6 Ocak 2016 Çarşamba

SULTAN DORDÜNCÜ MEHMED HAN



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ نَزَلَ مَنْزِلًا ثُمَّ قَالَ أَعُوذُ بِكَلِمَاتِ اللهِ التَّامَّاتِ مِنْ شَرِّ مَا خَلَقَ لَمْ يَضُرَّهُ شَيْءٌ حَتَّى يَرْتَحِلَ مِنْ مَنْزِلِهِ ذَلِكَ. (م)
بيغمبر أفندمز ( صلى الله عليه وسلم ) بويوردلر ." كم بر يرده قوناقلر و أعوذ بكلمات الله التامات من شر ما خلق  درسه اورادان آيرلنجيه قدار اونه هجبر شى ضرار وره مز ."
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Kim, bir yerde konaklar ve ‘Eûzü bi-kelimâtillâhi’t-tâmmâti min şerri mâ halak’ derse oradan ayrılıncaya kadar ona hiçbir şey zarar veremez.”
 (Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)
Hicrî: 26 Rabiulevvel  1437  Fazilet Takvimi

SULTAN DORDÜNCÜ MEHMED HAN


Kânûnî Sultan Süleyman Han’dan sonra tahtta en fazla kalan sultan olan Dördüncü Mehmed Han, 19’uncu Osmanlı padişahı ve 83’üncü İslâm halîfesidir. Sultan İbrahim Han’ın oğludur. Edebiyâta ve târihe merakı olup; sohbet dinlemeyi sever, âlim ve şeyhlere hürmet ederdi. Beş vakit namazı cemaatle kılardı. İçkiyi şiddetle yasak edip imalâthânelerini kapattırdı; bid’atlerin kaldırılması için gayret etti.
Zamanında İstanbul’da Çınar Vakası denilen bir isyan oldu. Osmanlı Devleti bugünlerde biraz sıkıntılar çekti. Fakat bu hâdiselerden sonra kıymetli bir devlet adamı olan Köprülü Mehmed Paşa sadrazam oldu. O ve ondan sonra sadrazamlık yapan oğlu Fâzıl Ahmed Paşa devlet ve millete büyük hizmetler etmişlerdir. Köprülüler devrinde Osmanlı Devleti en geniş hudutlarına kavuşmuştu.
Sultan Dördüncü Mehmed Han devrinde, kıymetli ilim adamları ve sanatkârlar yetişti, her sâhada kıymetli eserler yazıldı. Seyyid Feyzullah, Ayşi Mehmed, Hibrî Ali, Ebü’l-Bekâ Eyyüb bin Mûsâ, Şuûrî Hasan Efendiler fıkıh, edebiyat, lügat ve diğer ilimlere âit kıymetli eserler yazdılar. Kâtib Çelebi ve Evliyâ Çelebi onun devrinde vefât eden âlimlerdendir. Dördüncü Mehmed devrinde inşâsı tamamlanıp ibâdete açılan Yeni Câmi, Osmanlı mimarisinin şâheserlerindendir. Eminönü’ndeki Yeni Câmî yanındaki Mısır Çarşısı, bu câmiye vakıf olarak yapılmıştır.
1687’de Osmanlı ordusunun Avusturya cephesinde yenilmesi üzerine çıkan isyanda tahttan indirilen Sultan Dördüncü Mehmed, 1693 târihinde vefât edinceye kadar Edirne’de ikâmet etti. Kabri, annesi Turhan Vâlide Sultan’ın Yeni Cami’deki türbesindedir. Rahmetullâhi aleyh. (M. Osmanlı Tarihi, Çamlıca B.Y.)
Hicrî: 26 Rabiulevvel  1437  Fazilet Takvimi



5 Ocak 2016 Salı

HAKÎKÎ İLİM



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: سَلُوا اللهَ عِلْمًا نَافِعًا وَتَعَوَّذُوا بِاللهِ مِنْ عِلْمٍ لَا يَنْفَعُ. (هـ)
بيغمبر أفندمز ( صلى الله عليه وسلم ) بويوردلر ." الله تعالى دان فايدالى علم إستينز فايده ورمين علمدن اللهه صغننز ."
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Allâhü Teâlâ’dan faydalı ilim isteyiniz. Fayda vermeyen ilimden Allâh’a sığınınız.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)
Hicrî: 25 Rabiulevvel  1437  Fazilet Takvimi

