20 Şubat 2019 Çarşamba

MÜRŞİD-İ KÂMİLLER KALPLERİN TABİPLERİDİR




قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: خِيَارُ اُمَّتِى مَنْ دَعَا إِلَى اللهِ وَحَبَّبَ عِبَادَهُ إِلَيْهِ. (كنز)
رسول الله  أفندمز  ( صلى الله عليه وسلم )  ,"  أؤمتمك أك خيرلى لرى ، اللهه ( اونون ديننه ) دعوت أدن و قوللرنى اللهه سوديرندر .
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Ümmetimin en hayırlıları, Allâh’a (onun dînine) davet eden ve kullarını Allâh’a sevdirendir.
(Kenzü’l-Ummâl)
Hicrî:   15  Cemaziyelahır   1440  Fazilet Takvimi 

MÜRŞİD-İ KÂMİLLER KALPLERİN TABİPLERİDİR


Evliyâullah (mürşid-i kâmiller), kalbî hastalıkların tabipleridirler. Manevî hastalıkları gidermek, o büyüklerin teveccühüne bağlıdır. Onların mübârek sözleri devâ, nazarları da şifâdır. Onlar öyle bir topluluktur ki onlarla aynı meclislerde oturup kalkanlar, şakî (dünyada ve âhirette bedbaht) olmazlar. Onlar, Allâhü Teâlâ’nın celîsleridir (yani mahlûkâtın Cenâb-ı Hakk’a en yakın olanlarıdır). Yağmurlar onlar hürmetine yağdırılır, mahlûkât onlar sebebiyle rızıklandırılır.
Kalbî hastalıkların başı, mânevî hastalıkların esâsı, kalbin mâsivallâha yani Hak Sübhânehû’dan gayrına taalluku ve bağlılığıdır. Bu taalluktan kurtulmak mümkün olmadıkça kalbin selâmeti -kalb-i selîm sahibi olmak- düşünülemez. Çünkü Allâhü Teâlâ hakkında şirk aslâ câiz değildir. “İyi bilin ki Allâhü Teâlâ için olan din, şek ve şirkten pâk ve hâlis olandır…” -meâlindeki- Zümer Sûresi’nin üçüncü âyet-i celîlesi, Cenâb-ı Hakk’ın muhabbette şirki kabul etmediğini gösteren kat‘î bir delîldir. Hele bir de mâsivâ (başka şeylerin) muhabbeti, Mevlâ’nın muhabbetine gâlip gelirse kurtuluş nasıl düşünülebilir? Mevlâ’ya olan muhabbet, Allah’tan başka şeylere olan muhabbetin yanında yok olacak veya mağlup kalacak derecede olursa, işte bu hâl çirkinliğin ve hayâsızlığın nihâyeti, son noktasıdır. Peygamberimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) “Hayâ, îmândandır” hadîs-i şerîflerinden murâdı işte bu hayâ olsa gerektir.
Kalbin, mâsivâya (Mevlâ’dan başka hiçbir şeye) bağlanmadığının, iltifât etmediğinin alâmeti, kalbin mâsivâyı tamamen unutması, ondan vazgeçmesidir. Bu hâl öyle olmalı ki, bu kimse kendini zorlasa bile kat‘iyyen kalbine Hz. Allah’tan başka hiçbir şey getirememeli. Böyle olan kimsenin kalbini Allah’tan başka bir şeye bağlaması mümkün olur mu?
Bu makâm, ehlullâh arasında “Fenâ makâmı” diye tâbir olunur. Bu da tarîkatte atılan ilk adımdır. Bu makâm kıdem nurlarının zuhûr etmeye, mârifet ve hikmetlerin gelmeye başladığının alâmetidir. Mâsivâdan geçilmez ve bu makâmlara erilmezse, o kişinin âhiretteki hâli pek yamandır.
(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 1/m.109)
Hicrî:   15  Cemaziyelahır   1440  Fazilet Takvimi 


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder