15 Mart 2017 Çarşamba

HAC UMRE HİSAR TURİZM





    Hisar Turizm


http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/Mescid-i_Haram_2012-08-17_8218.jpg

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/Mescid-i_Haram_2011-04-07_4490418.jpg

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/Mescid-i_Haram_2011-04-07_4461.jpg

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/Mescid-i_Haram_2011-04-07_4451.jpg




Hac Nedir ?
Hac İslamın beş esasından biridir. Hem mali ve hemde bedeni bir ibadettir. Hac, şartları kendisinde bulunan kişiye ömürde bir defa farzı ayındır. Mali durumu müsait olduğu halde, ömrünün sonuna kadar sıhhati müsait olmazsa vekil gönderir. Hac; lugatte tazim edilecek mekanları ziyaret kasdında bulunmaktır. İstilahda;
 قَصْدُ مَكَانٍ مَخْصُوصٍ فِى زَمَانٍ مَخْصُوصٍ بِفِعْلٍ مَخْصُوصٍ
Hususi mekanı(Kabe-i muazzama ve civarındaki mukaddes mekanları) hususi zamanda(Hac ayları; şevval, zilkade, zilhiccede), Hususi fiille (Hac menasiki; haccın farzları, vacipleri, sünnetlerine riayetle) ziyaret etmektir. Peygamber efendimiz(S.A.V) buyurmuşlar ki; İslam beş temel esas üzerine kurulmuştur. Bunlar Allah(c.c)’dan başka ilah olmadığına ve Muhammed (sav)’in Allah’ın peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, ramazan orucu tutmak ve Kabeyi haccetmek tir.

HACCA GİTMEDEN ÖNCE YAPILACAK HAZIRLIKLAR

1 - Manevi Hazırlıklar

Kul hakkı olma riskine karşı akraba, komşu, iş çevresi vs. ile mutlaka helalleşmek çok önemlidir.
Hac yolculuğuna çıkmadan önce günahlarımızdan arınmak için çokça İstiğfar-ı Şerif okumak önemlidir.
Hac yolculuğunda Peygamber efendimizi ziyaret edeceğimiz için ona elimiz boş gitmemek için hediye olarak çokca Salavat-ı Şerife okumak lazımdır.
Bunun yanında yine manen hazırlanmak için hac yolculuğuna çıkmadan evvel Yasin-i Şerif, İhlas-ı Şerif ve benzeri duaları okumak faideli olacaktır.
Mübarek hac yolculuğuna çıkmadan tesbih namazı, Duha, Evvabin ve Teheccüd namazı gibi nafile namazları kılmak çok faideli olacaktır.
Hac yolculuğuna gitmeden evvel Kuran-ı Kerim okumayı bilmiyorsanız öğrenmek çok faideli olacaktır. Kuran-ı Kerimi öğrenmek için grup hocanızı arayabilirsiniz.
Şirketinizin hac yolculuğuna çıkmadan önce yapılan seminerlere mutlaka katılmanız gerekmektedir. Seminer tarihleri için grup hocanızı veya 444 59 60 nolu telefonumuzdan bilgi alabilirisiniz.
Yapılan hac seminerinde mutlaka grup hocanızla tanışın ve Suud telefonunu almayı unutmayın eğer alamadıysanız 444 59 60 nolu telefonumuzdan alabilirsiniz.
Seminerlerde sizlere anlatılan; hac yolculuğunda lazım olacak almanız gereken İhram, terlik, bel kemeri gibi malzemeleri almayı unutmayın.
Hac yolculuğuna giderken uçak ve otobüste mümkün ise uyumadan abdestli olarak gidilmesinin çok önemlidir, onun için yolculuğa çıkılacağı gün iyi bir şekilde istirahat ediniz.
Hac yolculuğa çıkmadan evvel gusül abdesti alarak Mübarek beldelere mümkün ise boy abdesti ile ayak basmak uygun olacaktır.
Gitmeden 24 saat önce sıvı tüketiminin azaltılması, dolayısı ile yolda abdest sıkıntısı çekmemeniz için önemlidir.

2 - Maddi Hazırlıklar

HACCIN HİKMETİ

Haccın farz olmasındaki pek çok hikmetten bazıları: İslam’ın izzetini, Müslümanların birliğini, kardeşliğini temine vesiledir. Her taraftan gelip toplanmış olan Müslümanlar, birbirinden çok istifade ederler. Hac, en faydalı, Kutsi bir seyahattir. Orada toplanmış, dünya elbisesinden soyulmuş, beyaz ihramlara burunmuş olan muazzam bir kitle, mahşerden bir numunedir. Hacda nefsi öldürme vardır. Her hacı, ailesinden ve dostlarından ayrılmış, zevklerini bırakmış, birtakım sıkıntı ve eziyetleri göze almış fedakar bir Müslüman dır. Arafat, Arasat’tan bir numunedir. Hacer-i Es’ad’ı istilam (selamlama) yevm-i misaktaki ahdi tecdid (yenilemek) demektir. Hacda “Ölmenizden evvel olunuz.” sırrı tecelli eder. “Hacda büyük bir topluluk meydana gelir. İslam alemi birbirlerinin hallerini öğrenip, birbirlerine iyilikte ve takvada yardım ederler. Bir kavim diğerinden nice ibretler öğrenip hikmet alırken, Müslüman kardeşlerinin çokluğu ve dünyadaki gayretleri ile de manen güçlenir.”

HACCIN FAZİLETİ

إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِي بِبَكَّةَ مُبَارَكاً وَهُدًى لِّلْعَالَمِينَ   ۞    فِيهِ آيَاتٌ بَيِّـنَاتٌ مَّقَامُ إِبْرَاهِيمَ وَمَن دَخَلَهُ كَانَ آمِناً وَلِلّهِ عَلَى النَّاسِ حِجُّ الْبَيْتِ مَنِ اسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلاً وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ الله غَنِيٌّ عَنِ الْعَالَمِينَ   ۞    آل عمران  ٩٦  /  ٩٧

Meali: “Şüphesiz alemler için, çok feyizli ve aya-ı hidayet olmak üzere, konulan ilk ev (ma‘bed) elbette Mekke’de olandır. Orada apaçık alametler, İbrahim’in makamı vardır. Kim oraya girerse (taarruzdan) emin olur. Ona bir yol bulabilenlerin (gücü yetenlerin) Beyti hac (ve ziyaret) etmesi Allah’ın insanlar üzerinde bir hakkıdır. Kim küfrederse şüphesiz ki Allah alemlerden gani(müstağni) dir.” Dünya ve ahiret hayatı bakımından mühim bir dönüm noktası olan hac, ihlas ve samimiyetle eda edildiği zaman Hz. Allah katında yüksek dereceleri ihraz etmeye vesile olur ve kişiyi her hususta mükemmelleştirir. Nitekim Rasulullah (s.a.v.)Efendimiz buyurdular ki:

وَمَنْ حَجَّ هَذَا الْبَيْتَ فَلَمْ يَرْفُثْ وَلَمْ يَفْسُقْ رَجَعَ كَمَا وَلَدَتْهُ أُمُّهُ !

Manası: “Kim Allah’a Teala için haccederse,kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa, anasından doğduğu gibi günahlardan temizlenmiş olarak döner.” “Cabir (r.a)’dan Peygamber Efendimiz (S.A.V.)’in şöyle buyurduğu rivayet olunmuştur: “Hacc-ı mebrur icin cennetten başka mükafat yoktur. ” Bunun üzerine: – “Onun mebrur olması ne (ile) dir?” diye soruldu:
Resûl-i Ekrem (s.a.v.): – “Yemek yedirmekle, hoş kelam (konuşmakladır.) iledir” buyurdu.

عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ رَضِىَ اللَّهُ عَنْهُ قَالَ سُئِلَ النَّبِىُّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ  "  أَىُّ الْعَمَلِ أَفْضَلُ قَالَ إِيمَانٌ بِاللَّهِ وَرَسُولِهِ قِيلَ ثُمَّ مَاذَا قَالَ جِهَادٌ فِي سَبِيلِ اللَّهِ قِيلَ ثُمَّ مَاذَا قَالَ حَجٌّ مَبْرُورٌ

Manası: Ebû Hureyre (r.a.)’dan şöyle dediği rivayet olunmuştur. Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) : – “Hangi amel daha fazîletlidir?” diye sorulduğunda – “Allah ve Resûlüne îman etmektir.” cevabını verdi. – “Sonra hangisi denildi?”. – “Allah yolunda cihaddır.” buyurdu. – “Daha sonra hangi (amel) dir?” denildi. – “Hacc-ı mebrûrdur.” buyurdular. 

اِنَّ هَذَا الْبَيْتَ دِعَامَةٌ مِنْ دَعَائِمِ الاسْلاَمِ ، فَمَنْ حَجَّ الْبَيْتَ أَوْ اعْتَمَرَ فَهُوَ ضَامِنٌ عَلَى اللَّهِ فَاِنْ مَاتَ أَدْ يُدْخَلَهُ الْجَنَّةَ ، وَإِنْ رَدَّهُ رُدَّ اِلَى اَهْلِهِ رَدَّهُ بِاَجْرٍ وَغَنِيمَةٍ "

Manası: “Hiç şüphe yok ki, şu bayt (-i şerif), İslam’ın direk (mesabesindeki rükün)lebinden biridir. Kim hac ve umre yaparsa, kefaletini Allah’ın üzerine havale etmiş demektir. Eğer (bu yolculukta) vefat ederse Allah onu cennete koyar, şayet ehil(-i bayt)inin yanına döndürürse ecir ve ganimetle geri çevirir.”

اَلْحُجَّاجُ وَالْعُمَّارُ وَفْدُ اللَّهِ دَعَاهُمْ فَاَجَابُوهُ وَسَاَلُوهُ فَاَعْطَاهُمْ "

Manası: “Hac ve umre yapanlar Allahu Teâlâ’nın elcileridir. Hazret-i Allah onları hacca Çağırdı, hemen icabet ettiler, onlar da Allah’tan istekte bulundular, Cenab-ı Hak da dileklerini kendilerine verdi.”

اَلنَّفَقَةُ فِى الْحَجِّ كَالنَّفَقَةِ فِى سَبِيلِ اللَّهِ بِسَبْعِ مِائَةِ ضِعْفٍ

Manası: “Hacda harcanan para, Allah (c.c.) yolunda (cihad için) sarf edilen nafaka gibi, yedi yüz kat fazlası ile verilecektir.” Allah rızası için yapılan hayır ve ibadeti ifa için harcanan paralar, budanmış bir asmanın daha çok uzum vermesi gibi, sahibinin malında bir bereketin husulüne vesile olur.

مَنْ اَرَادَ الْحَجَّ فَالْيَسْتَعْجِلْهُ

Manası›: “Kim hac yapmayı dilerse acele etsin.” Bir müminin, haccı ifada acele etmesinin ihtiyata uygun olduğu bir gerçektir. Sıhhati yerinde bulunurken, gençliğini güç ve kuvvetini kaybetmeden, elindeki mali imkan sarsılmadan ve can tende, para kesede iken yapmalıdır.

مَنْ لَمْ يَمْنَعْهُ عَنِ الْحَجِّ حَاجَةٌ ظَاهِرَةٌ ، اَ وْ سُلْطَانٌ جَائِرٌ ، اَوْ مَرَضٌ حَابِسٌ ، فَمَاتَ وَلَمْ يَحُجَّ ، فَلْيَمُتْ إِنْ شَاءَ يَهُودِيًّا ، وَإِنْ شَاءَ نَصْرَانِيًّا "

Manası›: “Kim açık(ta görülen) bir ihtiyaç, (yolculuğuna) mani olan bir hastalık veya zalim bir hükümdar engellemediği halde haccetmezse, dilerse Yahudi, dilerse Nasrani olarak olsun.”

HAC İLE ALAKALI BAZI TABİRLER

Beyt-i Mamur : Meleklerin Kâbesi.
Mescide-i Haram : Mekke-i Mükerreme’nin ortasında Kabe-i Muazzama’nın bulunduğu Mescid-i Şerif’dir.
Hac : Hususi mekanı, hususi zamanda, hususi fiille ziyaret etmektir.
Hacc-ı ifrad : Umresiz yapılan hacdır.
Hacc-ı Temettu : Aynı senenin hac aylarında umre ve haccı ayrı ayrı ihramlarla eda etmektir.
Hacc-ı Kıran : Bir ihramla umre ve haccı beraber yapmaktır.
Hac ayları : Şevval, Zilkade ve Zilhicce’nin ilk on günüdür.
Menasik-i Hac : Hac fiilleri; haccın farzları, vacipleri ve sünnetleri.
Hacc-ı Mebrur : İnsanlara ikram ederek, güzel konuşarak ve günah karıştırmadan yapılan makbul hacdır. Alameti, hacdan, üzerinde bulunduğu halden
daha hayırlı olarak gelmek ve günahlara dönmemektir.
Umre : ihramlı olarak Beytullah’ı tavaf etmek,
Safa ile Merve arasında sa’y etmektir.
İhram : Niyet ve telbiyeden ibarettir ki, hacca yahut umreye ve kırana göre her ikisine niyet ederek harama dahil olmaktır.
İzar : Peştamal gibi belden aşağıya tutulan örtü.
Rida : Peştamal gibi omuzdan örtülen havlu veya benzeri örtü.

Telbiye :

لَبَّيْكَ اَللَّهُمَّ لَبَّيْكَ ، لَبَّيْكَ لاَشَرِيْكَ لَكَ لَبَّيْكَ . اِنَّ الْحَمْدَ وَالنِّعْمَةَ لَكَ وَالْمُلْكَ ، لاَشَرِيْكَ لَكَ .

“Lebbeyk. Allahümme lebbeyk. Lebbeyke la şerike leke lebbeyk. innel-hamde vennimeteleke vel-mulk. La şerike lek.”

Tehlil:

لَا إِلَهَ إِلَّا اللهُ وَحْدَهُ لَا شَرِيكَ لَهُ، لَهُ الْمُلْكُ وَلَهُ الْحَمْدُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ

“La ilahe illa’llahu vahdehu la şerike leh, lehu’l-mulku ve lehu’l-hamdu ve huve ala kulli şey’in kadir.”

Temcid:

لاَحَوْلَ وَلاَ قُوَّةَ اِلاَّ بِاللَّهِ الْعَلِىِّ الْعَظِيمِ

“La havle vela kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim”.

Hatim : Kabe’nin kuzeyinde yarım daire şeklindeki duvar.
Hicr : Kabe’nin, hatimle cevrilmiş olan kısmıdır. Kabe’den sayıldığı için tavaf Hatim’in dışından yapılır.
Hacer-i Esved : İçerisinde insanların ruhlar aleminde verdikleri ahitlerinin bir nushasının bulunduğu,Cennet-i Ala’dan gelmiş bembeyaz ve büyükçe bir yakuttur. Aslında bembeyaz iken günahkarların ellerini ve yüzlerini sürmelerinden dolayı siyahlaşmış ve Hacer-i Esved denilmiştir.
Mültezem : Hacer-i Esved’in konulduğu köşe ile Kabe’nin Kapısı arasıdır. Duaların makbul olduğu yerlerdendir.
Makam-ı İbrahim: İbrahim Aleyhisselam’ın ayak izlerinin üzerinde aşikar olarak görüldüğü mübarek bir taşdır.
Mizabu’r-rahme : Altın oluk.
Zemzem : Cebrail Aleyhisselam’ın çıkardığı mübarek sudur.
Şavt : Kabenin etrafını bir defa dolaşmaya denir.
Tavaf : Kabe-i Muazzama’nın etrafında yedi defa dolaşmaktır. Yani yedi şavta, bir tavaf denir.
Tavaf-ı Kudum (Kudum Tavafı): Mekke-i Mükerreme’ye varılınca yapılan tavaftır. Bu tavaf, afakiler (Mekke dışından gelen) için sünnettir.
Tavaf-ı ifaza (Ziyaret Tavafı) : Arafat’tan inildikten sonra yapılan farz tavaftır.
Tavaf-ı Sader (Veda Tavafı): Afakiler için Mekke-i Mukerreme’den ayrılmazdan önce yapılan vacip tavaftır. Hac fiilleri bununla tamam olur.
Izdıba : Sonunda sa’y olan tavafa başlamazdan evvel rida’nın bir ucunu sağ koltuk altından gecirip, sol omuz üzerine atmaktır. Böylece sağ omuz ve kol ihramın dışında kalır. Kendinden sonra sa’y olan tavafların her şavtında erkeklere sünnettir.
İstilam : Tavafa başlarken ve tavaf esnasında Hacer-i Esved’in hizasına her gelişte dönerek namaza durur gibi iki eli kulak hizasına kaldırıp “Bismillahi Allahu Ekber, la ilahe illallahu vallahü ekber” diyerek hacer-i esvede elini koyarak
öpmektir. Bu mümkün olmuyorsa el işareti ile uzaktan selamlayıp sağ elin içini öpmektir.
Remel : Izdıba halinde ilk üç şavtta adımlar kısaltılmak ve omuzlar silkelenmek suretiyle süratli ve çalımlı yürümektir. Diğer dört şavtta normal olarak yürünür.
Safa ve Merve : Mescid-i Haram’ın doğusunda, sa’yin yapıldığı 350 m. aralıklı iki tepedir.
Sa’y : Safa’dan Merve’ye dört gidiş, Merveden Safa’ya ise üç geliş olmak üzere yedi şavttır. Sa’y, haccın ve umrenin vaciplerindendir.
Hervele : Erkeklerin, Safa ile Merve arasında her geliş ve gidişte iki yeşil direk arasında koşmalarıdır.
Vakfe : Arefe günü öğle namazından sonra Bayram günü fecir tulu edinceye kadar bir anda olsa Arafta bulunmaktır. Bir de Müdelife vakfesi vardır ki bayramın birinci günü imsak ile güneşin doğması arasında Müzdelife sınırları içerisinde bulunmaktır.
Arafat : Mekke-i Mükerreme’nin güney doğusunda yaya altı saatlik (25 km) mesafede bulunan bir mevkidir. Haccın rüknünden biri olan Arafat vakfesi orda yapılır.
Müzdelife : Mina ile Arafat arasında Harem sınırları içerisinde bir bölgenin adıdır.
Meş’ar-i Haram : Müzdelife’deki Kuzah tepesidir.Şimdi üzerine mescit yapılmıştır.
Mina : Harem sınırları içerisinde, Kabe ile Müzdelife arasında bir mevkidir. Mescid-i Haram’a 6,5 km mesafededir. Cemreler (şeytan taşlanacak yerler) Mina’dadır.
Cemre : Ufak taş veya ufak taş yığını.
Cemre-i Ula : Cemrelerden Mina tarafında olanıdır.
Cemre-i Vusta : İkinci cemre.
Cemre-i Akabe : Mekke-i Mükerreme tarafında bulunan cemredir. Halk dilinde cemrelere sıra ile “küçük şeytan, orta şeytan, büyük şeytan” denilir.
Remy-i Cimar : Cemrelere ufak taş atmaktır.
Hedy : Harem bölgesinde, Hac ile alakalı olarak kesilen kurban olup Minada kesilmesi
sünnettir.
Udhiyye : Kurban bayramında belirli şartları haiz kimselerin kesmesi vacib olan kurban.
Cinayet : Hacda cezayı icabeden fiil ve davranışlar.
Dem : Koyun ve keçi cinsinden olan kurban
Bedene : Deve ve sığır cinsinden olan kurban.
Harem : Mekke-i Mükerreme ve civarıdır ki hududları tayin edilmiş ve nişan dikilmiştir.
Hill : Harem ile mikat sınırları arasında kalan yerlerdir.
Mikat : İhram için belirlenmiş yerler olup ihramsız geçmek caiz değildir.
Mekki : Mikat dahilinde ikamet edenlerdir.
Afaki : Mikat haricinden Mekke’ye gelenlerdir.
Eyyam-ı Teşrik : Zilhicce’nin on birinci, on ikinci ve on üçüncü günleridir. Bu günlerde teşrik tekbirleri getirildiği için teşrik günleri denilmiştir.

İhram Nedir ?

İhram: Niyet ve telbiyeden ibarettir ki hacca yahut umreye veya kırana göre her ikisine niyet ederek harama dâhil olmaktır. Bu esnada erkeklerin büründükleri rida ve izar denilen iki parça örtüye halk arasında ihram denilmektedir (hanımların ihramları normal elbiseleridir). Hac ve umre ibadetlerini eda etmek için bir kısım mubahları haram kılmaktır. (İnaye c.2,s.429)
İhrama girmenin esrarı ve hikmeti: Dünya ziyneti olan elbiselerden soyunarak; doğumu ve ölülerin diriltilmesini, mahşer yerini, hesap gününü, mizanı düşünmek, temiz olarak fuyuzatı ilahiyyeye nail olmaktır. İhramsız hac ve umre yapılamaz.
İhrama girecek kimse evvela tırnaklarını keser, koltuk altı ve kasık kıllarını temizler, gerekiyorsa saç ve sakal traşı olup, bıyığını düzeltir. Mümkünse gusleder. Gusletme imkanı yoksa yalnız abdest alır. İhrama girerken yapılacak gusul sunnet-i müekkededir.
Bu gusul, hadesten taharet için değil, maddi temizlik içindir. Bu bakımdan hayız ve nifas halindeki kadınlar da gusledebilirler. Gusülden sonra vücutta renk ve iz bırakmayan güzel bir koku sürünür. Vücud sadece izar ve rida ile örtülür.
Baş açık ve ayaklar çıplak bırakılır. Ancak ayaklarına topukları ve üzeri açık terlik giyer. İzar ve ridaya büründükten sonra 2 rekat namaz kılar: Birinci rek’atta Fatiha-i Şerife’den sonra Kafirun suresini, ikinci rek’atta Fatiha-i Şerife’den sonra ihlas suresini okur. Namazdan sonra kıbleye dönüp hac veya umreden hangisine niyet edecekse ona niyet eder. (Vekil ise falan kimse adına der) Ara vermeden 3 kere:
“Lebbeyk, Allahumme lebbeyk, lebbeyke la şerike leke lebbeyk. İnnel-hamde ve’n-ni‘mete leke ve’l-mülk. La şerike Lek.” diye telbiye getirip peşinden tekbir ve Salavat-ı şerife okur. Boylece ihrama girilmiş olur. Artık yol boyunca telbiye, Peygamber Efendimiz’e bol bol salavatlar getirilir, dualar yapılır; zikir, tesbih ve tehlilde bulunulur. Farz namazların ardından da çokça telbiye getirilir. Telbiyeleri yüksek sesle söylemek, erkekler için müstehaptır. Kadınlar seslerini yükseltmeden söylerler.

İHRAMDAN NASIL ÇIKILIR

İhramdan çıkmak için erkekler saçlarını ya ustura ile tıraş ettirirler veya en az saçlarının dörtte birini, parmak uçları kadar (1,5-2 santim) kısalttırırlar. Başı tıraş ettirmek, kısalttırmayı efdaldir. Kadınlar ise tıraş olmazlar, saclarının uçlarından 1-2 santim kısaltırlar. Böylece ihramdan çıkmış olurlar.
İHRAMA NEREDE GİRİLİR
İhrama girmek için muayyen yerler vardır. Bunlara “Mikat mahalli” denir. Beytullah’a ulaşmak isteyen afakinin, Kabe-i Muazzama’ya ta’zim icin ihramlı olması ve mikat mahallinden ihrama girmesi lazımdır. Mikat hususunda insanlar üç kısımdır:
1- Afaki olanlar: mikat mahallerinin dışından gelenlerdir.
2- Hill ehlidir: mikat mahalleri ile harem arasında ikamet edenler.
3- Harem ehlidir: Mekke ve civarında ikamet edenler.

İHRAMIN ŞARTLARI

İHRAMIN MÜBAHLARI

1- Kan aldırmak.
2- Kıl koparmadan vücudun herhangi bir yerini veya başını kaşımak.
3- Yıkanmak, kokusuz sabun kullanmak.
4- Sıcaktan korunmak için bir ağaç, ev, çadır altına sığınılabileceği gibi, başa değdirmeden şemsiye taşımak.
5- Kemer takmak, silah kuşanmak, yüzük ve saat takmak, kokusuz sürme çekmek.
6- Topukları ve üzeri açık ayakkabı giymek.
7- Diş çektirmek, iğne vurdurmak.
8- Kollarını giymeden palto veya ceket gibi bir elbiseyi omuza almak.
9- Yorgan, battaniye veya herhangi bir örtü
ile, yüz ve baş hariç vücudun diğer kısımlarını örtmek.

 İHRAMIN VACİBLERİ

1- Mikat hududunu geçmeden ihrama girmek.
2- İhramın yasaklarından korunmak
18 Tirmizi, Hac, 14/828.

 İHRAMIN SÜNNETLERİ

1- İhrama girmeden önce, koltuk altı ve kasık kıllarını temizlemek, tırnak kesmek ve güzel koku sürünmek.
2- İhrama girerken gusletmek veya abdest almak.
3- Erkekler,izar ve rida denilen iki parça örtüye sarınmak.
4- İhrama niyyet ettikten sonra kerahet vakti değilse iki rek’at ihram namazı kılmak.
5- İhramlı bulunduğu surede her fırsatta telbiye söylemek.
6- Telbiyeyi üç defa tekrarlamak.
7- Telbiyeden sonra teşrik tekbiri, salevat-ı şerife, dua ve niyazda bulunmak.

İHRAM’IN MÜSTEHAPLARI

1- Gusul’e ihram için niyet etmek.
2- İhramın beyaz, yeni veya yıkanmış olması
3- Nalin veya naline benzeyen terlik giymek
4- Misvak kullanmak.
5- Saclarını taramak.
6- Bıyıklarını sünnete uygun kesmek.

İHRAMIN SAHİH OLMASININ ŞARTLARI

1- Niyet etmek.
2- Telbiye getirmek veya telbiye yerine geçen bir zikirde bulunmak.
Resulullah (aleyhissalatu vesselam) buyurdular ki: “Telbiyede bulunan hiç bir Müslüman yoktur ki, onun sağında ve solunda bulunan taş, ağaç, sert toprak onunla birlikte telbiyede bulunmasın, bu iştirak (sağ ve solunu göstererek) şu ve şu istikamette arzın son hududuna kadar devam eder18”.

İHRAMIN YASAKLARI

Bir kimse hac veya umre için niyet edip, telbiye yapmakla ihrama girmiş olur. İhramdan çıkıncaya kadar kendisine bazı fiil ve davranışlar haram olur. Bu haramlara ihram yasakları denir.

A- İhramlının kendi vücudu ile alakalı yasaklar:

1- Koku sürünmek,
2- Kokulu sabun kullanmak,
3- Traş olmak, bıyıkları kesmek,
4- Süslenmek maksadıyla kına sürmek, ruj ve oje gibi maddeler kullanmak,
5- Tırnakları kesmek,
6- Vücudundan herhangi bir yerinden kıl koparmak veya kesmek.
7- Kasık ve koltuk altı kıllarını yolmak veya traş etmek.

B- Giyim kuşam ile alakalı (erkeklere) yasaklar:

1- Başa takke giymek veya sarık sarmak,
2- Pantolon, palto, gömlek gibi dikişli elbiseler giymek.
3- Çorap, eldiven veya üstu ve topukları kapalı ayakkabı giymek.

C- Cinsi yasaklar:

1- Cinsi münasebette bulunmak,
2- Öpüşüp, oynaşmak,
3- Cinsi münasebete sebep olabilecek söz, fiil ve davranışlarda bulunmak.

D- Başkalarına zarar veren yasaklar:

1- Kavga etmek,
2- Münakaşa ve mücadelede bulunmak,
3- Sövüp saymak, hakaret etmek, gönül kırmak.

E- Harem bölgesi ile alakalı yasaklar:

1- Kendiliğinden biten yeşil otları ve ağaçları koparmak, budamak, ezmek,
2- Zararsız hayvanları öldürmek. (Muhit-i Burhani, 2/458.)

F- Kara hayvanlarının avı ile alakalı yasaklar:

1- Eti yensin veya yenmesin her turlu kara hayvanını avlamak,
2- Avcıya işaretle bile olsa yardımda bulunmak,
3- Av hayvanlarına zarar vermek.

HANIMLARIN İHRAMI

İhram ile alakalı aşağıdaki hususların haricinde kadınlar da erkekler gibidir.
İhram ile alakalı aşağıdaki hususların haricinde kadınlar da erkekler gibidir.
1. Her türlü dikişli elbise, eldiven, çorap ve mest giyebilirler. Başlarını örtebilir, fakat yüzlerini açık bulundururlar.
2. Telbiyede seslerini yükseltmezler.
3. Tavafta remel de bulunmaz ve sa’yda hervele yapmazlar.
4. Başlarını tahlik yani kökten kazıtmazlar ancak kısaltırlar.
5. İzdiham varsa Hacer-i Esved’i öpmeden istilam ederler. Erkekler topluluğundan kaçarlar.İzdihamlı zamanlarda Makam-ı İbrahim’in yanında namaz kılmazlar.
6. Hayız ve nifas halinden dolayı veda tavafını terk ettiği veya ziyaret tavafını tehir ettiğinden kurban kesmeleri gerekmez. (Lubab Şerhi s.78)

Tavaf Nedir?

Tavaf, Haceru-l Esved’in bulunduğu köşeden başlayarak Kabe’yi solumuza alıp, etrafında yedi defa dolaşmaktır. Kabe-i Muazzama’nın etrafında her bir dolanmaya şavt denir. 7 şavt bir tavaf olur. Her tavafın yapılışı aynıdır. Aradaki fark, niyeti tayindedir. Bu bakımdan tavaf yapacak olan kimse niyetiyle tavafın nev’ini belirler. Ziyaret tavafı: Haccın rükünlerinden olan farz tavaftır. Yapılış zamanı, Kurban Bayramı’nın birinci günü fecrin doğuşundan itibaren ömrün sonuna kadardır. Ancak bu tavafın, kurban bayramı günleri içinde (üçüncü günü güneş batmazdan evvele kadar) yapılması vacibdir. Üçüncü günden sonraya bırakılması halinde ceza kurbanı vacibdir. Tamamıyla terki halinde ise hac bozulur, fasit olur.

TAVAFIN NEVİLERİ

1- Kudüm tavafı: Hacc-ı ifrad ve hac-ı kıranda bulunan afakiler (Mekke-i Mükerreme’nin dışından gelenler) için sünnettir.
2- Ziyaret tavafı: Haccın farz olan tavafıdır.
3- Veda tavafı: Afakiler üzerine vacib olan tavaftır.
4- Umre tavafı: Umrenin farzlarından olan tavaftır.
5- Nezir tavafı: Nezir edilen (adanan) tavafdırki vacibdir.
6- Tahiyyetül-mescid tavafı: Mescid-i Haram’a ne zaman girilirse yapılması sünnet olan tavaftır.
7- Nafile tavaf: Farz veya vacib tavafların dışında bir Müslümanın dilediği kadar yapabileceği tavaftır.

TAVAFIN VACİBLERİ

1. Hadesten taharet (cünüp ise gusletmek, abdestsiz ise abdest almak).
2. Setr-i avret.
3. Özürlü değilse tavafı yürüyerek yapmak.
4. Tavafa Hacer-i Esved veya hizasından başlamak.
5. Tavafı Kabe’yi sol tarafına alıp rukn-u Iraki yönüne ilerleyerek yapmak.
6. Tavaf› Hatim’in dışından yapmak.
7. Tavaf bitince iki rek’at tavaf namazı kılmak.
8. Tavafı yedi şavta tamamlamak.
9. Ziyaret tavafını bayram günlerinde yapmak. Tavafın vaciblerinden herhangi birinin terki, cezayı gerektirir. Tavaf yeniden yapılırsa ceza düşer.

TAVAFIN SÜNNETLERİ

1- Necasetten taharet.
2- Tavafa başlarken, Hacerü’l-Esved’in hizasına, Rukn-i Yemani tarafından gelmek.
3- Tavafa başlarken ve her şavtın sonunda Hacer-i Esved’i istilam etmek.
4- Sonunda sa’y olan tavaflarda erkeklerin ıztıba ve remel yapması
5- Şavtları ara vermeden yapmak.
6- Tavaf esnasında zikir, tekbir, tehlil ve dua ile meşgul olmak.
7- Ziyaret tavafını bayramın birinci günü yapmak.
8- Tavafa başlarken Hacer-i Esved’in karşısında “Bismillahi Allahü ekber” derken ellerini kaldırmak.Tavafın sünnetlerinin mazeretsiz terki mekruhtur.
Fakat mazeretsiz de terkedilmiş olsa cezayı gerektirmez.

TAVAFIN YAPILIŞI

Hangi tavaf yapılacaksa, ona niyet edilir. Rukn-i Yemani tarafından Hacer-i Esved’in bulunduğu yere gelinir. Mümkünse tekbir ve tehlil ile Hacer-i Esved öpülür. Mümkün olmadığı takdirde, Hacer-i Esved’e dönülür ve “Bismillahi Allahü ekber” diyerek istilam yapılıp, sağ elin içi öpülür. Daha sonra tekbir, tahmid ve salavat getirilir. Tavaf esnasında telbiye getirilmezİstilamdan sonra Kabe sol tarafa alınarak tavafa başlanır. Her dönüş bir şavttır. Yedi şavt bir tavaftır.
Kabe’nin kapısında ve rükünlerin her birinde duaları okunur, salat u selam, tekbir ve tehliller getirilir. Tavaf, Hatim’in dışından yapılır. Rukn-i Yemani’ye gelince el sürülür veya selamlama yapılıp, el öpülmez. Hacer-i Esved’e gelince tekrar istilam edilir. Birinci şavt tamamlanmış olur. Hanımlar, dua, tekbir ve tehlillerde seslerini yükseltmezler. Tavaflarını en tenha yerden yaparlar.Tavaf bittikten sonra mümkünse Makam-ı İbrahim’de, değilse Mescid-i Haram’ın müsait bir yerinde, kerahet vakitleri haricinde iki rek’at tavaf namazı kılınır. Bu namaz vacibdir. Birinci rek’atta Kafirun, ikinci rek’atta ihlas sureleri okunur.
Tavaf namazı kerahet vakitlerinde kılınmaz. Akşamın farzından sonra, önce tavaf namazı, sonra da akşamın sünneti kılınır. Tavaf namazından sonra, Kabe-i Muazzama’ya dönerek ayakta bol bol zemzem içilir,ihlas ve samimiyetle dua edilir.
SA’Y NEDİR ?
Sa’y; hac ve umrenin menasikinden olup, Safa ile Merve arasında yedi defa gidip gelmektir. Allahü Teala, Hacer Validemizin itaat ve sadakatine ithafen umre ve hac yapan herkese onun gibi sa’yi vacip kıldı. 

