28 Ekim 2026 Çarşamba

ALLÂHÜ TEÂLÂ, İNSANA ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKINDIR

 

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : فَلَوْلَٓا اِذَا بَلَغَتِ الْحُلْقُومَ، وَاَنْتُمْ حِينَئِذٍ تَنْظُرُونَ، وَنَحْنُ اَقْرَبُ اِلَيْهِ مِنْكُمْ وَلٰكِنْ لَا تُبْصِرُونَ. (سورة الواقعة، ٨٣-٨٥)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : آرتق ( جان ) بوغازه كلديكى وقت ، سز إشته او زمان باقار دورورسونز ده بز ( او جان جكشنه ) ، سزدن دها يقنزدر . ولاكن سز كوره مزسنز . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen  : “Artık (can) boğaza geldiği vakit, siz işte o zaman bakar durursunuz da biz (o can çekişene), sizden daha yakınızdır. Velâkin siz göremezsiniz.”

(Vâkıa Sûresi, âyet 83-85)

Hicrî:    17 Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

ALLÂHÜ TEÂLÂ, İNSANA ŞAH DAMARINDAN DAHA YAKINDIR

 

Kur’ân-ı Kerîm’de, Kâf Sûresi’nin 16. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurulmuştur -meâlen-: “Ve and olsun ki biz, insanı yarattık ve ona, nefsinin ne vesvese verdiğini de biliriz ve biz, ona şah damarından daha yakınız.” Bu âyet-i kerîmede Hâlık-ı Azîm’in kullarına manevî kurbiyyet (yakınlık) itibarıyla ne kadar yakın olduğunu beliğ (edebî) bir üslûpla beyan buyurulmuştur. Şöyle tefsir edilmiştir:

Muhakkak biz, insanı, yoktan var ettik. Ve ona, nefsinin ne vesvese verdiğini de biliriz. Yani, onun hayır ve şer nâmına neler düşündüğüne de ve onun başkalarınca bilinmeyen gizli hâllerine de biz hakkıyla vâkıf bulunmaktayız.

Cenâb-ı Hak, insana, şah damarından daha yakındır. İnsanlardan her birinin varlığına, bütün hâl ve fiiline, bütün hayatî vaziyetine, ilim ve müşahede itibarıyla onun pek yakın olan şah damarlarından daha yakındır. Çünkü damarlar da o kimsenin hissiyatına, kuruntularına vâkıf değildir. Allâhü Teâlâ ise kullarını kendisi yaratmıştır, onların bütün fiillerini ve sözlerini en iyi bilendir. Hiçbir kulun bir hareketi, bir düşüncesi, Allâhü Tealâ’nın ilmi dışında kalamaz.

Malûmdur ki: Allâhü Teâlâ, mahlûkatına benzemekten, onlar gibi bir mekâna muhtaç olmaktan, cismen, maddeten bir yere yakın veya bir yerden uzak bulunmaktan ve herhangi bir mahlûkuna -hâşâ- hulûl etmekten münezzehtir.

Cenâb-ı Hak, bütün bu kâinatı, yoktan var etmiştir. O, bu kâinattan evvel yine mekâna ve zamana muhtaç bulunmaksızın var bulunmuştur.

Allâhü Teâlâ, lütuf ve ihsanı ve bütün hâlimize olan ezelî ilmi itibarıyla bize, bizden daha yakındır. Ne yazık ki, biz, bu hakikati, lâyıkıyla takdir edemiyoruz. O yüce yaratıcımızın mânevî yakınlığına lâyık olabilmek için üzerimize düşen kulluk vazifelerini hakkıyla ifâya çalışamıyoruz.

Allâhü Teâlâ, cümlemizi gafletten uyandırsın. Âmîn.

Hicrî:  17  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3


ASHÂB-I BEDİR: ABDULLAH BİN MAHRAME (R.A.)


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اَلْمُصِيبَةُ تُبَيِّضُ وَجْهَ صَاحِبِهَا يَوْمَ تَسْوَدُّ الْوُجُوهُ. (طس)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : زمزم ( قلون صبر و رضا كوسترديكى ) مصيبتلر ، يوزلرين ( كونحلر سببيله ) قراراجاغى كونده ( قيامتده ) صاحبنيك يوزونى نورلانديرير . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “(Kulun sabır ve rıza gösterdiği) musîbetler, yüzlerin (günahlar sebebiyle) kararacağı günde (kıyamette) sahibinin yüzünü nurlandırır.”

(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat)

Hicrî:  16  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

ASHÂB-I BEDİR: ABDULLAH BİN MAHRAME (R.A.)

 

Muhâcirlerden ve Benî Âmir bin Lüey neslindendir. Künyesi Ebû Muhammed’dir.

Abdullah bin Mahrame (r.a.), ilk muhâcirlerden olup önce Habeşistan’a daha sonra Medîne-i Münevvere’ye hicret etmiştir. Bedir başta olmak üzere diğer bütün gazâlarda Peygamber Efendimizin (s.a.v.) yanında hazır bulunmuştur.

Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, Hicret’ten sonra muhacirler ile Ensar arasında akdettikleri kardeşlikte onu, yine Ashâb-ı Bedir’den olan Ferve bin Amr el-Beyâzî Hazretleriyle kardeş kılmışlardı.

Hazret-i Ebûbekr’in (r.a.) halifeliği zamanında, Hicret’in 12. senesinde 41 yaşında iken Yemâme Gazâsı’nda şehit olmuştur.

Rivâyet olunduğuna göre, Abdullah bin Mahrame (r.a.) Hazretleri, Yemâme Harbi’nden önce Allâhü Teâlâ’ya dua ederek, her bir mafsalında Allah yolunda birer darbe görmedikçe ruhunu teslim etmemeyi talep etmiş; gerçekten de Yemâme Harbi’nde bu hâlde şehit olmuştur.

Abdullah bin Ömer (r. anhümâ) anlattı: Yemâme Gazâsı’nda iken Abdullah bin Mahrame’nin yanına gittim, her tarafı yara içinde olup vefat etmek üzereydi. Başucunda durdum, bana, “Ey Abdullah bin Ömer! Oruçlunun iftar edeceği vakit geldi mi?” diye sordu. “Evet” dedim. “Şu kalkanımı su ile dolduruver, belki onunla iftar ederim.” dedi. Ben, su dolu havuza gidip avucumla kalkana su doldurup geri getirdim. Ancak geri döndüğümde, Abdullah bin Mahrame’nin ruhunu teslim etmiş olduğunu gördüm.

 

BEYİT:

 

Bir kapuyu bend ederse bin kapu eyler küşâd

Hazret-i Allah, Efendi! Fâtihu’l-ebvâbdır.

(Efendi! Hazret-i Allah, bir kapıyı kapatırsa bin kapı açar. Çünkü fâtihu’l-ebvâb; bütün kapıları açan odur.)

Hicrî:  16  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

26 Ekim 2026 Pazartesi

ZEMZEM KUYUSU VE DUVARCININ YAŞADIKLARI


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَاءُ زَمْزَمَ لِمَا شُرِبَ لَهُ. (هـ)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : زمزم ، نه نيتله إيجيلرسه اونون إيجندر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Zemzem, ne niyetle içilirse onun içindir.”

(Sünen-i İbn-i Mâce)

Hicrî:  14  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

ZEMZEM KUYUSU VE DUVARCININ YAŞADIKLARI

 

Kanûnî Sultan Süleyman Han (1520-1566) zamanının âlimlerinden Gubârî Efendi, Zemzem kuyusu hakkında bir hatırasını şöyle anlatır:

Bir kişi, Zemzem-i Şerif kuyusuna düşmüştü. Kuyunun temizlenmesi için dînî hükümlere uygun olarak kuyunun suyunu boşaltmak istediler. Beş-on gün boyunca sekiz büyük kova ile su çektiler. Buna rağmen suyun seviyesi iki parmak bile azalmadı. O dönemde kuyuda dokuz kulaç (yaklaşık on üç metre) su vardı. Bu hâli acaip bulup sebebini araştırmaya başladım. Bir gün, yüz küsür yaşını geçmiş dürüstlüğü ile tanınan Duvarcı Mahmud’a ve yanında bulunan birkaç yaşlıya rastladım. Merakımı anlattığımda bana şu cevabı verdi:

Mısır Meliki Sultan Kayıtbay (1468-1496) zamanında on bir yıl boyunca ciddi bir kuraklık yaşandı. Mekke-i Mükerreme’deki diğer kuyular tamamen kurudu ve halk, sadece Zemzem Suyu’na muhtaç kaldı. O zaman genç bir duvarcı çırağıydım. Tıpkı şimdi olduğu gibi o zaman da bir kişi, kuyunun içine düştü.

Hem düşen adamı çıkarmak için hem de kuyuyu temizlemek için ustamın tavsiyesiyle kuyunun çıkrığına sekiz büyük kova bağladık. Su seviyesi azalmaya başlayınca ustamla birlikte kuyunun içine indik. Kuyunun tabanında bilek kalınlığında akan üç su kaynağı bulduk: İkisi Kâbe-i Muazzama’ya, biri Ebû Kubeys Dağı’na doğru uzanıyordu.

Kuyudaki kaynakları, geçici olarak kapattık ve kalan suyu boşalttıktan sonra çamurları ve birikmiş yabancı maddeleri kovalara doldurup kuyuyu tamamen temizledik. Bu temizlikte çıkarılan çamurun içinde değerli taşlar, bakır kâseler, porselen parçaları ve çeşitli süs eşyaları bulundu. Kuyunun dibi tamamen temizlenip kaynaklar yeniden açıldığında, sular, büyük bir kuvvetle akmaya başladı ve kuyuyu, aynı gün içinde önceki seviyesini aşacak şekilde doldurdu.

Duvarcı Mahmud’un bu anlattıklarını yanında bulunan ihtiyarlar, “Bu hâdise tamamen doğrudur, biz de o zamanda oradaydık.” deyip tasdik ettiler.

Hicrî:  14  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3