8 Ekim 2026 Perşembe

ZİKR-İ KALBÎ’NİN LÜZUM VE EHEMMİYETİ


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اُذْكُرُوا اللهَ ذِكْرًا خَامِلًا قَالُوا يَا رَسُولَ اللهِ وَمَا الذِّكْرُ الْخَامِلُ قَالَ اَلذِّكْرُ الْخَفِىُّ لَا يَسْمَعُهُ غَيْرُكَ. (مب)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : ‘‘ الله تعالي ذكرى حامل إيله ذكرأدينز ’’ بيوردولر . آصحاب كرام ، ‘‘ يا رسول الله ! ذكرى حامل نصل اولور ؟ ’’ دديلر ، ‘‘ ذكرى حفيدر ، سندن باشقسنيك دويمياجاغى ( تنهى بر يرده و قلب إيله يابلان ) كزلى ذكردر . ’’ بيوردولر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Allâhü Teâlâ’yı, zikr-i hâmil ile zikrediniz” buyurdular. Ashâb-ı Kirâm, “Yâ Resûlallâh! Zikr-i hâmil nasıl olur?” dediler; “Zikr-i hafîdir, senden başkasının duymayacağı (tenha bir yerde ve kalp ile yapılan) gizli zikirdir.” buyurdular.

(İbn-i Mübârek, ez-Zühd ve’r-Rakâik)

Hicrî:  27  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

ZİKR-İ KALBÎ’NİN LÜZUM VE EHEMMİYETİ

 

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri, Mektûbât-ı Şerîfe’de zikr-i kalbî ile alâkalı şöyle buyurmuştur:

“Evladım, fırsat ganimettir. Sıhhat ve boş vakitleri de ganimet bilmek lâzımdır. Bu sebeple vakitler, devamlı zikr-i İlâhî’ye sarf edilmelidir. Şerîat-i garrâya muvâfık olarak yapılan her bir iş -alışveriş bile olsa- zikre dâhildir. Böyle olunca, bütün hâl ve hareketlerin tamamının zikir olması için, şerîatin hükümlerine son derece riâyet etmek lâzımdır.

Zikir, gafleti uzaklaştırmaktır. Yapılan bütün işlerde, Allâhü Teâlâ’nın emir ve yasaklarına riâyet edilmelidir. Bu riâyet hâsıl olunca ma’rûfu emredici, münkerden nehyedici olan Allâhü Teâlâ’dan gâfil olma esaretinden kurtulmak müyesser olur. Böylelikle devamlı zikir de elde edilmiş olur.”

(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 2/ m. 25)

 

“Dikkat et ve iyi bil ki, senin hattâ bütün âdemoğlunun dünya ve âhiret kurtuluşuna ve saâdetine kavuşması, ancak Allâhü Teâlâ’yı zikirle mümkündür. Öyle olunca, mümkün mertebe bütün vakitleri, Allâhü Teâlâ’yı zikirle geçirmek lâzımdır. Bir an bile olsa bu husûsta gaflet câiz değildir. Hamd ve minnet, Allâh Sübhânehû’ya mahsustur ki devamlı zikir, Hâcegân (kaddesellâhü esrârahüm) yolunda, daha işin başında müyesser olur. Bu zikir, bu yolda, (Tarîk-ı Nakşibendiyye’de) ‘indirâcü’n-nihâye fi’l-bidâye’ tarîkı üzere hâsıl olur. Yani bu yolun yolcuları, diğerlerinin nihayette bulduklarını, daha ilk adımda bulurlar. Bu sebeple tâlib için, bu yolu seçmesi, evlâ ve en münasip olandır, hattâ vacip ve lâzımdır.”

(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 1/ m. 190)

 

“Size tarif edilen zikr-i kalbî; hem dinin hükümlerini en güzel şekilde yerine getirmeye yardımcı olur hem de nefs-i emmârenin inâdını, muhalefetini defeder, kırar.”

(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 1/ m. 275)

Hicrî:  27  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

7 Ekim 2026 Çarşamba

EŞ-ŞEYH EBÛ ALİ FÂRMEDÎ (K.S.)


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَا أَعَزَّ اللهُ بِجَهْلٍ قَطُّ وَلَا أَذَلَّ اللهُ بِعِلْمٍ قَطُّ. (جامع الأحاديث)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : الله تعالى ، ( بر كمسي ) جهالت إيله آصلا عزيز قلمز و ( دينى ) علم ( لر ) إيله ده آصلا زليل قلمز . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Allâhü Teâlâ, (bir kimseyi) cehâlet ile aslâ aziz kılmaz ve (dînî) ilim(ler) ile de aslâ zelil kılmaz.”

(Süyûtî, Câmiu’l-Ehâdîs)

Hicrî:  26  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

EŞ-ŞEYH EBÛ ALİ FÂRMEDÎ (K.S.)

 

Silsile-i Sâdât’ın yedinci halkası olan Ebû Ali Fârmedî (k.s.), Tûs şehrinin Fârmez kasabasındandır. Asıl adı Fazl bin Muhammed’dir. H. 407 (M.1016) yılında doğdu.

Gençlik yıllarında zâhirî ilmi öğrenmek için Nîşâbûr’a geldi. İnsanlara vaaz ve nasihat etmek için Nîşâbûr’a gelen Şeyh Ebû Saîd Ebu’l-Hayr’ın ilim ve sohbet halkasına katıldı. Şeyh Ebû Saîd’in Nîşâbûr’dan ayrılmasından sonra Şeyh Ebu’l-Kâsım el-Kuşeyrî’nin (k.s.) derslerine devam etti.

Tasavvufta iki intisâbı vardır. Birisi Şeyh Ebu’l-Kâsım Gürgânî (k.s.), diğeri Şeyhu’ş-Şuyûh Ebu’l-Hasan Harkânî (k.s.) Hazretleridir.

Selçuklu veziri Nizâmülmülk, huzuruna Kuşeyrî ve Cüveynî gibi âlimler geldikleri zaman hürmetle ayağa kalkar, onlara yer gösterirdi. Fakat Ebû Ali Fârmedî (k.s.) geldiği zaman; hürmetle ayağa kalkıp karşıladığı gibi onu, kendi makamına oturtur, kendisi de önünde dizüstü otururdu. ‘Neden böyle yapıyorsun?’ diye sorulunca şöyle cevap verirdi:

‘Âlimler, huzuruma gelince bana, sen şöyle iyisin, böyle iyisin diyerek beni övüyorlar. Onların bu sözleri, nefsimin hoşuna gidiyor. Fakat İmâm Ebû Ali Fârmedî (k.s.) ise bana, nefsimin ayıplarını söylüyor, böylece nefsim kırılıyor, yaptığım birçok hatadan vazgeçiyorum.”

Selçuklu veziri Nizâmülmülk, bir gün Ebû Ali Fârmedî Hazretlerinin meclisine geldi. Ebû Ali Fârmedî Hazretleri, ona şöyle nasihat etti: “Şâyet dünyanın tamamı, içindeki her şeyiyle bir kişinin olsa, o da bunları insanların faydasına, hayır yollarına harcasa sırf bununla Allâhü Teâlâ’ya vâsıl olamaz. O da dünya makamından alınıp hesap yerine götürülür. Unutma! Bir gün seni de tahtından alıp hesaba çekileceğin yere götürecekler.”

Ebû Ali Fârmedî Hazretleri, Şâfiî Mezhebi’nden olup, İmâm-ı Gazâlî’nin (rah.) hem fıkıhta hem de tasavvufta üstâzıydı. Hicrî 477 (M. 1084) yılının Rebîulevvel ayında, 70 yaşlarında iken âhirete irtihâl ettiler. Kabr-i şerîfleri, Tûs şehrindedir.

Hicrî:  26  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

6 Ekim 2026 Salı

MÜMİN ÜZERİNDE YEDİ HAK


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَنْ خَرَجَ مِنْ بَيْتِهِ اِبْتِغَاءَ الْعِلْمِ فَاِنَّ الْمَلَائِكَةَ تَضَعُ أَجْنِحَتَهَا لِلْمُتَعَلِّمِ وَالْعَالِمِ. (مجمع)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : كيم أوندن ، علم أؤكرنمك إيجن جقارسه محقق ملكلر ، علم أؤكرنن و أؤكرتن كمسنيك آياقلرى آلطنه قناطلرينى سررلر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “(Kim evinden, ilim öğrenmek için çıkarsa muhakkak melekler, ilim öğrenen ve öğreten kimsenin ayakları altına kanatlarını sererler.”

(Heysemî, Mecmau’z-Zevâid)

Hicrî:  25  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

MÜMİN ÜZERİNDE YEDİ HAK

 

Bir müminin, mümin kardeşi üzerinde yedi hakkı vardır:

  1. Davet ettiğinde icâbet etmek.
  2. Hasta olduğunda ziyaret edip hâl ve hatırını sormak.
  3. Cenazesinde bulunmak.
  4. Güzel nasihat etmek.
  5. Karşılaşınca selâm vermek.
  6. Zulme uğrarsa onu, zâlimin elinden kurtarmak.
  7. Aksırdığında ‘yerhamükellâh’ demek.

 

OSMANLI’DA MAHALLE MEKTEBİ

 

Osmanlı Devleti’nde Mahalle Mektebi, 4-7 yaş arası çocukların Kur’ân-ı Kerîm öğrendikleri mektebe denir. “Sıbyan mektebi, taşmekteb, ibtidâî muallimhâne” gibi isimlerle de anılan bu mektepler, hemen her mahallede bulunurdu. Çoğu, cami veya mescitlerin yanında yapılırdı. Bunlar padişahlar, valide sultanlar, büyük memurlar ve hayırsever kimseler tarafından kurulurdu. Köylerde ise mescitlerin son mahallinde husûsî bir oda inşa edilir ve mektep vazifesi görürdü.

Mahalle mekteplerinde çocuklara Kur’ân-ı Kerîm okuma, tecvid, ilmihâl bilgileri, namaz kılma usulü, bazı sûreler ve dualar ezberletilirdi. 1846 tarihinde yayınlanan bir tâlimâtnâme, mahalle mekteplerinde okunacak dersler arasına harekeli Türkçe, muhtasar ahlâk risâleleri ve yazı derslerini de ilave ediyordu.

Mahalle mekteplerinde kız ve erkek çocuklar, farklı saatlerde ders alırlardı.

Zaman zaman çocukların herhangi bir meslek ve sanata başlatılmadan önce, mahalle mekteplerine gitmeye mecbur tutulmaları hakkında fermanlar çıkarılmakta idi.

Sultan İkinci Mahmûd Han, 1824 tarihli İstanbul ve bilâd-ı selâse (Galata, Üsküdar, Eyüb) kâdılarına gönderdiği bir fermanda, para kazanmak gayesi ile çocuklarını 5-6 yaşlarında mektepten alarak, çıraklığa veren ana ve babaların, çocuklarını câhil bırakacaklarını, bunların işe başlamak için bülûğa ermelerini ve ilmihâl ile İslâm’ın şartlarını lâyıkı ile öğrenmelerini şart koştu. Bu şartları yerine getirmeden çocukların mektepten alınarak, usta yanına verilmesini yasakladı.

Hicrî:  25  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3