22 Mart 2026 Pazar

ALLÂHÜ TEÂLÂ’YA VE RESÛLÜNE MUHABBET -1


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ثَلَاثٌ مَنْ كُنَّ فِيهِ وَجَدَ حَلَاوَةَ الْإِيمَانِ أَنْ يَكُونَ اللهُ وَرَسُولُهُ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِمَّا سِوَاهُمَا وَأَنْ يُحِبَّ الْمَرْءَ لَا يُحِبُّهُ إِلَّا لِلّٰهِ وَأَنْ يَكْرَهَ أَنْ يَعُودَ فِي الْكُفْرِ كَمَا يَكْرَهُ أَنْ يُقْذَفَ فِي النَّارِ. (ق)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : شو أؤج شى كندسنده بولونان كمسه ( قلبنده ) إيمانين لزتنى بولور . الله و رسول نى ، باشقه هر شيدن دها جوق سومك ، سوديكى كمسي آنجق الله إيجن سومك و ( إسلام ، دان صونره ) كفره دونمي ، آتشه آطلمق كبى كره ( جركن ) كورمك . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  Şu üç şey kendisinde bulunan kimse (kalbinde) imanın lezzetini bulur: Allah ve Resûl’ünü, başka her şeyden daha çok sevmek, sevdiği kimseyi ancak Allah için sevmek ve (İslâm’dan sonra) küfre dönmeyi, ateşe atılmak gibi kerih (çirkin) görmek.”

(Müttefekun Aleyh)

Hicrî:  03  Şevval   1447  Fazilet Takvim

 

ALLÂHÜ TEÂLÂ’YA VE RESÛLÜNE MUHABBET -1

 

Her Müslümanın, Allâhü Teâlâ’yı ve onun Resûlünü sevmesi farzdır. Nitekim Bakara Sûresi’nin 165. âyet-i kerîmesinde -meâlen-: “...İman edenlerin, Allâh’a olan muhabbeti, her şeyden ziyâdedir.” buyurulmaktadır. Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem de, Allâhü Teâlâ’yı sevmenin, imanın en mühim bir alâmeti olduğunu birçok hadîs-i şerîflerinde haber vermişlerdir.

Ebû Rezîn el-Ukaylî (r.a.), “Yâ Resûlallah, iman nedir?” diye suâl edince Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Allah ve Resûlü’nün, sana bütün her şeyden daha sevgili olmasıdır.” buyurmuşlardır.

Başka bir hadîs-i şerîfte, “Allah ve Resûlü, size her şeyden daha sevgili olmadıkça (hakîkî iman ile) iman etmiş olmazsınız.” buyurmuşlardır.

Hazret-i Ömer radıyallâhü anh anlatıyor:

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Mus’ab bin Umeyr’e (r.a.) dönüp baktı. Üzerinde elbise olarak sadece beline ip ile tutturduğu tabaklanmış bir koyun derisi vardı. Şöyle buyurdular: “Allâhü Teâlâ’nın, kalbini nurlandırdığı şu zâta bakınız. Ben, onu, annesinin babasının yanında görmüştüm. Ona en güzel yiyecekleri yediriyorlar ve en güzel elbiseleri giydiriyorlardı. Bu imkânlara rağmen, Allah ve Resûlüne olan sevgisi, onu, bu gördüğünüz hâle sevk etmiştir.”

Azrâîl aleyhisselâm, İbrahim aleyhisselâm’ın ruhunu kabzetmek için geldiğinde İbrahim aleyhisselâm, ona “Sen hiç, dostunu öldürmek isteyen bir kimse gördün mü?” deyince, Allâhü Teâlâ, ona şöyle vahyetti:

“Sen hiç, dostuna kavuşmak istemeyen bir dost gördün mü?” Bunun üzerine İbrahim aleyhisselâm, “Ey ölüm meleği! Şimdi ruhumu kabzet.” dedi.

Ölümün, sevdiğine kavuşmaya vesile olduğunu anlayan kimsenin kalbi, o tarafa meyleder. Zaten iltifat edip gideceği başka mahbûbu da yoktur.

(Devamı yarın)

Hicrî:  03 Şevval  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

21 Mart 2026 Cumartesi

NEFİS MUHÂSEBESİ -2


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اَلْكَيِّسُ ‏مَنْ دَانَ نَفْسَهُ وَعَمِلَ لِمَا بَعْدَ الْمَوْتِ. (ت)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : عقللى كمسه ، نفسنى حسابه جكن و أؤلمدن صونراسى إيجن جالشاندر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  Akıllı kimse, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrası için çalışandır.”

(Sünen-i Tirmizî)

Hicrî:  02  Şevval   1447  Fazilet Takvim

 

NEFİS MUHÂSEBESİ -2

 

Tahmîd (Elhamdülillâh) kelimesinin tekrarı ile Allâhü Teâlâ’nın, sâlih ameller işlemeye muvaffak kılma nimetine ve ihsan ettiği diğer nimetlerine şükredilmiş olur.

Tekbîr (Allâhü Ekber) kelimesini tekrar etmekte, kulun yaptığı istiğfar ve şükrün, Cenâb-ı Hakk’ın yüce şanına lâyık olmaktan pek uzak ve noksan olduğuna işaret vardır. Çünkü kulun (ihlas ve kemalden uzak olan) istiğfârı da, pek çok istiğfâra muhtaçtır.

