10 Mart 2026 Salı

ALACAKLARIN ZEKÂTI


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَطْلُ الْغَنِيِّ ظُلْمٌ. (ق)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : زنكنيك ( أؤدميه إمكانى اولديغى حالده ) بورجونى أؤدمي كجكدرمسى ، ( آلاجقليه بيوك ) بر ظلمدر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  Zenginin (ödemeye imkânı olduğu hâlde) borcunu ödemeyi geciktirmesi, (alacaklıya büyük) bir zulümdür.”

(Müttefekun Aleyh; Sahîh-i Buhârî ve Müslim)

Hicrî:  20  Ramazân   1447  Fazilet Takvim

 

ALACAKLARIN ZEKÂTI

 

Başkasının zimmetinde olan alacak paranın zekâtı hakkında Hanefî Mezhebi’nin görüşü şöyledir:

Verilen borç senelerce inkâr edilip, verildiğine dair delil ve şâhit de bulunamıyor veya geri alınamıyorsa borç verilen bu mal, seneler sonra sahibinin eline geçse, önceki seneler için zekât lâzım gelmez.

Fakat borçlu, aldığı ödünç parayı yahut alışverişten dolayı olan borcunu inkâr etmiyorsa, bu alacak tahsil edildiğinde, borcu verenin, o mala ait geçmiş senelerin zekâtını vermesi icap eder. Hattâ alacaklı olan zengin, fakir olan borçluya alacağını bağışlasa veya alacağını başka birine hibe edip o da borçludan onu tahsil etse, yine alacaklı olan şahsa geçmiş senelerin zekâtını vermek lâzım gelir.

İmâm-ı Âzam rahimehullâh’a göre üç çeşit borç vardır:

  1. Ödünç (borç) verilen para yahut satılan malın bedeli olan paradır. Buna, “deyn-i kavî” (kuvvetli borç) denir. Bu para, nisab miktarı olur ve üzerinden bir sene geçerse zekâta tâbidir. Fakat zekâtını hemen vermek icap etmez. Para ele geçtikten sonra geçmiş senelerin zekâtı verilir.
  2. Ev kirası veya ticaret için olmayan bir malın bedeli gibi zekâta tâbi olmayan paradır. Buna, “deyn-i mutavassıt” (orta borç) denir. Bu para veya mal, nisâb miktarı olup üzerinden bir sene geçerse, zekâta tâbi olur. Ancak alındıktan sonra zekâtı verilir.
  3. Bir mal karşılığı olmayan birtakım alacaklardır. Mehir ve diyet parası gibi ki buna fıkıh ıstılâhında “deyn-i zaîf” (zayıf borç) denilir. Bu mal, nisâba bâliğ olursa zekâta tâbi olur. Ancak, bu paranın nisap miktarı kadarı alındıktan sonra ve üzerinden bir sene geçtiği takdirde zekâta tâbi olur.

(Zekât ve Verileceği Yerler, Fazilet Neşriyat)

Hicrî:  20 Ramazân  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

9 Mart 2026 Pazartesi

MALLARINI ALLAH YOLUNDA HARCAYANLAR


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَنْ أَرْسَلَ بِنَفَقَةٍ فِي سَبِيلِ اللهِ وَأَقَامَ فِي بَيْتِهِ فَلَهُ بِكُلِّ دِرْهَمٍ سَبْعُ مِائَةِ دِرْهَمٍ وَمَنْ غَزَا بِنَفْسِهِ فِي سَبِيلِ اللهِ وَأَنْفَقَ فِي وَجْهِ ذٰلِكَ فَلَهُ بِكُلِّ دِرْهَمٍ سَبْعُ مِائَةِ أَلْفِ دِرْهَمٍ. (هـ)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : هر كيم أونده اوطورديغى حالده الله يولنده ( جهاد أدنلره ) إنفقته بولونورسه ، اونون هر بر درهمنه يدى يوز درهم ثواب واردر . هر كيم ده الله يولنده بززات كندسى ده جهاد أدرك بو يولده إنفقته بولونورسه ، اونون هر بر درهمنه يدى يوز بيك ديرهم ثوابى واردر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  Her kim evinde oturduğu hâlde Allah yolunda (cihâd edenlere) infakta bulunursa, onun her bir dirhemine yedi yüz dirhem sevabı vardır. Her kim de Allah yolunda bizzât kendisi de cihâd ederek bu yolda infakta bulunursa, onun her bir dirhemine yedi yüz bin dirhem sevabı vardır.”

