قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : جَدِّدُوا إِيمَانَكُمْ قِيلَ يَا رَسُولَ اللهِ وَكَيْفَ نُجَدِّدُ إِيمَانَنَا قَالَ أَكْثِرُوا مِنْ قَوْلِ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ. (حم)
رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : ‘‘ إماننزى ينلينز . ’’ بيوردولر . ‘‘ يا رسول الله ! إيمانمزى نصل ينلرز ؟ ’’ دنلنجه ؛ ‘‘لَا إِلٰهَ إِلَّا الله ، كلمهء توهيدنى جوق سويليرك . ’’ بيوردولر . "
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular : “İmanınızı yenileyiniz.” buyurdular. “Yâ Resûlallah! İmanımızı nasıl yenileriz?” denilince; “Lâ ilâhe illallâh, kelime-i tevhîdini çok söyleyerek.” buyurdular.
(Müsned-i Ahmed)
Hicrî: 10 Rebîulâhir 1448 Fazilet Takvim
İMAN EDEN KİMSELERE VERİLEN BİR MİSAL -1
Tahrîm Sûresi’nin 11. âyet-i kerîmesinde Allâhü Teâlâ, iman şerefine nâil bulunanlara, Firavun’un zevcesi Âsiye binti Müzâhim’i bir misâl olarak vermiştir. Hükümdar olan bir kâfirin nikâhı altında bulunmuş olduğu hâlde onun küfrüne ortak olmamıştı. Ruhunda iman nûru tecellî ederek Mûsâ aleyhisselâm’a, iman ettiğini açıklamış, Firavun da ona, iman etti diye, şiddetli bir ceza vermişti.
Rivâyete göre, Hz. Âsiye’yi dört çiviyle bir yere çiviletip üzerine büyükçe bir kaya koydurmuş, güneşin harareti altında bıraktırmıştı. O muhtereme kadın, Cenâb-ı Hakk’a şöyle yalvarmıştı: “Yâ Rabbi! Benim için manevî huzurunda, mümin kullarına nasip edeceğin Cennet’te, bir ev yap. Bir ebedî ikametgâh tayin buyur ve beni, Firavun’dan ve onun habîsâne, kâfirâne olan muamelelerinden kurtar. Beni, zâlimler kavminden, o Firavun’a tâbi olup küfür içinde yaşayan Kıptîlerden kurtarıp ebedî kurtuluşa erdir.”
Böyle duâ edince, rivâyet olunduğu üzere ona derhâl Cennet’teki makamı, keşf ile gösterilmiş ve hiçbir azâp duymaksızın ruhu alınmış, üstüne bırakılan kaya, ruhsuz kalan cesedinin üstüne düşmüştür. O da Sâhib-i Yâsin (Habîb-i Neccâr Hazretleri) gibi doğrudan doğruya Cennetlik olarak rahmet-i Rıdvân’a kavuşmuştur.
Demek ki herkes, kendi amelinden mesul olduğu için kötü kocaların eline düşmüş bulunan muhtereme kadınlar, her tehlikeye rağmen fenalıktan sakınarak Allâh’a karşı iman ve ihlâslarını muhafaza ettikleri surette, kocalarının fenalığından mesul olmazlar.
İşte ne dikkate şâyân yüce bir kabiliyet! Bir hükümdar sarayında birçok dünyevî varlıklar içinde yaşarken onların hadd-i zâtında hiçbir kıymeti olmadığını anlamış, küfrün, insanları ne vahîm âkıbetlere uğratacağını takdir etmiş, iman ile vasıflanmanın saadete vesile olup, her şeyin fevkinde bulunduğunu bilmiş, tasdik eylemişti. İşte insanlara lâyık olan dünyanın fâni varlığı için ebedî olan âhiret saadetini, mukaddesâtını feda etmek cehaletinde bulunmamaktır.
Hicrî: 10 Rebîulâhir 1448 Fazilet Takvim
SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"


