قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَا اجْتَمَعَ قَوْمٌ فِي بَيْتٍ مِنْ بُيُوتِ اللهِ تَعَالَى يَتْلُونَ كِتَابَ اللهِ وَيَتَدَارَسُونَهُ بَيْنَهُمْ إِلَّا نَزَلَتْ عَلَيْهِمُ السَّكِينَةُ وَغَشِيَتْهُمُ الرَّحْمَةُ وَحَفَّتْهُمُ الْمَلَائِكَةُ وَذَكَرَهُمُ اللهُ فِيمَنْ عِنْدَهُ. (م)
رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : الله تعالى ، نيك أولرندن بر أوده طوبلانب الله تعالى ، نيك كتابنى اوقويان و آرالرنده اونى مزاكره أدن هر بر طوبلولق أؤزرينه ألبتده سكينة ( حضور و سكون ) إينر , الله تعالى ، نيك رحمتى اونلرى قابلر . ملكلر ده أترافلرينى قوشاتر و الله تعالى ، اونلرى ، كندى نزدندكيلره آنار . "
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular: Allâhü Teâlâ’nın evlerinden bir evde toplanıp Allâhü Teâlâ’nın kitabını okuyan ve aralarında onu müzâkere eden her bir topluluk üzerine elbette sekînet (huzur ve sükûn) iner, Allâhü Teâlâ’nın rahmeti onları kaplar, melekler de etraflarını kuşatır ve Allâhü Teâlâ, onları, kendi nezdindekilere anar.”
(Sahîh-i Müslim)
Hicrî: 20 Zilkâde 1447 Fazilet Takvim
İLİM MECLİSLERİNDE BULUNMANIN FAZİLETİ
Ebû Vâkıd el-Leysî radıyallâhü anh şöyle dedi:
“Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, Ashâb-ı Kirâm’ı ile birlikte mescid-i şerîflerinde otururlarken üç zât geldi. Bunlardan ikisi, Resûlullah (s.a.v.) Efendimizin bulunduğu tarafa doğru gelip bir müddet beklediler. Diğer birisi ise dönüp gitti. Sonra iki zâttan birisi, sohbet halkasında bir yer bulup oturdu. Diğeri de halkanın arkasına oturdu.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) sohbetlerini bitirince buyurdular ki: “Size, şu üç zâtın hâlini bildireyim mi? Onlardan birisi (halkaya oturmakla) Allâhü Teâlâ’ya sığınmış oldu, Allâhü Teâlâ da onu muhafazası altına aldı. Diğeri (halkanın arkasına oturan kimse, Allâh’ın Resûlünü ve sohbet meclisinde bulunanları rahatsız etmekten) hayâ etti, Allâhü Teâlâ da ondan, azâbını kaldırdı. Üçüncüsü ise (halkadan) yüz çevirdi, Allâhü Teâlâ da ondan yüz çevirdi.”
Tâbiîn’in büyüklerinden Mühelleb rahimehullâh dedi ki: “Bu hadîs-i şerîften anlaşılıyor ki her kim, bir ilim veya zikir halkasına oturursa Allâhü Teâlâ’nın himâyesi ve muhafazası altına girmiş bulunur. Bu kimse, meleklerin kanatlarını ayakları altına serdiği kimselerden olur.
Yine anlaşılıyor ki bir kimse ilim öğrenmek, ilim halkasında bulunmak istediği hâlde ilim öğrenmek istediği kimseden utanır, fakat bu utangaçlığı onu ilim öğrenmekten ve ilim öğrenenlerle beraber bulunmaktan, halkaya dâhil olmaktan alıkoymazsa Allâhü Teâlâ, bu hâli sebebiyle ondan azâbını kaldırır.
Yine anlaşılıyor ki: Bir kimse ilim öğrenmek ve ilim meclislerinde bulunmak ister, fakat sonra bundan yüz çevirirse Allâhü Teâlâ da ondan yüz çevirir. Allâhü Teâlâ’nın kendisinden yüz çevirdiği kimse, gadab-ı İlâhî’ye dûçâr olur. Nitekim, A‘râf Sûresi’nin 175. âyet-i kerîmesinde -meâlen-: “(Habîbim) onlara, o kimsenin haberini de oku ki biz, kendisine âyetlerimizi vermiştik de, o bunlardan sıyrılıp çıkmış, derken, şeytan, onu kendisine tâbi kılmış, nihayet sapıtanlardan olmuştu.” buyurulmuştur.
Hicrî: 20 Zilkâde 1447 Fazilet Takvim
SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"


