27 Mayıs 2015 Çarşamba

EN ÂLİ, EN YÜCE KELİME: KELİME-İ TEVHİD




قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا تَثَاءَبَ أَحَدُكُمْ فَلْيَضَعْ يَدَهُ عَلَى فِيهِ وَلَا يَعْوِي فَإِنَّ الشَّيْطَانَ يَضْحَكُ مِنْهُ. (مختار الاحاديث)
"برينز أسنديغى زمان اليله آغزنى قاباطسين آغزنى آجب تحاف سسلر جقارماسين زيرا شيطان بونه كولر."
Biriniz esnediği zaman, eliyle ağzını kapatsın; ağzını açıp tuhaf sesler çıkarmasın. Zîrâ şeytan buna güler.”
 (Hadîs-i Şerîf, Muhtâru’l-Ehâdîs)
Hicrî: 8 Şaban  1436   Fazilet Takvimi  

EN ÂLİ, EN YÜCE KELİME: KELİME-İ TEVHİD


Tebük için seferberlik emredildiği zaman (H. 9) Huneyn ve Tâif muharebelerinden yeni dönülmüştü. Yaz sıcağının ve erzak kıtlığının çok olduğu bir zamandı. Mesâfe uzak, düşman kuvvetli olduğundan bu seferberlik insanlara ağır gelmiş, toplanan bu orduya “Ceyşü’l-Usre: Zorluk ordusu” denilmişti. Resûlullah (s.a.v.) yirmi bin kişilik bir ordu ile Tebük’e doğru hareket etmiş, bedevî kabileleri ve bazı müminler ile birçok münafıklar geri kalmışlardı.
Tebük seferine çıkmaya geç kalanlar ve Allâh’ın Resûlüne yardımı hakkındaki Tevbe sûresinin 38, 39 ve 40.
يَا اَيُّهَا الَّذٖينَ اٰمَنُوا مَا لَكُمْ اِذَا قٖيلَ لَكُمُ انْفِرُوا فٖى سَبٖيلِ اللّٰهِ اثَّاقَلْتُمْ اِلَى الْاَرْضِ اَرَضٖيتُمْ بِالْحَيٰوةِ الدُّنْيَا مِنَ الْاٰخِرَةِ فَمَا مَتَاعُ الْحَيٰوةِ الدُّنْيَا فِى الْاٰخِرَةِ اِلَّا قَلٖيلٌ
 âyetlerinin tefsiri şöyledir:
Ey îmân edenler. Size ne oldu ki ‘Allah yolunda seferber olunuz’ denildiği zaman yerinize yığıldınız kaldınız. Âhiretten geçip o alçak hayata razı mı oldunuz? Fakat dünya hayatının zevki âhiretin yanında pek az, pek hakir bir şeydir.
اِلَّا تَنْفِرُوا يُعَذِّبْكُمْ عَذَابًا اَلٖيمًا وَيَسْتَبْدِلْ قَوْمًا غَيْرَكُمْ وَلَا تَضُرُّوهُ شَيْپًا وَاللّٰهُ عَلٰى كُلِّ شَیْءٍ قَدٖيرٌ
Eğer Allah yolunda seferberlik emri verilince koşmazsanız Allah hoşlandığınız dünya hayatınızı kıtlık, sefalet gibi pek acı sebeplerle elinizden alır, sizi helâk eder ve yerinize başka bir kavim getirir. Ve siz o peygambere hiçbir zarar yapamazsınız. Allâhü Teâlâ her şeye kadîrdir.
 اِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللّٰهُ اِذْ اَخْرَجَهُ الَّذٖينَ كَفَرُوا ثَانِىَ اثْنَيْنِ اِذْ هُمَا فِى الْغَارِ اِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهٖ لَا تَحْزَنْ اِنَّ اللّٰهَ مَعَنَا
Eğer siz o peygambere yardım etmezseniz, Allah eder. Hakikaten Allah ona yardım etti: Kâfirler onu Mekke’den çıkardıkları vakit, O ikisi (Sevr dağındaki) mağarada bulundukları sırada (sahabîsi Ebûbekr-i Sıddîk’a) “Mahzun olma, çünkü her halde Allah bizimle beraberdir (nerede olursak olalım, bizi koruyacaktır), diye teselli ediyordu.
Allâhü Teâlâ peygamberinin hatırına hüznün tozunu bile kondurmadığı gibi onun sohbetinin feyziyle Hz. Sıddîk’ının hüznünü de kaldırdı. İşte Allâhü Teâlâ resûlüne böylece yardım etti ve onu sizin görmediğiniz ordu ile kuvvetlendirdi ve o küfredenlerin davet ettikleri küfrü alçalttı da alçalttı, en sefîl, en alçak kelime o oldu. Hâlbuki Allâh’ın tevhid kelimesi: en yüce kelime ancak odur: Lâ İlâhe illallâh Muhammedün Resûlullâh’tır.
Ve Allah yenilmez, yanılmaz, hükmüne karşı gelinmez, koruduğu kahredilemez, kahrettiği kurtarılamaz.
İslâm dinine yardım etmek kulları üzerinde Allâh’ın hem bir hakkı, hem de kullarının mükâfatını temin eden hikmetidir.
Hicrî: 8 Şaban  1436   Fazilet Takvimi  




Hiç yorum yok:

Yorum Gönder