25 Eylül 2026 Cuma

ASHÂB-I BEDİR: ABDULLAH BİN SELEME (R.A.)


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَا مِنْ أَهْلِ بَيْتٍ لَا يَخْرُجُ مِنْهُمْ غَازٍ أَوْ يُجَهِّزُونَ غَازِيًا أَوْ يَخْلُفُونَهُ فِي أَهْلِهِ إِلَّا أَصَابَهُمُ اللهُ بِقَارِعَةٍ قَبْلَ الْمَوْتِ. (عب)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : إجلرندن بر غازى جقمايان ويا غازي تجهز أتمين وياحود غازنيك أهلنه آرقا جقمايان بر آئله ، ألبتده أؤلم دن أؤنجه ، الله تعالى طرافندان بر مصيبته مبتلا اولور . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “İçlerinden bir gazi çıkmayan veya gaziyi techîz etmeyen veyahut gazinin ehline arka çıkmayan bir âile, elbette ölümden önce, Allâhü Teâlâ tarafından bir musîbete mübtela olur.”

(Musannef-i Abdürrezzâk)

Hicrî:  14  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

ASHÂB-I BEDİR: ABDULLAH BİN SELEME (R.A.)

 

Ensâr’dan olup Evs kabilesinin Benî Amr kolundandır. Bedir Gazâsı’nda hazır bulunmuş; Uhud Gazâsı’nda şehit olmuştur.

Uhud’da şehit olduğunda, Abdullah bin Seleme’nin (r.a.) naaşı, diğer bir şehit Mücezzir bin Ziyâd (r.a.) ile aynı deve üzerinde Medîne-i Münevvere’ye naklolunmuştur. Şöyle ki Uhud’da şehit olduğunda, vâlidesi, Peygamber Efendimize (s.a.v.) gelerek “Yâ Resûlallâh! Oğlum Abdullah bin Seleme, Bedir Gazâsı’nda bulunanlardan idi, şimdi Uhud’da şehit oldu. Ben, onu Medîne’ye nakledip buraya defnederek yakınımda bulunmasını istiyorum.” diye izin istedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de ona izin verdiler, naaşını nakletti.

Abdullah bin Seleme (r.a.) Hazretleri, iri yapılı, ağırca bir zât idi. Mücezzir bin Ziyâd Hazretleri ise ince yapılı ve nahîf bir zât idi. Ancak ikisinin naaşını -birini sağ diğerini sol tarafa sarmak sûretiyle- deveye yüklediklerinde, gayet dengede durdu. İnsanlar buna hayret ettiler. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Onların amelleri, ağırlıklarını müsavi kılmıştır.” buyurdular.

ÇOCUĞA İSİM VERİRKEN DİKKAT!

Çocuğa, “Halîm, Reşîd, Kerîm” gibi Esmâ-i Hüsnâ’dan, kullarda da kullanılması câiz olan bir isim verilebilir. Zira bu isimler, kullara verildiği zaman kastedilen mana ile Allâhü Teâlâ hakkında kastedilen mana bir değildir.

Fakat, “Rahmân, Rezzâk, Samed” gibi yalnız Allâhü Teâlâ’nın zâtına mahsus olan isimlerle isimlendirmek câiz değildir. Ancak başına, kul anlamına gelen “abd” kelimesi eklenirse câiz olur. Mesela, Abdurrahmân, Abdüssamed gibi.

BİLMECELER:

• Deveden büyük ağacı, pireden küçük çekirdeği, hamı zehirden acı, olgunu baldan tatlı (İncir)

• Altı kaya, üstü kaya, içinde var sarı maya (Yumurta)

Hicrî:  14  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

24 Eylül 2026 Perşembe

AMR BİN ÂS RADIYALLÂHÜ ANH’İN VASİYETLERİ

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : يَا عَمْرُو نِعْمَ الْمَالُ الصَّالِحُ لِلْمَرْءِ الصَّالِحِ. (حم)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : أى عمر ، صالح كشى إيجن صالح ( حلالدن قزانب خيره صرف أديلن ) مال ، نه كوزلدر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Ey Amr, sâlih kişi için sâlih (helâlden kazanılıp hayra sarfedilen) mal, ne güzeldir.”

(Müsned-i Ahmed bin Hanbel)

Hicrî:  13  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

AMR BİN ÂS RADIYALLÂHÜ ANH’İN VASİYETLERİ

 

Tâbiîn’den İbn-i Şümâse (rah.) şöyle anlatmıştır:

Ashâb-ı Kirâm’dan Amr bin Âs’ın (r.a.) yanına vardık, kendisi ölüm döşeğinde idi. Uzun zaman ağladı ve yüzünü duvara çevirdi. Bunun üzerine oğlu Abdullah (r.a.): “Babacığım, Resûlullah (s.a.v.) Efendimiz, seni, falan ve falan şeylerle müjdelemedi mi?” dedi.

Bunun üzerine Amr (r.a.), yüzünü bize çevirerek: “Şüphesiz ki hazırlamakta olduğumuz şeylerin en faziletlisi, Allah’tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed’in (s.a.v.) onun resûlü olduğuna şehadet getirmektir. Şüphesiz ki ben, üç hâl üzere bulundum:

Düşünüyorum da bir vakitler, Resûlullah’a (s.a.v.), benim kadar buğzeden yoktu. O zaman imkânını bulup da onu öldürmüş olmak kadar da bana göre iyi bir iş yoktu. Şâyet bu hâl üzere ölmüş olsaydım muhakkak Cehennemlik olurdum.

