1 Kasım 2026 Pazar

İLİMDEN MAKSAT AMELDİR


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : وَكُلُّ عِلْمٍ وَبَالٌ عَلَى صَاحِبِهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ إِلَّا مَنْ عَمِلَ بِهِ. (طب)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : و هر علم ، صاحبى أؤزرينه قيامت كونى وبالدر ، آنجق علمى إيله عمل أدن كميه ( نيك علمى ) مستثنى . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Ve her ilim, sahibi üzerine kıyamet günü vebâldir, ancak ilmi ile amel eden kimse(nin ilmi) müstesnâ.”

(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)

Hicrî:  21  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

İLİMDEN MAKSAT AMELDİR

 

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri, bir mektûbunda bazı nasihatler zikrettikten sonra şöyle buyuruyor:

“Bütün nasihatlerden asıl gâye, yalnız bilip işitmek değil, amel etmektir. Görmez misin ki; bir hastaya, sadece hastalığının ilacını bilmesi fayda vermez. Hasta, o ilacı kullanmadıkça, şifa bulamaz.

İşte bütün bu ısrarlar ve mübalağalar, amele teşvik içindir. Zira kendisi ile amel olunmayan ilim, (kıyamette) sahibinin aleyhine delil olacaktır. Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır: ‘Kıyamet gününde en şiddetli azâba uğrayacak olan kimse, (amel etmediği için) ilmi kendisine fayda vermeyen âlimdir.” (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 1, m. 73)

 

MÜSLÜMANLAR KÂĞIDA BÜYÜK HÜRMET GÖSTERİRLER

 

Osmanlı memleketlerine gelen seyyahlar, kâğıda gösterilen saygıyı şöyle ifade etmişlerdir:

“Kâğıdın, Müslümanlar arasında kıymetli bir yeri vardır. Kâğıda hürmet ettikleri için yerde bir kâğıt görseler üstüne basmazlar ve üzerinden geçmezler. Yerden alıp bir duvar boşluğuna koyarlar. Bu saygı, kâğıdın, bir Kur’ân-ı Kerîm sayfası olabileceği endişesinden dolayıdır.”

Avusturya Sefîri olarak 1554’den 1562’ye kadar Osmanlı memleketinde kalan Busbeg’in hatıralarından:

“...İstanbul’a doğru ilerlediğimiz yolculuğumuz sırasında, Türklerin imâret dedikleri hanlarda kalmıştık. Duvarların deliklerine sokulmuş kağıt parçaları dikkatimi çekti.. Bunlara çok rastlamıştım.

Bunları bulundukları yerden alarak Türklere gösterip üzerlerinde neler yazdığını sorduğum zaman, mühim bir şey yazılmamış olduğunu anladım.

Ancak daha sonraları anladım ki, Türklerin kâğıda karşı gösterdikleri saygı, üzerine Allâh’ın adı yazılabilmesinden ileri geliyormuş. Onun için, nerede bir kâğıt parçası görseler, ayak altında çiğnenmesin, kirlenmesin diye yüksek bir yere, bilhâssa duvar kovuklarına koyarlarmış.”

Hicrî:  21  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

31 Ekim 2026 Cumartesi

İSTİŞÂRENİN EHEMMİYETİ


 

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : وَالَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَاَقَامُوا الصَّلَاةَ وَاَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنْفِقُونَ. (سورة الشورى، ٣٨)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : و اونلركى ، ربلرينيك دعوتنه إجابت أيلرلر . نمازى دوسدوغرى قلارلر و اونلريك إشلرى ، آرالرنده مشاوره إيلدر . و كنديلرينه ورديكيمز رزقلاردان إنفاق أدرلر . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen  : “Ve onlar ki, Rablerinin davetine icâbet eylerler, namazı dosdoğru kılarlar ve onların işleri, aralarında müşâvere iledir. Ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak ederler.”

(Şûrâ Sûresi, âyet 38)

Hicrî:   17 Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

İSTİŞÂRENİN EHEMMİYETİ

 

Bir iş hakkında, bazı kimselerin görüşüne mürâcaat etmeye, onlara danışmaya ve fikir alışverişinde bulunmaya “istişâre” denir. Bir yerde toplanıp müşâverede bulunan topluluğa “şûrâ”, kendisiyle istişâre edilen kişiye de “müsteşâr” denir. Âl-i İmrân Sûresi’nin 159. âyet-i celîlesinde -meâlen-: “…(yapacağın) işlerde onlara da danış…” buyurulmuştur. Hasan-ı Basrî (rah.), bu âyet-i celîlenin tefsîrinde demiştir ki: Buradaki istişâre emri, Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), ona muhtaç olduğu için değildir. Lâkin ondan sonra gelen ümmetleri arasında istişâre, bir sünnet ve âdet olsun içindir.

