6 Ekim 2026 Salı

MÜMİN ÜZERİNDE YEDİ HAK


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَنْ خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ اِبْتِغَاءَ الْعِلْمِ فَاِنَّ الْمَلَائِكَةَ تَضَعُ أَجْنِحَتَهَا لِلْمُتَعَلِّمِ وَالْعَالِمِ. (مجمع)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : كيم أوندن ، علم أؤكرنمك إيجن جقارسه محقق ملكلر ، علم أؤكرنن و أؤكرتن كمسنيك آياقلرى آلطنه قناطلرينى سررلر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “(Kim evinden, ilim öğrenmek için çıkarsa muhakkak melekler, ilim öğrenen ve öğreten kimsenin ayakları altına kanatlarını sererler.”

(Heysemî, Mecmau’z-Zevâid)

Hicrî:  25  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

MÜMİN ÜZERİNDE YEDİ HAK

 

Bir müminin, mümin kardeşi üzerinde yedi hakkı vardır:

  1. Davet ettiğinde icâbet etmek.
  2. Hasta olduğunda ziyaret edip hâl ve hatırını sormak.
  3. Cenazesinde bulunmak.
  4. Güzel nasihat etmek.
  5. Karşılaşınca selâm vermek.
  6. Zulme uğrarsa onu, zâlimin elinden kurtarmak.
  7. Aksırdığında ‘yerhamükellâh’ demek.

 

OSMANLI’DA MAHALLE MEKTEBİ

 

Osmanlı Devleti’nde Mahalle Mektebi, 4-7 yaş arası çocukların Kur’ân-ı Kerîm öğrendikleri mektebe denir. “Sıbyan mektebi, taşmekteb, ibtidâî muallimhâne” gibi isimlerle de anılan bu mektepler, hemen her mahallede bulunurdu. Çoğu, cami veya mescitlerin yanında yapılırdı. Bunlar padişahlar, valide sultanlar, büyük memurlar ve hayırsever kimseler tarafından kurulurdu. Köylerde ise mescitlerin son mahallinde husûsî bir oda inşa edilir ve mektep vazifesi görürdü.

Mahalle mekteplerinde çocuklara Kur’ân-ı Kerîm okuma, tecvid, ilmihâl bilgileri, namaz kılma usulü, bazı sûreler ve dualar ezberletilirdi. 1846 tarihinde yayınlanan bir tâlimâtnâme, mahalle mekteplerinde okunacak dersler arasına harekeli Türkçe, muhtasar ahlâk risâleleri ve yazı derslerini de ilave ediyordu.

Mahalle mekteplerinde kız ve erkek çocuklar, farklı saatlerde ders alırlardı.

Zaman zaman çocukların herhangi bir meslek ve sanata başlatılmadan önce, mahalle mekteplerine gitmeye mecbur tutulmaları hakkında fermanlar çıkarılmakta idi.

Sultan İkinci Mahmûd Han, 1824 tarihli İstanbul ve bilâd-ı selâse (Galata, Üsküdar, Eyüb) kâdılarına gönderdiği bir fermanda, para kazanmak gayesi ile çocuklarını 5-6 yaşlarında mektepten alarak, çıraklığa veren ana ve babaların, çocuklarını câhil bırakacaklarını, bunların işe başlamak için bülûğa ermelerini ve ilmihâl ile İslâm’ın şartlarını lâyıkı ile öğrenmelerini şart koştu. Bu şartları yerine getirmeden çocukların mektepten alınarak, usta yanına verilmesini yasakladı.

Hicrî:  25  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

5 Ekim 2026 Pazartesi

RIDVÂN BEY’ATİ


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لَا يَدْخُلُ النَّارَ مَنْ شَهِدَ بَدْرًا وَالْحُدَيْبِيَةَ. (طس)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : ( آصحابمدان ) بدر حربنه و حديبيه مصالحصى ، نه قطلانلر ، جهنمه كيرمزلر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “(Ashâbımdan) Bedir Harbi’ne ve Hudeybiye Musâlahası’na katılanlar, Cehennem’e girmezler.”

(Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Evsat)

Hicrî:  24  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

RIDVÂN BEY’ATİ

 

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Hicret’in altıncı senesi Zilkâde ayı başlarında Ashâb’ından 1400 kadar zat ile Medîne-i Münevvere’den çıkıp Mekke-i Mükerreme’ye hareket ettiler. Niyetleri sırf umre, yani Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret idi. Zülhuleyfe’de ihrâma girdiler. Yola devam edip Hudeybiye’de konakladılar. Burada Peygamber Efendimiz (s.a.v.), maksatlarının harp olmayıp sırf Beytullâh’ı ziyaret olduğunu bildirmek üzere Hırâş bin Ümeyye’yi (r.a.), Kureyş’e elçi olarak gönderdiler. Ancak Mekke müşrikleri, onu öldürmek için hücum ettiler, araya girenler onu kurtardılar. Hırâş (r.a.), geriye dönüp vaziyeti arz etti.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bu defa Hazret-i Osman’ı (r.a.), Kureyş’e elçi olarak gönderdiler. Kureyşliler, Hazret-i Osman’ı güzel karşıladılar, Kâbe’yi tavaf etmesini teklif ettiler. Ancak o, “Resûlullah tavaf etmedikçe ben de etmem.” diyerek reddetti. Bunun üzerine Hazret-i Osman’ı, tevkif ile göz hapsine aldılar.

