim dört rek'at kılarsa, âbidlerden yazılır. Kim de altı rek'at kılarsa, o günde ona günâh erişmez." 
(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu 'cemü 's-Sağîr)

Hicrî: 8  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi

DUHÂ, EVVÂBÎN VE TEHECCÜD NAMAZLARI

Duhâ, Evvâbin ve Teheccüd namazları altışar rek'at olarak kılınır. Daha az veya daha çok kılınabilirse de ortası budur.
Duhâ namazının ilk iki rek'atine:
Niyet eyledim şükründen âciz olduğum bütün nîmetlerine teşekküren
Duhâ namazına: İkinci iki rek'atine:
Niyet eyledim şükründen âciz olduğum İslâmiyet nîmetine teşekküren
Duhâ namazına: Üçüncü iki rek'atine:
Niyet eyledim şükründen âciz olduğum Ümmet-i Muhammed'den olduğuma teşekküren Duhâ namazına, diye kalbden niyet edilir. Son iki rek'at oturarak kılınır.

Evvâbin ve Teheccüd namazlarına tek niyet kâfidir, her selâmdan sonra ayrıca niyete lüzum yoktur.

Evvâbin namazı eğer akşam namazının arkasından kılınacaksa; akşamın sünnetinden sonra tesbih ve duâdan önce kılınır. Arkasından tesbih çekilip duâ edilir.

Teheccüd vakti: Öğle vakti gündüzün hangi saatinde giriyorsa, gecenin o saatinde de teheccüd vakti girmiş olur. İmsak vaktine kadar devam eder. (Duâ ve İbâdetler, Fazilet Neşriyat)
Hicrî: 8  Zilhicce  1435   •Fazilet Takvimi