21 Temmuz 2026 Salı

HER İNSAN, ELİNİN ALTINDAKİLERDEN MESULDÜR


قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : وَالَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَا هَبْ لَنَا مِنْ اَزْوَاجِنَا وَذُرِّيَّاتِنَا قُرَّةَ اَعْيُنٍ وَاجْعَلْنَا لِلْمُتَّقِينَ اِمَامًا. (سورة الفرقان، ٧٤)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : ( صالح ، توبكار و متقى ) اولانلركى ، أى ربمز ، بزه ، زوجلريمزدن و نسللريمزدن كوزلر ( يمزين ) آيدنليغى اولاجق ( صالح كمسلر ) إحسان أت . بزى ، تقوى صاحبلرينه رهبر قل ، درلر . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen  : “(Sâlih, tevbekâr ve müttakî) olanlar ki, ey Rabb’imiz, bize, zevcelerimizden ve nesillerimizden gözler(imizin) aydınlığı olacak (sâlih kimseler) ihsan et. Bizi, takvâ sahiplerine rehber kıl, derler.”

(Furkân Sûresi, âyet 74)

Hicrî:  07  Safer   1448  Fazilet Takvim

 

HER İNSAN, ELİNİN ALTINDAKİLERDEN MESULDÜR

 

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurdular: “Her biriniz râî; gözeticisiniz ve her biriniz, elinin altındakilerden (yani onları lâyıkıyla muhafaza etmek ve korumakla) mesulsünüz.” Râî, herhangi bir şeyi gözetip en güzel şekilde muhafaza eden manasına gelir. Çobana da ‘râî’ denilir ki, elinde emanet bulunan ve koruması gereken hayvanları gözetip otlatmakla, vahşi hayvanlardan ve hastalıktan korumakla mükelleftir.

İnsan, hayvan, mal ve eşyadan her ne olursa olsun, muhafaza ve gözetilmesi, iyiliği ve selameti, her kimin koruması altına ve emanetine verilmişse o kimse, onun râîsi, gözetilenler de o râînin raiyyesi olmuş olurlar. Binâenaleyh râîlikten; koruyup gözetme vazifesini güzelce yerine getirip getirmediğinden, Allâhü Teâlâ indinde mesul olmayacak hiç kimse yok demektir.

İnsanın ailesine karşı mesuliyeti, aile fertlerini güzelce idare edip gerek nafaka, gerek elbise, gerekse güzel muamelede bulunmak husûslarında haklarını tamamıyla gözetmektir.

Kadının kocasına karşı mesuliyeti, evini en güzel şekilde idare edip kocasına karşı iyi davranmak, kocasının malını muhafaza etmek ve ona karşı ihanetten sakınmaktır.

Oğul, babasının malını gözetmekle şüphesiz mükelleftir ve o da bu husûsta mesuldür. Babamın malıdır, diye ziyan etmekten, israf ve saçıp savurmaktan, Allâhü Teâlâ indinde mesuldür.

Herkes râî ve mesul olunca ailesi olmayan kimse de sadakat ve istikamet dairesinde din kardeşlerinin, dostlarının hakları husûsunda mesuldür. Mesul olduğu kimse olmasa bile yine kendi âzâlarının, kuvvet ve hislerinin râîsidir. Bunları güzelce muhafaza ile Cenâb-ı Hakk’ın rızasına aykırı işlerde kullanmamakla mükelleftir ve o vazifesini güzelce yapıp yapmamak husûsunda mesuldür.

Hâsılı; dinimize göre râî ve raiyye olmayan hiçbir mükellef yoktur. Cemiyetin her ferdi, başkasının ya şahsı ya malı husûsunda râîdir.

Bu hadîs-i şerîf, ferdî ve ictimâî rahat ve huzura kefil olan pek büyük bir düsturdur.

