13 Temmuz 2026 Pazartesi

RESÛLULLÂH’IN PÂK ZEVCESİ ÂİŞE-İ SIDDÎKA RADIYALLÂHÜ ANHÂ VÂLİDEMİZ


 

عَنْ عَائِشَةَ رَضِيَ اللهُ عَنْهَا قَالَتْ : قِيلَ يَا رَسُولَ اللهِ مَاتَتْ فُلَانَةُ وَاسْتَرَاحَتْ فَغَضِبَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَقَالَ إِنَّمَا يَسْتَرِيحُ مَنْ غُفِرَ لَهُ. (حم)

عائشه رضى الله عنه دان روايت اولندى او ددكى  : بيغمبر أفندمزه ‘ فالان قدين وفات أتدى و رحته قاوشدى . ’ دنلنجه رسول الله صلى الله عليه وسلم ، غضبلاندى و ‘ آنجق كونحلرى باغشلانان كمسه رحته قاووشور . ’ بيوردولر. "

Hazret-i Âişe radıyallâhü anhâ’dan rivâyet olundu, o dedi ki  : “Peygamber Efendimize ‘Falan kadın vefat etti ve rahata kavuştu.’ denilince Resûlullah sallallâhü aleyhi ve sellem, gadaplandı ve ‘Ancak günahları bağışlanan kimse rahata kavuşur.’ buyurdular.”

(Müsned-i Ahmed)

Hicrî:  28  Muharrem   1448  Fazilet Takvim

 

RESÛLULLÂH’IN PÂK ZEVCESİ ÂİŞE-İ SIDDÎKA RADIYALLÂHÜ ANHÂ VÂLİDEMİZ

 

Hazret-i Hadîce (r. anhâ) Vâlidemizden sonra Resûlullah Efendimizin en faziletli zevcesi, Hazret-i Ebûbekir’in kızı Hazret-i Âişe (r. anhâ) Vâlidemizdir. Resûlullah (s.a.v.) Efendimizden en çok hadîs-i şerîf rivayet edenlerdendir.

Fıkhî hususların dörtte birinin kaynağıdır. Ashâb-ı Kirâm, bir hadîs-i şerîfte müşkilata düşseler ona sorarlardı.

Hazret-i Ali (k.v.), Hazret-i Âişe’den (r. anhâ) bir rivâyette bulunacağında şöyle derdi: “Resûlullâh’ın zevcesi, Sıddîk’ın kızı Sıddîka şöyle rivâyet etti.”

Hazret-i Âişe Vâlidemiz, gece gündüz çok namaz kılar, çok sadaka verirdi. Peygamberimizin vefatından sonra, bir gün arayla oruç tutardı. Hz. Muâviye (r.a.) tarafından kendisine gönderilen seksen bin dirhemi, geldiği gibi fakirlere dağıtmış, yanında bir dirhem bile bırakmamıştı. Oruçlu olduğu bir gün, hizmetlisine, iftar için bir şeyler hazırlamasını söyledi. O da sadece ekmek ve biraz zeytinyağı getirdi ve “Ey Müminlerin annesi! O paradan bir dirhem ayırsaydın da biraz et alsaydım, olmaz mıydı?” dedi. Hz. Âişe de “Eğer bana hatırlatsaydın, öyle yapardım.” buyurdular.

Hazret-i Âişe (r. anhâ), kadınlara devamlı nasihat ederdi. Onlara bir tavsiyesi şöyledir: “Kadın üzerinde kocanın hakları vardır. Onlardan bazıları:

Kadınlık vazifesini yapması, öfkeli zamanından sakınıp sevinçli zamanını gözetmesi, tutumlu olması, kocasının (meşru) emrine karşı gelmemesi, sırlarını saklaması, iffetini koruyup namusunda hıyanet etmemesidir. Kadın, bunları yaparsa Cennet’e girer.”

