7 Şubat 2026 Cumartesi

ÂDEM ALEYHİSSELÂM’IN YARATILMASI

  

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍ نَبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَاهُ سَمِيعًا بَصِيرًا، اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا. (سورة الانسان، ۲-۳)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : شبهه يوق كى بز ، قرشق بر دامله صودان ياراتدق . اونى إمتحان أديورز . بو سببله اونى ، إشتجى و كوروجى قلدق . محقق كى بز ، اونه هدايت يولونى كوستردك ؛ إستر شكر أدجى و إستر نانكور اولسون . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen:   Şüphe yok ki biz, insanı, karışık bir damla sudan yarattık. Onu imtihan ediyoruz. Bu sebeple onu, işitici ve görücü kıldık. Muhakkak ki biz, ona hidayet yolunu gösterdik; ister şükredici ve ister nankör olsun.”

(İnsan Sûresi, âyet 2-3)

Hicrî:  19  Şaban   1447  Fazilet Takvim

 

ÂDEM ALEYHİSSELÂM’IN YARATILMASI

 

Tâbiîn’den Vehb bin Münebbih (rah.) Hazretleri şöyle buyurmuştur: Allâhü Teâlâ, Âdem âleyhisselâm’ı yaratmayı murat ettiğinde yeryüzüne şöyle buyurdu: “Muhakkak ki senden bir halife (kullar) yaratacağım. Onlardan bir kısmı bana itaat edecek, bu sebeple onları Cennet’e yerleştireceğim. Bir kısmı ise bana isyan edecek, onları da Cehennem’e atacağım.” Bunun üzerine yeryüzü: “(Ey Rabb’im!) Benden, Cehennemlik olacak birini mi yaratacaksın?” diyerek ağladı.

Allâhü Teâlâ, yeryüzünün siyah, beyaz, kırmızı, hoş, habis, yumuşak, sert ve dağlık olan muhtelif yerlerinden birer avuç toprak alması için Cebrâîl aleyhisselâm’ı gönderdi.

Cebrâîl aleyhisselâm yeryüzüne geldiğinde, yeryüzü, ona, “Seni gönderen Allâhü Teâlâ için benden hiçbir şey alma.” dedi. Bunun üzerine Cebrâîl aleyhisselâm, yeryüzünden bir şey almadan geri döndü ve “Ey Rabb’im! Yeryüzü, bana, senin yüce isminle yemin ettiği için ondan bir şey almadım.” dedi. Daha sonra Allâhü Teâlâ, Mîkâîl aleyhisselâm’ı yeryüzüne gönderdi. Yeryüzü, ona da aynı şeyi söyledi ve o da geri döndü. Ardından, Allâhü Teâlâ, İsrâfîl aleyhisselâm’ı gönderdi ve o da diğerleri gibi yeryüzünden bir şey almadan geri döndü. Daha sonra Allâhü Teâlâ, ölüm meleği Azrâîl aleyhisselâm’ı gönderdi.

Azrâîl aleyhisselâm, yeryüzüne vardığında yeryüzü, ona yalvardı ve “Senden, bugün benden bir avuç toprak almak için gönderen Allâhü Teâlâ’nın izzetine sığınırım ki o, bir avuç topraktan yarın nasibi Cehennem olacak kimseleri yaratacaktır.” dedi.

Azrâîl aleyhisselâm ise “Ben de onun emrine karşı gelmekten onun izzetine sığınırım.” diyerek yeryüzünün dört bir yanından toprak aldı. Bu topraklardan Âdem aleyhisselâm yaratıldı. Bu topraklar farklı renk ve evsafta olduğu için, Âdemoğulları da farklı renk ve evsaftadır; kimisinin rengi beyaz, kimisi siyah, kimisinin tabiatı yumuşak, kimisinin serttir. Yeryüzünden alınan her bir zerre, insan bedeninin yaratılışının aslı olmuştur.

Hicrî:  19 Şaban  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

6 Şubat 2026 Cuma

ÂHİRET HAYATI, DÜNYADA KAZANILIR


 

قال سُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِنَّ الدُّنْيَا حُلْوَةٌ خَضِرَةٌ وَإِنَّ اللهَ مُسْتَخْلِفُكُمْ فِيهَا فَيَنْظُرُ كَيْفَ تَعْمَلُونَ. (م)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : محقق دنيا ، طاطلى و يشلدر ( طاطلى ميوه و سبزلر كبى جابق كلب كجيجيدر ) شبهسز الله تعالى ، سزى دنياده حليفه قلمشدر . ( سزه ، أؤنجكى قوملر كبى تصرف حقى ورمشدر ) آرتق سزين بوراده نه يابطيغنزه ، نصل عمل أتديكنزه بقار . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  Muhakkak dünya, tatlı ve yeşildir (tatlı meyve ve sebzeler gibi çabuk gelip geçicidir). Şüphesiz Allâhü Teâlâ, sizi dünyada halîfe kılmıştır. (Size, önceki kavimler gibi tasarruf hakkı vermiştir.) Artık sizin burada ne yaptığınıza, nasıl amel ettiğinize bakar.”

