20 Temmuz 2026 Pazartesi

TARİHTEN İBRET ALMAYANLARIN SONU -2


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اَلْعِلْمُ عِلْمَانِ عِلْمٌ عَلَى اللِّسَانِ فَذٰلِكَ حُجَّةُ اللهِ عَلَى خَلْقِهِ وَعِلْمٌ فِي الْقَلْبِ فَذٰلِكَ الْعِلْمُ النَّافِعُ. (مي)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : علم ، إيكيدر . برى ( عمل اولنمايب ) يالنز لسانده قالاندركى بو ، الله تعالى نيك ، قللارى عليهنه بر دليلدر ؛ ديكرى ده ( عمل اولونرق ) قلبده ( نورى اورطايا ) جقان علم دركى ، إشده ( آصل ) منفعتلى اولان علم بودور . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  “İlim, ikidir. Biri (amel olunmayıp) yalnız lisanda kalandır ki bu, Allâhü Teâlâ’nın, kulları aleyhine bir delilidir; diğeri de (amel olunarak) kalpte (nuru ortaya) çıkan ilimdir ki, işte (asıl) menfaatli olan ilim budur.”

(Sünen-i Dârimî)

Hicrî:  06  Safer   1448  Fazilet Takvim

 

TARİHTEN İBRET ALMAYANLARIN SONU -2

 

Bu husûsta bir misal olarak Endülüs İslâm Devleti’ni dikkate alalım: Bu devletin tarihi, herkes tarafından malumdur. İslâm medeniyetinin pek parlak tecelliyâtına sahne olan bu güzel kıtada birçok meşhur İslâm âlimi yetişmiş; birçok ilmî eserler, çok güzel âbideler vücuda gelmiştir. Merkezî idaresi olan “Granada” şehri bir ırmak üzerinde bulunup bağlar, bahçeler ile müzeyyen, son derece mamûr, Cennet gibi bir belde idi.

Fakat Endülüs Müslümanları bilâhare küfrân-ı nimette bulundular, İslâm ruhuna uymayan hareketlere kalkıştılar, aralarında nifak ve ayrılık yüz gösterdi, memleket güzel idareden mahrum kaldı. Nihayet H. 898 tarihinde, bu ruha ferahlık veren memleketleri tamamen ellerinden çıktı. Zavallı Müslüman ahâlinin bir kısmı pek yürek yakan, vahşiyane işkencelere uğrayarak mahvoldu, bir kısmı da türlü sefaletle Afrika sahillerine geçebildiler.

Şu kadar var ki, o zaman Müslümanlarca teselli olacak bir cihet vardı. Şöyle ki: O zaman Avrupa’nın batısında öyle muazzam bir İslâm sönüp gitmişse de doğusunda diğer bir İslâm devleti; Osmanlı Devleti, kudret ve ihtişam ile doğmuş bulunuyordu. Bu cihet, Müslümanların gözlerinden serpilen yaşları teskine yardım ediyordu. Ne yazık ki, daha sonra İslâm âleminin her tarafında bir perişanlık yüz gösterdi, cihanın en güzel, en faziletli üç kıtasında bulunan birçok Cennet gibi yerler Müslümanların ellerinden çıktı, birçok din kardeşlerimiz oraya buraya hicret etmeye mecbur kaldı.

Velhâsıl: İnsanlar bilmelidirler ki başlarına, dünyada her hangi bir felâket ve musibet gelirse bu, kendilerinin bir kötü hareketlerinin neticesidir. Artık insanlar tarihten ibret almalı, üzerlerine düşen vazifelere riâyet etmelidirler. İçtimaî ufuklarını saran karanlık bulutları görmelidirler. Kendi varlıklarını, yurtlarının maddî ve manevî terakkisini temin edecek şeyleri hazırlamaya çalışmalıdırlar. Aralarındaki din bağını, din kardeşliğini her veçhile takviyeye gayret göstermelidirler. İşte ehl-i İslâm’ın selâmeti, saadeti bu sûrette temin edilmiş olur.

(500 Hadîs-i Şerîf, Fazilet Neş.)

