23 Ekim 2026 Cuma

TEBÜK GAZÂSI -2


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : يَا سَعْدُ أَطِبْ مَطْعَمَكَ تَكُنْ مُسْتَجَابَ الدَّعْوَةِ وَالَّذِي نَفْسُ مُحَمَّدٍ بِيَدِهِ إِنَّ الْعَبْدَ لَيَقْذِفُ اللُّقْمَةَ الْحَرَامَ فِي جَوْفِهِ مَا يُتَقَبَّلُ مِنْهُ عَمَلُ أَرْبَعِينَ يَوْمًا . (طس)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : أى سعد ! حلال رزق يه ( حرام دان ساقن ) . بويله يابارسان دعان مستجاب ( قبول ) اولور . محمد يك نفسى قدرتنده اولان اللهه يمن أدرم كى ، محقق بر قل معدسنده حرام بر لقما كوتورسه قرق كون ، عملى ( دعا و عبادتلرى ) قبول اولنماز . بيوردى . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Ey Sa’d! Helal rızık ye (haramdan sakın). Böyle yaparsan duan müstecâb (kabul) olur. Muhammed’in nefsi kudretinde olan Allâh’a yemin ederim ki, muhakkak bir kul midesine haram bir lokma götürse kırk gün, ameli (dua ve ibadetleri) kabul olunmaz.” buyurdu.

(Taberânî, el-Mu’cemü’l-Evsat)

Hicrî:  12  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

TEBÜK GAZÂSI -2

 

Tebük Seferine çıkıldığı sırada nâzil olan Tevbe Sûresi’nin 38. âyet-i celîlesinde buyurulmuştur ki -meâlen-: “Ey iman edenler! Ne oldu size ki ‘Allah yolunda seferber olun’ denilince yerinize yığıldınız kaldınız? Yoksa âhiretten geçip dünyaya razı mı oldunuz? Fakat o dünya hayatı, âhiretin yanında ancak pek az bir şeydir.”

Bu ve devamındaki âyet-i celîleler, Tebük Seferi esnasında meydana gelen ve Cenâb-ı Hakk’ın rızasına uymayan birtakım hâlleri beyan ederek, bu gibi ahvâlin tekrarından men ile müminleri tevbeye sevk etmektedir.

Tebük Gazâsı’nda bir çarpışma meydana gelmediyse de İslâm’ın satvet ve şaşaası, Şam tarafına gereği gibi yayıldı.

 

HARAM, İBADETİN LEZZETİNE MÂNİ OLUR

 

Hadîs âlimi, zühd ve takvâ sahibi olan evliyadan İbrâhim bin Edhem (k.s.) Hazretleri şöyle anlattı:

Bir gün Beyt-i Makdis’te, mescitte ibadetle meşgul olmak için geceledim. Gece, vakit ilerleyince kapı açıldı ve içeriye, üzerlerinde derviş kıyafeti olan bir topluluk girdi. Önlerinde de şeyhleri vardı. O zât, mihrâba geçti, iki rekât namaz kıldıktan sonra oradakilere döndü. Onlardan birisi, “Bu gece, burada, bizden olmayan bir kişi var.” dedi. Şeyh tebessüm etti ve “Evet, o kişi, İbrâhim bin Edhem’dir. O, kırk gündür yaptığı ibadetin lezzetini kalbinde bulamamaktadır.” dedi.

Bu sözü duyunca saklandığım yerden çıkıp onların yanına gittim ve selam verdim, “Bu söylediğiniz doğrudur. Peki bunun sebebi nedir?” dedim. O zât şöyle anlattı: “Sen filân zamanda, Basra’da iken hurma satın almıştın. Aldığın hurmaların yanında bir tane hurma gördün. Hâlbuki o hurma, satan kimsenindi. Sen, o hurmayı kendi hakkın zannederek aldın. İşte sebebi budur.”

Sabah hemen yola çıktım. Basra’ya varıp hurmayı satın aldığım zâtın yanına gittim. Olanları kendisine anlatıp helâllik istedim. O da hakkını helâl etti. Hurma satan zât, bu işin bu kadar hassas olduğunu duyunca o da, dükkânı ve hurma satmayı bıraktı. Vaktini Allâhü Teâlâ’ya ibadetle geçirmeye başladı, bir müddet sonra ebdâldan; yani evliyâullâhın büyüklerinden oldu.

Hicrî:  12  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

22 Ekim 2026 Perşembe

TEBÜK GAZÂSI -1


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لِكُلِّ شَيْءٍ صِقَالَةٌ وَصِقَالَةُ الْقُلُوبِ ذِكْرُ اللهِ. (ج)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : هر شيئك بر جلاسى واردر . قلبلرين جلاسى ده الله تعالى ي ذكرتمكدر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Her şeyin bir cilası vardır. Kalplerin cilası da Allâhü Teâlâ’yı zikretmektir.”

(Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)

Hicrî:  11  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

TEBÜK GAZÂSI -1

 

Hicret’in dokuzuncu yılında, Doğu Roma hükümdarının emriyle Şam’da Müslümanların aleyhine büyük bir ordu toplandığı haberi, Medîne-i Münevvere’ye ulaştı. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de Şam’a gitmek ve Roma devletiyle harb etmek üzere Medîne-i Münevvere’de büyük bir ordu toplamaya başladılar.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Tebük seferberliği emrini teblîğ ettiğinde, Huneyn ve Tâif muhârebelerinden yeni dönülmüş idi. Vakit ise yaz sıcağının pek şiddetli bir sırası, yokluk ve pahalılık zamanı idi. Bununla beraber Medîne-i Münevvere’nin meyveleri yetişmiş, gölgeleri güzelleşmişti. Gidilecek sefer mesafesi uzak, düşman da çok fazla idi. Zira Doğu Roma İmparatorluğu üzerine gidilecekti. Binâenaleyh diğer gazâlardan çok daha ziyâde bir hazırlığa ihtiyaç vardı. Bu gibi sebeplerden dolayı bu sefer, halka ağır gelmiş ve bu orduya “Ceyşü’l-Usre” ismi verilmiştir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), Ashâb’ına Tebük Seferi için yardımda bulunmalarını emrettiklerinde aralarında umûmî bir seferberlik faaliyeti başladı. En büyük yardımı Hazret-i Osman (r.a.) yapmıştı. Hz. Ebûbekir (r.a.), malının tamamını, Hz. Ömer (r.a.) malının yarısını Resûlullâh’a teslîm etti. Herkes hâline göre yardımda bulundu.

Bu yardımlarla Ashâb’ın fakir olan gazileri techîz ediliyordu. Fakat her Müslüman’a bu yardım yetişmiyordu. İslâm tarihinde “Bekkâûn (Ağlayanlar)” adıyla anılan yedi zât vardır ki bunlar, Peygamber Efendimize gelerek, “Yâ Resûlallâh! Cihada gitmek isteriz, fakat binecek devemiz, yiyecek azığımız yok!” demişlerdi. Peygamber Efendimizin, “Size verecek hayvan kalmadı!” buyurmaları üzerine, bu kahramanlar ağlayarak geri dönmüşlerdi.

Böyle birçok müşkilât içinde techîz edilebilen piyade ve süvari; toplam yirmi bin kişilik bir ordu ile Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri, Tebük’e doğru hareket buyurmuşlardı. Bedevî kabileleri, müminlerden bazıları ve birçok münâfık, seferden geri kalmıştı.

(Devamı var)

Hicrî:  11  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

21 Ekim 2026 Çarşamba

EVLENMEK DE BİR İBADETTİR


 

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : وَأَنْكِحُوا الْأَيَامَى مِنْكُمْ وَالصَّالِحِينَ مِنْ عِبَادِكُمْ وَإِمَائِكُمْ إِنْ يَكُونُوا فُقَرَاءَ يُغْنِهِمُ اللّٰهُ مِنْ فَضْلِهِ وَاللّٰهُ وَاسِعٌ عَلِيمٌ. (سورة النور، ٣٢)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : بر ده إيجنزدن بكارلرى و كوللرينزدن و جاريلرينزدن صالح اولانلرى أولنديرين . أكر اونلر فقير إيسلر ، الله تعالى ، اونلرى ، فضلندان زنكين قلر . الله ، واسى ’ در ( إحسانى كنشدر ) ، عالم ’ در ( هر شئ بلندر ) . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen  : “Bir de içinizden bekârları ve kölelerinizden ve cariyelerinizden sâlih olanları evlendirin. Eğer onlar fakir iseler, Allâhü Teâlâ, onları, fazlından zengin kılar. Allah, Vâsi’dir (ihsanı geniştir), Alîm’dir (her şeyi bilendir).”

(Nûr Sûresi, âyet 32)

Hicrî:  10  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

EVLENMEK DE BİR İBADETTİR

 

İslâm hukuku, nikâh müessesesini, medenî bir muâmele olarak kabul ettiği gibi bir cihetle de ibadet saymıştır. Çünkü İslâm dini, yuva kurmayı ve bu yuvanın devamına, saâdetine hizmet etmeyi, kişinin bütün hayatını ibadete vermesinden efdal ve çok hayırlı olarak kabul etmiştir.

Ayrıca nikâhın, zinâ gibi kötü fiillerden koruması da dînî bir mâhiyet arz eder. İslâm dini, çocuk terbiyesini ve aileye infâkı da faziletli ibadetlerden, dînî vazifeler cümlesinden sayar. Meşrû olmasının sebebi de neslin karışmaktan korunmasına, temiz bir sûrette devamına ve dolayısıyla insanlığın ezelde takdîr buyurulan zamana kadar bekâsına hizmet etmesidir.

Osmanlı’nın son devir Hanefî âlim ve hukukçularından Mahmûd Esad Efendi, Kitâbü’n-Nikâh isimli eserinde bu husûsu şöyle beyan etmiştir:

“Nikâh, bir cihetten ibadet, diğer bir cihetten muâmeledir. İbadet olduğuna delâlet eden deliller dörttür;

1-Şer’an nafile ibadetlerden üstün olmasıdır; yani dinimizin dört farzı olan namaz, oruç, zekât, hacdan sonra evlenmek için hazırlık yapmak, kendini nafilelere vermekten daha faziletlidir.

2-Kişinin fuhşiyâttan, haram olan yakınlaşmalardan kendisini uzak tutmasına yardımcı olmasıdır; yani zinâ, şer‘an yasaklanmış olunca ondan uzak durmaya yardımcı olan evliliğin de ibadet olması lâzım gelir.

3-Evlenmek, Sünnet-i Seniyye’ye tâbi olmaktır; zira hadîs-i şerîfte; “Evleniniz, çoğalınız!” buyurulmuştur.

4-Ahlâkı güzelleştirmeye yardım etmesidir. Zira tek başına olan kimse kendinden başka bir şey düşünmez, vaktinin ekseriyetini, oyun ve eğlence gibi mâlâyanî ile geçirir. Aile sahibi olan kimse ise yalnız kendisini düşünmeyip çoluk çocuğunun maîşetini de kazanmakla meşgul olur. Sonra, çocuklarının talim ve terbiyesi ile uğraşır.

Hicrî:  10  Cemâziyelevvel   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3