قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : سُبْحَانَ الَّذِي اَسْرٰى بِعَبْدِهِ لَيْلًا مِنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ اِلَى الْمَسْجِدِ الْاَقْصَا الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ اٰيَاتِنَا اِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ الْبَصِيرُ. (سورة الاسراء ، ١)
الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : قلونى ( محمد عليه السلامى ) بر كجه مسجدى حرم ، دن او جورسنى مبارك قلديغمز مسجد آقصايه – اونه آيتلريمزدن كوسترلم ديه – يوروتن او ( الله بتون نقصان صفتلردان ) منزهدر . محقق هر شئ إشتن و كورن اودر . "
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen: Kulunu (Muhammed Aleyhisselâm’ı) bir gece Mescid-i Harâm’dan o çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksâ’ya -ona âyetlerimizden gösterelim diye- yürüten o (Allah bütün noksan sıfatlardan) münezzehtir. Muhakkak her şeyi işiten ve gören odur.”
(İsrâ Sûresi, âyet 1)
Hicrî: 26 Receb 1447 Fazilet Takvim
MÎRAC MUCİZESİ
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Hicret’ten bir buçuk sene evvel Receb-i şerîf ayının 27. gecesi, Burak ismindeki binek ile Mescid-i Harâm’dan Mescid-i Aksâ’ya götürüldü. Sonra (bir nevi asansör olan) mîrac ile Sahre’den (Mescid-i Aksâ’daki mübarek kayadan) semaya çıkarıldı. Sema katlarının her birinde peygamberlerden biriyle görüştü. Onlarla selamlaşıp konuştuktan sonra Sidre-i Müntehâ’ya ulaştı. Oradan da Refref’e bindi ve huzûr-ı İlâhî’ye vardı. Kendisine, Allâhü Teâlâ’nın melekûtünden, birçok acâyibât gösterildi.
Huzûr-ı İlâhî’ye varınca “Ettehıyyâtü lillâhi vessalevâtü vettayyibât” diyerek Cenâb-ı Hakk’ı övdü. Allâhü Teâlâ tarafından kendisine ikrâmla “Esselâmü aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtühû” diye hitâb olundu. Ve bu selâmın şerefine Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), ümmetini de dâhil edip “Esselâmü aleynâ ve alâ ıbâdillâhi’s-sâlihîn” buyurdu. Ümmetine bir gece ve gündüzde elli vakit namaz emrolunmuşken Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin tekrar tekrar yalvarması ile beş vakte hafifletildi. Geri dönerken, bütün dereceleri ile Cennetleri ve bütün derekeleri ile Cehennem’i gördü.
Beytü’l-Makdis’e gelip Mekke-i Mükerreme’ye doğru yola çıkınca Kureyş kervanını gördü. Sabah olunca, yaşanan hâdiseleri insanlara haber verdi. Peygamber Efendimize, Beytü’l-Makdis’ten ve Kureyş kervanının hâlinden suâl ettiler. Sordukları şeylerden birer birer açıkça haber verince, Allâh’ın yardımına mazhar olanlar tasdik ettiler; imandan nasibi olmayanlar ise inkâr ettiler.
Sabah mescide çıkıp bu hâdiseyi Kureyş’e haber verdiğinde, şaşkınlık ve inkârdan kimi el çırpıyor, kimi elini başına koyuyordu. İman etmiş olanlardan bazıları, dinden döndüler. İçlerinden bir kısmı, Hazret-i Ebûbekir’e (r.a.) koştu. Hazret-i Ebûbekir, “Eğer bunu o söylediyse şüphesiz doğrudur.” dedi. “Onu, bunda da mı tasdik ediyorsun?” dediler. “Ben, onu, bundan daha ötesinde -yani peygamberliğini- de tasdik ediyorum!” dedi. Bunun üzerine “Sıddîk” diye isimlendirildi.
Hicrî: 26 Receb 1447 Fazilet Takvim

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder