30 Kasım 2025 Pazar

İLMİN FAZİLETİNE DAİR BAZI ÂYET-İ CELÎLELER


 

قال سُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : نِعْمَتَانِ مَغْبُونٌ فِيهِمَا كَثِيرٌ مِنَ النَّاسِ: اَلصِّحَّةُ وَالْفَرَاغُ. (خ)‏

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : إيكى نعمت واردركى ، إنسانلريك أكثريسى او نعمتلرده آلدانمشدر ؛ بونلر ، صحت و بوش وقتدر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  İki nimet vardır ki, insanların ekserisi o nimetlerde aldanmıştır; bunlar, sıhhat ve boş vakittir.”

(Sahîh-i Buhârî)

Hicrî:  10  Cemâziyelâhir   1447  Fazilet Takvim

 

İLMİN FAZİLETİNE DAİR BAZI ÂYET-İ CELÎLELER

 

Fakîh Ebulleys (rah.) Hazretleri şöyle buyurdu: Zümer Sûresi’nin 9. âyet-i kerimesinde -meâlen-: “...De ki: Bilenlerle bilmeyenler hiç müsâvî (denk) olur mu?...” buyurulmuştur. İlim ehli kimseler için başka hiçbir fazilet olmasa dahi, sırf bu âyet-i kerîmede bildirilen fazilet, onlar için kâfidir. Zira âyet-i kerîmede âlimin, cahil üzerine faziletli olduğu açıkça beyan buyurulmuştur.

  • Tâhâ Sûresi’nin 114. âyet-i kerimesinde -meâlen-: “(Habîb’im) de ki: Rabb’im, ilmimi ziyadeleştir” buyurulmuştur. Cenâb-ı Hak, bu âyet-i celîlede, ilmin ziyadeleşmesini talep etmeyi emrediyor.
  • Raʻd Sûresi’nin 19. âyet-i kerimesinde -meâlen-: “Şimdi (yâ Muhammed), sana, Rabb’inden inzâl olunanın şüphesiz hak olduğunu bilen (ve bu suretle Rabb’inin hak davetine icabet eden) kimse, âmâ olan (hakkı görmeyen, tanımayan) gibi olur mu?” buyurularak âlimler ve ilim sahipleri methedilmiştir.
  • Mücâdele Sûresi’nin 11. âyet-i kerimesinde -meâlen-: “…Allah, sizden, iman edenleri yükseltir. Kendilerine ilim verilen (ve ilmiyle amel eden âlim)leri ise derecelerle yükseltir.” buyrularak ulemânın çok büyük fazileti ve yüksek dereceleri olduğunu bildirmiştir.
  • Allâhü Teâlâ, Bakara Sûresinin 31. âyet-i kerîmesinde buyurduğu üzere Âdem aleyhisselâm’a bütün isimleri/ilimleri öğrettikten sonra onu, meleklerden üstün kılmış ve onlara, Âdem aleyhisselâm’a secde etmelerini emretmiştir. Bu âyet-i celîle de ilmin faziletine diğer bir delildir.

 

DÜNYAYA KIYMET VERMEYİN

 

Hasan-ı Basrî (rah.) demiştir ki: “Dünyaya kıymet vermeyin! Zira vallâhi dünya, ancak onu, kıymetsiz gördükten sonra hoş olur.”

Cahil kimse, dünyalığa kavuşunca sevinir, âlim ise dünyada hep (âhiret hayatının dertleriyle dertlendiğinden) gam içindedir. Cahil kimse, Cenâb-ı Hakk’ın takdîrine karşı çıkar, ondan razı olmaz. Âlim ise, takdir-i İlâhî’ye razı olur, Rabb’inin emrine teslimiyet gösterir.

Hicrî:  10 Cemâziyelâhir  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

29 Kasım 2025 Cumartesi

KALBÎ HASTALIKLAR VE TEDAVİSİ


 

قال سُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اَلزُّهْدُ فِي الدُّنْيَا يُرِيحُ الْقَلْبَ وَالْبَدَنَ وَالرَّغْبَةُ فِيهَا تُتْعِبُ الْقَلْبَ وَالْبَدَنَ. (فيض)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : دنياده زهد ( دنيايا رغبت أتممك ) ، قلبى و بدنى رحتلاتر . دنيايه رغبت إيسه قلبى و بدنى يورار . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  Dünyada zühd (dünyaya rağbet etmemek), kalbi ve bedeni rahatlatır. Dünyaya rağbet ise kalbi ve bedeni yorar.” (Münâvî, Feyzu’l-Kadîr)

Hicrî:  09  Cemâziyelâhir   1447  Fazilet Takvim

 

KALBÎ HASTALIKLAR VE TEDAVİSİ

 

İmâm-ı Rabbânî (k.s.) Hazretleri, bir hastanın, hastalıktan kurtulup da sıhhate kavuşmadan yediği gıdaların fayda vermeyeceğini, manevî hastalığın da böyle olduğunu bir mektubunda şöyle bildirmiştir:

Hekimlerin tecrübeleriyle sabit olduğu üzere; hastanın hastalığı devam ettiği müddetçe ona hiçbir gıda aslâ fayda vermez. Velev ki en güzel, en nefis yiyecekler olsa bile böyledir. Belki bunlar, onun hastalığını da artırır. Nitekim hastaya ulaşan her şeyde hastalık olur.

Bu sebeple hekimler evvela, hastalığın nasıl tedavi edileceği husûsunda çalışırlar, sonra yavaş yavaş, hastanın hâline ve mizacına uygun gıdalarla beslenip kuvvet bulması için gayret ederler.

