عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ يَقُولُ : كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ فَقَامَ بِلَالٌ يُنَادِى فَلَمَّا سَكَتَ قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مَنْ قَالَ مِثْلَ هٰذَا يَقِينًا دَخَلَ الْجَنَّةَ. (ن)
أببى هريرة رضى الله عنه ددكى : رسول الله أفندمز ( صلى الله عليه وسلم ) إيله برابر بلونويوردق . . بلال ( رضى الله عنه ) قالقب أزان اوقودى . بترنجه ، رسول الله أفندمز ( صلى الله عليه وسلم ) ، ‘‘ كيم ( مؤزنين ) ) سويلدكلرينى يقينن ( إنانرق ) تكرار أدرسه جنته كيرر . ’’ بيوردولر . "
Ebû Hüreyre radıyallâhü anh dedi ki: “Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) ile beraber bulunuyorduk. Bilâl (r.a.) kalkıp ezan okudu. Bitirince, Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Kim (müezzinin) söylediklerini yakînen (inanarak) tekrar ederse Cennet’e girer.” buyurdular.
(Sünen-i Nesâî)
Hicrî: 09 Şevval 1447 Fazilet Takvim
NAMAZ İÇİN DAVET: EZAN
İslâm’ın ilk yıllarında namaz vakitleri gelince Ashâb-ı Kirâm kendiliğinden gelip toplanırlardı. Namaz için davet yoktu. Mescid-i Nebevî inşa edildikten sonra, Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Ashâb-ı Kirâm ile istişâre edip “Halkı, namaza ne şekilde davet edelim?” diye sordular.
“Hristiyan ve Yahûdîlerinki gibi çan veya boru çalmak” gibi teklifleri, kâfirlerin âdeti olduğu için kabul etmediler.
Sonra Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, insanları namaza davet etmek üzere Medîne-i Münevvere içine vazifeliler, haberciler göndermeye hazırlanıyordu. Hattâ kimin nereye gideceği belirleniyordu. Abdullah bin Zeyd (r.a.), o gün evine döndüğünde ailesi, “Sana yemek hazırlayalım mı?” diye sordular. O ise “Peygamberimizin namaza davetle alâkalı bu mühim işi hallettiğini görmedikçe bir lokma yemek yemeyeceğim.” dedi.
O gece, Abdullah bin Zeyd (r.a.) Hazretlerine, Cebrâil (as.) rüyasında ezan ve kameti öğretti. Hz. Abdullah, sabah olur olmaz, Resûlullah Efendimizin huzuruna geldi, “Yâ Resûlallah! Bu gece bir rüya gördüm. Bir kimse geldi. Yeşil elbise giymişti. Bana şunları öğretti. Ben öyle bir hâldeydim ki, uyumuyordum desem doğru söylemiş olurum.” dedi ve ezanı ve kameti rüyasında öğrendiği gibi okudu.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “İnşâallâh hak rüya görmüşsün. Kalk, Bilâl’e de öğret. Onun sesi, seninkinden gürdür.” buyurdular. Abdullah bin Zeyd Hazretleri der ki: “Ben de kalkıp Bilâl’e öğrettim, o da ezanı okudu.
Hz. Ömer (r.a.) evindeydi; ezanı işitince hemen geldi: “Yâ Resûlallah! Seni hak peygamber olarak gönderen Allah hakkı için; ben rüyamda nasıl gördümse, Bilâl de ezanı öyle okudu.” dedi. Meğer Hz. Ömer de rüyâsında, Hz. Abdullâh’ın gördüğünü aynen görmüştü.
Bu husûsta Resûlullah Efendimiz (s.a.v.)’e vahiy gelmeyip Ashâb-ı Kirâm’dan bazı kimselere rüyâda gösterilmesinin hikmeti şu olsa gerektir ki, bazı hâlleri ümmetin kendisi bizzât müşâhede edince diğer tâatler, ibadetler ve dînî hükümlerin Allah katından olduğuna inançları sağlam, katî ve kuvvetlenmiş olur. Allâh’a itaat husûsunda gevşeklik gösterme ihtimâli kalmaz, dâima şevk üzere olurlar. Bu da büyük bir nimettir.
Hicrî: 09 Şevval 1447 Fazilet Takvim
SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"
