19 Haziran 2026 Cuma

ALLÂHÜ TEÂLÂ’YA TEVEKKÜL, MANEVÎ TEDBİRLERDENDİR


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لَوْ أَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَوَكَّلُونَ عَلَى اللهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرُزِقْتُمْ كَمَا يُرْزَقُ الطَّيْرُ تَغْدُو خِمَاصًا وَتَرُوحُ بِطَانًا. (ت)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : أكر اللهه حقيله توكل أتمش اولسايدنز ، قشلريك رزقلانديغى كبى سزلره ده ألبتده رزقلانردنز . نتكم اونلر ، صبح ( يووالرندان ) آج اولرق جقارلر ، آقشام قرنلارى طوق اولرق دونرلر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  Eğer Allâh’a hakkıyla tevekkül etmiş olsaydınız, kuşların rızıklandığı gibi sizler de elbette rızıklanırdınız. Nitekim onlar, sabah (yuvalarından) aç olarak çıkarlar, akşam karınları tok olarak dönerler.”

(Sünen-i Tirmizî)

Hicrî:  04  Muharrem   1448  Fazilet Takvim

 

ALLÂHÜ TEÂLÂ’YA TEVEKKÜL, MANEVÎ TEDBİRLERDENDİR

 

Tevekkül, maksada erişmek için maddî ve manevî sebeplerin hepsini yerine getirdikten sonra, sadece sebeplere güvenmemek, neticesini Allâhü Teâlâ’dan beklemektir. İnsanlar, ellerinden geleni yaptıktan ve bütün gayretlerini sarf ettikten sonra, neticesini Allâhü Teâlâ’ya bırakmalıdırlar. Böylece ümitsizlik ve kederden kurtulurlar.

Tevekkülden mahrum olmak, büyük bir eksikliktir. Kişi sebeplere tevessül ettiği hâlde umduğuna ulaşamazsa üzülmemeli, “Demek ki, hakkımda bu daha hayırlıdır” diyerek, Cenâb-ı Hakk’ın takdirine râzı olmalıdır. “…Siz bir şeyi seversiniz, (onun için çalışır ve onu elde etmek istersiniz), fakat bilmezsiniz ki onun sonunda, sizin için şer vardır. Yine siz bir şeyi sevmezsiniz, (hoşunuza gitmez ve istemezsiniz), fakat bilmezsiniz ki sizin için onun sonunda, hayır vardır.” (Bakara Sûresi, âyet 216) buyurulmuştur.

Tevekkül, kendini bırakıvermek değil, Allâhü Teâlâ’nın gösterdiği yolda gücü yettiği kadar gayret göstermek, onun emir ve yasaklarına riâyet etmektir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), devesini bir şeye bağlamadan dışarıda bırakıp huzuruna giren Amr bin Ümeyye (r.a.)’e, “Deveni bağladıktan sonra tevekkül et.” buyurmuştur. Çünkü insanın sebepleri terk etmesi, tevekkül değildir. Bir iş için yapılması gerekenleri yaptıktan sonra başa gelene rıza göstermek, tevekkülün esasıdır. Bununla birlikte maksadına ulaşamazsa da hâline şükretmek ve bunun kendisi için hayırlı olduğunu kabul edebilmektir. Mesela, hasta olanın, bütün tıbbî yollara başvurduktan sonra neticeyi, Allâhü Teâlâ’dan beklemesidir.

Bir mümin bilir ki, herhangi bir hâdisenin olması için sebeplerin mevcut olması kâfi değildir. Allâhü Teâlâ’nın dilemediği bir hâdise, hiçbir zaman meydana gelemez. Allâhü Teâlâ’nın dilediği bir şeye de hiçbir kuvvet mâni olamaz. Allâhü Teâlâ, hâdiseleri sebeplere bağlamıştır. Hadîs-i şerîfte, “Allâhü Teâlâ’ya tevekkül, imanın yarısıdır.” buyurulmuştur.

(Sıhhat Rehberi, Fazilet Neşriyat)

Hicrî:  04 Muharrem  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

18 Haziran 2026 Perşembe

İLMİHÂL ÖĞRENMEK FARZ-I AYINDIR


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ وَحَجِّ الْبَيْتِ وَصَوْمِ رَمَضَانَ. (ق)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : إسلام دسنى ، بش أساس ( تمل ) أؤزرينه قورلمشدر . الله دان باشقه إله اولماديغنه ، محمد مصطفى نيك ( صلى الله عليه وسلم ) الله ، يك قولى و رسولى اولديغونه شهادت أتمك ، نماز قلمق ، زكوة ورمك ، حجه كتمك و رمضانى شريف اوروجونى طوطمق . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  İslâm dini, beş esas (temel) üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) Allâh’ın kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazân-ı şerîf orucunu tutmak.”

(Müttefekun Aleyh)

Hicrî:  03  Muharrem   1448  Fazilet Takvim

 

İLMİHÂL ÖĞRENMEK FARZ-I AYINDIR

 

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, “İlim tahsil etmek, her Müslümana farzdır.” buyurmuşlardır. Burada, tahsilinin farz olduğu bildirilen ilim, ilmihâldir.

Kişinin, hâline göre üzerine düşen dînî ve dünyevî vazifeleri doğru olarak yerine getirebilmek için gerekenleri öğrenmesi, farz-ı ayındır. Namaz kılabilmek için abdesti nasıl alacağını ve namazı nasıl kılacağını öğrenmesi farzdır. Eğer ticaret yapacaksa harama düşmemek, fâsid akitler yapmamak için buna dair dînî bilgileri öğrenmesi lâzımdır. Eğer bir kimse mal sahibi ise, malından ne kadarını zekât olarak vermesi gerektiğini bilmesi lâzımdır. Eğer üzerine hac farz olduysa haccı edâ edebileceği malumatı öğrenmesi icap eder. İşte bunlar gibi, herkesin hâline göre öğrenmesi gereken ilme, ilmihâl denir.

Hazret-i Allah, İslâm şerîatinin kıyamet gününe kadar devam etmesine hükmetmiştir. Dinin hükümlerinin devamı ise, dînî ilimlerin insanlar arasında öğrenilmesi ve öğretilmesi ile olur. Bu sebeple herkesin ilim öğrenmesi ve ilim sahiplerinin ilim öğretmesi farz olmuştur.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), bir gün bir hutbe îrad buyurdular, Müslümanlardan bazı toplulukları, hayırla yâd ederek methettiler. Sonra buyurdular ki: “Şu kavimlere ne oluyor da yakınlarındaki kavimlere, muhtaç oldukları dînî hükümleri anlatmıyorlar, onlara öğretip nasihatte bulunmuyorlar. İyiliği emredip kötülükten nehyetmiyorlar. Şu kavimlere de ne oluyor ki; ilmi, yakınlarındaki ilim sahiplerinden öğrenmiyorlar, tahsil etmiyorlar! Vallâhi, ya bu kavimler, komşularına ilmi anlatıp öğretirler, onlara nasihat edip iyilikle emredip kötülükten nehyederler, komşuları da onlardan ilmi dinleyip öğrenir, nasihatlerini tutarlar; ya da onları ceza ile yola getiririm.”

Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Muhakkak, Allâhü Teâlâ, ilmi, kalplerden bir anda çekip almak suretiyle kaldırmaz. Lâkin âlimleri almak sûretiyle kaldırır. Âlimler gittiğinde, insanlar, cahil reisler edinirler. Onlar, ilimleri olmadan (bilmedikleri hâlde) fetva verirler. Hem kendileri sapar hem de (halkı) saptırırlar.”