Nefis muhâsebesi yapanlar, istiğfâr ve şükür ile iktifâ ederler. Hâlbuki bu kudsî kelimeler ile (yani Sübhânallâh, Elhamdülillâh ve Allâhü Ekber ile) hem istiğfâr hâsıl olur hem de şükür edâ edilmiş olur. Aynı zamanda kul, bunları îfâda noksan kaldığını itiraf etmiş olur. (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 1/ m. 309, Fazilet Neşriyat)

NASIL ADÂLETLİ OLUNUR?

Halife Ömer bin Abdülaziz rahimehullâh, Tâbiînden Muhammed bin Ka’b el-Kurazî’ye (rah.): “Adaletli nasıl olunur, bana tarif ediniz?” dedi.

“Güzel bir husûsu sordunuz” dedi ve şöyle cevap verdi:

“Müslümanların küçükleri için bir baba, büyükleri için evlat, akranın için de kardeş ol.

İnsanlara, suçlarına göre ve tahammüllerine göre ceza ver.

Kendi öfkenden dolayı hiç kimseye vurma, yoksa ona zulmetmiş ve Allâh katında da haddi aşmış olursun.

Arkadaş edineceğin kimseler, kendi ihtiyacı kadar seni hatırlayanlar olmasın. Zira böyleleri, işlerini gördükten sonra senden alâkalarını ve muhabbetlerini keserler. Bilakis dostların, hayır yapmakta öne geçenler, haklarını ararken ihtiyatlı davrananlar olsun. Onlar, kendilerinin bir işi olsa dahi sana zahmet vermezler, yük olmazlar.”

 

BEYİT:

İncinmemek istersen eğer mülk-i fenâda

Bir kimseyi incitmemeye hasr-ı merâm et

 (Ziya Paşa)

(Şu geçici dünyada incinmek istemiyorsan, başkalarını incitmemeye dikkat et.)

Hicrî:  02 Şevval  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

20 Mart 2026 Cuma

NEFİS MUHÂSEBESİ -1


 

قَالَ عُمَرُ بْنُ الْخَطَّابِ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُ : حَاسِبُوا أَنْفُسَكُمْ قَبْلَ أَنْ تُحَاسَبُوا. (ت)

حضرتى عمر بن حطاب رضى الله عنه بيوردولر : حسابه جكلمدن أؤنجه كندنزى حسابه جكنز . "

Hazret-i Ömer bin Hattâb radıyallâhü anh buyurdular:  Hesaba çekilmeden önce kendinizi hesaba çekiniz.”

(Sünen-i Tirmizî)

Hicrî:  01  Şevval   1447  Fazilet Takvim

 

NEFİS MUHÂSEBESİ -1

 

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri şöyle buyurdular:

“Malum olsun ki evliyâ-i kirâmdan bazıları, nefislerini muhâsebeye çekme yolunu tercih etmişlerdir. Şöyle ki; onlar, her gece yatmadan evvel amel defterlerini; o gün yaptıkları amellerini, sözlerini, hâl ve hareketlerini gözden geçirip bütün tafsîlatıyla düşünüp anlamaya çalışırlardı. Sonra da hatalarını, noksanlarını, tevbe ve istiğfar ederek ve Azîz ve Gaffâr olan Allâhü Teâlâ’ya iltica ve tazarruda bulunarak telâfi etmeye çalışırlardı. Yine bu zâtlar, işlemiş oldukları sâlih amellerindeki muvaffakiyetin, Allâhü Teâlâ’dan olduğunu bilip bundan dolayı da O’na hamd ve şükür ile meşgul olurlardı.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimizden vârid olduğu üzere, akşam uyumadan önce, toplam yüz olmak üzere (33 defa) Sübhânallâh, (33 defa) Elhamdülillâh, (34 defa) Allâhü Ekber okumak, kendini hesaba çekmektir. Böyle tesbihte bulunan, tevbenin anahtarı olan tesbihi; yani Sübhânallâh’ı tekrar etmekle kusurlarından ve günahlarından af dilemiş, Allâhü Teâlâ’yı tenzih ve takdis etmiş olur.

Muhakkak günâh işleyen kimse, emir ve yasakları koyan Allâhü Teâlâ’nın azametini ve yüceliğini mülâhaza edip düşünmüş olsaydı, Allâhü Teâlâ’nın emirlerine imtisâli (yapışmayı, uymayı) terk etmeye cüret edemezdi. Ancak onun emirlerine imtisâli terk edince anlaşıldı ki, o (terk eden) kimse için, Allâhü Teâlâ’nın emir ve yasaklarının bir değer ve itibarı yoktur. -Allâhü Teâlâ, bizleri bundan muhafaza buyursun.- Netice olarak tenzih ifadesi olan Sübhânallâh’ı tekrar etmekle bu kusur telâfi edilir.

Bilinmelidir ki, istiğfarda günâhın örtülmesini istemek vardır. Sübhânallâh kelimesini tekrarda ise, günâhın tamamen yok edilip ortadan kaldırılmasını talep vardır. Bu ikisinin arasında ne kadar büyük fark vardır. Sübhânallâh kelimesi ne güzel bir kelimedir ki harfleri gayet az, fakat manası ve faydası son derece çoktur.

(Devamı var)

Hicrî:  01 Şevval  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3