20 Eylül 2026 Pazar

İMAN ETMEYEN KİMSELERE VERİLEN BİR MİSAL -2


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ لَا يَسْمَعُ بِي أَحَدٌ مِنْ هٰذِهِ الْأُمَّةِ يَهُودِيٌّ وَلَا نَصْرَانِيٌّ ثُمَّ يَمُوتُ وَلَمْ يُؤْمِنْ بِالَّذِي أُرْسِلْتُ بِهِ إِلَّا كَانَ مِنْ أَصْحَابِ النَّارِ. (م)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : محمد ، يك نفسى ، قدرتنده اولان اللهه يمن أدرم كى أكر بو أمت  ( داوت ) دن بر يهودى ويا حرستيان ، بنى إشتر ده صونره ، بنمله كوندريلنه إيمان أتمدن أؤلورسه محقق ( أبدى ) جهنملكلردن اولور . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : Muhammed’in nefsi, kudretinde olan Allâh’a yemin ederim ki eğer bu ümmet(-i davet)ten bir Yahûdî veya Hristiyan, beni işitir de sonra, benimle gönderilene iman etmeden ölürse muhakkak (ebedî) Cehennemliklerden olur.”

 (Sahîh-i Müslim)

Hicrî:  09  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

İMAN ETMEYEN KİMSELERE VERİLEN BİR MİSAL -2

 

Nûh aleyhisselâm ve Lût aleyhisselâm’ın hanımları, iman etmemişler, hayır ve salâha çalışan o peygamberlere yardımda bulunacakları yerde, onlara eziyet etmiş ve düşmanlarına yardım ederek emanete hıyanet etmiş, Allâh’ın gadabına uğramışlardır.

Artık o iki sâlih kul olan iki yüce peygamber de hanımlarını, Allâh’ın azâbından, hiçbir şekilde kurtaramadılar. O kadınlar, elde ettikleri bu nimeti suistimal ettikleri için o muhterem kocalarının nasihatlerinden istifade edip kendilerini İlâhî azâptan kurtaramadılar. Çünkü küfre düşen ve bu hâlde ölmüş kimsenin babası da kocası da peygamber olsa, küfrü sebebiyle, âhirette kendisine bir faydası olamaz.

Küfrün neticesi, dâimî azâptır. Ve o iki kadına, kıyamet gününde denilecektir ki: İkiniz de ateşe girenler ile beraber giriniz. Siz, o muhterem kocalarınıza muhalefet edip dinden mahrum kaldığınız için sizin varacağınız yer, ancak Cehennem’dir.

İşte, bu misâl gösteriyor ki: Bir insan, kendi kabiliyetini suistimal etmemelidir, eğer ederse en büyük mürşid ve hidayet rehberi olan zâtların yanlarında bulunsa da yine onlardan istifâde edemez, yine istikbâlini temine muvaffak olamayıp kendisini felâketten kurtaramaz.

İşte bu, bütün kâfirler için bir misaldir. Peygamberler her ne kadar küfredenleri, ıslâh etmek, kurtarmak isteseler de imana gelmeyen, küfrü ve hıyaneti bırakıp tevbe etmeyenler, hanımları bile olsa, onları, Allâh’ın azâbından kurtaramazlar. Herkes, kendi ameline göre cezasını bulur.

Onun için gerek peygamberlerin gerek sâir sâlih kimselerin zevceleri, kocalarının ve yakınlarının salih bir kimse olmasına ve Allah indindeki makamına mağrur olmayıp Allah’tan korkmalı ve kendileri de dînî ve dünyevî vazifelerini bilip güzelce yapmaya çalışmalıdır.

Hicrî:  09  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

19 Eylül 2026 Cumartesi

İMAN ETMEYEN KİMSELERE VERİLEN BİR MİSAL -1


رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : دنياده أهل منكر ( دينك نهيتدكلرينى يابماي آدت أدنمش ) اولانلر ، آخرتده ده أهل منكر ( نعمتلردن محروم ) اولورلر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : Dünyada ehl-i münker (dinin nehyettiklerini yapmayı âdet edinmiş) olanlar, âhirette de ehl-i münker (nimetlerden mahrum) olurlar.”

(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Kebîr)

Hicrî:  08  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

İMAN ETMEYEN KİMSELERE VERİLEN BİR MİSAL -1

 

Allâhü Teâlâ, Tahrîm Sûresi’nin 10. âyet-i kerîmesinde şöyle buyurmuştur -meâlen-: “Allah, kâfir olanlara, Nûh’un zevcesi ile Lût’un zevcesini bir misâl olarak irâd etmiştir. (Onlar), sâlih kullarımızdan iki kulun nikâhları altında idiler. Sonra o ikisine hıyanette bulundular. Artık -o iki sâlih kul da- onları, Allâh’ın azâbından, hiçbir şey ile kurtaramadılar. Ve denildi ki: İkiniz de ateşe girenler ile beraber giriniz.”

Bu âyet-i kerîme, saâdete erişebilmek için büyük zâtlara, yalnız zâhirdeki yakınlığın yeterli olmadığını göstermektedir ki şöyle tefsir edilmiştir:

Allâhü Tealâ, kendisine iman etmeyenlere bir misal olarak Nûh aleyhisselam’ın zevcesi ile Lût aleyhisselam’ın zevcesinin hâllerini beyan buyurmuştur. Onlardan biri, sâlih zâtlardan Nûh aleyhisselâm’ın, diğeri de Lût aleyhisselâm’ın nikâhları altında olmakla büyük bir şerefe nâil idiler. Dine ve dünyaya âit en lüzumlu emirleri, ihtarları dinliyorlardı. Dünya ve âhiret hayır ve saadetini kazanabilecek bir mevkide bulunuyorlardı, bundan pek çok istifade edebilirlerdi. Ancak onlar, o iki Peygamber-i Zîşân’a hıyanette bulundular, inanmadılar, küfür ve nifak içinde yaşadılar.

Buradaki hıyanetten murad, onların şirk ve nifak içinde yaşamalarından, insanların, o peygamberlere inanıp tâbi olmalarına mâni olmalarından ibarettir. Mesela, Nûh aleyhisselâm’ın zevcesi, ona mecnunluk isnat etmiş, laf taşıyarak sır olarak öğrendiği vahiy haberlerini, müşriklere söylemişti.

Lût aleyhisselam’ın zevcesi de münafıklık etmiş, evinde duyduklarını, kavmine yetiştirmişti. Lût aleyhisselam’ın gizli ve bir imtihan için gelen müsafirlerini haber vermişti. Yani gerek Nuh aleyhisselâm’ın gerek Lût aleyhisselâm’ın zevceleri, onlara zevce olmak şerefinin iktiza ettiği iman ve tâate, salâh ve istikamete sahip olamamış, nâil oldukları nimetin kadrini takdir etmemişlerdir. (Devamı var)

Hicrî:  08  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

18 Eylül 2026 Cuma

MEKTÛBÂT-I ŞERÎFE’DEN: HUŞÛ İLE NAMAZ


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَا مِنِ امْرِئٍ مُسْلِمٍ تَحْضُرُهُ صَلَاةٌ مَكْتُوبَةٌ فَيُحْسِنُ وُضُوءَهَا وَخُشُوعَهَا وَرُكُوعَهَا إِلَّا كَانَتْ كَفَّارَةً لِمَا قَبْلَهَا مِنَ الذُّنُوبِ مَالَمْ يُؤْتِ كَبِيرَةً وَذٰلِكَ الدَّهْرَ كُلَّهُ. (م)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : مسلمان بر كمسه ، وقتى كيرن فرض بر نماز إيجن عبدستنى كوزل آلب ( نمازنى ) ، خشو و ركونونه ، آدابنه ( و ديكر ركنلرينه ) دقت أدرك قلارسه ، بيوك كونح إشلمديكى متدتجه بو ، كجمش ( كوجك ) كونحلرينه كفارتدر . بو ، هر زمان بويلدر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : Müslüman bir kimse, vakti giren farz bir namaz için abdestini güzelce alıp (namazını), huşû ve rükûuna, âdâbına (ve diğer rukünlerine) dikkat ederek kılarsa, büyük günah işlemediği müddetçe bu, geçmiş (küçük) günahlarına keffârettir. Bu, her zaman böyledir.”

(Sahîh-i Müslim)

Hicrî:  07  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

MEKTÛBÂT-I ŞERÎFE’DEN: HUŞÛ İLE NAMAZ

 

• Bir kimse, müminin mîracı olan namazı kılacağı zaman, tam bir tahâretle ve güzelce abdest aldıktan sonra namaza, ihlâsla niyet etmesi icap eder.

• Farzları cemaatle kılmaya ehemmiyet vermek, hattâ iftitah tekbirini imamla beraber almayı hiç terk etmemek, namazları müstehab vaktinde kılmak ve kırâatte sünnet olan miktara riâyet etmek lâzımdır.

• Rükû ve secdede, âzâların sükûnet bulması muhakkak lâzımdır. Kavmede (rükûdan doğrulduktan sonraki kıyamda), her âzâ, yerine dönüp karar kılacak şekilde, tam olarak kalkıp doğrulmak icap eder. Doğrulduktan sonra da âzâların sükûnet bulması lâzımdır. İki secde arasındaki oturuşta da, kavmede olduğu gibi ta’dîl-i erkâna riâyet etmek lâzımdır.

• Rükû ve secde tesbihlerinin en azı üç, çoğu ise -farklı görüşlere göre- yedi veya on birdir. İmamın tesbîhlerinin adedinin, cemaatin hâline göre olması lâzımdır. Yalnız kılan insanın, gücü yettiği zaman, tesbihleri en az mertebede (yani üç kere) okumaktan hayâ etmesi; en az beş veya yedi tesbih okuması lâzımdır.

• Secdeye giderken, yere en yakın olan uzvundan başlayarak; evvela dizlerini, sonra ellerini, sonra da burnunu ve alnını yere koyar. Ellerini ve dizini yere koyarken sağdan başlaması, secdeden kalkarken de semaya en yakın uzvundan başlaması lâzımdır. O hâlde secdeden kalkarken önce alnını kaldırması icap eder.

• Kıyâmda, secde mahalline, rükûda, ayaklarının üstüne, secdede, burnunun ucuna, ka’dede, ellerine bakmalıdır. Peygamber Efendimizden (s.a.v.) rivâyet olunduğu üzere; huşû ile namaz, ancak, kılan kimsenin, gözlerini, bu yerlere sabitlemesi ve bakışlarını, başka taraflara çevirmemesi ile mümkün olur.

• Parmakları, rükûda açık tutmak ve secdede birleştirmek, sünnettir. Buna riâyet etmelidir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), birçok faydası olduğu için böyle yapılmasını emretmiştir. Bizim için Peygamberimize (s.a.v.) uymaya denk, başka hiçbir amel yoktur...

(c. 1, m. 266)

Hicrî:  07  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3