Hicrî:  03 Muharrem  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

17 Haziran 2026 Çarşamba

HİKMETLİ SÖZLER


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِذَا تَقَارَبَ الزَّمَانُ انْتَقَى الْمَوْتُ خِيَارَ أُمَّتِي كَمَا يَنْتَقِي أَحَدُكُمْ خِيَارَ الرُّطَبِ مِنَ الطَّبَقِ. (ض)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : قيامت يقلاشديغى زمان ، سزيك ، طبقدان حرمالريك إيسنى سجب آلديغنز كبى ، أؤلم ده أمتميك أك خيرليلرينى سجب آلير ( صالح كمسلر ، بر بر وفات أديب كيدر ) . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  Kıyamet yaklaştığı zaman, sizin, tabaktan hurmaların iyisini seçip aldığınız gibi, ölüm de ümmetimin en hayırlılarını seçip alır (sâlih kimseler, bir bir vefat edip gider).”

(Kuzâî, Müsnedü’ş-Şihâb)

Hicrî:  02  Muharrem   1448  Fazilet Takvim

 

HİKMETLİ SÖZLER

 

• Cenâb-ı Hak, İzâ câe Sûresi’nde Resûlullah (s.a.v.)Efendimize buyuruyor ki: “Allâh’ın nusreti (yardımı) geldiği zaman, insanların, Allah’ın dinine, bölük bölük, fevç fevç girdiklerini gördüğün zaman, Rabb’ini hamd ile tesbih et. Ona istiğfar et, günahlarının affını talep et.” Kullar tâibdir; tevbe edicidir. Cenâb-ı Hak da Tevvâb’dır. Hadîs-i kudsîde de beyan edilmiş: “Kulum isyandan, şirkten ve küfürden, bir defa bana dönerse, ben de ona azâp etmekten on defa dönerim, vazgeçerim.”

• Cenâb-ı Hakk’ın “el-Hâdî” ismi tecelli ettiği zaman, yeryüzünde Allâh’ın dinine, füyûzât-ı İlâhiyye’ye, füyûzât-ı Rabbâniyye’ye tâbi olanlar çoğalır, iman ve itaat yolunu tutarlar. “el-Mudıl” ismi tecelli ettiği zamanlarda da insanlar, bölük bölük sapıklıklara giderler. Çeşitli tecelliyât, esrâr-ı İlâhiyye, insanlar farkına varmadan cereyan eder. İş letâifte; elle tutulup, gözle görülebilen kısımda değil. Asıl kerâmet, elle tutulmayan, gözle görülemeyen kısımda.

• Huzûr-ı İlâhiyye’ye iman ile, itaat ile, Cenâb-ı Hakk’ın rahmetiyle, mağfireti ile gidildiği zaman, ölüm katiyen korkulacak bir şey değildir. Bu, âlem-i nûra gitmektir. Bir kerede öbür âleme gittikten sonra, Cenâb-ı Hak, tekrar müsaade etse, “Haydi, sana müsaade edelim, dünyaya tekrar gider misin?” dese, katiyen gelmek istemez insan. “Aman yâ Rabbi! Beni af buyur.” der ve o âlemden tekrar bu âleme; zulmet âlemine, anâsır âlemine, gelmek istemez.

• “Bu yolda (Nakşibendî yolunda) kıskanmak denilen şey katiyen yoktur. Hasetlik kaldıran bir yol değil, bu yol. Sonra bahillik (cimrilik) de bu yolda yoktur.”

• “Cenâb-ı Hak, Mirâc-ı Nebî’de, Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’e, ‘Halaktü li-eclik.’ buyuruyor. Yani; ‘Senin için halk ettim. Senin yüzün suyu hürmetine her şeyi yarattım.’ buyuruyor. Resûlullah Efendimiz de ‘Terektü li-eclik.’ ‘Ben de yâ Rabbi! Senin rızâ-i İlâhiyye’n için bana verdiğin her şeyi terk ettim.’ diyor. ‘Ben abd’im; kulum, hiçbir şeye talip değilim, ancak senin abdiyetine, senin rızana talibim.’ diyor.”

Hicrî:  02 Muharrem  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3