SA'YIN VACİBLERİ

1- Sa’yi yürüyerek yapmak (Hasta, yaşlı ve sakat olanlar arabaya binebilirler).
2- Sa’yi yedi şavta tamamlamak.

SA'YIN SÜNNETLERİ

1- Tavaf bitince ara vermeden sa’ye başlamak.
2- Necasetten taharet
3- Hadesten taharet.
4- Sa’ye giderken Hacer-i Esved’i istilam etmek.
5- Her şavtta Safa ve Merve tepelerinde, Kabe’nin görülebileceği yere çıkmak.
6- Safa ve Merve’de Kabe’ye donerek tekbir, tehlil ve dua etmek.
7- Erkekler iki yeşil direk arasında “hervele” yapıp, diğer kısımlarda yavaş yürümek.
8- Bütün şavtları ara vermeden yapmak.
9- Sa’y esnasında tekbir, tehlil ve dua ile meşgul olmak.

SA'YIN YAPILIŞI

Hacer-i Esved istilam edildikten sonra Safa’ya gidilir ve niyet edilir. Safa tepesine çıkınca Beytullah’a dönülür.Duada olduğu gibi eller kaldırılır. Hamd ve sena edilir. Üç defa tekbir getirilir. Tehlilde bulunulur. Salevat-ı şerife getirilir.Kendisi ve Müslümanlar için dua ettikten sonra, dualarla Merve’ye doğru yavaş, yavaş yürünür.Yeşil direğe gelince ‘Hervele’ yapılıp, ikinci yeşil direğe kadar koşulur. İki yeşil direk arasında şöyle dua edilir:

İkinci yeşil direkten sonra normal şekilde yürünür. Merve’ye gelindiği zaman Beytullah’a dönülür. Safa’da olduğu gibi tekbir, zikir ve dua edilir. Böylece sa’yın birinci şavtı tamamlanmış olur. Aynı şekilde Safa’dan Merve’ye dört gidiş, Merve’den Safa’ya üç dönüş olmak üzere, yedi şavt yapılınca sa’y tamamlanmış olur. Sa’ydan sonra Mescid-i Haram’da iki rek’at namaz müstehabtır. Merve’de namaz kılınmaz.

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-cebeli-nur.png

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-hayf.jpg

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-mina.jpg

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-nemire.jpg

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-cebeli-rahmemiz.png

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-arafat.jpg

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-mualla.jpg

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-Beyt-i-Rasulullah.jpg


MEDİNE-İ MÜNEVVERE


http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/Umre-2.jpg

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/Umre-3.jpg

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/Umre-4.jpg

Medine-i Münevvere Arabistan’ın kuzey batısında, Kızıldeniz’e 130 km. uzaklıkta olup deniz seviyesinden yüksekliği 619 m.dir. Bugün Medine-Mekke arasında ulaşım, hicret yolu olarak bilinen 418 km.lik otoyol vasıtasıyla sağlanmaktadır. Şehrin kurulduğu geniş düzlüğün Kuzeyi Uhud Dağı, güneyi Âir Dağı, Doğusu Vâkım ve Batısı da Vebere hareleriyle (volkanik lav akıntısının oluşturduğu siyah bazalt taşlıklar) kuşatılmıştır. vardır. Bu günkü nüfusu 900.000 civarındadır. (Kasım 2006) Eski ismi Yesrib olan bu şehre, Rasülüllah Efendimiz’in bu şehri nurlandırması ile Dârulhicre, Medînetünnebi, Medine-i Münevvere denilmektedir

MEDİNE-İ MÜNEVVERE

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/Umre-1.jpg

Medine-i Münevvere Rasulullah Efendimiz’in hicret vatanıdır
Başkaları yardım elini çekerken, yardım elini uzatan şehirdir.
İslam devletinin ilk başşehridir
Dini mübini İslamı tebliğ için yabancı ülkelere elçiler göndererek onları İslama davet ettiği şehirdir.
Mekke-i Mükerreme’den sonra en mübarek şehirdir.
Kuran-ı Kerim’in yarıdan fazlasının indirildiği yerdir.

O nurlu şehir ki;

Hâtemül Enbiya orada, huzuruna varanlarla mesafe yok arada
Rasülüllah’ın dünya ve ahiret arkadaşları iki şehit, Hz. Ebu Bekir ve Hz. Ömer orada,
Âhirete açılan dünya penceresi, cennet bahçesi (Ravza-i Mutahhara) orada. (Ravza-i Mutahhara’dan başka yeryüzünde cennetten olduğu bildirilen başka bir yer yoktur.)
Başta Hz Osman (r.a.) olmak üzere 10 bin sahabinin medfun bulunduğu “Cennetü-l Bakî” orada
Başlarında Hz. Hamza’nın bulunduğu 70 şehitle kendisine bakan gözleri nurlandıracak Uhud Dağı orada
Kıblemizin değiştiği “Mescid-i Kıbleteyn” orada,
Takva üzerine bina edilen “Mescid-i Kubâ” ve “Yedi Mescidler” orada.

Nasıl gözyaşı dökülmez ve gaflet edilir burada? Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’nin bütün beldelerden üstün olduğu üzerine ittifak vardır.

Peygamber Efendimiz buyuruyorlar ki:

ألمدينة قبة الاسلام ودارالإيمان وأرض الهجرة ومثوى الحلال والحرام
“Medine, İslam’ın kubbesi, imanın yurdu, hicret mahalli, helal ve haramın açıklandığı makamdır.” (Terğib, 2/228)

من إستطاع أن يموت بالمدينة فليمت بها فإنى أشفع لمن يموت بها
“Kimin Medine’de ölmeye gücü yeterse orada vefat etsin, muhakkak ben, burada vefat edenlere şefaat edeceğim.” (Terğib, 2/223)

Medine-i Münevvere’ye saygı ve hürmet gerekir. Burada yapılan ibadetlerin gerek füyûzâtında, gerekse neticede ihsan olunan sevaplarda üstünlük ve fazlalık vardır. Mekke-i Mükerreme ve Medine-i Münevvere’de ikamet etmek, nefsine güvenip oranın haklarına ve edeblerine riayet edemeyecekler için mekruhtur. (Lübab Şerhi, s.351)

İmam-ı Malik Medine’ye girdiği zaman, binmesi için katır getirdiklerinde yürüyemezdurumda mazereti olduğu halde, “Rasülüllah Efendimiz’in mübarek ayaklarıyla bastığıbir yeri katırın ayakları ile çiğnemek bana münasip değildir” diyerek katıra binmeyi reddetmiş ve Rasülüllah’ın huzuruna zorlukla ulaşmıştır.
Şair Nâbi bir heyetle beraber hacca gider. Medine-i Münevvere’ye yaklaştıkları zaman heyetteki bir paşanın ayağını uzatıp yattığını görür ve seslice şu beyti okur:

Sakın! Terk-i edebden gûyi mahbub-i Hüdâ’dır bu.
Nazargâh-ı ilâhidir makâm-ı Mustafâ’dır bu.
Habib-i kibriyâ’nın hâbgâhıdır fazilette,
Tefevvügu kerde-i arş-ı cenâb-ı kibriyâ’dır bu.
Murââtı edeb şartıyla Nâbi gir bu dergâha,
Metâf-ı kudsiyan’dır, Bûsegâh-ı enbiyâ’dır bu.

Manası:
Peygamberimiz’in beldesine girerken edebsizlikten sakın.
Çünki burası Nazargâh-ı İlâhidir, Makâm-ı Mustafâdır.
Bu makam Habib-i Kibriyânın istirahat ettiği yerdir.
Fazilet bakımından Arş-ı Âlânın dahi üstündedir.
Ey Nâbi, bu dergâha edebe riayetle gir. Çünki burası;
Enbiyânın yüz sürdüğü, rûhâniyetin tavaf ettiği yerdir.

Sabah olunca müezzinlerin minârelerden bu beyitlerini söylediklerini görünce sorarlar:
Siz bu beyitleri kimden öğrendiniz? Cevap verirler: “Bu gece Efendimiz bize bu beyitleri talim ettirdi ve minarelerden söylememizi emir buyurdular” derler.
Ecdadımız bu mübarek beldeye çok saygı göstermişler: Abdülhamid Han Hazretleri Hicaz Demiryolunun yapımı sırasında demiryolunu yapan ekibe (hürmet ve tazim ifadesi olarak) şu talimatı vermiş: “Medine-i Münevvere’ye yaklaştığınız zaman mümkin olan aletlerin üzerine keçe sarınız ki, fazla gürültü olmasın. Peygamber Efendimiz’in, Ehl-i
beytin ve burada yaşayanların ruhları rahatsız olmasın.”
Ey bâd-ı sabâ, uğrarsa yolun semt-i Harameyn’e Ta’zimimi arzeyle, Resûlü’s-sekaleyne.

