قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَا أَنْعَمَ اللهُ عَلَى عَبْدٍ مِنْ نِعْمَةٍ فِى أَهْلٍ أَوْ مَالٍ أَوْ وَلَدٍ فَيَقُولُ مَا شَاءَ اللهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ إِلَّا دَفَعَ اللهُ عَنْهُ كُلَّ آفَةٍ حَتَّى تَأْتِيَهُ مَنِيَّتُهُ. (جامع الاحاديث)
رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : الله تعالى ، بر قلا آئله ، مال ويا جوجق نعمتى إحسان أدر ده او قل ، ‘مَا شَاءَ اللهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِالله ، درسه ، محقق الله تعالى ، أؤلم كلنجيه قدار ، بتون آفتلرى اوندان دف أدر . "
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular: “Allâhü Teâlâ, bir kula aile, mal veya çocuk nimeti ihsan eder de o kul, ‘Mâşâallâh, lâ kuvvete illâ billâh’ derse, muhakkak Allâhü Teâlâ, ölüm gelinceye kadar, bütün âfetleri ondan defeder.”
(Süyûtî, Câmiu’l-Ehâdîs)
Hicrî: 05 Safer 1448 Fazilet Takvim
TARİHTEN İBRET ALMAYANLARIN SONU -1
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Her kim bir kötülük yaparsa onunla dünyada veya âhirette cezalandırılır.”
İnsanlar niçin yaratılmış olduklarını, nihayet nereye gideceklerini iyice düşünmeli; Dünyada da, âhirette de azaptan, cezâdan kurtulup selâmete, saadete nâil olabilmek için üzerlerine düşen vazifeleri yapmalıdırlar. Dînen yasak kılınan, fena sayılan şeylerden kaçınmalıdırlar. Aksi takdirde insanlar, yaptıkları fenalıkların cezalarını bu dünyada göreceklerdir. Bu dünyada görmezlerse yarın âhiret âleminde göreceklerdir, bir kısmı ise her iki âlemde de azâp olunacaklardır.
Malumdur ki geçmiş ümmetlerden birçokları, yapmış oldukları zulüm ve masiyet yüzünden türlü türlü İlâhî azaba uğramışlardır. Meselâ: Bunlardan bir kısmı büyük bir tufanın dehşetli dalgaları arasında kalıp bitmiştir, bir kısmı müthiş bir rüzgâra tutularak helâk olup toprağa serilmiştir, bir kısmı şiddetli bir azâp sesiyle belâsını bulup gitmiştir. Bir kısmı da hâkimiyetini, ihtişam ve satvetini kaybederek diğer milletlerin esareti altına düşmüştür. “...Sonra onları günahları sebebiyle helâk ettik..” meâlindeki, En’âm Sûresi’nin 6. âyet-i kerîmesi, bu hakikati, gafletten uyanmamız için gözlerimizin önüne sermektedir. Bütün bu kavimlerin târihî hâllerinden anlaşılmış oluyor ki; Bunlardan her biri, sırf kendi kötülüklerinin cezasına uğramıştır. Bu âlemde, âdet-i İlâhiyye böyle cârîdir. Bunu kimse değiştiremez.
Müslümanlar da mensup oldukları İslâm dini sayesinde tarih boyunca pek parlak, pek terakkî etmiş bir hayata nâil olmuşlardır. Ne yazık ki daha sonra Müslümanların ahlâkına zafiyet gelmiş, aralarındaki dini bağlılık, kuvvetini kaybetmiş, gitgide cemiyetlerinde bir perişanlık yüz göstermiş, nihayet ellerindeki büyük nimetlerin bir kısmından mahrum kalmışlardır. Hâlbuki Müslümanlar, kendi nefislerine zulmetmiş olan eski kavimlerin yurtlarına yerleşmiş, onların yaşadıkları hayattan haberdar olmuşlardı. Artık onlardan, kendileri için bir ibret hissesi almalı değil miydiler? Onların yapmış oldukları fenalıkları taklit etmekten kaçınmaları gerekmez miydi?
(Devamı var)
Hicrî: 05 Safer 1448 Fazilet Takvim


