23 Eylül 2026 Çarşamba

SIR SAKLAMANIN LÜZÛMU


 

عَنْ أَنَسِ بْنِ مَالِكٍ رَضِيَ اللهُ عَنْهُ قَالَ : أَسَرَّ إِلَيَّ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ سِرًّا فَمَا أَخْبَرْتُ بِهِ أَحَدًا بَعْدَهُ وَلَقَدْ سَأَلَتْنِي أُمُّ سُلَيْمٍ فَمَا أَخْبَرْتُهَا بِهِ. (ق)

أنس بن مالك رضي الله عنه شويله ددى : بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم ، بانه بر صر وردى . او ( نون وقات ) ندان صوكره ده بو صرى هيج كمسيه سويلمدم . آنم أم سليم سوردى اوكاده سويلمدم  . "

Enes bin Mâlik radıyallâhü anh şöyle dedi  : Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, bana bir sır verdi. On(un vefatın)dan sonra da bu sırrı hiç kimseye söylemedim. Annem Ümmü Süleym sordu. Ona da söylemedim.”

(Müttefekun Aleyh)

Hicrî:  12  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

SIR SAKLAMANIN LÜZÛMU

 

Sırrını saklayarak muhafaza eden, işlerinde alacağı tedbirden tam fayda görür, istediğine nâil olur. Umduğu şeye nâil olamasa da zarardan ve ayıplanmaktan selâmet bulur. Nitekim Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki:

“Sırlarınızı gizleyerek, mühim işlerinizin halline yardımcı olunuz. Zira her nimete, bir haset eden çıkar.”

Hadîs âlimlerinden Ali el-Medâinî (rah.) demiştir ki: “İnsanların en sabırlısı, sırrını dostundan bile gizlemeye muvaffak olabilendir. Zira dostuyla arası bozulur da o sırrı ifşa edebilir.” Nitekim hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Sevdiğini ölçülü sev, günün birinde düşmanın olabilir. Sevmediğine de ölçülü buğzet, günün birinde dostun olabilir.”

Eğer bir kimseye bir sırrı açmak icap ederse, sırrı, ancak akıllı ve hayrını dileyen, güvenilir kimseye açmalıdır. Zira sır, bir emanettir, onu ifşâ etmek ise hıyanettir. Kalpler, sırların kabıdır, onun için sırrı içinde tutabilecek yahut tutamayacak kalp sahibini iyi tanıyıp seçebilmek mühimdir.

Akıllı, düşmanından sakladığı sırrını, dostundan da saklayandır. Her sırrı söylemek, âcizliktir. Kişinin kendi kalbi, sırlarını saklamakta başkalarından geniş olmalıdır.

Gerek kendi sırrını, gerek kendisine emanet edilen başkalarının sırlarını saklamalıdır. İşlerde muvaffakiyet, akıllı ve dirâyetli hareket etmeye bağlıdır. Akıllılık ise doğru görüş sahibi olmakla mümkündür. Görüşünün isabetli olması da sırlarını iyi saklamakladır. Sırrını saklayanın irâde ve tercih hakkı, elinde olur. Sırrını açtığında, açtığı kimseye bağlı kalır. Sırrını açan, pişmanlığa kapı açmış olur. Pişmanlıklar içinde kıvranan kimsenin ise görüşü sağlam ve aklı kâmil olmaz. Bu hâl kendisinde âdet olan kimse ise, câhiller arasına katılır.

Sırrını saklamak, onu ifşa edip de sonra pişman olmaktan elbette evlâdır.