(Sahîh-i Müslim)

Hicrî:  18  Şaban   1447  Fazilet Takvim

 

ÂHİRET HAYATI, DÜNYADA KAZANILIR

 

Dünya hayatı oyundan, eğlenceden, süslenmekten, insanların birbirlerine karşı övünmelerinden, mal ve çocuk sahibi olmaya çalışmaktan ibaret olmamalıdır. Zamanımız insanlarının çoğunda olduğu gibi, beşeriyetin bütün gayreti bunlardan ibaret olursa insanlık, bir hiç demektir. Hâlbuki insanlığın, insan olmanın husûsî bir manası vardır. İnsanın çalışmaları; ebedî saadete erişecek, âhiret nimetlerini kazandıracak şekilde başlayıp gelişmelidir. Bu çalışmaların icra yeri de yine dünyadır. Son devirlerde Müslümanların kimisi, dünyasız âhiret kazanılır zannediyor, kimileri de âhireti, dünya işlerine mâni olarak telâkki ediyor.

Dünya hayatından başka bir şey düşünmemek, nefsin zevklerine ve eğlencelerine zebun ve esir olmak demektir. İnsan, bu hâle düşmekten kendini muhafaza etmelidir. Bundan dolayı, insan her bir uzvunun bir gayesi, bir ‘mâ hulika leh’i (yaratılış maksadı) bulunduğunu düşünmelidir. Her uzvu bu gayede kullanabilmek, kulluğun, insanlığın kemal mertebesidir. Mesela ağzımız, vücudumuza lâzım olan gıda ve şifa maddelerinin giriş yeri ve sözlerin çıkış yeridir. Ağzımızı hiçbir vazife için kullanmazsak zulmetmiş oluruz. Bununla beraber aynı ağzın kötü şekilde kullanılması da kâbildir. Vücudumuza faydalı gıda ve şifa maddeleri yerine zararlı maddelerin alınması için kullanılırsa şüphesiz hata edilmiş olur. Bunun için İslâm’da her uzvun yaratılış maksadı tayin olunmuş ve o uzvun o gayede kullanılması, meşrû ve hattâ ibadet gibi görülmüştür. İslâm dininde zühd ve takvânın manası, nefse eziyet etmek değil, nefsi, dünya hayatına esaretten kurtarıp ebedî maksatlara yöneltmektir.

Birçok kimseler, dünya hayatının kısa sürede biteceğini düşünmez, uhdesine düşen vazifeleri îfâda bulunmaz, nefsinin hevâsına tâbi olarak muvakkat bir zevk ve safânın esiri olur. Bu cihetle dünya, kendisini aldatmış, kendisini ebedî bir saâdetten mahrum bırakmış bulunur. Hâlbuki âhiretteki yüce nimetler, dünyada iman ve ahlâk sahibi olup dünyası için âhiretini feda etmeyen zâtlara mahsustur.

Hicrî:  18 Şaban  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

5 Şubat 2026 Perşembe

MADDÎ VE MANEVÎ AŞILAMA

 

قال سُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ذِكْرُ اللهِ شِفَاءُ الْقُلُوبِ. (كنز)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : الله تعالى ي ذكر ، قلبلره شفادر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  Allâhü Teâlâ’yı zikir, kalplere şifâdır.”

(Kenzü’l-Ummâl)

Hicrî:  17  Şaban   1447  Fazilet Takvim

 

MADDÎ VE MANEVÎ AŞILAMA

 

Aşılama, bitkilere tatbik edilen tohumsuz bir çoğaltma şeklidir. Çoğaltılması istenilen çeşitten, bir gözün veya “aşı kalemi” adı verilen bir dal parçasının, “anaç” adı verilen diğer bir bitki üzerine yerleştirilip tutturulmasıyla yapılır.

Üretilmesi istenilen, kaliteli, bol verimli ve hastalıklara dayanıklı meyve çeşitlerini çoğaltmak aşılama ile mümkün olmaktadır.

Bağ-bahçe ziraatinde kullanılan birçok aşı şekli vardır. Bunlardan en çok kullanılanları, göz ve kalem aşılarıdır.

Göz aşıları, meyve ağaçlarının çoğaltılmasında, kalem aşılarına nispetle daha çok uygulanmaktadır. Göz aşıları, küçük fidanlarda kullanılmaktadır.

Kalem aşıları ise göz aşısı yapılamayacak kadar kartlaşmış olan meyve ağaçlarına yapılır. Kalem aşılarında, üzerinde 2, 3 veya 4 göz bulunan bir dal parçası (kalem) kullanılır. Bu yolla ağaçlardan, istenilen cinste ve daha iyi bir mahsul elde edilir.

Ağaçlar için aşı olduğu gibi insanlar için de bir nevi manevî aşı vardır. Nasıl ki ağaçlardan aşılama ile iyi mahsul yetişirse insanlardan da manevî aşı ile Allâh’a hakîkî bir kul, kendisine ve ailesine hayırlı olan nesiller yetişir.

Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye’nin 33. ve son halkasını teşkil eden Ebu’l-Fâruk Süleyman Hilmi TUNAHAN (K.S.) (SİLİSTREVÎ) Hazretleri şöyle buyurmuşlardır:

“Bizim vazifemiz, aşı yapmaktır. Zorla ağaç meyve vermediği gibi insan da zorla irşâd olmaz. Zorla yapılan iş, semere vermez.

Aşı ise iki kısımdır: 1- Nur, 2- Zulmet.

Zulmetin aşısıyla meşgul olanlar çok. Neticesi vahîm olan bu işle başlarına belâ bulanlar, sayılara sığmıyor. Biz, nur aşısıyla meşgulüz. Ağacı, güzel meyve vermeye zorlayıp, sopa ve balta ile vurulsa, altına ateş yakarak tehdit edilse, bozuk meyvelerini iyi yap, iyi çıkar, tembih ve tehdidinde bulunulsa, hiç kâr etmez. Ancak aşılamak suretiyle, meyvesi değişip, menfaat hâsıl olur.”

Hicrî:  17 Şaban  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3


4 Şubat 2026 Çarşamba

KUR’ÂN-I KERÎM, RESÛLULLAH EFENDİMİZİN KALBİNE İNDİRİLMİŞTİR


 

قال سُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنَّهُ لَيْسَ مِنْ شَيْءٍ يُقَرِّبُكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ وَيُبَعِّدُكُمْ مِنَ النَّارِ إِلَّا قَدْ أَمَرْتُكُمْ بِهِ وَلَيْسَ شَيْءٌ يُقَرِّبُكُمْ مِنَ النَّارِ وَيُبَاعِدُكُمْ مِنَ الْجَنَّةِ إِلَّا قَدْ نَهَيْتُكُمْ عَنْهُ. (ش)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : أى إنسانلر ! سزى ، جنته ياقلاشتراجق و جهنم ، دن اوزقلاشتراجق هر نه وار إيسه ألبتده سزه اونلرى أمرأتدم . سزى ، جهنمه ياقلاشتراجق و جنت ، دت اززقلاشتراجق هر نه وار إيسه ألبتده سزى ، اونلردان ده نهيتدم . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  Ey insanlar! Sizi, Cennet’e yaklaştıracak ve Cehennem’den uzaklaştıracak her ne var ise elbette size onları emrettim. Sizi, Cehennem’e yaklaştıracak ve Cennet’ten uzaklaştıracak her ne var ise elbette sizi, onlardan da nehyettim.”

(Musannef-i İbn-i Ebî Şeybe)

Hicrî:  16  Şaban   1447  Fazilet Takvim

 

KUR’ÂN-I KERÎM, RESÛLULLAH EFENDİMİZİN KALBİNE İNDİRİLMİŞTİR

 

Hak Teâlâ Hazretleri, Şuarâ Sûresi’nin 193. ve 194. âyet-i kerîmelerinde Kur’ân-ı Mübîn’in, Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem’in kalbi üzerine Cibrîl-i Emîn vasıtası ile indirilmiş olduğunu bildiriyor. Bu âyet-i kerîmeler şöyle tefsir edilmiştir:

O Kur’ân-ı Azîm’i, onun bütün âyetlerini, Rûhu’l-Emîn (Cebrâîl aleyhisselâm) vakit vakit getirip Hâtemü’l-Enbiyâ sallallâhü aleyhi ve sellem Hazretlerinin kalbi üzerine indirdi, ona tebliğ etti.

O indirilen âyetler, Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem’in kalbinde yerleşmiş oldu. Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, o âyet-i kerîmeleri ümmetine tebliğ etti, iman etmeyenlere, günah işleyenlere vaktiyle isyankâr kavimlerin başlarına gelmiş olan İlâhî âzâpları bildirdi. Bu suretle, diğer Peygamberler gibi, ümmetine İlâhî azâbı hatırlattı.

Cibrîl-i Emîn, getirmiş olduğu âyetleri Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem’e, vicâhen husûsî bir sûrette tebliğ etmiştir. “Senin kalbine inzâl etti, tebliğ etti” denilmesindeki hikmet ise -Allâhü a’lem- şudur:

Resûlullah (s.a.v.) Efendimize, tebliğ edilen âyetler, evvela mübarek ruhuna gelmiş, bu âyetler derhâl kalbine intikâl ederek oraya yerleşmiş ve kararlaşmış, onu müteâkip de ulvî dimâğına yükselerek hafızasını nurlandırmıştır. Hakikaten bütün rûhânî manalar, evvelâ rûha nâzil olur, sonra da oradan kalbe intikal eder. Çünkü ruh ile kalp arasında böyle bir alâka vardır. Bununla beraber kalp, bedenin âzâlarının en mühimidir. İnsanların mükâfatı veya cezâyı hak etmiş olmaları, kalbî hâllerinin bir neticesidir. Bir hadîs-i şerîfte de şöyle buyurulmuştur:

“Şüphesiz, cesette küçük bir et parçası vardır ki o, sâlih (iyi) olunca ceset de sâlih olur, o fâsit (kötü) olunca ceset de fesâda uğrar, o parça ise haberiniz olsun; kalptir.”

Hicrî:  16 Şaban  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3