11 Temmuz 2026 Cumartesi

ALLÂHÜ TEÂLÂ, ZÂLİMLERİ HELÂK EDER -1


قَال قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : اَلَٓا اِنَّ الظَّالِمِينَ فِي عَذَابٍ مُقِيمٍ. (سورة الشورى ، ٤٥)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : دقت أديك ! محققكى ظالملر ، ( آخرتده ) أبدى بر عذاب إيجنددرلر . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen  : ... Dikkat edin! Muhakkak ki zâlimler, (âhirette) ebedî bir azâp içindedirler.”

(Şûrâ Sûresi, âyet 45)

Hicrî:  26  Muharrem   1448  Fazilet Takvim

 

ALLÂHÜ TEÂLÂ, ZÂLİMLERİ HELÂK EDER -1

 

Hak Teâlâ Hazretleri, Hûd Sûresi’nin 116 ve 117. âyetlerinde, geçmiş ümmetlerin arasında, onları yeryüzünde fesat çıkarmaktan alıkoymaya çalışan kimselerin pek az bulunmuş olduğunu, onların dünyevî lezzetlere, varlıklara düşkün olup dînî vazifelerini yapmadıklarını bildirmektedir. Hem nefislerini hem başkalarını ıslah eden bir kavmi ise sadece bir zulüm sebebiyle helâk etmediğini beyan buyurmaktadır.

Şöyle tefsir edilmiştir: Ey Ümmet-i Muhammed! Sizden evvelki ümmetler arasında, yeryüzünde fesattan nehyeden (bozgunculuktan, kötülüklerden alıkoyan) ve insanları irşâda çalışan, güzel fikir, ilim, irfân ve fazilet sahibi zâtlar bulunmalı değil mi idi? Hâlbuki onların içinden ancak necâta (kurtuluşa) erdirdiğimiz pek az kimse, insanları fesattan, gayrimeşrû hareketlerden nehyetmişlerdi. İşte yalnız bunlar, necâta ermişlerdir.

Diğerleri ise emir ve nehyi terk etmiş, bu gibi dînî vazifeleri yapmaz olmuşlardı. Yani azınlıkta olan o kurtuluşa ermiş olanları dinlemeyip fesat yaparak veya kendileri yapmasa bile yapanları nehyetmeyi terk ederek kendilerine zulmetmiş oldular.

Ve o zulmedenler ise hâllerini ıslah etmediler, içinde bulundukları refaha, dünya varlığına, nefislerinin şehvetlerine uydular. Yalnız dünya malını elde etmeye çalıştılar, kulluk vazifelerini yerine getirmekten kaçındılar ve günahkâr kimseler oldular. Küfür ve isyan içinde kaldıkları için lâyık oldukları felâketlere kavuştular. Böylece kendi helâklerine sebep olmuş oldular.

Ve ey Resûl-i Zîşân’ım! Bir memleketin gerek idare eden ve gerek edilen ahalisi zulüm ve fesada meydan vermez, hem nefislerini hem de başkalarını ıslah ederlerse Kerîm ve Rahîm olan Rabb’in, o memleketi helâk edivermez. Birbirinin haklarına tecavüz etmedikleri, bilakis aralarındaki muâmelelerde istikâmetten, iyi hâlden ayrılmadıkları, alışverişlerinde doğruluğa riâyette bulundukları takdirde, onların ikametgâhları olan şehirlerini, Allâhü Teâlâ, bir zulüm ile helâk etmez.

