قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اِنْتِظَارُ الْفَرَجِ بِالصَّبْرِ عِبَادَةٌ. (ض)
رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : قلون ، بلى و مصيبتلره صبرأدرك اونلردان قورتولماي ( الله تعالى ، دان ) بكلمسى ، عبادتدر . "
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular: “Kulun, belâ ve musibetlere sabrederek onlardan kurtulmayı (Allâhü Teâlâ’dan) beklemesi, ibadettir.”
(Kuzâî, Müsnedü’ş-Şihâb)
Hicrî: 27 Ramazân 1447 Fazilet Takvim
SABIR VE NAMAZ
Cenâb-ı Hak, -meâlen-: “Sabır ve namaz ile yardım isteyiniz. Gerçi bu, nefislere ağır gelirse de huşûlu kimselere ağır gelmez.” (Bakara Sûresi, âyet 45) buyurmuştur.
Sabır, acıya katlanmak, geçmesi için sebât ve mukavemet göstermektir. Sabır, her ferâhın, her muvaffakiyetin anahtarıdır. Başa gelen darlığın ve sıkıntının geçmesi için Allâhü Teâlâ’nın yardımına kavuşturan sebeplerin en başında gelenidir. Sabırsız kimseler, her zaman darlık içindedir. Onların, başa gelen hâdiselere hiç dayanma güçleri yoktur. Her şeyi ister, her şeyden şikâyet ederler. Onlar, genişlik zamanında eldeki nimetin de kadrini kıymetini bilmezler, gözleri dâima başkasındadır. Az bir yokluk görünce tahammül edemez, mahvolurlar. Hâlbuki dünyada, değişmeyen hiçbir şey yoktur. Binâenaleyh bir darlığa mübtelâ olanlar, kalbini Allâhü Teâlâ’ya bağlayarak, tevekkül ederek bunun da Allâhü Teâlâ’nın izniyle geçeceğine iman eder ve Allâhü Teâlâ’nın yardımını, genişlik ve rahata kavuşacağı günü, inanarak ve samimiyetle beklerse kurtuluşa erer. Hem de hiçbir fenalığa düşmeden kurtuluşa nâil olur.
Bunun için insanlar, kendilerini sabra alıştırmalı; sabrı âdet edinebilmelidir. Sabrı âdet ve nefsi ıslah edebilmenin en iyi çaresi ise oruçtur.
Bununla beraber namazın da sabır hususunda büyük ehemmiyeti vardır. İnsan, abdest alarak yıkanır, temizlenir, avret mahallini kapatır. Bunları yapmak için emek ve mal da sarf eder. Sonra yüzünü kıbleye çevirerek istikametini tayin eder, kalbini, hüsn-i niyyet ile doldurur, kalbindeki sıkıntıları defedip şeytanın vesveselerini uzaklaştırır. Bütün âzâsıyla ve büyük bir saygı ile tekbirini alır ve ibadete koyulur. Dünyadaki acı, tatlı, her şeyi bir tarafa atar, Hak Teâlâ’ya münâcât eder. Kur’ân-ı Kerîm’i okur, Rabb’inin huzurunda sabırla durur. Böyle yapması, İlâhî yardımın gelmesine vâsıta olur. Darlıktan patlayacak dereceye gelen o kalpler kuvvetlenir, itimatlarını arttırırlar, sıkıntı zamanlarının kolaylıkla geçmesi için imkân bulurlar ve fazla olarak ayrıca bir saâdet, bir bahtiyarlık duyarlar. Bu sayede yalan, hile, hakkı gizlemek, aldatmak, aldanmak ve aşırılık gibi zilletlerden kendilerini kurtarırlar, Allâhü Teâlâ’nın yardımına ererler.
(Hak Dîni, Kur’an Dili Tefsiri, Fazilet Neşriyat)
Hicrî: 27 Ramazân 1447 Fazilet Takvim