Hicrî:  07 Safer  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

20 Temmuz 2026 Pazartesi

TARİHTEN İBRET ALMAYANLARIN SONU -2


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اَلْعِلْمُ عِلْمَانِ عِلْمٌ عَلَى اللِّسَانِ فَذٰلِكَ حُجَّةُ اللهِ عَلَى خَلْقِهِ وَعِلْمٌ فِي الْقَلْبِ فَذٰلِكَ الْعِلْمُ النَّافِعُ. (مي)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : علم ، إيكيدر . برى ( عمل اولنمايب ) يالنز لسانده قالاندركى بو ، الله تعالى نيك ، قللارى عليهنه بر دليلدر ؛ ديكرى ده ( عمل اولونرق ) قلبده ( نورى اورطايا ) جقان علم دركى ، إشده ( آصل ) منفعتلى اولان علم بودور . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  “İlim, ikidir. Biri (amel olunmayıp) yalnız lisanda kalandır ki bu, Allâhü Teâlâ’nın, kulları aleyhine bir delilidir; diğeri de (amel olunarak) kalpte (nuru ortaya) çıkan ilimdir ki, işte (asıl) menfaatli olan ilim budur.”

(Sünen-i Dârimî)

Hicrî:  06  Safer   1448  Fazilet Takvim

 

TARİHTEN İBRET ALMAYANLARIN SONU -2

 

Bu husûsta bir misal olarak Endülüs İslâm Devleti’ni dikkate alalım: Bu devletin tarihi, herkes tarafından malumdur. İslâm medeniyetinin pek parlak tecelliyâtına sahne olan bu güzel kıtada birçok meşhur İslâm âlimi yetişmiş; birçok ilmî eserler, çok güzel âbideler vücuda gelmiştir. Merkezî idaresi olan “Granada” şehri bir ırmak üzerinde bulunup bağlar, bahçeler ile müzeyyen, son derece mamûr, Cennet gibi bir belde idi.

Fakat Endülüs Müslümanları bilâhare küfrân-ı nimette bulundular, İslâm ruhuna uymayan hareketlere kalkıştılar, aralarında nifak ve ayrılık yüz gösterdi, memleket güzel idareden mahrum kaldı. Nihayet H. 898 tarihinde, bu ruha ferahlık veren memleketleri tamamen ellerinden çıktı. Zavallı Müslüman ahâlinin bir kısmı pek yürek yakan, vahşiyane işkencelere uğrayarak mahvoldu, bir kısmı da türlü sefaletle Afrika sahillerine geçebildiler.

Şu kadar var ki, o zaman Müslümanlarca teselli olacak bir cihet vardı. Şöyle ki: O zaman Avrupa’nın batısında öyle muazzam bir İslâm sönüp gitmişse de doğusunda diğer bir İslâm devleti; Osmanlı Devleti, kudret ve ihtişam ile doğmuş bulunuyordu. Bu cihet, Müslümanların gözlerinden serpilen yaşları teskine yardım ediyordu. Ne yazık ki, daha sonra İslâm âleminin her tarafında bir perişanlık yüz gösterdi, cihanın en güzel, en faziletli üç kıtasında bulunan birçok Cennet gibi yerler Müslümanların ellerinden çıktı, birçok din kardeşlerimiz oraya buraya hicret etmeye mecbur kaldı.

Velhâsıl: İnsanlar bilmelidirler ki başlarına, dünyada her hangi bir felâket ve musibet gelirse bu, kendilerinin bir kötü hareketlerinin neticesidir. Artık insanlar tarihten ibret almalı, üzerlerine düşen vazifelere riâyet etmelidirler. İçtimaî ufuklarını saran karanlık bulutları görmelidirler. Kendi varlıklarını, yurtlarının maddî ve manevî terakkisini temin edecek şeyleri hazırlamaya çalışmalıdırlar. Aralarındaki din bağını, din kardeşliğini her veçhile takviyeye gayret göstermelidirler. İşte ehl-i İslâm’ın selâmeti, saadeti bu sûrette temin edilmiş olur.

(500 Hadîs-i Şerîf, Fazilet Neş.)