Hz. Âişe Vâlidemiz buyurdu ki: “Resûlullah Efendimiz -ne bir hanımına, ne de bir hizmetkârına- hiçbir kimseye mübarek eli ile vurmazdı. Allah yolunda cihâd ederdi. Kendisine kötülük edenlerden, nefsi için aslâ intikam almazdı. Ancak Allâhü Teâlâ Hazretlerinin haram kıldığı şeyleri işleyenlerin hakkından gelir, Allah için intikam alırdı.”

Hz. Âişe Vâlidemiz, Hicret’in 57. senesinde vefat etmiştir. Kabri, Medîne-i Münevvere’de Cennetü’l-Bakî’dedir.

Hicrî:  28 Muharrem  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

12 Temmuz 2026 Pazar

ALLÂHÜ TEÂLÂ, ZÂLİMLERİ HELÂK EDER -2


قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : فَلَمَّا نَسُوا مَا ذُكِّرُوا بِهِ فَتَحْنَا عَلَيْهِمْ اَبْوَابَ كُلِّ شَيْءٍ حَتّٰٓى اِذَا فَرِحُوا بِمَٓا اُوتُٓوا اَخَذْنَاهُمْ بَغْتَةً فَاِذَا هُمْ مُبْلِسُونَ. (سورة الانعام، ٤٤)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : وقتاكى اونلر ، كنديلرينه نه اؤكوت ورلديسه اونلرى اونوطونجه ، أؤزرلرينه هر شيئك ( هر زوك و نعمتيك ) قابلارينى آجتق ، نهايت كنديلرينه وريلن او شيلر ( او كنشلك و سربستلك ) يوزندن فرحلاندقلرى وقت ده اونلرى آنسزيك ياقاليوردك و آرتق او آنده اونلر ، بتون أؤمتلرندن محروم قالديلر . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen  : “Vaktâki onlar, kendilerine ne öğüt verildiyse onları unutunca, üzerlerine her şeyin (her zevk ve nimetin) kapılarını açtık, nihayet kendilerine verilen o şeyler (o genişlik ve serbestlik) yüzünden ferahlandıkları vakit de onları ansızın yakalayıverdik ve artık o anda onlar, bütün ümitlerinden mahrum kaldılar.”

(En’âm Sûresi, âyet 44)

Hicrî:  27  Muharrem   1448  Fazilet Takvim

 

ALLÂHÜ TEÂLÂ, ZÂLİMLERİ HELÂK EDER -2

 

Cenâb-ı Hak, mülkünde, dilediği gibi tasarrufa mâliktir, âdildir. Allâhü Teâlâ, kendisi zulmetmekten münezzeh olduğu gibi halk, sâlih, iyi kimseler olunca zâlimlerin onlara zulmetmesine de fırsat vermez. Ve bunun için yalnız sâlih olmak kâfi gelmez, muslih olmak (kendisi iyi olduğu gibi başkalarını ıslah eden kimselerin olması) da şarttır. Zira iyi hâlden, güzel davranıştan mahrum; birbirinin ıslahına çalışmaktan, hukukuna riâyet etmekten nasipsiz olan kavimler, helâke maruz kalır ve başkaları için bir ibret numunesi olurlar.

Bir rivâyete göre de zulmetmekten murat, küfür ve şirktir. Şöyle buyurulmuş oluyor: Herhangi bir memleketin ahalisi kâfir olsalar bile kendi aralarında doğrulukla hareket ettikçe yalnız müşrik olduklarından dolayı dünyada hemen umumî bir felâkete uğramazlar. Cenâb-ı Hak, onları dünyada iken birden helâk etmez, onları bir müddet yaşatır. Bu da Allâhü Teâlâ’nın rahmetinin ve müsamaha göstermesinin bir eseridir. Onlar, dünyada küfür ve şirkten dönebilecekleri bir müddet, yaşarlar. Buna rağmen dinsizliklerinde devam ederlerse âhirette İlâhî azâba maruz kalırlar. Fakat bir memleketin ahalisi, kendi aralarında fesada çalışırlar, insanların hukukuna tecavüz ederlerse daha dünyada iken azap olunurlar, helâke maruz kalırlar, yurtları mahv-u harap olup feci bir tarih numunesi hâline gelirler. Nitekim, “Mülk, küfür ile devam edebilir, zulüm ile devam etmez.” denilmiştir.