(Sünen-i İbn-i Mâce)

Hicrî:  19  Ramazân   1447  Fazilet Takvim

 

MALLARINI ALLAH YOLUNDA HARCAYANLAR

 

Allâhü Teâlâ, Bakara Sûresi’nin 261 ilâ 268. âyet-i kerîmelerinde şöyle buyurmaktadır -meâlen-:

Mallarını Allah yolunda infak edenlerin misali, bir tohum gibidir ki yedi başak bitirmiş; her başakta yüz tane vardır. Allah, dilediğine kat kat artırır, Allah, Vâsi’dir, Alîm’dir.

Allah yolunda mallarını infak eden, sonra verdiklerinin arkasından başa kakmayı, gönül incitmeyi revâ görmeyen kimseler ki, onların, Rableri indinde ecirleri vardır, onlara bir korku yoktur ve onlar, mahzun da olmayacaklardır. Bir tatlı dil, bir mağfiret ise arkasından eziyet gelecek olan sadakadan daha hayırlıdır. Allah, Ganî’dir, Halîm’dir.

Ey iman edenler! Sadakalarınızı başa kakmak, gönül kırmakla heder etmeyin: O kimse gibi ki insanlara gösteriş için malını dağıtır da ne Allâh’a inanır ne âhiret gününe. Artık onun hâli, bir kayanın hâli gibidir ki üzerinde biraz toprak varmış, derken şiddetli bir sağanak inmiş de onu dümdüz etmiştir. Böyleleri, kazanmış olduklarından hiç istifade edemezler. Allah, kâfirler güruhunu doğru yola çıkarmaz.

Allah’ın rızasını aramak ve kendilerini Allah yolunda pâyidâr kılmak için mallarını infak edenlerin misali ise bir tepedeki güzel bir bahçenin hâline benzer ki çokça yağmur yağar da meyvelerini iki kat olarak yetiştirir. Ona çokça bir yağmur değil de bir çisenti bile düşse yine kifayet eder. Allâhü Teâlâ, yapacağınız şeyleri görür.

Hiç biriniz, arzu eder mi ki kendisinin hurma ağaçlarından ve üzümlerden bir bahçesi olsun, altından ırmaklar aksın ve onun için o bahçede her türlü meyveleri, mahsulâtı olsun; fakat kendisine ihtiyarlık çöksün, kendisinin zayıf, güçleri yetmez yavrucakları da bulunuversin de içinde ateş bulunan bir kasırga isabet ederek o bahçeyi yakıversin? İşte Allâhü Teâlâ, âyetlerini sizlere böylece beyan buyuruyor. Tâ ki tefekkür edesiniz.

Ey iman edenler! İnfakı gerek kazandıklarınızın ve gerek sizin için yerden çıkardıklarımızın temizlerinden yapın. Ve öyle, kötüsünü vermek kastında bulunmayın. Kendinizin gözü kapalı alıcısı olmadığınız şeyleri vermeye yeltenmeyin. Ve Allâh’ın Ganî ve Hamîd olduğunu bilin.

Şeytan sizi fakirlikle korkutup çirkin çirkin şeylere teşvik ediyor. Allâhü Teâlâ ise lütfundan bir mağfiret ve fazla bir kâr vaad buyuruyor. Allâhü Teâlâ Vâsi’dir, Alîm’dir (kudreti geniş, ilmi çoktur).

