قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : فَلَوْلَٓا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ، وَاَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنْظُرُونَ، وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ. (سورة الواقعة، ٨٣-٨٥)
الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : آرتق ( جان ) بوغازه كلديكى وقت ، سز إشته او زمان باقار دورورسونز ده بز ( او جان جكشنه ) ، سزدن دها يقنزدر . ولاكن سز كوره مزسنز . "
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen : “Artık (can) boğaza geldiği vakit, siz işte o zaman bakar durursunuz da biz (o can çekişene), sizden daha yakınızdır. Velâkin siz göremezsiniz.”
(Vâkıa Sûresi, âyet 83-85)
Hicrî: 17 Cemâziyelevvel 1448 Fazilet Takvim
ALLÂHÜ TEÂLÂ, İNSANA ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKINDIR
Kur’ân-ı Kerîm’de, Kâf Sûresi’nin 16. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurulmuştur -meâlen-: “Ve and olsun ki biz, insanı yarattık ve ona, nefsinin ne vesvese verdiğini de biliriz ve biz, ona şah damarından daha yakınız.” Bu âyet-i kerîmede Hâlık-ı Azîm’in kullarına manevî kurbiyyet (yakınlık) itibarıyla ne kadar yakın olduğunu beliğ (edebî) bir üslûpla beyan buyurulmuştur. Şöyle tefsir edilmiştir:
Muhakkak biz, insanı, yoktan var ettik. Ve ona, nefsinin ne vesvese verdiğini de biliriz. Yani, onun hayır ve şer nâmına neler düşündüğüne de ve onun başkalarınca bilinmeyen gizli hâllerine de biz hakkıyla vâkıf bulunmaktayız.
Cenâb-ı Hak, insana, şah damarından daha yakındır. İnsanlardan her birinin varlığına, bütün hâl ve fiiline, bütün hayatî vaziyetine, ilim ve müşahede itibarıyla onun pek yakın olan şah damarlarından daha yakındır. Çünkü damarlar da o kimsenin hissiyatına, kuruntularına vâkıf değildir. Allâhü Teâlâ ise kullarını kendisi yaratmıştır, onların bütün fiillerini ve sözlerini en iyi bilendir. Hiçbir kulun bir hareketi, bir düşüncesi, Allâhü Tealâ’nın ilmi dışında kalamaz.
Malûmdur ki: Allâhü Teâlâ, mahlûkatına benzemekten, onlar gibi bir mekâna muhtaç olmaktan, cismen, maddeten bir yere yakın veya bir yerden uzak bulunmaktan ve herhangi bir mahlûkuna -hâşâ- hulûl etmekten münezzehtir.
Cenâb-ı Hak, bütün bu kâinatı, yoktan var etmiştir. O, bu kâinattan evvel yine mekâna ve zamana muhtaç bulunmaksızın var bulunmuştur.
Allâhü Teâlâ, lütuf ve ihsanı ve bütün hâlimize olan ezelî ilmi itibarıyla bize, bizden daha yakındır. Ne yazık ki, biz, bu hakikati, lâyıkıyla takdir edemiyoruz. O yüce yaratıcımızın mânevî yakınlığına lâyık olabilmek için üzerimize düşen kulluk vazifelerini hakkıyla ifâya çalışamıyoruz.
Allâhü Teâlâ, cümlemizi gafletten uyandırsın. Âmîn.
Hicrî: 17 Cemâziyelevvel 1448 Fazilet Takvim
SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"