Hazret-i Osman’ın Hudeybiye’ye dönmesi gecikince, şehit olduğuna dâir bir şâyia çıktı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Artık harp etmeden dönmeyiz.” buyurdular. İşte o vakit, Rıdvân Bey’ati vukû buldu. Şöyle ki Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, bir ağaç altında oturdular. Ashâb-ı Kirâm’ın hepsi gelip, ölünceye kadar sabır ve sebât etmek ve aslâ firar etmemek üzere kendisine bîat ettiler. Peygamber Efendimiz, iki mübarek elini birbirine bağlayıp Hazret-i Osman tarafından da gıyâbında onun bîatini yaptı. Bu bîat haberi, Kureyş’e ulaştığında dehşete kapıldılar, hemen Hazret-i Osman’ı gönderdiler, sulh antlaşması yapmayı kabul ettiler ve Hudeybiye Sulhü yapıldı.

Fetih Sûresi’nin 10. âyet-i celîlesinde Rıdvân Bey’ati’nden şöyle bahsedilmektedir -meâlen-: “Şüphe yok ki sana bîat edenler, muhakkak, Allâh’a bîat etmişlerdir. Allâh’ın kudreti onların eli üstündedir. Artık kim (ahdini) bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur. Her kim de Allah ile üzerine muâhedede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da (Allâhü Teâlâ), büyük bir mükâfât verecektir.”

Hicrî:  24  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

4 Ekim 2026 Pazar

İNSANIN SÖZÜ DE ÖZÜ DE DOĞRU OLMALIDIR


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَنْ عَادَ مَرِيضًا لَمْ يَزَلْ فِي خُرْفَةِ الْجَنَّةِ حَتَّى يَرْجِعَ. (م)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : حصطه زيارتنده بولونان كمسه ، زيارتندن دونونجيه قدار ( صنكى ) جنت ميولرى إيجنددر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Hasta ziyaretinde bulunan kimse, ziyaretinden dönünceye kadar (sanki) Cennet meyveleri içindedir.”

(Sahîh-i Müslim)

Hicrî:  23  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

İNSANIN SÖZÜ DE ÖZÜ DE DOĞRU OLMALIDIR

 

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

“Yalan söylemek, rızkın azalmasına; maîşet (geçim) sıkıntısına sebep olur.”

“Bir kul, yalan söylediği zaman, melekler, ondan çıkan kötü koku sebebiyle ondan bir mil uzaklaşır.”

Yalanın kötü bir ahlâk olmasından dolayı Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Allâh’ım, kalbimi nifaktan, amelimi riyâdan, lisanımı da yalandan temizle...” buyururlardı.

Müslümana, sıdk ve sadâkat yakışır. Yalancı bir kimseyi ne Allâhü Teâlâ sever ne de başkaları sever. Yalan, haramdır. Yalancı bir kimsenin insanlık bakımından hiçbir kıymeti olamaz.

Söylediği yalan sözleriyle halkı aldatan, yaptığı hileler ile ötekini berikini iğfâle çalışan kimse, pek büyük bir günahkârdır. Bir hadîs-i şerîfte buyurulmuştur ki: “Bize hıyânet eden, bizden değildir. Hile ve ikiyüzlülük denilen şeyleri yapanlar Cehennem’dedir.”

Hâsılı; insanın sözü de özü de doğru olmalıdır. Doğru olmayanlar için saâdet kapıları kapalıdır. İslâmiyet gibi hikmet ve hakîkat esasları üzerine kurulmuş bir dinde, doğruluğa aykırı bir şey, aslâ yer bulamaz.

NEFSİN TERBİYESİ

Din büyükleri ve evliyâullah daima nefislerinin tezkiyesi; kötü huylardan temizlenmesi için gayret etmişlerdir. Ashâb-ı Kirâm’dan Abdullâh bin Selâm (r.a.) Hazretlerini çarşıda, sırtında odun taşırken görenler bizzât kendisinin taşımasının sebebini sordular. Şöyle cevap verdi:

“Nefsimin kibrini kırmak istedim. Zira ben, Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduklarını işittim: Kalbinde zerre miktarı kibir olan kimse Cennet’e giremez.”

Hazret-i Ömer (r.a.), bir gün, suyunu kendisi taşıyordu. Sebebini soranlara da “Benim suya ihtiyacım yoktur. Bunu sırf, nefsimi kırmak için yapıyorum.” buyurdu.

Hicrî:  23  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3