قَال قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : يَٓا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا عَلَيْكُمْ اَنْفُسَكُمْ لَا يَضُرُّكُمْ مَنْ ضَلَّ اِذَا اهْتَدَيْتُمْ اِلَى اللّٰهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُمْ بِمَا كُنْتُمْ تَعْمَلُونَ. (سورة المائدة، ١٠٥)
الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : أى إيملن أدنلر ! سزلر كندى نفسلرينز ( يك إصلاحينه ) باقنز . سز ( منفرد و طوبلى اولرق ) هدايت أؤزره اولديغنز تقديرده ، ضلالته دوشنلر ، سزه بر ضرار ورمز . هبنزين دونب وراجاغى نحايت ، الله تعالى در . الله تعالى ده ، سزه نلر يابطغنزى خبر ورجكدر . "
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen : Ey iman edenler! Sizler kendi nefisleriniz(in ıslâhın)a bakınız. Siz (münferid ve toplu olarak) hidâyet üzere olduğunuz takdirde, dalâlete düşenler, size bir zarar veremez. Hepinizin dönüp varacağı nihâyet, Allâhü Teâlâ’dır. Allâhü Teâlâ da, size neler yaptığınızı haber verecektir.”
(Mâide Sûresi, âyet 105)
Hicrî: 26 Zilhicce 1447 Fazilet Takvim
NEFSE, DÜŞMAN OL
İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri buyurmuştur ki:
…Kıymetli evlâdım! İnsandaki nefs-i emmârenin cibilliyet ve yaradılışında, makam ve riyâset; başa geçmek sevgisi vardır. Onun bütün gayesi, akranlarına bir üstünlük kurmaktır. Nefis, yaratılmışların tamamının kendisine muhtaç olmasını, kendi emir ve yasaklarına boyun eğmelerini ister. Nefis, ebediyen hiç kimseye mahkûm ve hiçbir şeye muhtaç olmayı istemez. İşte nefsin istediği şu şeylerin tamamı, onun ilahlık davası; eş ve benzerden münezzeh ve her şeyin yaratıcısı olan Mevlâ’ya karşı ortaklık iddiasıdır. Hattâ -saadetten uzak olan- o nefis, Cenâb-ı Hakk’a ortaklığa bile razı değildir; ister ki yegâne hâkim kendisi olsun, başkası olmasın, herkes kendi emri altında olsun. Hadîs-i kudsîde, Cenâb-ı Hak şöyle buyurmuştur:
“Nefsine düşmanlık eyle. Çünkü o nefis, bana düşmanlığa kalkıştı.”
Makam, riyâset, akranlarına üstün olmak ve kibir gibi, istediklerini vererek nefsi büyütmek, hakikatte Cenâb-ı Hakk’a düşmanlıkta nefse yardım etmek ve onu kuvvetlendirmek demektir. Öyle ise gafletten uyanıp bu hâlin fenalığını idrâk etmek lâzımdır. Diğer bir hadîs-i kudsîde şöyle buyurulmuştur: “Kibriyâ (büyüklük), benim ridâmdır; azamet (yücelik) de izârımdır (yani bunlar, bana mahsustur). Her kim bunlardan birinde benimle mücadeleye kalkışırsa, onu Cehennem’ime atarım, hiç de aldırış etmem...”
Peygamberlerin gönderilmesinden maksat ve dînî vazifelerdeki hikmet de, nefs-i emmâreyi âciz bırakmak ve yıpratmaktır. Şerîatler, nefsânî arzuları kaldırmak için gönderilmiştir. Her ne zaman dinin gereğince amel edilirse, amelin miktarına göre nefsânî arzuların bir kısmı kaybolur. Bu sebepten dinin hükümlerinden birini yapmak, nefsin hevâsını gidermekte bin sene riyâzet yapmaktan ve mücâhedede bulunmaktan daha faziletlidir….
Hâsılı; nefis, başa geçme ve üstünlük hastalığından tezkiye bulup temizlenmedikçe kurtuluş mümkün değildir. Ebedî ölüme götürmemesi için bu hastalığı tedavi etmeyi düşünmek de zarûrîdir.
(Mektûbât-ı Şerîfe, c. 1, m. 52)
Hicrî: 26 Zilhicce 1447 Fazilet Takvim

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder