قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اَلْعِلْمُ عِلْمَانِ عِلْمٌ عَلَى اللِّسَانِ فَذٰلِكَ حُجَّةُ اللهِ عَلَى خَلْقِهِ وَعِلْمٌ فِي الْقَلْبِ فَذٰلِكَ الْعِلْمُ النَّافِعُ. (مي)
رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : علم ، إيكيدر . برى ( عمل اولنمايب ) يالنز لسانده قالاندركى بو ، الله تعالى نيك ، قللارى عليهنه بر دليلدر ؛ ديكرى ده ( عمل اولونرق ) قلبده ( نورى اورطايا ) جقان علم دركى ، إشده ( آصل ) منفعتلى اولان علم بودور . "
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular: “İlim, ikidir. Biri (amel olunmayıp) yalnız lisanda kalandır ki bu, Allâhü Teâlâ’nın, kulları aleyhine bir delilidir; diğeri de (amel olunarak) kalpte (nuru ortaya) çıkan ilimdir ki, işte (asıl) menfaatli olan ilim budur.”
(Sünen-i Dârimî)
Hicrî: 06 Safer 1448 Fazilet Takvim
TARİHTEN İBRET ALMAYANLARIN SONU -2
Bu husûsta bir misal olarak Endülüs İslâm Devleti’ni dikkate alalım: Bu devletin tarihi, herkes tarafından malumdur. İslâm medeniyetinin pek parlak tecelliyâtına sahne olan bu güzel kıtada birçok meşhur İslâm âlimi yetişmiş; birçok ilmî eserler, çok güzel âbideler vücuda gelmiştir. Merkezî idaresi olan “Granada” şehri bir ırmak üzerinde bulunup bağlar, bahçeler ile müzeyyen, son derece mamûr, Cennet gibi bir belde idi.
Fakat Endülüs Müslümanları bilâhare küfrân-ı nimette bulundular, İslâm ruhuna uymayan hareketlere kalkıştılar, aralarında nifak ve ayrılık yüz gösterdi, memleket güzel idareden mahrum kaldı. Nihayet H. 898 tarihinde, bu ruha ferahlık veren memleketleri tamamen ellerinden çıktı. Zavallı Müslüman ahâlinin bir kısmı pek yürek yakan, vahşiyane işkencelere uğrayarak mahvoldu, bir kısmı da türlü sefaletle Afrika sahillerine geçebildiler.
Şu kadar var ki, o zaman Müslümanlarca teselli olacak bir cihet vardı. Şöyle ki: O zaman Avrupa’nın batısında öyle muazzam bir İslâm sönüp gitmişse de doğusunda diğer bir İslâm devleti; Osmanlı Devleti, kudret ve ihtişam ile doğmuş bulunuyordu. Bu cihet, Müslümanların gözlerinden serpilen yaşları teskine yardım ediyordu. Ne yazık ki, daha sonra İslâm âleminin her tarafında bir perişanlık yüz gösterdi, cihanın en güzel, en faziletli üç kıtasında bulunan birçok Cennet gibi yerler Müslümanların ellerinden çıktı, birçok din kardeşlerimiz oraya buraya hicret etmeye mecbur kaldı.
Velhâsıl: İnsanlar bilmelidirler ki başlarına, dünyada her hangi bir felâket ve musibet gelirse bu, kendilerinin bir kötü hareketlerinin neticesidir. Artık insanlar tarihten ibret almalı, üzerlerine düşen vazifelere riâyet etmelidirler. İçtimaî ufuklarını saran karanlık bulutları görmelidirler. Kendi varlıklarını, yurtlarının maddî ve manevî terakkisini temin edecek şeyleri hazırlamaya çalışmalıdırlar. Aralarındaki din bağını, din kardeşliğini her veçhile takviyeye gayret göstermelidirler. İşte ehl-i İslâm’ın selâmeti, saadeti bu sûrette temin edilmiş olur.
(500 Hadîs-i Şerîf, Fazilet Neş.)
Hicrî: 06 Safer 1448 Fazilet Takvim
SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"


