9 Şubat 2026 Pazartesi

ZEKÂT VE SADAKANIN EN MAKBULÜ


 

قال سُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِنَّ اللهَ تَعَالَى يُحِبُّ إِذَا عَمِلَ أَحَدُكُمْ عَمَلًا أَنْ يُتْقِنَهُ. (هب)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : الله تعالى ، سزدن برينز بر عمل إشلديكى ( إش يابديغى ) زمان ، اونى ، كوزل و صاغلام إخلاصله ) يابماسنى سور . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  Allâhü Teâlâ, sizden biriniz bir amel işlediği (iş yaptığı) zaman, onu, güzel ve sağlam (ihlâsla) yapmasını sever.” (Beyhakî, Şuabu’l-Îmân)

Hicrî:  21  Şaban   1447  Fazilet Takvim

 

ZEKÂT VE SADAKANIN EN MAKBULÜ

 

Bakara Sûresi’nin 273. âyet-i kerîmesinde buyuruluyor ki:

“Verin o fakirlere ki onlar, Allah yolunda kapanmışlardır, şuraya buraya dolaşamazlar, istemekten çekindikleri için, bilmeyenler, onları zengin zanneder, onları simalarından tanırsın. Onlar, insanlardan ısrarla bir şey istemezler. Artık hayır namına ne verirseniz, hiç şüphesiz, Allah, onu bilir.”

Bu âyet-i kerîme, Ashâb-ı Suffe hakkında nâzil olmuştur ki onların Medîne-i Münevvere’de, ne bir meskenleri, ne aşiret ve akrabaları vardı, hiçbir şeyleri yoktu. Mescidin sofasında ikamet edip, Kur’ân-ı Kerîm ilmi tahsil ederler, Sevgili Peygamberimizin (s.a.v.) derslerinden ve sohbetlerinden bol bol istifâde ederlerdi.

Resûlullâh’ın medresesinin, canlarını Allah yoluna vakfetmiş talebeleri idiler. Bir gün Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.), Ashâb-ı Suffe’nin başlarında durup hâllerine baktıktan sonra fakirliklerini, çektikleri sıkıntıları görmüş ve onlara şöyle buyurmuşlardır: “Ey Ashâb-ı Suffe! Size müjdeler olsun ki her kim, şu sizin bulunduğunuz hâlde bulunur ve bu hâlden de razı olarak bana kavuşursa o, benim dostlarımdandır.”

Yukarıda meâli verilen Bakara Sûresi’nin 273. âyet-i kerîmesi, Ashâb-ı Suffe hakkında nâzil olsa da hükmü, umûmîlik ifade eder:

Allah rızası için düşmana karşı nöbet bekleyen veya Allah rızası için medreselerde dirsek çürüten yahut Allah rızası için kendisini hizmete vakfeden ve bu hâller içerisinde malı mülkü olmayıp nafakasını kazanmaya fırsat bulamayan veya gücü yetmeyen fakir müminler, bu âyet-i kerîmenin hükmüne dâhildir. Bunlar, infak ve sadakaların verileceği en güzel yerleri teşkil ederler.

Husûsiyle kendilerini Allah yoluna vakfetmiş olan talebelere veriniz ki ihlâs ve kemâliniz, gece gündüz, gizli veya açık, farkını hissettirmeyecek kadar yükselsin. Riyâ ve nifaktan sakınıp Allah rızasını talep ederek ve kendinizi Allah yolunda sabit kılmak için gönül hoşluğu ile gücünüzün yettiği kadar iyilerinden vermek âdetiniz, huyunuz olsun da her zaman ve her suretle veriniz. Allah, ne hayır yaparsanız onu bilir, ecrinizi zâyi etmez.

Hicrî:  21 Şaban  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

8 Şubat 2026 Pazar

İBLİS’İN, ÂDEM ALEYHİSSELÂM’A VESVESESİ


 

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : اَلشَّيْطَانُ يَعِدُكُمُ الْفَقْرَ وَيَأْمُرُكُمْ بِالْفَحْشَٓاءِ وَاللّٰهُ يَعِدُكُمْ مَغْفِرَةً مِنْهُ وَفَضْلًا وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ. (سورة البقرة، ۲٦۸)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : شيطان سزى ، فقيرلكله قورقوطور و سزه ، جركين شيلر إله أمأدر . الله إيسه كندى لطفندان بر مغفرت و فظل ( بول رزق و ثواب ) وعد بيورور . الله تعالى ، واصى ، ( لطف و إحسانى بول ) و عليم ( هر شئ حقيله بلن ) ، در . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen  :Şeytan, sizi, fakirlikle korkutur ve size, çirkin şeyler ile emreder. Allah ise kendi lütfundan bir mağfiret ve fazl (bol rızık ve sevap) vaad buyurur. Allâhü Teâlâ, Vâsi’ (lütuf ve ihsânı bol) ve Alîm (herşeyi hakkıyla bilen)’dir.”

(Bakara Sûresi, âyet 268)

Hicrî:  20  Şaban   1447  Fazilet Takvim

 

İBLİS’İN, ÂDEM ALEYHİSSELÂM’A VESVESESİ

 

Allâhü Teâlâ, Hazret-i Âdem’in sol kaburga kemiğinden, Hazret-i Havvâ’yı yarattı. Sonra onları Cennet’e yerleştirdi ve Cennet nimetlerini onlara mübah kıldı. “Ancak şu ağaca yaklaşmayın!” buyurarak sadece bir nimeti yasakladı.

İblis, Âdem aleyhisselâm ve Hz. Havvâ’ya haset etti. Âlemde ilk haset, İblis’ten sâdır olmuştur. Haset edenlerin reisi, lanete müstehak olan İblis’tir. Daha sonra İblis, ağlayıp feryat ederek Hazret-i Âdem ve Havvâ’nın yanına geldi. İlk feryat edip ağlamak İblis’ten kalmıştır. Âdem aleyhisselâm ve Havvâ Vâlidemiz, İblis’in ağlamasından mahzûn olup, “Niçin ağlıyorsun?” diye sordular.

İblis dedi ki: “Sizler için ağlıyorum. Size ölüm yetişip vefat edeceksiniz ve Cennet nimetlerinden ayrılacaksınız. Sizlere, burada ebedî olarak kalmanızı sağlayacak bir ağacı göstereyim mi? Onun meyvesinden yerseniz, Cennet’te bâki kalırsınız.” Sonra Allah’ın ism-i şerîfi ile yemin edip, “Maksadım sadece size nasihat etmektir” dedi.

İlk olarak yalan yere yemin etmek de İblis’ten kalmıştır.

Böylece, Âdem aleyhisselâm ve Hazret-i Havvâ, İblis’in aldatıcı sözlerine kandılar. Önce Hazret-i Havvâ, o ağacın meyvesinden yedi. O, beğenip, “Ne hoş şeydir bu!” diyerek Âdem aleyhisselâm’a da yedirdi. Şuna inanıyorlardı ki; Allâhü Teâlâ’nın ismiyle aslâ yalan yere yemin edilemezdi. Onun için Allâhü Teâlâ, “Ey Âdem! Sana Cennet’in bütün nimetlerini mübah kıldım. Bunlar yetmez miydi ki sen gidip benim yasakladığım şeyden de yedin?” buyurdu. Âdem (as.), “Evet, ey Rabb’im! İzzetin hakkı için yeterdi. Ama ben, senin ism-i şerîfinle aslâ yalan yere yemin edilemez, zannediyordum. Ona aldandım.” dedi.

Bunun üzerine Allâhü Teâlâ, “O hâlde, seni yeryüzüne indireyim de sıkıntı ve zorluklarla geçimini sağlayasın!” buyurdu.

Hicrî:  20 Şaban  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

7 Şubat 2026 Cumartesi

ÂDEM ALEYHİSSELÂM’IN YARATILMASI

  

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : اِنَّا خَلَقْنَا الْاِنْسَانَ مِنْ نُطْفَةٍ اَمْشَاجٍ نَبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَاهُ سَمِيعًا بَصِيرًا، اِنَّا هَدَيْنَاهُ السَّبِيلَ اِمَّا شَاكِرًا وَاِمَّا كَفُورًا. (سورة الانسان، ۲-۳)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : شبهه يوق كى بز ، قرشق بر دامله صودان ياراتدق . اونى إمتحان أديورز . بو سببله اونى ، إشتجى و كوروجى قلدق . محقق كى بز ، اونه هدايت يولونى كوستردك ؛ إستر شكر أدجى و إستر نانكور اولسون . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen:   Şüphe yok ki biz, insanı, karışık bir damla sudan yarattık. Onu imtihan ediyoruz. Bu sebeple onu, işitici ve görücü kıldık. Muhakkak ki biz, ona hidayet yolunu gösterdik; ister şükredici ve ister nankör olsun.”

(İnsan Sûresi, âyet 2-3)

Hicrî:  19  Şaban   1447  Fazilet Takvim

 

ÂDEM ALEYHİSSELÂM’IN YARATILMASI

 

Tâbiîn’den Vehb bin Münebbih (rah.) Hazretleri şöyle buyurmuştur: Allâhü Teâlâ, Âdem âleyhisselâm’ı yaratmayı murat ettiğinde yeryüzüne şöyle buyurdu: “Muhakkak ki senden bir halife (kullar) yaratacağım. Onlardan bir kısmı bana itaat edecek, bu sebeple onları Cennet’e yerleştireceğim. Bir kısmı ise bana isyan edecek, onları da Cehennem’e atacağım.” Bunun üzerine yeryüzü: “(Ey Rabb’im!) Benden, Cehennemlik olacak birini mi yaratacaksın?” diyerek ağladı.

Allâhü Teâlâ, yeryüzünün siyah, beyaz, kırmızı, hoş, habis, yumuşak, sert ve dağlık olan muhtelif yerlerinden birer avuç toprak alması için Cebrâîl aleyhisselâm’ı gönderdi.

Cebrâîl aleyhisselâm yeryüzüne geldiğinde, yeryüzü, ona, “Seni gönderen Allâhü Teâlâ için benden hiçbir şey alma.” dedi. Bunun üzerine Cebrâîl aleyhisselâm, yeryüzünden bir şey almadan geri döndü ve “Ey Rabb’im! Yeryüzü, bana, senin yüce isminle yemin ettiği için ondan bir şey almadım.” dedi. Daha sonra Allâhü Teâlâ, Mîkâîl aleyhisselâm’ı yeryüzüne gönderdi. Yeryüzü, ona da aynı şeyi söyledi ve o da geri döndü. Ardından, Allâhü Teâlâ, İsrâfîl aleyhisselâm’ı gönderdi ve o da diğerleri gibi yeryüzünden bir şey almadan geri döndü. Daha sonra Allâhü Teâlâ, ölüm meleği Azrâîl aleyhisselâm’ı gönderdi.

Azrâîl aleyhisselâm, yeryüzüne vardığında yeryüzü, ona yalvardı ve “Senden, bugün benden bir avuç toprak almak için gönderen Allâhü Teâlâ’nın izzetine sığınırım ki o, bir avuç topraktan yarın nasibi Cehennem olacak kimseleri yaratacaktır.” dedi.

Azrâîl aleyhisselâm ise “Ben de onun emrine karşı gelmekten onun izzetine sığınırım.” diyerek yeryüzünün dört bir yanından toprak aldı. Bu topraklardan Âdem aleyhisselâm yaratıldı. Bu topraklar farklı renk ve evsafta olduğu için, Âdemoğulları da farklı renk ve evsaftadır; kimisinin rengi beyaz, kimisi siyah, kimisinin tabiatı yumuşak, kimisinin serttir. Yeryüzünden alınan her bir zerre, insan bedeninin yaratılışının aslı olmuştur.