HAKÎKÎ İLİM


Hakîkî ilim Allâhü Teâlâ’ya âittir. Zira onun ilmi zâtındandır. Ondan başkasının ilmi ise zatından olmayıp ancak Allâhü Teâlâ’nın öğretmesi iledir. Bütün yaratılmışların ilmi onun ilmi yanında okyanustan bir damla bile değildir. Nitekim Hızır Aleyhisselam ve Mûsâ Aleyhisselam gemiye bindiklerinde bir serçe gelip geminin bir tarafına kondu. Sonra gagasını denize daldırıp çıkardı. Hızır Aleyhisselam, Mûsâ Aleyhisselam’a dedi ki:
“Senin ve benim ilmim Allâhü Teâlâ’nın ilmi yanında ancak şu serçenin denizden alabildiği kadardır.”
İmâm Ebû Yusuf Rahimehullah’a bir mesele soruldu, “Bilmiyorum” dedi. Soran kişi:
“Bulunduğun makam câhillerin işgal edecekleri yer değildir” deyince şöyle buyurdu:
“Mekân bazı şeyleri bilen, bazılarını da bilmeyenler içindir. Amma her şeyi bilen Allâhü Teâlâ mekândan münezzehdir, onun için mekân yoktur.”
Muhakkak Allâhü Teâlâ, gizliyi de en gizliyi de bilir. Yerde ve gökte onun ilminden hâriç bir zerre bile yoktur.
Hazret-i Ali (k.v.) buyurdu: “İlim nehir, hikmet denizdir. Âlimler nehir etrafında dolaşır. Hikmet ehli denizin ortasına dalar. Ârifler ise necât (kurtuluş) gemisinde seyreder (gider)ler”.
Allâhü Teâlâ, İbrâhim Aleyhisselam’a şöyle vahyetti:
“Ey İbrâhim, muhakkak ben Alîm (her şeyi bilen)im, her ilim sâhibini severim.”
Süleyman Aleyhisselam, ilim, mal ve mülkten (saltanattan) birini tercihte serbest bırakıldı, ilmi tercih etti. Mal ve mülk de onunla birlikte kendisine verildi. (Hulâsatü’l-Ahbâr, Aziz Mahmud Hüdâî)
Hicrî: 25 Rabiulevvel  1437  Fazilet Takvimi



FAYDALI KİTAPLAR ÇOK OKUNMALI



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ تَعَلَّمَ عِلْمًا لِغَيْرِ اللهِ (أَوْ أَرَادَ بِهِ غَيْرَ اللهِ) فَلْيَتَبَوَّأْ مَقْعَدَهُ مِنَ النَّارِ. (ت)
بيغمبر أفندمز ( صلى الله عليه وسلم ) بويوردلر . " كم الله ( يك رضاسى يك ) دان باشقه بر شى إجيك بر علم اؤكرنرسه ويا اونونله الله ( يك رضاسى يك ) دان باشقه سنى إسترسه جهنمده كى يرنى حاضرله سيك ."
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Kim Allâh(ın rızasın)dan başka bir şey için bir ilim öğrenirse veya onunla Allâh(ın rızasın)dan başkasını isterse cehennemdeki yerine hazırlansın.”
 (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî: 24 Rabiulevvel  1437  Fazilet Takvimi

FAYDALI KİTAPLAR ÇOK OKUNMALI


Yediklerinde ve giydiklerinde temizliğe itina eden her Müslüman, bundan daha mühim olan ruh ve fikir temizliğini ihmal etmesi düşünülemez. Bedenin sıhhati için temiz gıda arandığı gibi ruhun gıdası olan dînî ilimler de herkesten ve her kitaptan alınmamalı, seçilerek alınmalıdır. Peygamberimiz (s.a.v.) “Muhakkak şu (şer’î) ilim dîninizdir, onu kimden aldığınıza dikkat ediniz.” buyurmuşlardır.
Müslümanlar, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat îtikâdını, amel ve ihlâsı öğreten kitapları okumalıdır. Mârifet çok kitap okumak değil, faydalı kitapları çok okumaktır. Ehl-i Sünnet’in hassâsiyetlerini bilmeyen bir kimseyi dinlemek veya bir kitabını okumak büyük bir tehlikedir. Zira bunlar, îtikâdî zehirlenmelere sebep olabilir.
Dînî kitapların çoğu hiç kontrol edilmeden basılmaktadır. Ehl-i Sünnet îtikâdına aykırı fikirler, Ehl-i Sünnet düşmanlarının kitaplarından iktibaslar, hatalı tercümeler vs. bulunmaktadır. Bir kısım kitaplarda da îtikâdı bozmak için cümleler arasına sokulmuş zehirler vardır. Hatalarla dolu Kur’ân-ı Kerîm meâllerine, Hz. Muâviye’ye ve Ashâb-ı Kirâm’ın bazılarına hakâret eden, Hz. Âişe’ye dil uzatan bozuk kitaplara dikkat edilmelidir. Müslümanlar, dînini ve târihini Ehl-i Sünnet âlimlerinden ve onların eserlerinden öğrenmeli; ehliyetli bir kontrolden geçmeyen dînî eserlere itibar etmemelidir.
Dînî kitaplar sırf para kazanmak için basılmamalıdır. Günümüzde her kitabın tercümesi basılıyor. Hâlbuki her kitabın tercüme edilmesi doğru olmaz. Tercüme ile ilim olmayacağı gibi âlim de olunmaz. İlim, on beş asırdır nasıl öğrenildi, nasıl öğretildi ise öylece öğrenilip öğretilmelidir. Usûle uymayan tâlim ve taallümden faydalı ilim hâsıl olmaz.
Fazilet Neşriyat’ın gâyesi Müslümanlar’ı, ebedî hayatlarını mahvedecek tehlikelerden muhâfaza için faydalı kitaplar basmak ve piyasada basılan faydalı kitapları okuyucuya arzetmektir. Fazilet Takvimi de her sene mûteber eserlerden seçilerek hazırlanmaktadır. Muvaffakiyet Allâhü Teâlâ’dandır.
Hicrî: 24 Rabiulevvel  1437  Fazilet Takvimi



