20 Haziran 2026 Cumartesi

EN YAYGIN HASTALIKLARDAN STRES


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اَلْمُؤْمِنُ عَبْدٌ بَيْنَ مَخَافَتَيْنِ مِنْ ذَنْبٍ قَدْ مَضَى لَا يَدْرِي مَا يَصْنَعُ اللهُ فِيهِ وَمِنْ عُمْرٍ قَدْ بَقِيَ لَا يَدْرِي مَا ذَا يُصِيبُ فِيهِ مِنَ الْهَلَكَاتِ. (مب)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : مؤمن ، إيكى قورقى آراسنده بر قلدر : برى ، كجمش كونحلريدر كى الله تعالى نيك ، او كونحلر حقنده كندسنه نصل معامله بيوراجاغنى بله مز ، ديكرى ده قلان أؤمرودر كى اونده هلاكه سبب اولان شيلردن حنكسنيك كندسنه إصابت أدجكنى بله مز . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  Mümin, iki korku arasında bir kuldur: Biri, geçmiş günahlarıdır ki Allâhü Teâlâ’nın, o günahlar hakkında kendisine nasıl muâmele buyuracağını bilemez, diğeri de kalan ömrüdür ki onda helâke sebep olan şeylerden hangisinin kendisine isabet edeceğini bilemez.”

(İbn-i Mübârek, ez-Zühd)

Hicrî:  05  Muharrem   1448  Fazilet Takvim

 

EN YAYGIN HASTALIKLARDAN STRES

 

Stres, insanın ruhunda ve bedeninde birtakım sıkıntılara sebep olan ruhî bir hastalıktır. İnsanda, tehlike, belirsizlik veya beklenmeyen değişikliklerde stres meydana gelir.

Stresin birçok sebebi vardır; bunlar, kişiden kişiye değişebilmektedir. Zira her insanın kişiliği ve bünyesi, karakteri ve görüşleri farklıdır. Aynı hâdiseye maruz kalan iki kişide meydana gelen stresin derecesi, aynı değildir veya biri, stres yaşarken diğeri yaşamayabilir.

Aslında stres, işleri daha iyi yapmak için kişiyi motive eden, biraz daha dirençli olmasını sağlayan heyecandır. Vücudun dikkatini, uyanıklığını arttırmak, tetikte durmasını temin etmek için az miktarda stres iyidir. Belirli bir seviyeyi aşmadığında faydası olur. Mesela, bir imtihan için çok rahat olunursa motivasyon eksikliği sebebiyle hazırlanmak zor gelir. Ama az bir stres ile dikkati toplamak ve yoğunlaşmak mümkün olur. “Heyecan güzel şeydir. İnsan, sevdiği ve değer verdiği şeylere karşı heyecanlanır. Ama fazlası zarardır.” denilmiştir. İşte hafif seviyede olan bu heyecan, yönetilebilir ve hareketlere menfî tesir edecek seviyeye gelmeden kontrol edilebilirse insana faydalı olur.

Stresin tedavisindeki esas, strese yol açan sebepleri uzaklaştırmaktır. Bunun için dünya ve âhiret hayatına iyi hazırlanmalı, tedbirli olmalı, düzenli yaşamalı, vazifeler zamanında yapılarak telaşa sebep olan hâller azaltılmalı, daha sonra da Allâhü Teâlâ’ya tevekkül etmelidir. Mesela imtihana hazırlanan bir kişi, vaktinde iyice çalışarak hazırlıklarını yaparsa imtihan zamanı geldiğinde kendisine zarar verecek derecede strese girmemiş olacaktır. İmtihan neticesini de hakkında hayırlısı olması için tevekkül ile karşılamak, yani; hayır ve şerrin yalnızca Allâhü Teâlâ’dan geldiğine ve kendisi için öylesinin hayırlı olduğuna inanmak da strese mâni olur.

Hayatını daha sağlıklı yaşayabilmek için strese sebep olan şeylerin farkına varıp onunla baş edebilmeyi, stresin menfî hâllerini mümkün olduğu kadar azaltabilmeyi, hayatından uzaklaştırabilmeyi öğrenmelidir.

Bir başka ifadeyle, stressiz bir hayat beklentisi yerine stresle başa çıkabilmeye çalışmalıdır. Stres yapacak birçok şeyi, planlı ve düzenli hareket ederek yönetebilmek mümkündür.

(Sıhhat Rehberi, Fazilet Neşriyat)

Hicrî:  05 Muharrem  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

19 Haziran 2026 Cuma

ALLÂHÜ TEÂLÂ’YA TEVEKKÜL, MANEVÎ TEDBİRLERDENDİR


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لَوْ أَنَّكُمْ كُنْتُمْ تَوَكَّلُونَ عَلَى اللهِ حَقَّ تَوَكُّلِهِ لَرُزِقْتُمْ كَمَا يُرْزَقُ الطَّيْرُ تَغْدُو خِمَاصًا وَتَرُوحُ بِطَانًا. (ت)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : أكر اللهه حقيله توكل أتمش اولسايدنز ، قشلريك رزقلانديغى كبى سزلره ده ألبتده رزقلانردنز . نتكم اونلر ، صبح ( يووالرندان ) آج اولرق جقارلر ، آقشام قرنلارى طوق اولرق دونرلر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  Eğer Allâh’a hakkıyla tevekkül etmiş olsaydınız, kuşların rızıklandığı gibi sizler de elbette rızıklanırdınız. Nitekim onlar, sabah (yuvalarından) aç olarak çıkarlar, akşam karınları tok olarak dönerler.”

(Sünen-i Tirmizî)

Hicrî:  04  Muharrem   1448  Fazilet Takvim

 

ALLÂHÜ TEÂLÂ’YA TEVEKKÜL, MANEVÎ TEDBİRLERDENDİR

 

Tevekkül, maksada erişmek için maddî ve manevî sebeplerin hepsini yerine getirdikten sonra, sadece sebeplere güvenmemek, neticesini Allâhü Teâlâ’dan beklemektir. İnsanlar, ellerinden geleni yaptıktan ve bütün gayretlerini sarf ettikten sonra, neticesini Allâhü Teâlâ’ya bırakmalıdırlar. Böylece ümitsizlik ve kederden kurtulurlar.

Tevekkülden mahrum olmak, büyük bir eksikliktir. Kişi sebeplere tevessül ettiği hâlde umduğuna ulaşamazsa üzülmemeli, “Demek ki, hakkımda bu daha hayırlıdır” diyerek, Cenâb-ı Hakk’ın takdirine râzı olmalıdır. “…Siz bir şeyi seversiniz, (onun için çalışır ve onu elde etmek istersiniz), fakat bilmezsiniz ki onun sonunda, sizin için şer vardır. Yine siz bir şeyi sevmezsiniz, (hoşunuza gitmez ve istemezsiniz), fakat bilmezsiniz ki sizin için onun sonunda, hayır vardır.” (Bakara Sûresi, âyet 216) buyurulmuştur.

Tevekkül, kendini bırakıvermek değil, Allâhü Teâlâ’nın gösterdiği yolda gücü yettiği kadar gayret göstermek, onun emir ve yasaklarına riâyet etmektir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), devesini bir şeye bağlamadan dışarıda bırakıp huzuruna giren Amr bin Ümeyye (r.a.)’e, “Deveni bağladıktan sonra tevekkül et.” buyurmuştur. Çünkü insanın sebepleri terk etmesi, tevekkül değildir. Bir iş için yapılması gerekenleri yaptıktan sonra başa gelene rıza göstermek, tevekkülün esasıdır. Bununla birlikte maksadına ulaşamazsa da hâline şükretmek ve bunun kendisi için hayırlı olduğunu kabul edebilmektir. Mesela, hasta olanın, bütün tıbbî yollara başvurduktan sonra neticeyi, Allâhü Teâlâ’dan beklemesidir.

Bir mümin bilir ki, herhangi bir hâdisenin olması için sebeplerin mevcut olması kâfi değildir. Allâhü Teâlâ’nın dilemediği bir hâdise, hiçbir zaman meydana gelemez. Allâhü Teâlâ’nın dilediği bir şeye de hiçbir kuvvet mâni olamaz. Allâhü Teâlâ, hâdiseleri sebeplere bağlamıştır. Hadîs-i şerîfte, “Allâhü Teâlâ’ya tevekkül, imanın yarısıdır.” buyurulmuştur.

