22 Nisan 2026 Çarşamba

HACCIN HİKMETİ

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَا أَهَلَّ مُهِلٌّ قَطُّ إِلَّا آبَتِ الشَّمْسُ بِذُنُوبِهِ. (هب)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : محقق ( حج ويا عمره إيجن ) تهليل كترن ( لااله الالله دين ) هر بر كمسنيك كونحلرى ، ( او كونون ) كونشى إيله برابر باطار ( عفواولونور . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  (Muhakkak (hac veya umre için) tehlîl getiren (lâ ilâhe illallâh diyen) her bir kimsenin günahları, (o günün) güneşi ile beraber batar (affolunur).”

(Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)

Hicrî:  05  Zilkâde   1447  Fazilet Takvim

 

HACCIN HİKMETİ

 

Allâhü Teâlâ, Âdem aleyhisselâm’a, “Ey Âdem! Benim için yeryüzünde, gökteki beytimin hizâsında bir beyt yap ki melekler, Beyt-i Ma‘mûr’un etrafında tavaf ettikleri gibi, sen ve evlatların da onun etrafında tavaf ederek bana ibadet ediniz.” buyurdu. Âdem aleyhisselâm, Mekke-i Mükerreme’ye gidip meleklerin refakatinde, Beytullâh’ı inşa etti. Sonra Cenâb-ı Hakk’a: “Yâ Rabbi! Şüphesiz her çalışanın bir ücreti vardır, benim de bir ücretim var mıdır?” diye suâl etti. Allâhü Teâlâ da “Evet, vardır. Ne dilersen yerine getirilecektir.” buyurdu.

Âdem aleyhisselam, “Yâ Rabbi! Beni tekrar Cennet’e gönder.” dedi. Allâhü Teâlâ, “Bu, senin için (âhirette) gerçekleşecektir.” buyurdu. Hz. Âdem, “Yâ Rabbi! Hatalarımı itiraf ettiğim gibi, zürriyetimden, günahlarını itiraf edip sana yalvararak bu Beyt’i (Kâbe-i Muazzama’yı) tavaf edenleri de affetmeni istiyorum.” dedi. Allâhü Teâlâ, “Ey Âdem! Ben, seni affettim. Senin zürriyetinden, bu Beyt’i ziyaret edip günahlarından tevbe edenleri de affettim.” buyurdu.

Nûh Tufanı’ndan İbrâhim aleyhisselam zamanına kadar, Kâbe-i Muazzama’nın yeri belirsiz kaldı. Allâhü Teâlâ, Hz. İbrâhim’e, Kâbe-i Muazzama’yı tekrar inşa edip insanları hacca davet etmesini emir buyurdu. İbrâhim (a.s.), “Yâ Rabbi! Buna sesim yetmez.” dedi. Allâhü Teâlâ, “Sen davet et, duyurmak bize aittir.” buyurdu. Bunun üzerine Hz. İbrâhim, Makâm-ı İbrâhim’in üzerine çıkıp baktı ve bütün yeryüzünü, dağları, taşları, ovaları, kara ve denizleri, insan ve cinleri, hepsini önünde toplanmış gördü. İki elinin işaret parmaklarını kulaklarına koyarak doğuya, batıya, kuzeye ve güneye doğru dönerek şöyle seslendi: “Ey insanlar! Beytü’l-Atîk’i (Kâbe-i Muazzama’yı) ziyaret etmek, sizlere farz kılındı, Rabb’inizin davetine icâbet edin, gelin.”

İbrâhim (a.s.) zamanından günümüze kadar haccetmeye muvaffak olanlar, onun bu davetine “Lebbeyk, Lebbeyk!” diyenlerdir. Bir kimse, o vakit, bu davete kaç kere “Lebbeyk” diyerek cevap vermişse ona, o kadar haccetmek nasip olur. (Lebbeyk: ‘Emrine âmâdeyim’ demektir.)

Hicrî:  05 Zilkâde  1447  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3


 

21 Nisan 2026 Salı

HARAM İLE TEDAVİ CÂİZ DEĞİLDİR


كَانَ ابْنُ عُمَرَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا : إِذَا دَعَا طَبِيبًا يُعَالِجُ بَعْضَ أَهْلِهِ اشْتَرَطَ عَلَيْهِ أَلَّا يُدَاوِىَ بِشَىْءٍ مِمَّا حَرَّمَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ. (هق)

ابْنُ عُمَرَ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمَا : آئلسندن برينى تداوى أتدرمك أيجن بر هكم جاغرديغى زمان هكيمه ، الله عز و جلَّ ، نيك حرام قلديغى شيلردن هيجبريسيله تداوى أتممسنى شرط قوشاردى . "

İbn-i Ömer radıyallâhü anhümâ  : ailesinden birini tedavi ettirmek için bir hekim çağırdığı zaman hekime, Allâh Azze ve Celle’nin haram kıldığı şeylerden hiçbirisiyle tedavi etmemesini şart koşardı.

(Beyhakî, es-Sünenü’l-Kübrâ)

Hicrî:  04  Zilkâde   1447  Fazilet Takvim

 

HARAM İLE TEDAVİ CÂİZ DEĞİLDİR

 

Haram: Yapılması, kullanılması, yiyilip içilmesi dinimizde katî delil ile menedilmiş olan şeylerdir.