1- CENNETÜ’L BAKÎ

 http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-bakia.jpg

Medine’nin Bakî’ veya Bakî’u-garğad adı verilen mezarlığı şehrin güneydoğusunda Mescid-i Nebevi’nin yakınında yer almaktadır.

İlk defa Rasülüllah (s.a.v.) tarafından bezarlık haline getirilen bu alan daha önce“Garğad” adı verilen bir tür çalılıkla kaplı idi. Türkler arasında daha çok “Cennetü’-bakî” adıyla meşhurdur. Bu mezarlığa muhacirlerden ilk defnedilen Peygamberimiz’in sütkardeşi Osman İbn-i Ma’zun” , ensardan ise Es’ad b. Zürâre’dir.

3. halife Hz. Osman Bakî kabristanlığında medfundur.
Peygamberimizin amcası Hz. Abbas, halası Safiye ve bazı torunları da buradadır.
Efendimiz’in oğlu İbrahim, kızları Rukiye ve Zeyneb, Hz. Fâtıma ile oğlu Hasan da
buraya defnedildiler. Kerbelâ’da şehid edildikten sonra Şam’a götürülen Hz. Hüseyin’in başı,
Muaviye tarafından Medine’ye gönderilince annesinin yanına defnedildi.

Bakî’a defnedilenler arasında Rasül-ü Ekrem’in “benim ikinci annem” dediği Hz.Ali’nin annesi Fâtıma binti Esed ile mübarek zevceleri-mü’minlerin annelerinden Hz. Âişe, Hz. Hafsa, Hz. Ümmü Seleme, Hz. Zeyneb binti Huzeyme, Hz. Zeyneb binti Cahş, Safiye, Reyhâne ve Mâriye bulunmaktadır.
Cennetü’l-Baki’a Ehl-i beytin ileri gelenlerinin yanında başta Abdurrahman b. Avf,Sa’d b. Ebû Vakkas, Abdullah b. Mes’ûd, Suheyb er-Rûmî ve Ebû Hureyre olmak üzere on bin civarında sahabe, tabiinden bir çok zevat, günümüze kadar bir çok evliya medfundur.
Rasülüllah Efendimiz zaman zaman Cennetü’l-Bak’i’a giderek orada medfun
bulunanlara dua ederdi. Bakî’ ehlini ziyaret müstehaptır.

Kabristanlıkta Hz. Osman, Allah’ın Rasülünün amcaları Abbâs, Hz. Âişe, Hz. Hasan gibi sahabilerin kabirleri üzerine inşa ettirilen türbelerle diğer mezar yapıları daha sonradan ortadan kaldırılmış, mezarlar sadece baş ve ayak uçlarına konulan küçük taşlarla belirlenmiştir.
Genişlemelerle birlikte günümüzde 180.000 m2’ye ulaşan Cennetü’l-Baki’ yine Medine mezarlığı olarak kullanılmaktadır.

2- MESCİD-İ ĞAMÂME (MUSALLÂ)

 http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-gamame.png

Rasül-ü Ekrem bayram namazlarını Mescid-i Nebevî’de değil, buraya güneybatı yönünde 500 m. mesafedeki açık alanda kıldırırdı. Bazen yağmur duası için de kullanılan ve Medine’ye gelen kafilelerin konakladığı Menâha adlı bu yerin bir bölümü musallâ haline getirilmişti.

Ömer b. Abdülaziz Medine valiliği esnasında burayı imar etmiş ve bundan sonra “Mescid-i Musallâ” adıyla anılmıştı.

Rasülüllah (s.a.v.) bayram namazı ve yağmur duası için buraya çıktığı zaman kendisini bir bulutun gölgelemesi sebebiyle sonraki dönemlerde Ğamâme Mescidi adıyla meşhur oldu.

Sultan I. Abdülmecid tarafından yeniden inşa edilen 32,5 x 23,5 m. ölçüsündeki Mescidi Ğamâme güney tarafında büyük bir kubbe, kuzey tarafında ise bu büyük kubbeyle uyumlu beş küçük kubbe ile örtülüdür.

Sultan II. Abdülhamid döneminde ve 1990’da kapsamlı bir tamirattan geçirilen mescid, Osmanlı mimari tarzını hâlâ korumaktadır.

3- MESCİD-İ EBÛ BEKİR ES-SIDDÎK

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-Hz-Ebu-Bekir.jpg

Medine musallâsında yer alan mescidlerden biridir. Mescid-i Musallâ’sının kuzeybatısındaki Amîdiyye sokağının başındadır. Hz. Ebu Bekir (r.a.) halifeliği sırasında burada bayram namazı kıldırdığı için bu adı almıştır. Bu yerde Peygamber Efendimiz de bayram namazı kıldırmıştır.

İlk defa Ömer b. Abdülaziz tarafından inşa edilen mescid, 1838’de Sultan II. Mahmud tarafından yenilenmiştir. 1990’da tamirattan geçirilen ve 292 m2’lik bir alanı kaplayan mescid halen Osmanlı mimari tarzını korumaktadır

4- MESCİD-İ ALİ B. EBÛ TÂLİB

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-mescid-i-Ali-ra.jpg

1662’de Medine’yi ziyaret eden Ebû Sâlim el-Ayyâşî, Peygamber Efendimiz’in muhtelif yerlerde bayram namazı kıldırdığını, bunlardan üç tanesinin meşhur olduğunu kaydeder. Bunlardan biri de Mescid-i Ebu Bekir’in hemen kuzeyinde, Hz. Osman evinde isyancılar tarafından kuşatıldığında Hz. Ali’nin Medine musallâsında bayram namazını kıldırdığı yerdir.

İlk defa Ömer b. Abdülaziz tarafından inşa edilen Mescid-i Ali, 1990’da 882 m2’lik biralan üzerine eski tarzına benzer bir şekilde inşa edilmiştir

5- MEDİNE İSTASYONU

 http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-istansyon.jpg

1900 yılında yapımına başlanan ve 1908’de Medine’ye ulaşan Hicaz Demiryolu ile Medine-İstanbul arasında bağlantı kurulmuştur. I. Dünya Savaşı sonunda Osmanlı Devleti’nin bölgeden çekilmesinin ardından Hicaz Demiryolu âtıl hale gelmiştir.

Bugün yeniden canlandırılmaya çalışılan Hicaz Demiryolunun son durağı olan Medine’deki istasyon binasıyla yanındaki Osmanlı tarzı cami hâlâ ayaktadır.

6- UHUD DAĞI

Uhud Dağı Medine-i Münevvere’nin kurulduğu düzlüğü kuzeyden kuşatır. 8 km. uzunluğunda ve 110 m. yüksekliğindedir. Mescid-i Nebevi’ye uzaklığı 5 km.dir.
Tek başına bulunduğu, bölgedeki herhangi bir dağ silsilesine bağlı olmadığı için bu adı almıştır. Uhud Dağı, bugün doğuda Medine Havaalanı yoluyla, batıda Tarîkuluyûn ile kuşatılmış ve gelişen şehre dâhil olmuştur.
Mekke müşrikleriyle yapılan mücadelenin önemli safhalarından olan Uhud Savaşı burada gerçekleşmiş ve adını buradan almıştır.
Hz. Enes (r.a.) buyurdu ki:
“Rasülüllah (s.a.v.) yanında Ebu Bekir, Ömer ve Osman Radıyallahü anhüm ecmain oldukları halde Uhud’a çıktılar. Uhud Dağı sevincinden sallandı. Rasülüllah ayağı ile Uhud’a vurarak şöyle seslendi:
“Sabit ol ey Uhud! Çünkü senin üzerinde bir nebi, bir sıddık, iki de şehit var.”
Diğer hadis-i şeriflerinde buyurdular ki:
إن احدا جبل يحبنا ونحبه
“Uhud bir dağdır. O bizi sever, biz de onu severiz.
أحد ركن من أركان الجنة
“Uhud cennet köşelerinden bir köşedir.” (Etterğîb ve’t terhib c.2, s.223)

UHUD SAVAŞI

Bedir Savaşı’nda ağır bir yenilgiye uğrayan Kureyşliler intikam hisleri ile topladıklar 3000 kişilik bir ordu ile Bedir’den bir yıl sonra Medine’ye yürüdüler. Peygamberimiz Medine-i Münevvere’de kalıp müdafaa harbi yapmak istiuordu. Fakat Bedir Harbi’ne katılmamış bazı gençler ile ashabdan bazılarının ısrarı üzerine Uhud’a gitmeye karar verdi.
700 sahabi ile Uhud Dağı’nın eteklerine gelen Rasülü Ekrem, stratejik önem taşıyan Ayneyn (Okçular) tepesine 50 okçu yerleştirdi ve onlara savaşın seyri ne olursa olsun kendisinden talimat gelmedikçe yerlerinden ayrılmamalarını emretti.
Müslümanlar başlangıçta galip görünse de Ayneyn tepesindeki okçuların burayı terk etmeleri üzerine müşrikler arkadan saldırıp savaşın seyrini değiştirdiler.
Rasül-ü Ekrem’in öldürüldüğüne dair bir haberin yayılması üzerine harb yavaşladı.
Müslümanlar Uhud Dağı’nın eteklerine çekilirken müşrikler Ebu Süfyan’ın etrafında toplandılar. Böylece iki ordu birbirinden ayrıldı ve savaş sona erdi. (3/625)
Çok çetin geçen bu harpte Allah’ın Rasülü’nün dişi kırıldı, dudağı ve yanağı yaralandı.
Ayrıca aralarında Hz. Hamza’nın da bulunduğu 70 sahabi şehid oldu.
Peygamber Efendimiz şehidlerin hepsini Uhud’da toprağa verdirip namazlarını kıldı.

