8 Kasım 2026 Pazar

ALLÂHÜ TEÂLÂ’YA ŞÜKÜR -1


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : يَا أَنَسُ اَلْإِيمَانُ نِصْفَانِ نِصْفٌ شُكْرٌ وَنِصْفٌ صَبْرٌ. (ض)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : أى أنس ! إيمان ، إيكى قسمدر : يارسى شكردر ، يارسى ده صبردر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Ey Enes! İman, iki kısımdır: Yarısı şükürdür, yarısı da sabırdır.”

(Kuzâî, Şihâbü’l-Ahbâr)

Hicrî:  28  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

ALLÂHÜ TEÂLÂ’YA ŞÜKÜR -1

 

Şükür; iyiliğe karşı yapılan minnettarlık, sözle veya fiille gösterilen kadirşinaslıktır.

Cenâb-ı Hakk’a şükretmek, üç şekilde olur.

Birincisi, lisânen şükürdür. Bu, Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerine karşı, lisân ile şükür ve tazimde bulunmaktır.

İkincisi, beden ile şükürdür. Bu da Hak Teâlâ’nın nimetlerini yâd ederek şükür secdesine kapanmak gibi bir sûrette olur.

Üçüncüsü de kalben şükürdür ki bu da, Allâhü Teâlâ’nın nimetlerini düşünerek kalben tazimkâr hisler içinde olmaktır.

Şükrün zıddı, küfrân-ı nimettir, nankörlüktür.

Nimete şükretmek, nimeti artırır. Nimete karşı nankörlükte bulunup kadrini bilmemek ise nimetin zevâline, elden çıkmasına sebep olur.

Allâhü Teâlâ, kullarına, sayısız nimet ihsan etmiştir. Bütün insanlar bir araya gelip de Allâhü Teâlâ’nın, kendilerine olan nimet ve ihsânını sayacak olsalar, sayamazlar. Allâhü Teâlâ, kullarına; hayat, âfiyet, beden sıhhati ve akl-ı selîm ihsan buyurmuştur. Görmek, işitmek, anlamak, hareket etmek gibi kuvvetler vermiştir. Artık bu nimetlerin kadrini bilmek, şükrünü yerine getirmeye çalışmak, bir kulluk vazifesidir. İnsanlar, her an böyle binlerce nimetine nâil oldukları Allâhü Teâlâ’ya şükür borçludur.

Allâhü Teâlâ’ya şükretmek, zaten kulluğun gereğidir. Bakara Sûresi’nin 172. âyet-i kerîmesinde -meâlen-: “Ey iman edenler! Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin tertemiz olanlarından yiyiniz ve Allâh’a şükrediniz. Eğer siz ancak ona (Allâh’a) ibadette bulunuyorsanız.” buyurulmuştur.

Cenâb-ı Hakk’ın nimetlerine şükrü terk etmek ise kulluğa aykırıdır. Bakara Sûresi’nin 152. âyet-i kerîmesinde -meâlen-: “(Ey kullarım! Nâil olduğunuz nimetlerden dolayı) bana şükredin, nankörlük etmeyin.” buyurularak nankörlükte bulunmaktan sakındırılmıştır.

 (Devamı var)

Hicrî:  28  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

7 Kasım 2026 Cumartesi

CENNET YÂKÛTU MAKÂM-I İBRÂHÎM -2


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اَلْحُجَّاجُ وَالْعُمَّارُ وَفْدُ اللهِ إِنْ دَعَوْهُ أَجَابَهُمْ وَإِنِ اسْتَغْفَرُوهُ غَفَرَ لَهُمْ. (هـ)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : حج و عمره يابانلر ، الله تعالى ، نيك ( بيتنه ؛ كعبه ، يه كلن ) ألجيلريدر . الله تعالى ، يه دعا أتدكلرنده اونلره إجابت أدر ( دعالرينى قبول أدر ) ، الله تعالى ، دان مغفرت ديلدكلرنده اونلرى باغشلر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Hac ve umre yapanlar, Allâhü Teâlâ’nın (beytine; Kâbe’ye gelen) elçileridir. Allâhü Teâlâ’ya dua ettiklerinde onlara icâbet eder (dualarını kabul eder), Allâhü Teâlâ’dan mağfiret dilediklerinde onları bağışlar.”

(Sünen-i İbn-i Mâce)

Hicrî:  27  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

CENNET YÂKÛTU MAKÂM-I İBRÂHÎM -2

 

Makâm-ı İbrâhîm ifadesinin Kur’ân-ı Kerîm’de geçtiği ikinci yer ise Bakara Sûresi’nin 125. âyet-i celîlesidir ki -meâlen-: “Makâm-ı İbrâhîm’den namazgâh edinin.” buyurulmuştur.

Bir gün Hazret-i Ömer radıyallâhü anh, “Yâ Resûlallâh (s.a.v.)! Bizler, Makâm-ı İbrâhîm’i ve onun bulunduğu Kâbe istikametini çok seviyoruz. Buranın namaz kılınacak yer olmasını talep ediyoruz.” diye Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’e arz etmişler.

Kısa bir müddet sonra Cebrâîl aleyhisselâm, bu âyet-i kerîmeyi getirerek Makâm-ı İbrâhîm’in namazgâh olduğunu bildirmiştir. Binâenaleyh Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), günlük namazlarını burada kıldığı gibi tavaf namazlarını da yine burada edâ etmiştir.