(Devamı var)

Hicrî:  26 Muharrem  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

10 Temmuz 2026 Cuma

BÜYÜKLER HAKKINDA EDEBE RİÂYET ETMEK


 

عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ : أَتَى رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ رَجُلٌ وَمَعَهُ شَيْخٌ فَقَالَ: يَا فُلَانُ مَنْ هٰذَا مَعَكُمْ قَالَ أَبِي قَالَ: فَلَا تَمْشِ أَمَامَهُ وَلَا تَجْلِسْ قَبْلَهُ وَلَا تَدْعُهُ بِاسْمِهِ وَلَا تَسْتَسِبَّ لَهُ. (طس)

حضرتى عائشه ( رضى الله عنه ) ، دان روايت اولندى ، او ددكى : بر ظات ، رسول الله ( صلى الله عليه وسلم ) ، يك حضورونه كلدى . ياننده ده ياشلى بريسى واردى . ‘‘ أى فلان ، ياننداكى كيمدر ؟ ’’ ديه صوردولر . ‘‘ بابام ’’ دينجه رسول الله أفندمز ( صلى الله عليه وسلم ) ، ‘‘ اونون أؤنوندن يورومه ، اوندان أؤنجه اوطورمه ، اونى ، إسميله جاغرمه و اونه ، كوتى سوز سويلمه . ’’ بيوردولر . "

Hazret-i Âişe (r.anhâ)’dan rivâyet olundu, o dedi ki  : “Bir zât, Resûlullah (s.a.v.)’in huzuruna geldi. Yanında da yaşlı birisi vardı. “Ey fülan, yanındaki kimdir?” diye sordular. “Babam” deyince Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Onun önünden yürüme, ondan önce oturma, onu, ismiyle çağırma ve ona, kötü söz söyletme.” buyurdular.

(Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Evsat)

Hicrî:  25  Muharrem   1448  Fazilet Takvim

 

BÜYÜKLER HAKKINDA EDEBE RİÂYET ETMEK

 

Evliyâdan Seyyid Atâ (rah.), Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye’nin 12. halkası olan Ali Râmîtinî (k.s.) Hazretleri ile muâsır olup zaman zaman görüşürler, birbirlerine mektup gönderirlerdi.

Bir gün Seyyid Atâ, Ali Râmîtinî (k.s.) Hazretleri hakkında onu üzecek sözler söyledi. O günlerde de Asya’dan gelen çapulcular, şehri, yağma ve talan etmişler, Seyyid Atâ’nın da bir oğlunu esir alıp gitmişlerdi. Seyyid Atâ, başına gelen bu sıkıntının Ali Râmîtinî (k.s.) Hazretlerine karşı işlediği sû-i edepten geldiğini anladı. Pişman oldu, özrünü beyan için bir ziyafet tertip etti ve Ali Râmîtinî (k.s.) Hazretlerini de davet etti.

Seyyid Atâ’nın tevâzu ve üzüntüsünden, Ali Râmîtinî (k.s.) Hazretleri, onun maksadını anladı ve daveti kabul edip ziyafete gitti. Âlimler, şeyhler ve şehrin ileri gelenlerinden birçoğu orada idi.

Ali Râmîtinî (k.s.) Hazretlerinin üzerinde, büyük bir cezbe ve kuvvetli bir tasarruf hâli vardı. Sofra kurulup yemekler getirilince Ali Râmîtinî (k.s.) Hazretleri, “Seyyid Atâ’nın oğlu gelip sofraya oturmadıkça elimi yemeğe sürmem.” buyurdular.

Sonra bir müddet sükût ettiler. Orada bulunanlar da bu sözlerin eserinin meydana gelmesini beklediler. O esnada Seyyid Atâ’nın oğlu kapıdan girince, herkes bu kerâmet karşısında hayret etti. Nasıl kurtulduğunu sorduklarında ‘Az evvel çapulcuların elinde esir idim. Ellerim ve ayaklarım bağlıydı. Şimdi ise sizin aranızdayım. Bundan başka da bir şey bilmiyorum.’ dedi.

