15 Eylül 2026 Salı

EBU’L-FÂRUK SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (K.S.) (SİLİSTREVÎ) HAZRETLERİNİN SÖZLERİNDEN


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : خِيَارُ اُمَّتِى مَنْ دَعَا إِلَى اللهِ وَحَبَّبَ عِبَادَهُ إِلَيْهِ. (كنز)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : أمتميك أك خيرللرى ، إنسانلرى ، اللهه ( اونون ديننه ) دعوت أدن و قللارينى ( عبادت و إطاعته سوك أدرك ) اللهه سوديرندر  . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, (bir a‘râbîye) şöyle buyurdular  : Ümmetimin en hayırlıları, insanları, Allâh’a (onun dinine) davet eden ve kullarını (ibadet ve itaate sevk ederek) Allâh’a sevdirendir.”

(Kenzü’l-Ummâl)

Hicrî:  04  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

EBU’L-FÂRUK SÜLEYMAN HİLMİ TUNAHAN (K.S.) (SİLİSTREVÎ) HAZRETLERİNİN SÖZLERİNDEN

 

“Evlatlarım, öğrendiklerinizi söylemekle kalmayıp kendiniz, birer yeşil ağaç olmaya çalışın. Sözlerinizi de vücudunuza tatbik edin.”

“Âfâtın zuhuru, itaate davet hikmetine bağlıdır. Cenâb-ı Hak, istidâdını kaybeden kullarını itaate rücû etsinler (dönsünler) diye birtakım âfât ve beliyyeler ile ikaz eder. Onları ikaz için, işledikleri maâsîden (günahlardan) bazısının acısını dünyada kendilerine tattırır.”

“Akıl, bir alet olup kuvvete tâbi olur. Ya nefse bağlıdır ya da ruha. Hangisi kuvvetli ise onun emrinde çalışır.”

“Kur’ân-ı Azîmüşşân, hem nur ve hem ruhtur. Kalbinde Kur’ân’dan bir şey bulunmayan insana ölü denmesinin sebebi, ruh olmadığı içindir.”

“Bir kâfirin, Müslüman olmazdan evvel yapmış olduğu küfür ve isyanı, İslâm’ı kabul edince affedilir. İrşâd da böyledir. İnsan, nûr-ı İlâhî ile aşılanınca geçmişteki bütün günahları silinir, yok olur.”

“Kâinât dediğimiz âlem-i kebîr yani Arş, Kürsî, Levh, Kalem, hepsi bu nurdan (nûr-i Muhammedî’den) meydana geldi. Resûlullah Efendimiz, zübde-i kâinâttır. Âlem-i kebîr ve âlem-i sağîrin tamamı ondan alınmıştır. Bütün ekâmîl (velîler), nuru ondan alır. Nasıl ki bir kandilden bin tane kandil yakılsa o kandilin ziyasından bir şey eksilmezse, Resûlullah Efendimizin nûr-ı Nübüvvetleri de bunun gibidir.”

“Gönül dedikleri şey, kalbe konulan kuvve-i rûhâniyyedir. Eğer hakikat nuru, kalpte tecellî edecek olursa sâir âzâ, salâha kavuşacaktır. Aksi takdirde salâha yol yoktur.”

“Takvâ; iman ile küfürden, ibadet ile isyandan, zikrullah ile de gafletten korunmaktır.”

“Zikrullah ile geçen bir nefesin, âlem-i âhirette hâsıl edeceği menâfi ve fezâil (menfaat ve faziletler), neş’e-i dünyada (dünya hayatında) takdir ve tasavvur olunamayacak derecede büyüktür.”

Hicrî:  04  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

14 Eylül 2026 Pazartesi

EF’ÂL-İ MÜKELLEFÎN


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِنَّكَ لَنْ تَدَعَ شَيْئًا اِتِّقَاءَ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ إِلَّا أَعْطَاكَ اللهُ خَيْرًا مِنْهُ. (حم)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : سن ، صرف الله تعالى ، دان قورقديغون إيجن بر شئ ترك أدرسن محقق الله تعالى ، صنه ، اوندان دها خيرلسنى إحسان أدر  . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, (bir a‘râbîye) şöyle buyurdular  : Sen, sırf Allâhü Teâlâ’dan korktuğun için bir şeyi terk edersen muhakkak Allâhü Teâlâ, sana, ondan daha hayırlısını ihsan eder.”

(Müsned-i Ahmed)

Hicrî:  03  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

EF’ÂL-İ MÜKELLEFÎN

 

İslâm dini, akıllı ve bâliğ (ergen) olan Müslüman erkek ve kadınlara, bazı şeyleri emretmiş, bazı şeyleri de yasaklamıştır. Bu emir ve yasaklar tekliftir, Müslümanlar da mükelleftir. Mükelleflerin işlemeleri veya işlememeleri gereken şeylere, ef’âl-i mükellefîn denir ki, şunlardır:

1-Farz: Kat’î delil ile sabit olan hükümlerdir ve iki kısımdır:

a-Farz-ı ayın: Mükellef her Müslümanın ancak kendisinin yapması ile yerine gelen amellerdir. Beş vakit namaz ve oruç gibi.

b-Farz-ı kifâye: Bazı Müslümanların yapmaları ile diğer Müslümanlardan mesûliyeti kalkan farzlardır. Cenâze namazı kılmak ve selâm almak gibi. Eğer böyle bir farzı, Müslümanlardan hiçbirisi yapmazsa hepsi mesul olurlar.