Kendisinden fikir sorana, doğru yolu göstermek, Cenâb-ı Hakk’ın ihsân ettiği ince fikir ve yüksek anlayış nimetinin şükrüdür. Meşveret, iki taraf da hayır üzere olduğu müddetçe bereketlidir. İstişârede, bir nevi, sırları açmak vardır. Bu sebeple istişâre ederken, akıllı, insanların hayrını dileyen, güzel huylu, dininde fazilet sahibi kimseleri seçmelidir. Müşâvere, bereketin kapısı, rahmetin anahtarıdır.

Kendisiyle istişâre edilen kimse, muhatabının hayrını, iyiliğini istemeli, sorulan husûsta güzelce düşünmeli, hakkı ve doğru yolu beyân etmelidir. İstişâre edeni, kendi yerine koymalı, ona hıyânet etmemelidir.

Müsteşâr, kendisine güvenilmiş bir kimse demektir, ancak istişâre edilen şeyden dolayı herhangi bir zarar meydana gelirse tazmin etmesi istenmez. İstişâre eden kimse hataya düşmekten sakınmış olur. Ancak görüşü, irâdesi, kendi elindedir.

Hasan-ı Basrî (rah.) demiştir ki: “Bir topluluk, zor ve şiddetli bir işle karşılaştığında, bir araya gelip bu husûsu güzelce müşâvere ederlerse, Allâhü Teâlâ, onları, en doğru yola irşâd eyler.”

Başına sıkıntılı bir hâl geldiğinde, basiret sâhibi, akıllı ve insanların iyiliğini isteyen kimse ile müşâvere etmelidir. Sonra da onun sözünü dinlemelidir. İstişâre edecek kimse doğruyu beyân etmeli, istişâre edilen de haktan başka şeye irşâd etmemelidir. Büyükler, “İnsanların en akıllısı dahi, istişâreden müstağni değildir.” buyurmuşlardır.

Hicrî:  17  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

30 Ekim 2026 Cuma

PEYGAMBERLERİN ORUÇLARI


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : أَفْضَلُ الصِّيَامِ صِيَامُ دَاوُودَ عَلَيْهِ السَّلَامُ كَانَ يَصُومُ يَوْمًا وَيُفْطِرُ يَوْمًا. (ن)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : الله تعالى عندنده أك فضيلتلى ( نافله ) اوروج ، داوود عليه السلام يك اوروجودر . او ، بر كون اوروج طوطار ، بر كون اوروج طوطمازدى . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Allâhü Teâlâ indinde en faziletli (nafile) oruç, Dâvûd aleyhisselâm’ın orucudur. O, bir gün oruç tutar, bir gün oruç tutmazdı.”

 (Sünen-i Nesâî)

Hicrî:  19  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

PEYGAMBERLERİN ORUÇLARI

 

Bir zât, İbn-i Abbâs radıyallâhü anhümâ’ya (Ramazan orucundan sonraki) en faziletli oruçtan suâl etmişti. İbn-i Abbâs Hazretleri:

“Sana bir hadîs-i şerîfi zikredeceğim ki o, bugüne kadar bende saklı bulunuyordu.” dedikten sonra şöyle buyurdu.

“İstersen sana, Dâvûd aleyhisselâm’ın orucunu anlatayım. Zira o, gündüzlerini oruçla, gecelerini de ibadetle geçirirdi. Çok kuvvetli ve cesaretli idi; karşılaştığı hiçbir şeyden kaçmazdı. Bir gün oruç tutar, bir gün iftar ederdi.

Bu sebeple Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, “En faziletli oruç, Dâvûd aleyhisselâm’ın orucudur.” buyurmuşlardır.

İstersen sana, Süleyman aleyhisselâm’ın orucundan bahsedeyim. Muhakkak o, ayın başından üç gün, ortasından üç gün ve sonundan üç gün oruç tutardı. Her ayı oruçla açar, ortasını oruçla geçirir, sonunu da oruçla kapatırdı.

İstersen sana, Îsâ aleyhisselâm’ın orucunu haber vereyim. Muhakkak o, günlerin tamamında oruç tutardı. Arpa ekmeği yer, kıldan dokunmuş aba giyerdi. Elde edemediğinin peşine düşmezdi, ne bulursa onu yerdi. Onun, ölebileceğini düşündüğü bir çocuğu veya harap olacak bir evi yoktu. Sabaha kadar namaz kılmakla meşgul olurdu. İsrailoğullarından uğradığı her kimsenin ihtiyaçlarını karşılardı.

İstersen sana, Îsâ aleyhisselâm’ın annesi Hazret-i Meryem’in orucundan bahsedeyim; o da bir gün oruç tutar, iki gün iftar ederdi.

İstersen sana, Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in orucunu haber vereyim. Muhakkak o, her aydan üç gün (eyyâm-ı bîyzde) oruç tutar ve “Muhakkak bu, bütün günleri oruçlu geçirmek gibidir.” buyururlardı.

Hicrî:  19  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3