UHUD ŞEHİTLERİNİ ZİYARET

Uhud şehidleri anıldığı zaman “Allah’a yemin ederim ki, ashabımla birlikte şehid olup Uhud Dağı’nın eteğinde gecelemeyi ne kadar isterdim” (Beyhaki, Delâil-i Nübüvve 3,304) buyurmuşlardır.
Efendimiz (a.s.) zaman zaman Uhud Şehidliği’ni ziyaret eder ve yüksek sesle şu ayeti kerimeyi okurdu:
سلام عليكم بما صبرتم فنعم عقبى الدار
“Sabrettiğiniz için size selam olsun, ahiret saadeti ne güzeldir.” (Ra’d, 24)
Peygamber Efendimiz Uhud şehidlerini bizzat ziyaret ettiği, ashabına da ziyaret etmeyi teşvik etmiştir.
Peygamber Efendimiz Uhud şehidlerinin başı ucunda: “Ben sizin Allah katında diriler olduğunuza şahidim.” Eshâb-ı Kirama dönerek; “Bunları ziyaret edin ve selamlayın, Allah’a yemin ederim ki, bunlar kıyamete kadar selamlayana karşılık verir” buyurdular.
(Mirâtü-l Haremeyn, c.2, s.1026)
Rasülüllah Efendimiz bir defasında şöyle buyurmuştur: “Allah’ım! Kulun ve Rasülün onların şehid olduklarına şahitlik eder; onlar da kıyamet gününe kadar kim kendilerini ziyaret eder ve selam verirse kendisine mukabelede bulunurlar.” (Beyhaki, 3,307)
Peygamber Efendimiz’den sonra halifeleri de burayı ziyaret etmeyi adet edinmişlerdir.
Hz. Fatıma validemiz de fırsat buldukça, bazen iki üç günde bir Uhud’a gider, amcası Hz. Hamza’nın kabrini ziyaret eder, ağlar, dua eder ve kabrini düzeltirdi.
Rasülüllah’ın hanımı Ümmü Seleme (r. Anhâ) buraya giderek şehidleri selamlardı.
Sa’d b. Ebû Vakkas (r.a.) Medine-i Münevvere’den ayrılırken mutlaka Uhud
Şehidliği’ni ziyaret eder, kendilerine üç defa selam verir ve daha sonra yanındakilere dönerek; “siz, selamınıza karşılık verecek bir topluluğa selam vermez misiniz ki, onlar kıyamete kadar selam verene mukabele edecekler” derdi

UHUD ŞEHİTLERİ

Uhud Şehidliği’nin bulunduğu yerin bir kısmının sel yatağına yakın olması ve Medine-i Münevvere’nin su ihtiyacını karşılayan kanalın geçmesi sebebiyle bazı kabirler 46 yıl sonra Cennet’ül Bakî’ye nakledilmiş, Hz. Hamza (r.a.) başta olmak üzere bazıları burada kalmıştır.
Emeviler döneminde Ömer b. Abdülaziz’in Medine Valiliği sırasında başlattığı Peygamberimiz’in hatıralarının korunmasına yönelik faaliyetler Abbasiler devrinde de sürdü. Rasülüllah Efendimiz’in yaralandığı alan ile Uhud’da şehid olanların kabirlerinin bulunduğu yerlere açıklayıcı işaretler konuldu. Bazı kabirlerin üzerine kubbeli mezarlar yapıldı.
Abbasi Halifesi Nasır Lidinillah’ın annesi Hz. Hamza’nın mezarını türbe haline getirdi. Bu türbede Hz. Hamza’nın yanı sıra Mus’ab b. Umeyr ve Abdullah b. Cahş (r.a.)’ın kabirleri vardır. Türbenin yanında bugün “Mescid-i Hamza” adıyla mevcut olan mescid yapıldı.
Kanuni Sultan Süleyman çeşitli dönemlerde tamirat geçiren Meşhed-i Hamza’yı 1543’de yeniden yaptırdı. Şehidliğin kuzey tarafında Rasül-ü Ekrem’in yaralandığı alana 1849 yılında Sultan 1. Abdülmecid tarafından “Kubbetü’senâyâ” adı verilen bir kubbe yaptırıldı. Mescid-i Hamza’nın doğusunda Hz. Hamza’nın şehid olduğu alanda yaptırılan kubbeye de “Kubbetülmesrâ” adı verilmiştir. Bugün hiçbir türbe ve mezar yapısının bulunmadığı Uhud Şehidliği, etrafı duvarla çevrili bir alan olarak ziyaret edilmektedir.

7- MESCİD-İ KIBLETEYN

 http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-kibleteyn.jpg

Medine-i Münevvere’nin kuzeybatısındaki Vebere haresinde ve Mescid-i Nebevi’nin 5 km. uzağında yer almaktadır. İlk adı, içinde bulunduğu kabile bölgesinden dolayı Benî Seleme Mescidi iken Rasülü Ekrem’in burada öğle namazını kıldırdığı sırada kıblenin Kudüs’deki Mescid-i Aksâ’dan Kabe’ye çevrilmesi üzerine “iki kıbleli mescid” manasına gelen “Mescid-i Kıbleteyn” adını almıştır.
İslamiyetin ilk yıllarında kıble, Kudüs’deki Mescid-i Aksâ idi. Peygamber Efendimiz ve ona iman edenler Mekke döneminde olduğu gibi hicretten sonra da an altı veya on yedi ay Kudüs’deki Mescid-i Aksâ istikametine dönerek namazlarını eda ediyorlardı.Mescid-i Nebevî ile Mescid-i Kubâ’nın mihrapları buraya yönelik olarak yapılmıştı. Fakat Rasülüllah (s.a.v.) Efendimiz Kudüs’e yönelerek namaz kılmakla beraber, içinde hep Kabe-i
Muazzama’ya yönelmek arzusu vardı. Bu hususta dua ediyor ve vahyin gelmesini arzu ediyordu.
Medine’de Yahudiler de yaşıyordu… Onların da kıblesi Kudüs… Bundan Yahudiler kendilerine pay çıkarttılar.
“Ne acaib iştir! Dini bizden ayrı, fakat kıblesi bizim gibi!” sözler sarfediyorlardı. Bu sözler Resulullah efendimize kadar geldi. Bu söylentilerden, kalb-i şerifleri incindi. Bir gün Cebrail aleyhisselam geldiğinde, ona buyurdular ki: “Ey Cebrail! Allahü teâlânın,
yüzümü, Yahudilerin kıblesinden Kabe’ye çevirmesini arzu ediyorum.”
Cebrail aleyhisselam da; “Ben, ancak bir kulum. Bunu, Allahü teâlâdan niyaz et!” diye cevap verdi.
Hicretten 18 ay kadar sonra Şaban ayının 15. günü Rasülüllah (s.a.v.) Seleme Oğulları yurdundaki bu mescidde öğle namazını kıldırıyordu. Namazın iki rekatı eda edilmişti ki, kıblenin çevrilmesi ile alakalı aşağıdaki ayet-i kerime nazil oldu.
قال الله تعالى : قد نرى تقلب وجهك فى السماء فلنولينك قبلة ترضاها
فول وجهك شطرالمسجدالحرام وحيث ما كنتم فولوا وجوهكم شطره .
“Yüzünün gök yüzüne çevrilmekte olduğunu görüyoruz. Seni elbette hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz. O halde yüzünü hemen Mescid-i Haram’a doğru çevir. Ey müminler, yüzlerinizi onun yönüne çevirin.” (Bakara, 144)
Peygamber Efendimiz yönünü Beyt-i Makdis’den Kabe-i Muazzama’ya çevirdi. Cemaat da safları ile birlikte döndüler ve son iki rekatı Kabe’ye doğru kıldılar. Bundan dolayı bu mescide “Mescid-i Kıbleteyn” (iki kıbleli mescid) denilmiştir.
Bu değişiklik her tarafta duyuldu. Karalamak için bahane arayan Yahudiler ve onun gerisinde saklı münafıklar hemen ortaya atıldılar:
– Önce bir yöne sonra başka yöne, bu ne demek? Ve devam ettiler:
“Eğer bizim kıblemizde kalsaydı, kitaplarımızda geleceği haber verilen peygamber O’dur derdik”
Bu söze kendileri de aslında inanmıyorlardı. Maksatları zihinleri karıştırmaktı… Pek ala onlar da biliyordu ki, Resulullah kitaplarında bildirilen Peygamberdi. Fakat kabul etmediler.
Çünkü kendilerinden değildi… Bunu hazmedemediler.
Namazdan sonra Eshabı kiramdan bazıları sordu:
– Ey Allahın Resulü! Ya bizim bu zamana kadar kıldığımız namazlar ne olacak?
Cevap ayet-i kerimeymle geldi:
“Allah sizin imanınızı (namazlarınızı) zayi etmez!”
Ömer b. Abdülaziz, Medine valiliği sırasında Mescid-i Kıbleteyn de dahil olmak üzere Rasulullah Efendimiz’in namaz kıldığı bütün mescidleri yenilemiştir.9 Memlük Sultanı Kayıtbay zamanında tavanı yenilenmiş, avlusu da bir duvarla çevrilmiştir.
Mescid-i Kıbleteyn’in ilk ciddi imarı Kanuni Sultan Süleyman devrinde 1543-44’te gerçekleştirilmiştir. Bu dönemde cami iki kıblesinde de yer alan revaklarla birlikte 425 m2 lik bir alanı kaplıyordu ve üzeri daha önce olduğu gibi ahşap bir çatıyla örtülmüştü.
1987’de Suudi Hükümeti tarafından genişletilerek yeniden inşa edilmiştir. Caminin içi modern tarzda süsleme motifleriyle ve Türk hattatı Hasan Çelebi’nin yazdığı celî sülüs ve kûfî hatlarla bezenmiştir

8- MESCİD-İ KUBÂ



Kuyuları ve hurma bahçeleriyle meşhur verimli bir vaha üzerinde kurulmuş olan ve adını buradaki bir kuyudan alan Kubâ, Mekke yolu üzerinde bulunan bir köydü. Rasülüllah Efendimiz Mekke’den Medine’ye hicretleri esnasında Medine’ye yaya bir saatlik mesafede bulunan Kubâ’ya ulaştı. 14 gün müsafir kaldı. Bu süre içerisinde Evs’in bir kolu olan Amr b. Avf oğullarından Gülsûm b. El-Hedm’in evinde misafir kaldı; genişliğinden dolayı daha uygun gördüğü Sa’d b. Hayseme el-Ensari’nin evinde de ashabıyla sohbet etti. İnşaatında bizzat kendilerinin de çalıştığı İslam’da ilk mescidi yaptırdı. Burada namaz kıldı. Sa’d b. Hayseme’nin evinde Rasülüllah’ın (s.a.v.) namaz kılarak ashabıyla sohbet ettiği
yer 1985’te gerçekleşen son imara kadar korunmuş, bu genişletmede Kubâ Mescidi’ne dâhil edilmiştir.
Kubâ Mescidi, Mescid-i Haram, Mescid-i Nebi ve Mescid-i Aksâ’dan sonra en faziletli mesciddir.
Kubâ Mescidi’nde namaz kılmayı umreyle eşdeğer gören Peygamber Efendimiz,
Medine’de bulunduğu zamanlar Cumartesi, bazen da Pazartesi günleri ve Ramazan’ın 17. günü Mescid-i Kubâ’ya giderek namaz kılar, burada verilen Kur’an-ı Kerim derslerini denetler, kendisine sorulan soruları cevaplandırırdı.
Kur’an-ı Kerim’de Tevbe Suresinin 108. ayetinde sözü edilen mescidin Kubâ Mescidi olduğu kabul edilir:
قال الله تعالى : لمسجد أسس على التقوى من أولويوم أحق أن تقوم فيه. فيه رجال
يحبون أن يتطهروا والله يحب المطهرين
“Tâ ilk günden takva üzere tesis edilen mescid içinde namaz kılman elbette daha layıktır. Onun içinde çok temizlenmeyi sevenler vardır. Allah da çokca temizlenenleri sever.” (Tevbe, 108)
Âyet-i Kerimede zikri geçen “temizliği seven erkekler” ifadesi ile Kubâ halkı kastedilmiştir. Çünkü onlar su ile istincayı âdet haline getirmişlerdi (Elmalılı Hamdi Yazır, Hak Dini Kur’an Dili, ilgili âyetin tefsiri).
Kuba Mescidini ziyaret etmek ve burada namaz kılmak müstehaptır. Burası, Hz. Peygamber (s.a.s)’in, düzenli olarak Cumartesi günleri, zaman zaman da Pazartesi günleri ziyaret etmeyi âdet haline getirdiği bir mesciddi. Oraya bazen binekli olarak bazen yaya gider ve namaz kılardı.
Bir hadîs-i şeriflerinde bunu müslümanlara da tavsiye ederek şöyle buyururlar:
“Kim evinde güzelce temizlenip abdest aldıktan sonra başka maksatla değil, sadece namaz kılmak için Kuba Mescidi’ne giderse bir umre yapmış gibi sevap kazanır.”
(Tecrid c.4, s.212

9- CUMA MESCİDİ

 http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-mescid-cuma.jpg

Peygamber (s.a.v.) Efendimiz Hicret sırasında Kubâ’ya ulaşarak burada Mekke’den gelecek olan Hz. Ali (r.a.) ve diğer muhacirleri beklemek üzere 14 gün kaldı.
24 Eylül 622 Cuma günü Medine’ye hareket etti. Yaklaşık 500 metre sonra Ranuna vadisinde Beni Sâlim kabilesinin içinden geçerken kabile halkı Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)i bırakmadılar. İkramda bulundular.
Rânûnâ’ya vardıklarında öğle vakti olmuştu. Cumanın farziyyeti ile alakalı ayet-i kerime nazil olunca buradaki namazgâhta ilk Cuma hutbesini okudu ve ilk cuma namazını kıldırdı.
Daha sonra bu ilk Cuma namazının hatırasını yaşatmak için “Mescid-i Cuma” adıyla meşhur olan bir mescid yaptırıldı.
Bu mescide “Âtike” veya Beni Sâlim kabilesi içerisinde olduğu için “Beni Sâlim” mescidi de denir. Ayrıca mescidi “vadi” de denir. Çünkü bu mescid “Ranuna vadisi”nin içerisindedir.
Bu mescid 1990’lı yıllarda yeniden yapıldı. Türk mimarisini andıran yapısıyla arzı endam eden bu mescid, Kubâ mescidinin 350 m. kuzeyine düşmektedir. Mimarı Mahmut Kirazoğlu dur.

10- MESCİD-İ ZÜLHULEYFE (MÎKÂT MESCİDİ)

http://hisarturizm.com.tr/wp-content/uploads/2015/11/hac-zulhuleyfe.jpg

Zülhuleyfe, Medine yönünden Mekke’ye gideceklerin ihram yeri (mîkât) olarak Peygamber Efendimiz tarafından belirlenmiştir. Bugün Hz. Ali’ye nisbetle “Âbâr-ı Ali” (Ebyâr-ı Ali) adıyla anılan Zülhuleyfe’deki bu mescidin Mescis-i Nebevî’ye uzaklığı yaklaşık 11 km.dir. Medine’nin güneybatı sınırı buraya kadar ulaşmıştır. Rasülüllah Efendimiz daha önce iki umre yolculuğunda yaptığı gibi, Vedâ Haccı sırasında da Zülhuleyfe’de geceleyerek semûre adlı bir ağacın altında namaz kılmıştır. 1 Bundan dolayı buraya Mescid-i Şecere adı da verilir. Peygamberimizden sonra Medine’den Mekke’ye gidenler burada ihrama girmişlerdir. Hz. Peygamber (s.a.v.) zamanından itibaren inşa edildiği bilinen mescide onun namaz kıldığı yer, yakın zamana kadar belirgin hale getirilerek muhafaza edilmişti. Sonraki dönemlerde çeşitli tamiratlar geçiren Mescid-i Zülhuleyfe, Melik Fahd zamanında yeniden inşa edildi ve çevresi umre ve hac ihramına girmek için buraya geleceklerin ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde modern bir tarzda düzenlendi.
           Hisar Turizm - 2016 - Tüm Hakları Saklıdır.



1 yorum:

  1. Merhaba bende inşallah yakın bir tarihte umreye gitmek istiyorum. Umre fiyatlarını araştırıyorum bu aralar uygun bir firma bulursam gitmek istiyorum. https://ammarturizm.com/umre-fiyatlari bu firmayı çok duydum inşallah sizlere de gitmek nasip olur.

    YanıtlaSil