Çifter
ßU SİTEDE VİRÜS YOKTUR SADECE ßİLGİLENDİRME AMAÇLIDIR !!!
2 Mart 2026 Pazartesi
1 Mart 2026 Pazar
KUR’ÂN-I KERÎM ARAPÇA OLARAK İNDİRİLMİŞTİR
قال سُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : يُقَالُ لِصَاحِبِ الْقُرْآنِ إِذَا دَخَلَ الْجَنَّةَ اقْرَأْ وَاصْعَدْ فَيَقْرَأُ وَيَصْعَدُ بِكُلِّ آيَةٍ دَرَجَةً حَتَّى يَقْرَأَ آخِرَ شَيْءٍ مَعَهُ. (هـ)
رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : قرأنى كريمى دواملى اوقويوب اونونله عمل أدن كمسيه ، جنته كيرديكنده ، ‘ اوقى و يوكسل ’ دنيلر . او ده أزبرندكى صون آيتى كريمي بتنجيه قدار اوقور و هر آيتله بر درجه يوكسلر . "
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kurân-ı Kerîm’i devamlı okuyup onunla amel eden kimseye, Cennet’e girdiğinde, ‘Oku ve yüksel’ denilir. O da ezberindeki son âyet-i kerîmeyi bitirinceye kadar okur ve her âyetle bir derece yükselir.”
(Sünen-i İbn-i Mâce)
Hicrî: 11 Ramazân 1447 Fazilet Takvim
KUR’ÂN-I KERÎM ARAPÇA OLARAK İNDİRİLMİŞTİR
Allâhü Teâlâ, Kur’ân-ı Kerîm’i, Arapça olarak inzâl buyurmuştur. Çünkü her semâvî kitap, hangi peygambere gönderilmiş ise onun mensup olduğu kavmin lisanı üzere nâzil olmuştur. Nitekim “Şüphe yok ki biz, onu, Arapça bir Kur’ân olarak indirdik. Umulur ki siz, güzelce anlarsınız.” meâlindeki, Yûsuf Sûresi’nin 2. âyeti de bunu bildirmektedir.
Peygamber Efendimizin ümmeti ise birçok farklı kavimlere mensuptur. Eğer Kur’ân-ı Kerîm, Resûl-i Ekrem Efendimize ümmet olmak şerefine nâil bulunan bütün kavimlerin lisanları üzerine nâzil olmuş olsaydı, birden fazla Kur’ân ortaya çıkar, birçok ihtilâfa sebebiyet verilmiş olurdu. Böyle bir hâl ise ümmet-i merhume arasındaki birliğe, dayanışmaya aykırıdır.
Kur’ân-ı Mübîn, ilk nüzûlünden beri her hâliyle tamamen muhafaza olunmuştur. Bu da bütün Müslümanlar arasında aynı sûretle tilâvet edilmesi, aynı sûrette muhafazasına hizmet olunması vecîbesinden dolayıdır. Kur’ân-ı Mübîn’in mübarek, belîğ lafızlarını ve kelimelerini tilâvet etmek de pek büyük bir ibadet olduğundan buna bütün Müslümanlar tarafından riâyet olunagelmiştir.
Malum olduğu üzere Resûl-i Ekrem (s.a.v.), ilk olarak kavmini İslâm dinine davet etmiş, onlara Kur’ân-ı Kerîm’i okumuş, vazifelerini bildirmiştir. Kendisi, bütün insanlara peygamber olarak gönderilmiş olduğundan Kur’ân-ı Mübîn, sair bütün İslâm cemiyetlerine de aynı sûrette tebliğ buyurulmuştur. Onun yüksek manası, ahkâmı, Arap lisanına vâkıf zâtlar tarafından bütün Müslümanlara öğretilmiştir.