Aynen bunun gibi insan da, ‘fî kulûbihim merazun’ (Onların kalplerinde hastalık vardır) meâlindeki, Bakara Sûresi’nin 10. âyet-i kerîmesinde bildirilen kalbî hastalıklara yakalandığı müddetçe yaptığı ibadet ve tâatler, ona aslâ bir fayda vermez, bilakis zarar verir. Nitekim “Nice Kur’ân-ı Kerîm okuyan vardır, fakat Kur’ân-ı Kerîm, ona lanet eder.” hadîs-i şerîfi meşhurdur. “Nice oruç tutanlar vardır ki, onun, oruçtan nasîbi ancak açlık ve susuzluktur.” kelamı da sahîh bir hadîs-i şerîftir.

İşte kalplerin manevî tabipleri olan zâtlar (mürşid-i kâmiller) de evvela, hastalığın izâlesini emrederler. Bu hastalık da kalbin, Hak Sübhânehû’dan gayrısına bağlanmasından ve iltifatından ibarettir. Hattâ kişinin kendi nefsinin arzularına kapılmasıdır. Çünkü insan, bir şeyi sevip istese onu kendi nefsi için sevmiş ve istemiş olur; evladını sevse yine kendisi için sevmiş olur. Aynı şekilde mal, mülk, makam mevki de böyledir. Hakikatte bu kimsenin mabûdu, kendi nefsi ve hevâsı olmuş olur.

İnsan, nefsine olan bu bağlılığından kurtulamadığı müddetçe, onun için kurtuluş ümidi yoktur. Bu nefis ve hevâya bağlanma hastalığının izâle edilip tedavisini düşünmek, akıl sahibi âlimler ve basîret sahibi hikmet ehli üzerine lâzımdır.

Anlayışlı kimselere, küçük bir işaret yeter.”

(Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 1/ m. 105, Fazilet Neşriyat)

Hicrî:  09 Cemâziyelâhir  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

28 Kasım 2025 Cuma

EDEBE DÂİR


 

قال سُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اِنَّ مِنْ حَقِّ الْوَلَدِ عَلَى الْوَالِدِ أَنْ يُحْسِنَ اِسْمَهُ وَأَنْ يُحْسِنَ أَدَبَهُ. (ز)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : محقق جوجوغون ، باباسى أؤزرندكى حقلرندان بريسيده بابانيك ، أولادنه كوزل بر إسم ورمسى و اونى ، كوزل بر لأدب ( وآخلق ) إيله يتشترمسيدر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  Muhakkak çocuğun, babası üzerindeki haklarından birisi de babanın, evladına güzel bir isim vermesi ve onu, güzel bir edep (ve ahlâk) ile yetiştirmesidir.”

(Müsnedü’l-Bezzâr)

Hicrî:  08  Cemâziyelâhir   1447  Fazilet Takvim

 

EDEBE DÂİR

 

Edep, hayâ, nezâket, zarâfet, güzel terbiye, güzel ahlâk ile vasıflanmak, insanı, kendisine ar sebebi olacak hâllerden koruyan nezîh bir melekedir. Edep, İlâhî bir ihsandır, edepten mahrumiyetin zararı, sadece sahibine münhasır kalmaz, cemiyete de sirâyet eder. Allâhü Teâlâ, peygamberleri ve sâlih kulları vasıtasıyla kullarına güzel ahlâkı ve edepli olmayı öğretmiş, onları, dînî ve dünyevî husûslarda fayda görecekleri saâdet ve selâmet yollarına irşâd eylemiştir. Edep, imandandır.

Allâhü Teâlâ’ya karşı edep, onun bir olduğuna inanmak, nefsin, Cenâb-ı Hakk’ın rızâsına uymayan arzularını ve azgınlıklarını kırmak, Rabb’inin emirlerine ve yasaklarına son derece riâyet etmektir. Namazım, orucum, amelim, hayr ü hasenâtım var, deyip bunlara güvenmemeli, ‘Bunlar, Cenâb-ı Hakk’ın beni hidâyet etmesi, bana güç ve kuvvet vererek yardım etmesiyledir’ demelidir.

Resûlullâh Efendimize karşı edep, onun risâletini tasdik etmek, sünnet-i seniyyesine sarılmak, devamlı ona karşı hürmetli olmak, ona salevât-ı şerîfe getirmek ve şânlarına uymayacak hiçbir şeyi diline almamaktır.

Evliyâya karşı edep, onlara karşı hürmet, muhabbet, sadâkat ve hizmet hisleri ile dolu olmaktır.

Diğer Müslümanlara karşı edep, onlarla dînî ölçüler içerisinde güzelce geçinmek, karşılaşınca selâm vermek, güler yüz göstermek gibi husûslardır.

Enes bin Mâlik (r.a.) Hazretleri şöyle anlatmıştır: Bir gün Resûl-i Ekrem (s.a.v.)’in hizmetinde bulunuyor, eline su döküyordum. Mübarek başlarını kaldırıp buyurdular ki: “Sana istifade edeceğin üç haslet öğreteyim mi?”

“Anam babam size feda olsun, öğretin Yâ Resûlallâh!” dedim, şöyle buyurdular: “Ümmetimden bir kimse ile ne zaman karşılaşsan, ona selâm ver ki ömrün uzun olsun. Evine girdiğinde âile fertlerine selâm ver ki evinin hayır ve bereketi artsın. Duhâ namazını kıl, zira o Evvâbîn’in (Cenâb-ı Hakk’ın rızasına yönelenlerin) namazıdır.”

Edeb bir tâc imiş nûr-i Hüdâ’dan,

Giy ol tâcı, emîn ol her belâdan

Hicrî:  08 Cemâziyelâhir  1447  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3