Orada bulunan herkes, bunun, Ali Râmîtinî (k.s.) Hazretlerinin kerâmeti olduğunu anladılar ve ona teslimiyetlerini bildirdiler. (Silsile-i Sâdât, Fazilet Neşriyat)

 

BEYİT:

 

Âkıl isen can gözün aç, tut kulak bu sözüme

Bir değirmendir bu dünya, öğüdür bir gün bizi

Câhidî (Ahmed Efendi)

Hicrî:  25 Muharrem  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

9 Temmuz 2026 Perşembe

EMİR TİMUR’UN İSLÂMİYET’E BAĞLILIĞI


 

قَال قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : اِنَّ اللّٰهَ يَأْمُرُ بِالْعَدْلِ وَالْاِحْسَانِ وَاِيتَٓائِ ذِي الْقُرْبٰى وَيَنْهٰى عَنِ الْفَحْشَٓاءِ وَالْمُنْكَرِ وَالْبَغْيِ يَعِظُكُمْ لَعَلَّكُمْ تَذَكَّرُونَ. (سورة النحل، ٩٠)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : خبرينز اولسون كى الله سزه ، عدالتى ، إحسانى ( إيلكى ) و يقنليغى اولانلره ( آقرابالره محتاج اولدقلرى شيلرى ) ورمي أمرأديور و جركن إشلردن ، منكردن ، آزغنلقدان نهيديور ، دنليب آنلايب طوطتسنز ديه سزه وعظ أديور( أؤكوت وريور ) . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen  : ... Haberiniz olsun ki Allah, size, adâleti, ihsânı (iyiliği) ve yakınlığı olanlara (akrabalara muhtaç oldukları şeyleri) vermeyi emrediyor ve çirkin işlerden, münkerden, azgınlıktan nehyediyor, dinleyip anlayıp tutasınız diye size vaaz ediyor (öğüt veriyor).”

(Nahl Sûresi, âyet 90)

Hicrî:  24  Muharrem   1448  Fazilet Takvim

 

EMİR TİMUR’UN İSLÂMİYET’E BAĞLILIĞI

 

Emir Timur, İslâm dünyasının büyük cihangirlerinden biridir. 1336 senesinde doğdu. Âlimleri ve Allah dostlarını çok severdi. Emir Timur, vasiyetinde demiştir ki:

Tecrübe bana gösterdi ki din ve kanun üzerine istinâd etmeyen bir devlet, uzun müddet pâyidâr olamaz. Böyle bir devlet, çıplak olup kendini gören herkese karşı gözlerini yere diken ve kimsenin yanında hiç hürmet ve itibarı olmayan adama benzer. Yine böyle bir devlet, tavanı, kapısı, avlu duvarları olmayan ve her önüne gelenin içeriye girebildiği bir eve benzer.

Bunun içindir ki ben, devletimin temellerini İslâmiyet üzerine kurdum ve hükümetimi idare için kanunlar tanzim ettim ki bu kanunlara saltanatım devam ettiği müddetçe riâyet ettim.

Devletimi, dini, dünyaya yaymak ve Peygamberimizin (s.a.v.) şerîatini sağlamlaştırmak üzere bina ettim. Her tarafa İslâmiyet’i; bu hidâyet nurunu ulaştırmak için çalıştım ve onu, devletimin özü kıldım.

İslâmiyet’e gireceklerin adedini çoğaltabilmek üzere Sevgili Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mübarek neslinden zâtları, Müslümanlar üzerine mutlak emir sahibi kıldım. Vakıf işlerine ve camilere mütevelliler, şehirlere ve kasabalara kâdılar, müftüler tayinini, onlara havale ettim. Din büyüklerine, âlimlere, fakîhlere vesair liyâkat sahiplerine maaş tahsisi ile de onlar meşgul oldular.

Birisi ordu, diğeri halk için olmak üzere iki kâdı tayin ettim. Her eyalete birer fakîh gönderdim. Bunlar, Müslümanları, yasak olan şeylerden nehyeder ve onların talim ve terbiyesiyle uğraşırdı. Kur’ân-ı Kerîm’i ve itikâdı, hakîkî din âlimlerinin beyanlarına göre, Müslümanlara öğretirlerdi. Halkımın arasındaki ihtilafları gidermeleri için bir adliye riyâseti tesis ettim. Şehirlere camiler ve medreseler, yollara kervansaraylar ve ırmaklar üzerine köprüler kurdurdum.

Böylece halkımın ve bütün âlimlerin teveccühüne mazhar oldum.

Hicrî:  24 Muharrem  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3