4 Ocak 2016 Pazartesi

HAK GELDİ, BÂTIL ZÂİL OLDU



قَالَ اللهُ تَعَالَى: ... لَا يَسْتَوِى مِنْكُمْ مَنْ أَنفَقَ مِنْ قَبْلِ الْفَتْحِ وَقَاتَلَ أُولَئِكَ أَعْظَمُ دَرَجَةً مِنَ الَّذِينَ أَنفَقُوا مِنْ بَعْدُ وَقَاتَلُوا... الآية. (سورة الحديد، 10)
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu: “…Fetihten evvel infak edip çarpışanlarınız diğerlerine müsâvî olmaz, onlar sonradan infak edip çarpışanlardan derece îtibâriyle daha büyüktür...”

الله تعالى شويله بويوردى : فتحدن أول إنفاق أديب جار بشانلرنز ديكرلرينه مساوى اولماز اونلر صوكره دان إنفاق أديب جاربشانلردان درجه اعتباريله داها بويوكدر .
(Hadîd Sûresi, âyet 10)
Hicrî: 23 Rabiulevvel  1437  Fazilet Takvimi

HAK GELDİ, BÂTIL ZÂİL OLDU


Allâhü Teâlâ, Resûlullâh Efendimiz’e (s.a.v.) din düşmanlarına karşı yardım edeceğini ve fetihler olacağını bildirmişti. Sonra Peygamber’ine Mekke-i Mükerreme’nin fethini ikrâm edip İslâm dînini yükseltti ve Mekke’ye girerken: “Hak geldi bâtıl zâil (yok) oldu, hakîkaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur.” meâlindeki İsrâ Sûresi’nin 81. âyetini okumasını emretti.
Mekke-i Mükerreme feth edildiğinde Ka‘be-i Muazzama’nın etrafında 360 put vardı. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), her putun karşısına geldikçe mübârek elindeki asâ ile işâret ederek İsrâ Sûresi’nin 81. âyet-i kerîmesini okuyunca put yüzü üstüne yıkılıyordu. Hâlbuki o putların her biri bulundukları yere kurşun ve demirlerle sağlamlaştırılmıştı.
Huzâa kabîlesinin Ka‘be üzerine diktikleri putun yıkılışını Hazret-i Ali (k.v.) şöyle anlattı:
Ka‘be-i Muazzama’ya geldiğimizde Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz bana ‘çök’ buyurdu. Ka‘be’nin yanına çöktüm. Benim zayıf kaldığımı görünce ‘omuzlarıma çık’ buyurdular. Ben de mübârek omuzlarına çıktım. Beni kaldırınca gökyüzünde ufka erişebileceğimi gördüm. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.):
“Nasıl görüyorsun?” diye sordu.
“Bütün perdelerin kaldırıldığını görüyorum. Öyle zannediyorum ki eğer dilesem gökyüzü ufkuna ulaşırım.” dedim.
Ka‘be’nin üzerine çıktığımda Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Onların en büyük putlarını at” diye emrettiler. Onu Ka‘be’ye ve yere demir kazıklarla sağlamca tutturmuşlardı.
Peygamberimiz (s.a.v.): “Onu ‘Hak geldi bâtıl zâil oldu, hakîkaten bâtıl yıkılmaya mahkûmdur’ (meâlindeki) İsrâ Sûresi’nin 81. âyet-i kerîmesi ile zayıflat, yerinden ayır.” buyurdular. Ben sağından solundan, önünden ardından bu âyet-i celîleyi okuyup onu yerinden ayırdım. Peygamberimiz’in emri üzere putu attım. Demirden olmasına rağmen, cam gibi kırıldı. (Tarîhu’l-Hamîs, Diyarbekrî)
Hicrî: 23 Rabiulevvel  1437  Fazilet Takvimi