Hicrî:  12  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

22 Eylül 2026 Salı

İMAN EDEN KİMSELERE VERİLEN BİR MİSAL -2


قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : اٰمَنَ الرَّسُولُ بِمَٓا اُنْزِلَ اِلَيْهِ مِنْ رَبِّهِ وَالْمُؤْمِنُونَ كُلٌّ اٰمَنَ بِاللّٰهِ وَمَلٰٓئِكَتِهِ وَكُتُبِهِ وَرُسُلِهِ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ اَحَدٍ مِنْ رُسُلِهِ... (سورة البقرة، ٢٨٥)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : رسول الله ، رب ’ ندن ، كندسنه إنديريلنه إيمان أتدى ، مؤمنلر ده ( إيمان أتديلر ) . هبسى ده اللهه و اونون ملكلرينه ، كتابلرينه و بيغمبرلرينه إيمان أتدى . ‘ بز ، الله تعالى ، نيك بيغمبرلرندن هيجبريسنيك آراسنى آيرمايز ( هبسنه إنانرز ) ’ دديلر . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen  : Resûlullah, Rabb’inden, kendisine indirilene iman etti, müminler de (iman ettiler). Hepsi de Allâh’a ve onun meleklerine, kitaplarına ve peygamberlerine iman etti. ‘Biz, Allâhü Teâlâ’nın peygamberlerinden hiçbirisinin arasını ayırmayız (hepsine inanırız).’ dediler…”

(Bakara Sûresi, âyet 285)

Hicrî:  11  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

İMAN EDEN KİMSELERE VERİLEN BİR MİSAL -2

 

Rûhu’l-Beyân Tefsîri’nde bildirildiği üzere, Meryem lafzı, “âbide” (ibadet eden kadın) manasınadır. Hazret-i Meryem’in ismi Kur’ân-ı Mübîn’in birçok âyetinde zikredilmiştir. Ayrıca onun adı ile Kur’ân-ı Kerîm’de bir de sûre vardır.

Hazret-i Meryem, bir yaratılış hârikasının, bir Peygamber-i Zîşân’ın vâlidesidir.

Allâhü Teâlâ, Tahrîm Sûresi’nin 12. âyet-i kerîmesinde güzîde ve sâliha bu hanımın hâlini şöyle beyan etmiştir:

İmrân’ın kızı Meryem’i de Allâh’a iman edenler için bir misal, bir nümûne olarak gösteririz; o kız ki iffetini, metin bir kale gibi korumuştu. Son derece ısmetperver (iffetini koruyan) idi, nezîh bir hayat sürüyordu. Artık ona, o mübarek Hazret-i Meryem’e, ruhumuzdan ilkâ ettik. Yani ona ya vasıtasız veya Cibrîl-i Emîn vasıtası ile hayat sebebi olan bir ruh bırakılmış oldu.

İsa aleyhisselam, o vechile ana rahminde vücuda gelmeye başlamıştı. Ve o muhtereme Hazret-i Meryem, Rabb’inin kelimelerini, yani peygamberlere verilmiş olan semâvî sahifeleri, İlâhî hükümleri veya bir yüce peygamberin vâlidesi olacağına dair, Allah tarafından Cibrîl-i Emîn vasıtası ile yapılan müjdeyi ve Cenâb-ı Hakk’ın sair bütün kitaplarını tasdik etti. Tevrât, İncîl gibi bütün kitapları, bunlardaki İlâhî beyanları bilip kabul etti. Ve o pek güzîde olan Hazret-i Meryem, Allâh’a itaat edenlerden ve Allâh katında makbul kullardan oldu.

Velhâsıl: Bu mübarek âyetler gösteriyor ki: İman ve tâat sahibi olanlara, kendi selîm fıtratlarını nezih bir surette muhafaza edenlere, başkaları zarar veremez. Onlar, kendi ahlâkî faziletlerinin, itikadî nezâhetlerinin mükâfatına kavuşurlar. Cihanda güzel bir isim bırakırlar, âhirette de İlâhî nimetlere mazhar olarak Cennetlere nâil olurlar. İşte her insanın gayesi, böyle ebedî bir saadete nâiliyetten ibaret bulunmalıdır. Hak Tealâ Hazretleri, cümlemizi bu saadete nâil buyursun. Âmîn..

Hicrî:  11  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

21 Eylül 2026 Pazartesi

İMAN EDEN KİMSELERE VERİLEN BİR MİSAL -1


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : جَدِّدُوا إِيمَانَكُمْ قِيلَ يَا رَسُولَ اللهِ وَكَيْفَ نُجَدِّدُ إِيمَانَنَا قَالَ أَكْثِرُوا مِنْ قَوْلِ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ. (حم)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : ‘‘ إماننزى ينلينز . ’’ بيوردولر . ‘‘ يا رسول الله ! إيمانمزى نصل ينلرز ؟ ’’ دنلنجه ؛ ‘‘لَا إِلٰهَ إِلَّا الله ، كلمهء توهيدنى جوق سويليرك . ’’ بيوردولر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : İmanınızı yenileyiniz.” buyurdular. “Yâ Resûlallah! İmanımızı nasıl yenileriz?” denilince; “Lâ ilâhe illallâh, kelime-i tevhîdini çok söyleyerek.” buyurdular.

(Müsned-i Ahmed)

Hicrî:  10  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

İMAN EDEN KİMSELERE VERİLEN BİR MİSAL -1

 

Tahrîm Sûresi’nin 11. âyet-i kerîmesinde Allâhü Teâlâ, iman şerefine nâil bulunanlara, Firavun’un zevcesi Âsiye binti Müzâhim’i bir misâl olarak vermiştir. Hükümdar olan bir kâfirin nikâhı altında bulunmuş olduğu hâlde onun küfrüne ortak olmamıştı. Ruhunda iman nûru tecellî ederek Mûsâ aleyhisselâm’a, iman ettiğini açıklamış, Firavun da ona, iman etti diye, şiddetli bir ceza vermişti.

Rivâyete göre, Hz. Âsiye’yi dört çiviyle bir yere çiviletip üzerine büyükçe bir kaya koydurmuş, güneşin harareti altında bıraktırmıştı. O muhtereme kadın, Cenâb-ı Hakk’a şöyle yalvarmıştı: “Yâ Rabbi! Benim için manevî huzurunda, mümin kullarına nasip edeceğin Cennet’te, bir ev yap. Bir ebedî ikametgâh tayin buyur ve beni, Firavun’dan ve onun habîsâne, kâfirâne olan muamelelerinden kurtar. Beni, zâlimler kavminden, o Firavun’a tâbi olup küfür içinde yaşayan Kıptîlerden kurtarıp ebedî kurtuluşa erdir.”

Böyle duâ edince, rivâyet olunduğu üzere ona derhâl Cennet’teki makamı, keşf ile gösterilmiş ve hiçbir azâp duymaksızın ruhu alınmış, üstüne bırakılan kaya, ruhsuz kalan cesedinin üstüne düşmüştür. O da Sâhib-i Yâsin (Habîb-i Neccâr Hazretleri) gibi doğrudan doğruya Cennetlik olarak rahmet-i Rıdvân’a kavuşmuştur.

Demek ki herkes, kendi amelinden mesul olduğu için kötü kocaların eline düşmüş bulunan muhtereme kadınlar, her tehlikeye rağmen fenalıktan sakınarak Allâh’a karşı iman ve ihlâslarını muhafaza ettikleri surette, kocalarının fenalığından mesul olmazlar.

İşte ne dikkate şâyân yüce bir kabiliyet! Bir hükümdar sarayında birçok dünyevî varlıklar içinde yaşarken onların hadd-i zâtında hiçbir kıymeti olmadığını anlamış, küfrün, insanları ne vahîm âkıbetlere uğratacağını takdir etmiş, iman ile vasıflanmanın saadete vesile olup, her şeyin fevkinde bulunduğunu bilmiş, tasdik eylemişti. İşte insanlara lâyık olan dünyanın fâni varlığı için ebedî olan âhiret saadetini, mukaddesâtını feda etmek cehaletinde bulunmamaktır.

Hicrî:  10  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3