İşte Nûh, Hûd, Sâlih, Lût, Şuayb aleyhimüsselâm gibi Peygamberlerin, onlara iman etmeyen kavimleri de insanlara ezâ ve cefâda bulunmuş, halka zulmetmiş, iyilik dairesinden büsbütün uzak bulunmuş oldukları için köklerinden kazınmak suretiyle mahv olmuşlardır. Artık bunlar gibi helâke uğramış milletlerin tarihî hâllerinden, şimdiki insanlar, ibret almalıdırlar.

Hicrî:  27 Muharrem  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

11 Temmuz 2026 Cumartesi

ALLÂHÜ TEÂLÂ, ZÂLİMLERİ HELÂK EDER -1


قَال قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : اَلَٓا اِنَّ الظَّالِمِينَ فِي عَذَابٍ مُقِيمٍ. (سورة الشورى ، ٤٥)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : دقت أديك ! محققكى ظالملر ، ( آخرتده ) أبدى بر عذاب إيجنددرلر . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen  : ... Dikkat edin! Muhakkak ki zâlimler, (âhirette) ebedî bir azâp içindedirler.”

(Şûrâ Sûresi, âyet 45)

Hicrî:  26  Muharrem   1448  Fazilet Takvim

 

ALLÂHÜ TEÂLÂ, ZÂLİMLERİ HELÂK EDER -1

 

Hak Teâlâ Hazretleri, Hûd Sûresi’nin 116 ve 117. âyetlerinde, geçmiş ümmetlerin arasında, onları yeryüzünde fesat çıkarmaktan alıkoymaya çalışan kimselerin pek az bulunmuş olduğunu, onların dünyevî lezzetlere, varlıklara düşkün olup dînî vazifelerini yapmadıklarını bildirmektedir. Hem nefislerini hem başkalarını ıslah eden bir kavmi ise sadece bir zulüm sebebiyle helâk etmediğini beyan buyurmaktadır.

Şöyle tefsir edilmiştir: Ey Ümmet-i Muhammed! Sizden evvelki ümmetler arasında, yeryüzünde fesattan nehyeden (bozgunculuktan, kötülüklerden alıkoyan) ve insanları irşâda çalışan, güzel fikir, ilim, irfân ve fazilet sahibi zâtlar bulunmalı değil mi idi? Hâlbuki onların içinden ancak necâta (kurtuluşa) erdirdiğimiz pek az kimse, insanları fesattan, gayrimeşrû hareketlerden nehyetmişlerdi. İşte yalnız bunlar, necâta ermişlerdir.

Diğerleri ise emir ve nehyi terk etmiş, bu gibi dînî vazifeleri yapmaz olmuşlardı. Yani azınlıkta olan o kurtuluşa ermiş olanları dinlemeyip fesat yaparak veya kendileri yapmasa bile yapanları nehyetmeyi terk ederek kendilerine zulmetmiş oldular.

Ve o zulmedenler ise hâllerini ıslah etmediler, içinde bulundukları refaha, dünya varlığına, nefislerinin şehvetlerine uydular. Yalnız dünya malını elde etmeye çalıştılar, kulluk vazifelerini yerine getirmekten kaçındılar ve günahkâr kimseler oldular. Küfür ve isyan içinde kaldıkları için lâyık oldukları felâketlere kavuştular. Böylece kendi helâklerine sebep olmuş oldular.

Ve ey Resûl-i Zîşân’ım! Bir memleketin gerek idare eden ve gerek edilen ahalisi zulüm ve fesada meydan vermez, hem nefislerini hem de başkalarını ıslah ederlerse Kerîm ve Rahîm olan Rabb’in, o memleketi helâk edivermez. Birbirinin haklarına tecavüz etmedikleri, bilakis aralarındaki muâmelelerde istikâmetten, iyi hâlden ayrılmadıkları, alışverişlerinde doğruluğa riâyette bulundukları takdirde, onların ikametgâhları olan şehirlerini, Allâhü Teâlâ, bir zulüm ile helâk etmez.

(Devamı var)

Hicrî:  26 Muharrem  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3