Allah, İslâm’ı kalbime yerleştirdiği zaman Peygamber Efendimize (s.a.v.) gelerek; uzatın sağ elinizi de size bîat edeyim, dedim. Hemen sağ elini uzattılar. Ben, elimi çektim ve affolunmamı talep ettim. Resûlullah (s.a.v.): “Bilmez misin ki İslâm, kendinden önceki günahları yok eder, Hicret de ondan önceki günahları yok eder. Hac da ondan önceki günahları yok eder.” buyurdular. O anda artık benim gözümde Resûlullah’tan (s.a.v.) daha sevgili ve ondan daha büyük bir kimse kalmadı. Ona karşı duyduğum hürmetten dolayı, kendisine doya doya bakamıyordum. Benden, onun vasıflarını anlatmamı isteseler buna tâkat getiremem. Çünkü ona, doya doya bakamazdım. Şâyet bu hâl üzere ölmüş olsam Cennetlik olmamı kuvvetle ümit ederdim.

Bundan sonra birtakım şeyler üzerimize aldık ki onlar hakkında hâlim nasıl olur bilemiyorum. Öldüğüm zaman, yas için kimse yanımda bulunmasın. Beni defnettiğiniz zaman üzerime toprağı iyice döşeyiniz. Sonra kabrimin etrafında bir deve boğazlanıp da eti taksim edilinceye kadar bir vakit durun ki, sizlerle ünsiyet edeyim. Ve Rabb’imin elçilerini nasıl karşılayacağımı düşüneyim.” dedi.

Hicrî:  13  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3


 

23 Eylül 2026 Çarşamba

SIR SAKLAMANIN LÜZÛMU


 

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ : أَسَرَّ إِلَيَّ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سِرًّا فَمَا أَخْبَرْتُ بِهِ أَحَدًا بَعْدَهُ وَلَقَدْ سَأَلَتْنِي أُمُّ سُلَيْمٍ فَمَا أَخْبَرْتُهَا بِهِ. (ق)

أنس بن مالك رضي الله عنه شويله ددى : بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم ، بانه بر صر وردى . او ( نون وقات ) ندان صوكره ده بو صرى هيج كمسيه سويلمدم . آنم أم سليم سوردى اوكاده سويلمدم  . "

Enes bin Mâlik radıyallâhü anh şöyle dedi  : “Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, bana bir sır verdi. On(un vefatın)dan sonra da bu sırrı hiç kimseye söylemedim. Annem Ümmü Süleym sordu. Ona da söylemedim.”

(Müttefekun Aleyh)

Hicrî:  12  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

SIR SAKLAMANIN LÜZÛMU

 

Sırrını saklayarak muhafaza eden, işlerinde alacağı tedbirden tam fayda görür, istediğine nâil olur. Umduğu şeye nâil olamasa da zarardan ve ayıplanmaktan selâmet bulur. Nitekim Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki:

“Sırlarınızı gizleyerek, mühim işlerinizin halline yardımcı olunuz. Zira her nimete, bir haset eden çıkar.”

Hadîs âlimlerinden Ali el-Medâinî (rah.) demiştir ki: “İnsanların en sabırlısı, sırrını dostundan bile gizlemeye muvaffak olabilendir. Zira dostuyla arası bozulur da o sırrı ifşa edebilir.” Nitekim hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Sevdiğini ölçülü sev, günün birinde düşmanın olabilir. Sevmediğine de ölçülü buğzet, günün birinde dostun olabilir.”

Eğer bir kimseye bir sırrı açmak icap ederse, sırrı, ancak akıllı ve hayrını dileyen, güvenilir kimseye açmalıdır. Zira sır, bir emanettir, onu ifşâ etmek ise hıyanettir. Kalpler, sırların kabıdır, onun için sırrı içinde tutabilecek yahut tutamayacak kalp sahibini iyi tanıyıp seçebilmek mühimdir.

Akıllı, düşmanından sakladığı sırrını, dostundan da saklayandır. Her sırrı söylemek, âcizliktir. Kişinin kendi kalbi, sırlarını saklamakta başkalarından geniş olmalıdır.

Gerek kendi sırrını, gerek kendisine emanet edilen başkalarının sırlarını saklamalıdır. İşlerde muvaffakiyet, akıllı ve dirâyetli hareket etmeye bağlıdır. Akıllılık ise doğru görüş sahibi olmakla mümkündür. Görüşünün isabetli olması da sırlarını iyi saklamakladır. Sırrını saklayanın irâde ve tercih hakkı, elinde olur. Sırrını açtığında, açtığı kimseye bağlı kalır. Sırrını açan, pişmanlığa kapı açmış olur. Pişmanlıklar içinde kıvranan kimsenin ise görüşü sağlam ve aklı kâmil olmaz. Bu hâl kendisinde âdet olan kimse ise, câhiller arasına katılır.

Sırrını saklamak, onu ifşa edip de sonra pişman olmaktan elbette evlâdır.

Hicrî:  12  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3