Hicrî:  19 Şaban  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

6 Şubat 2026 Cuma

ÂHİRET HAYATI, DÜNYADA KAZANILIR


 

قال سُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِنَّ الدُّنْيَا حُلْوَةٌ خَضِرَةٌ وَإِنَّ اللهَ مُسْتَخْلِفُكُمْ فِيهَا فَيَنْظُرُ كَيْفَ تَعْمَلُونَ. (م)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : محقق دنيا ، طاطلى و يشلدر ( طاطلى ميوه و سبزلر كبى جابق كلب كجيجيدر ) شبهسز الله تعالى ، سزى دنياده حليفه قلمشدر . ( سزه ، أؤنجكى قوملر كبى تصرف حقى ورمشدر ) آرتق سزين بوراده نه يابطيغنزه ، نصل عمل أتديكنزه بقار . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  Muhakkak dünya, tatlı ve yeşildir (tatlı meyve ve sebzeler gibi çabuk gelip geçicidir). Şüphesiz Allâhü Teâlâ, sizi dünyada halîfe kılmıştır. (Size, önceki kavimler gibi tasarruf hakkı vermiştir.) Artık sizin burada ne yaptığınıza, nasıl amel ettiğinize bakar.”

(Sahîh-i Müslim)

Hicrî:  18  Şaban   1447  Fazilet Takvim

 

ÂHİRET HAYATI, DÜNYADA KAZANILIR

 

Dünya hayatı oyundan, eğlenceden, süslenmekten, insanların birbirlerine karşı övünmelerinden, mal ve çocuk sahibi olmaya çalışmaktan ibaret olmamalıdır. Zamanımız insanlarının çoğunda olduğu gibi, beşeriyetin bütün gayreti bunlardan ibaret olursa insanlık, bir hiç demektir. Hâlbuki insanlığın, insan olmanın husûsî bir manası vardır. İnsanın çalışmaları; ebedî saadete erişecek, âhiret nimetlerini kazandıracak şekilde başlayıp gelişmelidir. Bu çalışmaların icra yeri de yine dünyadır. Son devirlerde Müslümanların kimisi, dünyasız âhiret kazanılır zannediyor, kimileri de âhireti, dünya işlerine mâni olarak telâkki ediyor.

Dünya hayatından başka bir şey düşünmemek, nefsin zevklerine ve eğlencelerine zebun ve esir olmak demektir. İnsan, bu hâle düşmekten kendini muhafaza etmelidir. Bundan dolayı, insan her bir uzvunun bir gayesi, bir ‘mâ hulika leh’i (yaratılış maksadı) bulunduğunu düşünmelidir. Her uzvu bu gayede kullanabilmek, kulluğun, insanlığın kemal mertebesidir. Mesela ağzımız, vücudumuza lâzım olan gıda ve şifa maddelerinin giriş yeri ve sözlerin çıkış yeridir. Ağzımızı hiçbir vazife için kullanmazsak zulmetmiş oluruz. Bununla beraber aynı ağzın kötü şekilde kullanılması da kâbildir. Vücudumuza faydalı gıda ve şifa maddeleri yerine zararlı maddelerin alınması için kullanılırsa şüphesiz hata edilmiş olur. Bunun için İslâm’da her uzvun yaratılış maksadı tayin olunmuş ve o uzvun o gayede kullanılması, meşrû ve hattâ ibadet gibi görülmüştür. İslâm dininde zühd ve takvânın manası, nefse eziyet etmek değil, nefsi, dünya hayatına esaretten kurtarıp ebedî maksatlara yöneltmektir.

Birçok kimseler, dünya hayatının kısa sürede biteceğini düşünmez, uhdesine düşen vazifeleri îfâda bulunmaz, nefsinin hevâsına tâbi olarak muvakkat bir zevk ve safânın esiri olur. Bu cihetle dünya, kendisini aldatmış, kendisini ebedî bir saâdetten mahrum bırakmış bulunur. Hâlbuki âhiretteki yüce nimetler, dünyada iman ve ahlâk sahibi olup dünyası için âhiretini feda etmeyen zâtlara mahsustur.

Hicrî:  18 Şaban  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3