(Hak Dîni, Kur’ân Dili Tefsiri, Fazilet Neşriyat)

Hicrî:  19 Ramazân  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

8 Mart 2026 Pazar

ASHÂB-I SUFFE’NİN FAZİLETİ


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَنْ طَلَبَ عِلْمًا فَأَدْرَكَهُ كَتَبَ اللهُ لَهُ كِفْلَيْنِ مِنَ الْأَجْرِ وَمَنْ طَلَبَ عِلْمًا فَلَمْ يُدْرِكْهُ كَتَبَ اللهُ كِفْلًا مِنَ الْأَجْرِ. (طب)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : كيم ( عمل أتمك إيجن دينمزه آئد ) علم أؤكرنمك إستر و او علمى ألده أدرسه ، الله تعالى ، او كمسه إيجن إيكى أجر إحسان أدر . هر كيم ده علم أؤكرنمك إسترده اونى ألده أدمزسه ، الله تعالى ، او كمسه إيجن بر لأجر إحسان أدر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  Kim (amel etmek için dinimize ait) ilim öğrenmek ister ve o ilmi elde ederse, Allâhü Teâlâ, o kimse için iki ecir ihsan eder. Her kim de ilim öğrenmek ister de onu elde edemezse, Allâhü Teâlâ, o kimse için bir ecir ihsan eder.”

(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)

Hicrî:  18  Ramazân   1447  Fazilet Takvim

 

ASHÂB-I SUFFE’NİN FAZİLETİ

 

Ashâb-ı Suffe, Mescid-i Nebevî’nin sofasında ikamet edip, Kur’ân-ı Kerîm ilmi tahsil ederler, Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) derslerinden ve sohbetlerinden bol bol istifâde ederlerdi. Medîne-i Münevvere’de, ne bir meskenleri, ne de akrabaları vardı. En büyük meşguliyetleri, Allâh’ın kitâbını, Resûlullâh’ın sünnetini ve dinin hükümlerini öğrenmek, onu aralarında müzakere etmek ve başkalarına öğretmekti.

Ashâb-ı Suffe, öyle bir topluluktu ki onların ahlâkı, fânî ve geçici dünyaya meyletmekten uzaktı. Kalpleri, âhiret endişesi ile doluydu. Hiçbir ticaret ve mal, kendilerini Allâh’ın zikrinden aslâ alıkoymazdı.

Ellerinden kaçan dünyalık için hüzünlenmezler, ellerine geçen dünyalık için de pek sevinmezlerdi. İçlerinden nicesi, Peygamber Efendimizin (s.a.v.) asr-ı saadetlerinde kumandanlık, sefirlik (elçilik) gibi hizmette bulundular. Nefislerini, kötü huylardan temizlemişler, güzel ahlâk ile süslemişlerdi.

Ashâb-ı Suffe’den olan Ebû Saîd el-Hudrî radıyallâhü anh anlattı: Biz, bir gün Ashâb-ı Suffe’den bazıları ile bir araya gelmiştik. İçimizden birisi, Kur’ân-ı Kerîm âyetleri okuyor, bizi, Allâh’ı zikre davet ediyordu. Bu sırada Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), yanımıza geldiler. Mübarek parmağını dâire şeklinde döndürerek halka olmamızı işaret ettiler. Hemen etrafında halka hâlinde toplandık.

“Az evvel aranızda neyi müzâkere ediyordunuz?” diye suâl ettiler.

“Şu zât, bize Kur’ân-ı Kerîm âyetlerini okuyor, bizleri, Allâhü Teâlâ’yı zikre davet ediyordu.” dedik. Buyurdular ki: “Haydi, az önceki yaptığınızı tekrar ediniz. Allâh’ın rahmetinin sizin üzerinize indiğini gördüm. -Cenâb-ı Hakk’ın râzı olduğu- böyle bir amelde, size ortak olmak istedim.”

Hicrî:  18 Ramazân  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3