2-Vacip: Farz derecesinde katî olmayan delille sabit hükümlerdir. Vitir ve bayram namazları gibi.

3-Sünnet: Peygamberimizin (s.a.v.) mübarek sözü, işi ve başkası yaptığında hoş gördüğü şeylerdir. Sünnet, iki kısma ayrılır:

a-Sünnet-i müekkede: Peygamber Efendimizin (s.a.v.) devamlı olarak yapıp, pek az terk ettiği sünnetlerdir. Sabah ve öğle namazının sünnetleri gibi.

b-Sünnet-i gayr-i müekkede: Peygamberimizin (s.a.v.) arasıra yaptığı sünnetlerdir. İkindi ve yatsı namazlarının ilk sünneti gibi.

4-Müstehab: Peygamber Efendimizin bazen işledikleri şeylerdir. Sadaka vermek ve nâfile oruç tutmak gibi.

5-Mübâh: İşlenmesinde sevap, terk edilmesinde günah olmayan şeylerdir. Oturmak, kalkmak, yemek, içmek gibi.

6-Mekrûh: İşlenmesi hoş görülmeyen ve amelin sevabını eksilten şeylerdir. Namaz içinde, etrafa bakmak gibi.

7-Müfsid: Başlanmış bulunan bir ibadeti bozan şeylerdir. Abdestli iken bir yerinden kan veya irin çıkması, namazda gülmek ve oruçlu iken bir şey yemek gibi.

8-Haram: İşlenmesi katî delille yasak edilen şeylerdir. İçki içmek, anne-babanın meşru isteklerinde onlara âsî olmak gibi.

(Muhtasar İlmihâl, Fazilet Neşriyat)

Hicrî:  03  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

13 Eylül 2026 Pazar

HÂCE ÂRİF RİVGERÎ (K.S.) HAZRETLERİ VE BAZI NASİHATLERİ -2


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَا مِنْ مُسْلِمَيْنِ يَلْتَقِيَانِ فَيَتَصَافَحَانِ إِلَّا غُفِرَ لَهُمَا قَبْلَ أَنْ يَفْتَرِقَا. (د)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : إيكى مسلمان ، بربريله قرشلاشب مصافحه أدرسه محقق اونلر ، دها بربرندن آيرلمادان كونحلرى باغشلانر  . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : İki Müslüman, birbiriyle karşılaşıp musâfaha ederlerse muhakkak onlar, daha birbirinden ayrılmadan günahları bağışlanır.”

(Sünen-i Ebû Dâvûd)

Hicrî:  02  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

HÂCE ÂRİF RİVGERÎ (K.S.) HAZRETLERİ VE BAZI NASİHATLERİ -2

 

“İki şey, insanların helâkine sebeptir: Nafilelerle meşgul olup farzları ihmal etmek ve yaptığı amellerde, bedeniyle kalbinin ayrı olması.”

“Tâat edenlerin, yaptıkları tâat ile kendilerini günah işleyenlerden üstün görmeleri, günah işleyenlerin günahından daha kötü ve daha zararlıdır.”

“İnsanoğlunun şaşılacak bir husûsiyeti de şudur: Allâhü Teâlâ -meâlen- ‘Yeryüzünde kımıldayan hiçbir canlı yoktur ki rızkı, Allâhü Teâlâ tarafından ihsan ediliyor olmasın.’ (Hûd Sûresi, âyet 6) buyurarak onların rızıklarını vermeyi vâdetmiştir. Buna rağmen onlar, bütün gayretlerini, rızık bulmaya sarf ederler de âhirette yüce mertebelere kavuşmak için gayret göstermezler. Hâlbuki onlar, bu mertebelere ancak sâlih amellerle ulaşılacağını da bilirler.”

“Bütün kötülüklerin anahtarı, dünyaya muhabbet, bütün iyiliklerin anahtarı da dünyadan yüz çevirmektir.”

“Şu iki şey, kalbi ifsat eder, karartır: Fazla yemek ve fazla uyumak.”

 

YAPILAN İŞİ KÜÇÜK GÖRMEMEK

 

Yapılması gereken her iş için, o işi yapacak imkân ve vakit varken yapmayı fırsat bilmelidir. İşi küçük görerek -ne zaman olsa olur- diye ertelemeyip, büyük işlere ne kadar ihtimam ediyorsa, az ve küçük işlere de aynı ihtimamı göstermelidir.

Bu, şuna benzer ki, aslan, bir fil üzerine hücumda ne kadar ihtimam gösterirse, küçük bir tavşan üzerine hamlede de o kadar gayret sarf eder. Zira birçok iş, başlangıçta küçük görünür de alınması gereken tedbir ihmal olunursa, kısa bir müddet içinde, büyük gayretlere gerek duyulacak bir felaket hâline gelir.

Bu mevzuda şöyle nasihat edilmiştir: Sana düşmanlık eden, her ne kadar âciz ve küçük olsa da, yine sen, onu küçük görme. Zira kılıç, bazı zaman olur ki, küçük iğnenin yaptığı işi yapamazken diğer taraftan, yaralama âletlerinin en tesirlisi olup, bir vuruşta hedefini parçalar.

Hicrî:  02  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3