Hicrî:  06 Safer  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

 

19 Temmuz 2026 Pazar

TARİHTEN İBRET ALMAYANLARIN SONU -1


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَا أَنْعَمَ اللهُ عَلَى عَبْدٍ مِنْ نِعْمَةٍ فِى أَهْلٍ أَوْ مَالٍ أَوْ وَلَدٍ فَيَقُولُ مَا شَاءَ اللهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِاللهِ إِلَّا دَفَعَ اللهُ عَنْهُ كُلَّ آفَةٍ حَتَّى تَأْتِيَهُ مَنِيَّتُهُ. (جامع الاحاديث)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : الله تعالى ، بر قلا آئله ، مال ويا جوجق نعمتى إحسان أدر ده او قل ، ‘مَا شَاءَ اللهُ لَا قُوَّةَ إِلَّا بِالله ، درسه ، محقق الله تعالى ، أؤلم كلنجيه قدار ، بتون آفتلرى اوندان دف أدر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  “Allâhü Teâlâ, bir kula aile, mal veya çocuk nimeti ihsan eder de o kul, ‘Mâşâallâh, lâ kuvvete illâ billâh’ derse, muhakkak Allâhü Teâlâ, ölüm gelinceye kadar, bütün âfetleri ondan defeder.”

(Süyûtî, Câmiu’l-Ehâdîs)

Hicrî:  05  Safer   1448  Fazilet Takvim

 

TARİHTEN İBRET ALMAYANLARIN SONU -1

 

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular ki: “Her kim bir kötülük yaparsa onunla dünyada veya âhirette cezalandırılır.”

İnsanlar niçin yaratılmış olduklarını, nihayet nereye gideceklerini iyice düşünmeli; Dünyada da, âhirette de azaptan, cezâdan kurtulup selâmete, saadete nâil olabilmek için üzerlerine düşen vazifeleri yapmalıdırlar. Dînen yasak kılınan, fena sayılan şeylerden kaçınmalıdırlar. Aksi takdirde insanlar, yaptıkları fenalıkların cezalarını bu dünyada göreceklerdir. Bu dünyada görmezlerse yarın âhiret âleminde göreceklerdir, bir kısmı ise her iki âlemde de azâp olunacaklardır.

Malumdur ki geçmiş ümmetlerden birçokları, yapmış oldukları zulüm ve masiyet yüzünden türlü türlü İlâhî azaba uğramışlardır. Meselâ: Bunlardan bir kısmı büyük bir tufanın dehşetli dalgaları arasında kalıp bitmiştir, bir kısmı müthiş bir rüzgâra tutularak helâk olup toprağa serilmiştir, bir kısmı şiddetli bir azâp sesiyle belâsını bulup gitmiştir. Bir kısmı da hâkimiyetini, ihtişam ve satvetini kaybederek diğer milletlerin esareti altına düşmüştür. “...Sonra onları günahları sebebiyle helâk ettik..” meâlindeki, En’âm Sûresi’nin 6. âyet-i kerîmesi, bu hakikati, gafletten uyanmamız için gözlerimizin önüne sermektedir. Bütün bu kavimlerin târihî hâllerinden anlaşılmış oluyor ki; Bunlardan her biri, sırf kendi kötülüklerinin cezasına uğramıştır. Bu âlemde, âdet-i İlâhiyye böyle cârîdir. Bunu kimse değiştiremez.

Müslümanlar da mensup oldukları İslâm dini sayesinde tarih boyunca pek parlak, pek terakkî etmiş bir hayata nâil olmuşlardır. Ne yazık ki daha sonra Müslümanların ahlâkına zafiyet gelmiş, aralarındaki dini bağlılık, kuvvetini kaybetmiş, gitgide cemiyetlerinde bir perişanlık yüz göstermiş, nihayet ellerindeki büyük nimetlerin bir kısmından mahrum kalmışlardır. Hâlbuki Müslümanlar, kendi nefislerine zulmetmiş olan eski kavimlerin yurtlarına yerleşmiş, onların yaşadıkları hayattan haberdar olmuşlardı. Artık onlardan, kendileri için bir ibret hissesi almalı değil miydiler? Onların yapmış oldukları fenalıkları taklit etmekten kaçınmaları gerekmez miydi?

(Devamı var)

Hicrî:  05 Safer  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3