(Sıhhat Rehberi, Fazilet Neşriyat)

Hicrî:  04 Muharrem  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

18 Haziran 2026 Perşembe

İLMİHÂL ÖĞRENMEK FARZ-I AYINDIR


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : بُنِيَ الْإِسْلَامُ عَلَى خَمْسٍ شَهَادَةِ أَنْ لَا إِلٰهَ إِلَّا اللهُ وَأَنَّ مُحَمَّدًا عَبْدُهُ وَرَسُولُهُ وَإِقَامِ الصَّلَاةِ وَإِيتَاءِ الزَّكَاةِ وَحَجِّ الْبَيْتِ وَصَوْمِ رَمَضَانَ. (ق)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : إسلام دسنى ، بش أساس ( تمل ) أؤزرينه قورلمشدر . الله دان باشقه إله اولماديغنه ، محمد مصطفى نيك ( صلى الله عليه وسلم ) الله ، يك قولى و رسولى اولديغونه شهادت أتمك ، نماز قلمق ، زكوة ورمك ، حجه كتمك و رمضانى شريف اوروجونى طوطمق . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular:  İslâm dini, beş esas (temel) üzerine kurulmuştur: Allah’tan başka ilâh olmadığına, Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) Allâh’ın kulu ve Resûlü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve Ramazân-ı şerîf orucunu tutmak.”

(Müttefekun Aleyh)

Hicrî:  03  Muharrem   1448  Fazilet Takvim

 

İLMİHÂL ÖĞRENMEK FARZ-I AYINDIR

 

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, “İlim tahsil etmek, her Müslümana farzdır.” buyurmuşlardır. Burada, tahsilinin farz olduğu bildirilen ilim, ilmihâldir.

Kişinin, hâline göre üzerine düşen dînî ve dünyevî vazifeleri doğru olarak yerine getirebilmek için gerekenleri öğrenmesi, farz-ı ayındır. Namaz kılabilmek için abdesti nasıl alacağını ve namazı nasıl kılacağını öğrenmesi farzdır. Eğer ticaret yapacaksa harama düşmemek, fâsid akitler yapmamak için buna dair dînî bilgileri öğrenmesi lâzımdır. Eğer bir kimse mal sahibi ise, malından ne kadarını zekât olarak vermesi gerektiğini bilmesi lâzımdır. Eğer üzerine hac farz olduysa haccı edâ edebileceği malumatı öğrenmesi icap eder. İşte bunlar gibi, herkesin hâline göre öğrenmesi gereken ilme, ilmihâl denir.

Hazret-i Allah, İslâm şerîatinin kıyamet gününe kadar devam etmesine hükmetmiştir. Dinin hükümlerinin devamı ise, dînî ilimlerin insanlar arasında öğrenilmesi ve öğretilmesi ile olur. Bu sebeple herkesin ilim öğrenmesi ve ilim sahiplerinin ilim öğretmesi farz olmuştur.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), bir gün bir hutbe îrad buyurdular, Müslümanlardan bazı toplulukları, hayırla yâd ederek methettiler. Sonra buyurdular ki: “Şu kavimlere ne oluyor da yakınlarındaki kavimlere, muhtaç oldukları dînî hükümleri anlatmıyorlar, onlara öğretip nasihatte bulunmuyorlar. İyiliği emredip kötülükten nehyetmiyorlar. Şu kavimlere de ne oluyor ki; ilmi, yakınlarındaki ilim sahiplerinden öğrenmiyorlar, tahsil etmiyorlar! Vallâhi, ya bu kavimler, komşularına ilmi anlatıp öğretirler, onlara nasihat edip iyilikle emredip kötülükten nehyederler, komşuları da onlardan ilmi dinleyip öğrenir, nasihatlerini tutarlar; ya da onları ceza ile yola getiririm.”

Bir hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Muhakkak, Allâhü Teâlâ, ilmi, kalplerden bir anda çekip almak suretiyle kaldırmaz. Lâkin âlimleri almak sûretiyle kaldırır. Âlimler gittiğinde, insanlar, cahil reisler edinirler. Onlar, ilimleri olmadan (bilmedikleri hâlde) fetva verirler. Hem kendileri sapar hem de (halkı) saptırırlar.”

Hicrî:  03 Muharrem  1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3