Bu gayeye hizmet için Kur’ân-ı Kerîm’in mümkün mertebe tercümeleri ve tefsirleri yazılmıştır. Ancak bunların hiçbirisi, Kur’ân-ı Kerîm’in yerine geçmez, bunlara Kur’ân denilemez. İsteyen kimseler, bunları namaz hâricinde okuyarak istifade edebilirler. Ancak bu tercümeler, tefsirler; muktedir ve itikadı sahih zâtlar tarafından yazılmış olmalıdır. Çünkü Müslümanları şaşırtmak için kasten yanlış yazılmış veya bir cehalet eseri olarak yanlış kaleme alınmış tercümeler de, tefsirler de bulunabilir. Her Müslümanın bunlardan kaçınması gerekir. (500 Hadîs-i Şerîf, Fazilet Neşriyat)
Hicrî: 11 Ramazân 1447 Fazilet Takvim
28 Şubat 2026 Cumartesi
KALP
قال سُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : أَلَا وَإِنَّ فِي الْجَسَدِ مُضْغَةً إِذَا صَلَحَتْ صَلَحَ الْجَسَدُ كُلُّهُ وَإِذَا فَسَدَتْ فَسَدَ الْجَسَدُ كُلُّهُ أَلَا وَهِيَ الْقَلْبُ. (خ)
رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : دقت أدينز ! وجودده كوجوك بر أت بارجاسى واردركى او ، إي اولورسه بتون وجود إي اولور ؛ كونى اولورسه بتون وجود كوتى اولور . إي بلنكى او ، قلبدر . "
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Dikkat ediniz! Vücutta küçük bir et parçası vardır ki o, iyi olursa bütün vücut iyi olur; kötü olursa bütün vücut kötü olur. İyi bilin ki o, kalptir.”
(Sahîh-i Buhârî)
Hicrî: 10 Ramazân 1447 Fazilet Takvim
KALP
Kalp, lügatte gönül, yürek, bir şeyin merkezi, bedenin içinde en mühim hayatî vazifeyi ifa eden bir uzuv demektir. Vücudun merkezi olan bu uzva kalp denilmesi, dâima tekallüb etmesi (hâlden hâle değişmesi) ve kendisine hatıraların süratle ve devamlı gelmesi itibarıyladır. Kalp öyle bir kudret harikasıdır ki, kendisi, zâhirde insan bedeni ile kuşatılmış görüldüğü hâlde kâinatın birçok sırrını ve ledüniyyâtını (gizli hâllerini) kuşatacak bir genişliğe sahiptir.
Dünyada insanın tâatlerinin en büyüğü, kalbi düzeltmek ve niyetini, ihlaslı yapmaktır. Akıllı kişi, kalbini daima muhafaza eder. Kalbini ıslah edenin, Allâhü Teâlâ, dışını ıslah eder. Kalbi bozuk olanın ise dışı da bozuk olur.
Mâlik bin Dînâr Hazretleri şöyle derdi: “İçinde yaşayan kimse bulunmayan evin harap olduğu gibi, içinde âhiret hüznü bulunmayan kalp de harap olur. İyi kimselerin güzel amellerinin kaynağı kalpleri olduğu gibi, kötülerin kötü amellerinin kaynağı da kalpleridir. Allâhü Teâlâ, sizin kalbinizdeki kasıt ve niyetlerinize bakar. Allah, size rahmet etsin. Ona göre niyetlerinize dikkat edin.”
İnsanın fazileti ve üstünlüğü de ancak marifetullah yani Allâhü Teâlâ’yı hakkı ile bilmekledir. İnsan, marifetullâha istidâdı sebebi ile diğer bütün mahlûkât üzerine üstün kılınmıştır. Marifetullah ise ancak kalp ile olur, başka bir uzuvla mümkün değildir. Belki bu husûsta diğer uzuvlar, kalbe tâbidir.
Ra‘d Sûresi’nin 28. âyet-i kerîmesinde -meâlen-:
“Haberiniz olsun ki, kalpler, ancak Allâh’ı zikir ile mutmain olur.” buyurulduğu üzere kalp ancak Allâh’ı zikretmekle mutmain olur, hayat bulur.
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak içerisinde Allâh’ın kitabından bir şey bulunmayan kalp, içerisinde kimsenin sakin olmadığı (yaşamadığı) evin, harap olması gibi haraptır.”
Bunun için ölüm bizi dünyadan ayırmadan önce Arş-ı Rahmân olan kalplerimizi zikirle, ilimle, salâtü selâm ile tamir etmeliyiz.
Hicrî: 10 Ramazân 1447 Fazilet Takvim
SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"
27 Şubat 2026 Cuma
NAMAZ İLE İSTİMDÂT SÜNNETTİR
قال سُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اَلصَّلَاةُ خَيْرُ مَوْضُوعٍ فَمَنِ اسْتَطَاعَ أَنْ يَسْتَكْثِرَ فَلْيَسْتَكْثِرْ. (طس)
رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : نماز ، الله تعالى طرافندان أمرديلن عمللرين أك خيرلسيدر . او حلده ، كمين بو خيرى جوغالتمايه ( يعنى نافله نمازلرى جوقجه قلمايه ) كوجى يترسه جوغالتسين . "
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Namaz, Allâhü Teâlâ tarafından emredilen amellerin en hayırlısıdır. O hâlde, kimin bu hayrı çoğaltmaya (yani nafile namazları çokça kılmaya) gücü yeterse çoğaltsın.”
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat)
Hicrî: 09 Ramazân 1447 Fazilet Takvim
NAMAZ İLE İSTİMDÂT SÜNNETTİR
Namaz ile Allâhü Teâlâ’ya tevessül ve ilticâda bulunmak, bütün hayırlı işlerin elde edilmesine, musibet ve sıkıntıların giderilmesine vesiledir. Zira Cenâb-ı Hak, Bakara Sûresi’nin 45. âyet-i celîlesinde -meâlen-: “Hem sabır ile ve hem namaz ile (Hak’tan) yardım isteyin...” buyurmuştur. Zira hakîkî huşû sahibi olanlar, namazda Rablerine münâcâta tam manasıyla daldıklarından, başlarından geçen bütün sıkıntı ve zorlukları unuturlar. Nitekim Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem de üzerlerine ağır ve büyük bir sıkıntı geldiği zaman, hemen namaza durarak Cenâb-ı Hak’tan istimdâd ederlerdi. Bu sebeple, “Gözümün nuru namazdır.” buyurmuşlardır. Zira namazla meşgul olmak, kendilerine dâimâ ferahlık ve sürûr verirdi.
Hazret-i Ali (r.a.) buyurmuştur ki: “Bedir Harbi gecesi, orduda bulunan herkes uyumuştu. Yalnız Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem hiç uyumayıp sabaha kadar namaz kıldı ve dua etti.”
Yine Huzeyfe (r.a.) de “Ahzâb (Hendek Harbi) gecesi, düşmanların arasından dönüp Resûlullah’a geldiğim zaman o, üzerine bir şey örtünmüş namaz kılıyordu. Zira sıkıntılı bir hâl ile karşılaştıkları zaman dâimâ namaz kılarlardı.” demiştir.
Bu husûsla alâkalı Ebû’l-Fâruk Süleyman Hilmi TUNAHAN (K.S.) (SİLİSTREVÎ) Hazretleri buyurmuşlardır ki: “Namaz ile istimdâd, sünnet-i seniyyedir. İnsan dara düştüğü zaman hemen iki rekât namaz kılmalı, onunla Cenâb-ı Hakk’a tevessül edip ilticâ etmelidir. Bütün mühim işlerinde büyüklerimiz, hep böyle yaparlardı. Nitekim İbrahim aleyhisselâm, arz-ı Bâbil’den Şam’a hicret ederken uğradıkları beldenin kolcuları, zevcesi Hazret-i Sâre’yi alıp saraya götürdüklerinde, İbrahim aleyhisselâm hemen namaza durup işi, Hazret-i Mevlâ’ya havale eylemişlerdi. O zâlim melik, Hazret-i Sâre’ye üç defa el sürmek isteyince, her defasında koluna felç gelmekle, yanına birtakım hediyeler koyarak Hz. Sâre’yi yolcu etmek mecbûriyetinde kalmıştır.”
Hicrî: 09 Ramazân 1447 Fazilet Takvim