Hicrî:  06 Safer  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

19 Temmuz 2026 Pazar

TARİHTEN İBRET ALMAYANLARIN SONU -1


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَا أَنْعَمَ اللهُ عَلَى عَبْدٍ مِنْ نِعْمَةٍ فِى أَهْلٍ أَوْ مَالٍ أَوْ وَلَدٍ فَيَقُولُ مَا شَاءَ اللهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ إِلَّا دَفَعَ اللهُ عَنْهُ كُلَّ آفَةٍ حَتَّى تَأْتِيَهُ مَنِيَّتُهُ. (جامع الاحاديث)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : الله تعالى ، بر قلا آئله ، مال ويا جوجق نعمتى إحسان أدر ده او قل ، ‘مَا شَاءَ اللهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِالله ، درسه ، محقق الله تعالى ، أؤلم كلنجيه قدار ، بتون آفتلرى اوندان دف أدر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  “Allâhü Teâlâ, bir kula aile, mal veya çocuk nimeti ihsan eder de o kul, ‘Mâşâallâh, lâ kuvvete illâ billâh’ derse, muhakkak Allâhü Teâlâ, ölüm gelinceye kadar, bütün âfetleri ondan defeder.”

(Süyûtî, Câmiu’l-Ehâdîs)

Hicrî:  05  Safer   1448  Fazilet Takvim

 

TARİHTEN İBRET ALMAYANLARIN SONU -1

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Her kim bir kötülük yaparsa onunla dünyada veya âhirette cezalandırılır.”

İnsanlar niçin yaratılmış olduklarını, nihayet nereye gideceklerini iyice düşünmeli; Dünyada da, âhirette de azaptan, cezâdan kurtulup selâmete, saadete nâil olabilmek için üzerlerine düşen vazifeleri yapmalıdırlar. Dînen yasak kılınan, fena sayılan şeylerden kaçınmalıdırlar. Aksi takdirde insanlar, yaptıkları fenalıkların cezalarını bu dünyada göreceklerdir. Bu dünyada görmezlerse yarın âhiret âleminde göreceklerdir, bir kısmı ise her iki âlemde de azâp olunacaklardır.

Malumdur ki geçmiş ümmetlerden birçokları, yapmış oldukları zulüm ve masiyet yüzünden türlü türlü İlâhî azaba uğramışlardır. Meselâ: Bunlardan bir kısmı büyük bir tufanın dehşetli dalgaları arasında kalıp bitmiştir, bir kısmı müthiş bir rüzgâra tutularak helâk olup toprağa serilmiştir, bir kısmı şiddetli bir azâp sesiyle belâsını bulup gitmiştir. Bir kısmı da hâkimiyetini, ihtişam ve satvetini kaybederek diğer milletlerin esareti altına düşmüştür. “...Sonra onları günahları sebebiyle helâk ettik..” meâlindeki, En’âm Sûresi’nin 6. âyet-i kerîmesi, bu hakikati, gafletten uyanmamız için gözlerimizin önüne sermektedir. Bütün bu kavimlerin târihî hâllerinden anlaşılmış oluyor ki; Bunlardan her biri, sırf kendi kötülüklerinin cezasına uğramıştır. Bu âlemde, âdet-i İlâhiyye böyle cârîdir. Bunu kimse değiştiremez.

Müslümanlar da mensup oldukları İslâm dini sayesinde tarih boyunca pek parlak, pek terakkî etmiş bir hayata nâil olmuşlardır. Ne yazık ki daha sonra Müslümanların ahlâkına zafiyet gelmiş, aralarındaki dini bağlılık, kuvvetini kaybetmiş, gitgide cemiyetlerinde bir perişanlık yüz göstermiş, nihayet ellerindeki büyük nimetlerin bir kısmından mahrum kalmışlardır. Hâlbuki Müslümanlar, kendi nefislerine zulmetmiş olan eski kavimlerin yurtlarına yerleşmiş, onların yaşadıkları hayattan haberdar olmuşlardı. Artık onlardan, kendileri için bir ibret hissesi almalı değil miydiler? Onların yapmış oldukları fenalıkları taklit etmekten kaçınmaları gerekmez miydi?