Haramı terk etmekten dolayı sevap, yapılmasından dolayı azap vardır. Allâh’ın haram kıldığı bir şeyi helâl saymak veya helâl kıldığı bir şeyi haram saymak, insanı imandan mahrum eder.

Bir şeyin temiz olması, elbette yiyilip içilmesinin helâl olmasını gerektirmez. Zira birçok zehirli su veya sarhoşluk veren ot veyahut kimyevî maddeler vardır ki temiz oldukları hâlde yenilmeleri ve içilmeleri haramdır.

Tedavi için de temiz ve helâl olan ilaçları, kullanmak câizdir. Hattâ Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, “Ey Allâh’ın kulları! Tedavi olunuz. Zira Allâhü Teâlâ, yaratmış olduğu her bir hastalık için muhakkak, bir ilaç da yaratmıştır. Yalnız bir hastalık müstesna ki o da ihtiyarlıktır.” buyurmuştur.

Binâenaleyh birçok hasta, tedavi sebebiyle şifa bulur. Âdet-i İlâhiyye böyledir. Bununla beraber şifayı, tedaviden değil, Allâhü Teâlâ’dan bilmelidir.

Temiz olmayan ve haram şeyler ile tedavi olmak da esasen câiz değildir. Şu kadar var ki bazı fukahâya göre başka bir ilaç bulunmadığı takdirde, Müslüman ve âdil bir doktorun göstereceği lüzum üzerine câiz olabilir.

Şöyle ki: Bir hastalığın veya bir hastalığa sürükleyecek bir zafiyetin tedavisi için mübah bir ilaç bulunmazsa böyle bir tabibin “şifa ümidi vardır” diye tavsiyesi üzerine haram bir şey ile zarûret miktarı tedavi câiz olur.

Fakat tedavi için değil de sırf zâhirî bir fayda elde etmek düşüncesiyle böyle bir ilacı kullanmak câiz değildir. Bunda tedavi mâhiyeti yoktur. Bunun haram olduğunda ittifak vardır.

Hicrî:  04 Zilkâde  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

20 Nisan 2026 Pazartesi

VAHYİN KISIMLARI

 

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : وَمَا يَنْطِقُ عَنِ الْهَوَى ، اِنْ هُوَ اِلَّا وَحْيٌ يُوحَى. (سورة النجم ، ٣-٤)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : أؤيله بر كوندن صاقنيك كى ( هبنز ) او كون اللهه دوندورولجكسنز . او ( رسول الله ) هواسندان قونوشمز . ( هر نه قونوشمش إيسه ) او ، كندسنه وحيولونان بر وحيدر . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen  : O (Resûlullâh), hevâsından konuşmaz. (Her ne konuşmuş ise) o, kendisine vahyolunan bir vahiydir.”

(Necm Sûresi, âyet 3-4)

Hicrî:  03  Zilkâde   1447  Fazilet Takvim

 

VAHYİN KISIMLARI

 

Vahiy, Allâhü Teâlâ’nın dilediği şeyleri, peygamberlerine bildirmesi manasına gelir. Allâhü Teâlâ, peygamberlerine vahyederek onların vasıtasıyla insanların kurtuluşuna dair hükümleri, esasları bildirmiştir ve ilâhî varlığından haberdar etmiştir.

Vahiy iki kısımdır: Birincisi ‘vahy-i metlüv’dür, yani melek tarafından Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’e okunan vahiydir ki bu, Kur’ân-ı Kerîm’dir. İkincisi de ‘vahy-i gayr-i metlüv’dür yani melek tarafından Sevgili Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e okunmayıp Hazret-i Allah tarafından kalbine bırakılandır, bu da sünnet-i seniyye’dir.

İslâm âlimlerinin beyanına göre Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyh ve sellem’e vahiy, birkaç sûrette gelmiştir:

  1. Sâdık rüya vasıtasıyla vahyedilmesidir. Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, rüyasında her ne görse kendisine gün gibi zâhir olurdu.
  2. Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’in kalb-i şerîflerine vahyin ilkâ olunmasıdır. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Muhakkak Rûhu’l-Kudüs (Cebrâîl as.) benim kalbime ilkâ eyledi ki; hiçbir nefis, rızkını tamamlamadıkça ölmez.” buyurmuşlardır.
  3. Cebrâîl (as.)’ın, insan sûretinde gelerek Peygamberimiz (s.a.v.) ile konuşmasıdır. Nitekim İbn-i Ömer (r. anhümâ)’nın rivâyet ettiğine göre, Cebrâîl (as.), bazen Sahâbe-i Kirâm’dan Dihyetü’l-Kelbî (r.a.) suretinde gelirdi.
  4. Vahyin, çok heybetli bir ses şeklinde gelmesidir. Vahyin bu şekilde gelişi, Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’e gelişlerin hepsinden daha şiddetlisi idi. Hattâ öyle olurdu ki, gayet soğuk bir günde mübarek alnından ter damlaları akardı. Vücûd-i şerîflerine öyle bir ağırlık basardı ki altındaki devesi yere çökerdi.
  5. Cebrâîl aleyhisselâm’ın kendi sûretinde gelmesidir. Cebrâîl aleyhisselâm’ın altı yüz kanadı vardı. Bu sûretle vahiy, iki defa vâki olmuştur.
  6. Vâsıtasız olmasıdır. Bu, Mûsâ aleyhisselâm’ın tekellümü gibi olup Mîrac Gecesi vâki olmuştur.

Hicrî:  03 Zilkâde  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3