قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اُذْكُرُوا اللهَ ذِكْرًا خَامِلًا قَالُوا يَا رَسُولَ اللهِ وَمَا الذِّكْرُ الْخَامِلُ قَالَ اَلذِّكْرُ الْخَفِىُّ لَا يَسْمَعُهُ غَيْرُكَ. (مب)
رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : ‘‘ الله تعالي ذكرى حامل إيله ذكرأدينز ’’ بيوردولر . آصحاب كرام ، ‘‘ يا رسول الله ! ذكرى حامل نصل اولور ؟ ’’ دديلر ، ‘‘ ذكرى حفيدر ، سندن باشقسنيك دويمياجاغى ( تنهى بر يرده و قلب إيله يابلان ) كزلى ذكردر . ’’ بيوردولر . "
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular : “Allâhü Teâlâ’yı, zikr-i hâmil ile zikrediniz” buyurdular. Ashâb-ı Kirâm, “Yâ Resûlallâh! Zikr-i hâmil nasıl olur?” dediler; “Zikr-i hafîdir, senden başkasının duymayacağı (tenha bir yerde ve kalp ile yapılan) gizli zikirdir.” buyurdular.
(İbn-i Mübârek, ez-Zühd ve’r-Rakâik)
Hicrî: 27 Rebîulâhir 1448 Fazilet Takvim
ZİKR-İ KALBÎ’NİN LÜZUM VE EHEMMİYETİ
İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri, Mektûbât-ı Şerîfe’de zikr-i kalbî ile alâkalı şöyle buyurmuştur:
“Evladım, fırsat ganimettir. Sıhhat ve boş vakitleri de ganimet bilmek lâzımdır. Bu sebeple vakitler, devamlı zikr-i İlâhî’ye sarf edilmelidir. Şerîat-i garrâya muvâfık olarak yapılan her bir iş -alışveriş bile olsa- zikre dâhildir. Böyle olunca, bütün hâl ve hareketlerin tamamının zikir olması için, şerîatin hükümlerine son derece riâyet etmek lâzımdır.
Zikir, gafleti uzaklaştırmaktır. Yapılan bütün işlerde, Allâhü Teâlâ’nın emir ve yasaklarına riâyet edilmelidir. Bu riâyet hâsıl olunca ma’rûfu emredici, münkerden nehyedici olan Allâhü Teâlâ’dan gâfil olma esaretinden kurtulmak müyesser olur. Böylelikle devamlı zikir de elde edilmiş olur.”
(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 2/ m. 25)
“Dikkat et ve iyi bil ki, senin hattâ bütün âdemoğlunun dünya ve âhiret kurtuluşuna ve saâdetine kavuşması, ancak Allâhü Teâlâ’yı zikirle mümkündür. Öyle olunca, mümkün mertebe bütün vakitleri, Allâhü Teâlâ’yı zikirle geçirmek lâzımdır. Bir an bile olsa bu husûsta gaflet câiz değildir. Hamd ve minnet, Allâh Sübhânehû’ya mahsustur ki devamlı zikir, Hâcegân (kaddesellâhü esrârahüm) yolunda, daha işin başında müyesser olur. Bu zikir, bu yolda, (Tarîk-ı Nakşibendiyye’de) ‘indirâcü’n-nihâye fi’l-bidâye’ tarîkı üzere hâsıl olur. Yani bu yolun yolcuları, diğerlerinin nihayette bulduklarını, daha ilk adımda bulurlar. Bu sebeple tâlib için, bu yolu seçmesi, evlâ ve en münasip olandır, hattâ vacip ve lâzımdır.”
(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 1/ m. 190)
“Size tarif edilen zikr-i kalbî; hem dinin hükümlerini en güzel şekilde yerine getirmeye yardımcı olur hem de nefs-i emmârenin inâdını, muhalefetini defeder, kırar.”
(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 1/ m. 275)
Hicrî: 27 Rebîulâhir 1448 Fazilet Takvim
SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"