(Devamı var)

Hicrî:  05 Safer  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

18 Temmuz 2026 Cumartesi

DİNİMİZİN ŞÂHİTLİĞE VERDİĞİ EHEMMİYET


عَنْ خُرَيْمِ بْنِ فَاتِكٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ  : أَنَّ رَسُولَ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ صَلَّى صَلَاةَ الصُّبْحِ فَلَمَّا انْصَرَفَ قَامَ قَائِمًا فَقَالَ عُدِلَتْ شَهَادَةُ الزُّورِ بِالشِّرْكِ بِاللهِ ثَلَاثَ مَرَّاتٍ ثُمَّ تَلَا هٰذِهِ الْآيَةَ: وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ... (ت)

خُرَيْمِ بْنِ فَاتِكٍ ( رضى الله عنه ) ، دان روايت اولندى : رسول الله أفندمز ( ﷺ ) ، صبح نمازنى قلدردى . نمازدان صونره آياغه قالقارق أؤج دفا : ‘‘ يالان يره شاهدلك ( كونح باقمندان ) ، اللهه شرك قوشمايه معادل قلندى . ’’ بيوردولر . صونراده ‘‘ يالان يره شاهدلكدن صاقننز ... ’’ ( مآلندكى ، حج سوره سنك ٣٠ وَاجْتَنِبُوا قَوْلَ الزُّورِ ) آيتى كريمسنى اوقودولر . "

Hureym bin Fâtik (r.a.)’ten rivâyet olundu:  “Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), sabah namazını kıldırdı. Namazdan sonra ayağa kalkarak üç defa: “Yalan yere şâhitlik (günah bakımından), Allâh’a şirk koşmaya muâdil kılındı.” buyurdular. Sonra da “Yalan yere şâhitlikten sakınınız…” (meâlindeki, Hac Sûresi’nin 30.) âyet-i kerîmesini okudular.

(Sünen-i Tirmizî)

Hicrî:  04  Safer   1448  Fazilet Takvim

 

DİNİMİZİN ŞÂHİTLİĞE VERDİĞİ EHEMMİYET

 

İslâm dininin hükümlerine göre bir Müslümanın şâhitliğinin kabul olunması için, o kimsede şu on şart bulunmalıdır: Hür, bülûğa ermiş, Müslüman, âdil, şâhitlik yaptığı şeyi bilen, yaptığı şâhitliğe karşılık bir fayda gözetmeyen veya zarardan kurtulmayı beklemeyen, söz ve fiillerinde çok hata yapmakla veya insaniyetten uzak olmakla bilinmeyen, kendisi ile aleyhine şahitlik yaptığı kişi arasında düşmanlık bulunmayan.

İslâm müctehidleri, ayrıca şu kimselerin de şâhitliklerinin kabul olunmayacağına hükmetmişlerdir:

Büyük günah işleyen veya küçük günahları devamlı işleyen kimselerin.

İnsaniyete ve İslâm ahlâk ve âdâbına uygun olmayan hâl ve hareketlerde bulunan kimselerin.

Cimri kimselerin. Zira zekâtta, aile ve akrabalarının nafakaları husûsunda cimrilik eden kimsenin bu hâli, yalan yere şâhitlik yapmasına da sebep olabilir.

Oyun ve eğlence ile devamlı meşgul olanların ve kumar oynayanların.

Ashâb-ı Kirâm ve Selef-i Sâlihîn hakkında kötü söz söyleyenlerin, aile ve akrabasına, konu komşuya hakaret ve lanet etmeyi âdet edinenlerin şâhitlikleri de kabul olunmaz. Zira bu hareketler, aklın noksanlığına, insaniyetin azlığına delâlet eder.

Bid’at ehli olan kimsenin de şâhitliği kabul olunmaz.

Sevabını hafife alarak veya umursamayarak cemaatle namazı terk edenlerin, yalan yere yemini âdet edinenlerin, insanlara yalan yere kötülük isnat edenlerin şâhitlikleri de kabul olunmaz.

BEYİT:

Mânend-i şecer nâbit olur sâbit olanlar

Herhangi işin ehli isen anda devâm et

Ziya Paşa

(Bir işin ehli olup onda sabit olanlar, ağaç misali büyür. Sen de hangi işin ehli isen ona devam et.)

Hicrî:  04 Safer  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3