قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : يَا سَعْدُ أَطِبْ مَطْعَمَكَ تَكُنْ مُسْتَجَابَ الدَّعْوَةِ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ إِنَّ الْعَبْدَ لَيَقْذِفُ اللُّقْمَةَ الْحَرَامَ فِي جَوْفِهِ مَا يُتَقَبَّلُ مِنْهُ عَمَلُ أَرْبَعِينَ يَوْمًا . (طس)
رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : أى سعد ! حلال رزق يه ( حرام دان ساقن ) . بويله يابارسان دعان مستجاب ( قبول ) اولور . محمد يك نفسى قدرتنده اولان اللهه يمن أدرم كى ، محقق بر قل معدسنده حرام بر لقما كوتورسه قرق كون ، عملى ( دعا و عبادتلرى ) قبول اولنماز . بيوردى . "
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular : “Ey Sa’d! Helal rızık ye (haramdan sakın). Böyle yaparsan duan müstecâb (kabul) olur. Muhammed’in nefsi kudretinde olan Allâh’a yemin ederim ki, muhakkak bir kul midesine haram bir lokma götürse kırk gün, ameli (dua ve ibadetleri) kabul olunmaz.” buyurdu.
(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat)
Hicrî: 12 Cemâziyelevvel 1448 Fazilet Takvim
TEBÜK GAZÂSI -2
Tebük Seferine çıkıldığı sırada nâzil olan Tevbe Sûresi’nin 38. âyet-i celîlesinde buyurulmuştur ki -meâlen-: “Ey iman edenler! Ne oldu size ki ‘Allah yolunda seferber olun’ denilince yerinize yığıldınız kaldınız? Yoksa âhiretten geçip dünyaya razı mı oldunuz? Fakat o dünya hayatı, âhiretin yanında ancak pek az bir şeydir.”
Bu ve devamındaki âyet-i celîleler, Tebük Seferi esnasında meydana gelen ve Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uymayan birtakım hâlleri beyan ederek, bu gibi ahvâlin tekrarından men ile müminleri tevbeye sevk etmektedir.
Tebük Gazâsı’nda bir çarpışma meydana gelmediyse de İslâm’ın satvet ve şaşaası, Şam tarafına gereği gibi yayıldı.
HARAM, İBADETİN LEZZETİNE MÂNİ OLUR
Hadîs âlimi, zühd ve takvâ sahibi olan evliyadan İbrâhim bin Edhem (k.s.) Hazretleri şöyle anlattı:
Bir gün Beyt-i Makdis’te, mescitte ibadetle meşgul olmak için geceledim. Gece, vakit ilerleyince kapı açıldı ve içeriye, üzerlerinde derviş kıyafeti olan bir topluluk girdi. Önlerinde de şeyhleri vardı. O zât, mihrâba geçti, iki rekât namaz kıldıktan sonra oradakilere döndü. Onlardan birisi, “Bu gece, burada, bizden olmayan bir kişi var.” dedi. Şeyh tebessüm etti ve “Evet, o kişi, İbrâhim bin Edhem’dir. O, kırk gündür yaptığı ibadetin lezzetini kalbinde bulamamaktadır.” dedi.
Bu sözü duyunca saklandığım yerden çıkıp onların yanına gittim ve selam verdim, “Bu söylediğiniz doğrudur. Peki bunun sebebi nedir?” dedim. O zât şöyle anlattı: “Sen filân zamanda, Basra’da iken hurma satın almıştın. Aldığın hurmaların yanında bir tane hurma gördün. Hâlbuki o hurma, satan kimsenindi. Sen, o hurmayı kendi hakkın zannederek aldın. İşte sebebi budur.”
Sabah hemen yola çıktım. Basra’ya varıp hurmayı satın aldığım zâtın yanına gittim. Olanları kendisine anlatıp helâllik istedim. O da hakkını helâl etti. Hurma satan zât, bu işin bu kadar hassas olduğunu duyunca o da, dükkânı ve hurma satmayı bıraktı. Vaktini Allâhü Teâlâ’ya ibadetle geçirmeye başladı, bir müddet sonra ebdâldan; yani evliyâullâhın büyüklerinden oldu.
Hicrî: 12 Cemâziyelevvel 1448 Fazilet Takvim