Abdullah İbn-i Abbas radıyallâhü anhümâ Hazretlerinden rivayet olunduğu üzere Makâm-ı İbrâhîm’deki ayak izlerine en çok benzeyen, Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in ayak izidir.

Peygamberimizin hâl-i hayatlarında ve Hulefâ-yı Râşidîn devrinde, açıkta olan Makâm-ı İbrâhîm taşı için ilk mahfaza, 778 yılında Abbâsî halifesi Mehdî tarafından yaptırılmıştır. Halife Mütevekkil, 850 senesinde 8.000 miskal altın ve 70.000 dirhem gümüşle eskisinin üzerine yeni bir mahfaza koydurmuştur. Daha sonra bu mahfaza üzerine, kubbeli bir maksûre yapılmıştır.

Memlüklü ve Osmanlı sultanları, zaman zaman bu maksûreyi yeniletmişlerdir. Makâm-ı İbrâhîm, 1540 yılında, Kanûnî Sultan Süleyman Han tarafından yenilenmiş, Sultan Dördüncü Murad Han devrinde, 1635 senesinde ahşap sandukası yeniden yaptırılmıştır. Aynı yıllarda, parmaklıkları yeşile boyanmış ve altın yaldızla süslenmiştir.

Hicrî:  27  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

6 Kasım 2026 Cuma

CENNET YÂKÛTU MAKÂM-I İBRÂHÎM -1


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِنَّ الرُّكْنَ وَالْمَقَامَ يَاقُوتَتَانِ مِنْ يَاقُوتِ الْجَنَّةِ طَمَسَ اللهُ نُورَهُمَا وَلَوْ لَمْ يَطْمِسْ نُورَهُمَا لَأَضَاءَتَا مَا بَيْنَ الْمَشْرِقِ وَالْمَغْرِبِ. (ت)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : هر كيم قرق كون بويونجه الله تعالى ، نيك رضاسى إيجن إفتتاح تكبيرينه يتشرك جماعتله نماز قلارسه اونه ، إيكى براآت يازلر : جهنم ، دن براأت و نفاقدان براأت . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Muhakkak Haceru’l-Esved ve Makâm-ı İbrâhîm, Cennet yakutlarından iki yakuttur. Allâhü Teâlâ, onların nurunu gizlemiştir. Şâyet nurlarını gizlemeseydi elbette o ikisi, doğuyu ve batıyı aydınlatırdı.”

 (Sünen-i Tirmizî)

Hicrî:  26  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

CENNET YÂKÛTU MAKÂM-I İBRÂHÎM -1

 

Makâm-ı İbrâhîm, Kâbe-i Muazzama’nın ön cephesine, yaklaşık sekiz metre mesafede, üzerinde İbrâhîm aleyhisselâm’ın mübarek ayak izlerinin bulunduğu mukaddes taştır. Tavaftan sonra kılınması vacip olan tavaf namazını Makâm-ı İbrâhîm ile Mültezem arasında kılmak faziletlidir.

Makâm-ı İbrâhîm, hadîs-i şerîfte bildirildiği üzere Hacerü’l-Esved gibi Cennet’ten indirilmiş bir yâkuttur ve Cenâb-ı Hak, bu mübarek taşın nurunu gizlemiştir. Hasan-ı Basrî Hazretlerinin beyânına göre, bu mukaddes mekân, duaların süratle kabul olunduğu yerlerdendir.

Makâm-ı İbrâhîm ifadesi Kur’ân-ı Kerîm’de iki yerde geçmektedir. Âl-i İmrân Sûresi’nin 97. âyet-i kerîmesinde -meâlen-: “Orada apaçık âyetler (mucizeler) ve Makâm-ı İbrâhîm vardır.” buyurulmaktadır.

İbrâhîm aleyhisselâm, oğlu İsmâil aleyhisselâm ile birlikte Kâbe-i Muazzama’yı inşa ederken, Kâbe’nin duvarına taş koydukça duvar seviyesi yükselmişti. İsmâil aleyhisselâm, babasının ayağının altına iskele vazifesi yapması için bir taş koymuş ve o anda bir mucize zuhûr etmişti. O taş, âdeta bir asansör gibi yukarı aşağı yönde hareket etmişti. Beytullâh’ın inşaatı, bu büyük mucize ile kolaylıkla tamamlanmıştır.

Makâm-ı İbrâhîm’de bir başka mucize daha vardır: Cenâb-ı Hak, Beytullâh’ı inşâ eden İbrâhîm aleyhisselâm’a, ziyaretçilerini davet etmesini emreder. İbrâhîm aleyhisselâm, bunun üzerine bütün insanlığa hitap eder. Yeryüzündeki herkes bu sesi duyduğu gibi, ruhlar âleminde bulunanlar da bu daveti işitir. İbrâhîm aleyhisselâm’ın, insanlığı hacca davet ettiği yer, Makâm-ı İbrâhîm’in üzeridir. Vazifenin ağırlığından olsa gerek, İbrâhîm aleyhisselâm’ın ayak izleri, olduğu gibi taşa nakşolunmuştur.

(Devamı var)

Hicrî:  26  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3