11 Haziran 2013 Salı

DİNDE BİLİNMESİ MECBURİ OLAN ŞEYLER



Ayeti Kerime:  
يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُواْ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى الصَّلاةِ فاغْسِلُواْ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى الْمَرَافِقِ وَامْسَحُواْ بِرُؤُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى الْكَعْبَينِ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَاطَّهَّرُواْ 
“Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız vakit yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayınız ve başlarınıza meshedip ayaklarınızı da her iki topuğa kadar yıkayınız. Eğer cünüp iseniz guslediniz; tamamen yıkanınız…” 
 (Mâide Sûresi, âyet 6)
Hicrî:27 Recep 1434   •Fazilet Takvim

OTUZ İKİ FARZI BİLMEK FARZ-I AYINDIR


Zarûriyyât-ı dîniyyenin en büyük rüknü; dinde bilinmesi mecburî olan şeylerin en büyüğü imanın farzlarıdır.
Bütün erkek ve kadın Müslümanların otuz iki farzı öğrenip çoluk çocuğuna öğretmeleri de farzdır.
Kur’ân’ı Kerîm okumayı öğreten hocaların talebelerine, önce otuz iki farzı öğretmeleri lazımdır.
Otuz iki farz:
İmânın Şartları: Altı           Abdestin Farzları: Dört
İslâmın Şartları: Beş          Teyemmümün Farzları: İki
Guslün Farzları: Üç            Namazın Farzları: On iki
Yekûn: Otuz iki

İmânın şartları: 
1- Allâh’ın varlığına ve birliğine  
2-Meleklerine
3- Kitaplarına
4- Peygamberlerine
5- Âhiret gününe  
6- Kadere, hayır ve şerrin Allâhü Teâlâ’nın takdiri ile olduğuna inanmak.

İslâm’ın şartları:  
1-Kelime-i şehâdet getirmek
2-Namaz kılmak, 
3-Zekât vermek 
4-Oruç tutmak 
5-Haccetmek.

Guslün Farzları: 
1- Ağza su vermek
2- Burna su vermek  
3- Bütün bedenini yıkamak.

Abdestin Farzları:  
1- Yüzünü yıkamak  
2- Kollarını (dirsekleriyle beraber) yıkamak
 3- Başının dörtte birini meshetmek
4- Ayaklarını (topuklarıyla beraber) yıkamak.

Teyemmümün Farzları: 
1- Niyet etmek
2- Ellerini toprağa vurup yüzünü meshetmek, tekrar toprağa vurup kollarını meshetmek.

Namazın Farzları:
Namazın dışında olanlar: 
1- Hadesten tahâret (Abdesti yoksa abdest almak, cünüp ise gusletmek)
 2- Necâsetten tahâret (Vücudunu, elbisesini ve namaz kıldığı yeri necasetten temizlemek)  
3- Setr-i avret, (Namaz kılarken vücudunda örtmesi icap eden yerleri örtmek)  
4- İstikbâl-i Kıble (Kâ’be’ye dönmek)
 5- Vakit (Namazı vaktinde kılmak)
6- Niyet (Hangi namazı kılacağına niyet etmek).

Namazın içinde olanlar:
1- İftitah tekbîri (Namaza Allâhü ekber ile girmek)
2- Kıyâm (ayakta durmak)  
3- Kırâat (Kur’ân okumak)  
4- Rükû  
5- Secde 
6- Kâde-i ahîre. (Son oturuş.)
Hicrî:27 Recep 1434   •Fazilet Takvim


CENNET EHLİNİN EN AŞAĞI DERECESİ



Hadîs-i Şerîf, :  
 “Mekkeliler Resûlullâh’dan (s.a.v.) kendilerine bir mucize göstermesini istediler. Resûlullâh da (s.a.v.) onlara ayın ikiye bölünüşünü gösterdi.” 
(Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh)
Hicrî:24 Recep 1434   •Fazilet Takvim

AYIN İKİYE AYRILMASI MUCİZESİ


Peygamberimiz, Muhammed Mustafa’nın (s.a.v.) ayı iki parçaya ayırması mucizesi Peygamberliğinin sekizinci senesinde oldu. Müşriklerden birtakımı mehtaplı bir gecede Resûl-i Ekrem Efendimiz’den ayın ikiye ayrılıp sonra birleşmesini istediler. Böyle bir mucize göstermedikçe iman edemeyeceklerini söylediler.
Resûl-i Ekrem Hazretleri de Hak Teâlâ’ya duâ buyurdu. Allâhü Azîmüşşân’ın kudretiyle ay iki parçaya ayrıldı. Bir parçası Hira -şimdiki adı Nur- dağının bir tarafında, diğer parçası da öbür tarafında göründü; sonra birleşip evvelki hâlini aldı. Bu mucizeyi o gece bazı yolcular da görmüşlerdi. Mekke-i Mükerreme’ye gelince hikâye ettiler. Yazık ki müşrikler ‘bu sihir’ dediler, yine iman etmediler.


CENNET EHLİNİN EN AŞAĞISI

Mûsâ (a.s.), ‘Ey Rabbim, Cennet ehlinin en aşağı derecesinde olanlarının yeri nasıldır?’ dedi. Allâhü Teâlâ buyurdu:
Bütün Cennet ehli Cennete girince bir kişi gelip:
“Yâ Rabbi! Bütün halk yerlerine girmişler ve mertebelerini bulmuşlar”, der. Allâhü Teâlâ:
“Bütün dünyânın hükümdarlığı kadar sana mülk versem razı mısın?” buyurur.
‘Razıyım, Allâh’ım’ der. Hak Teâlâ:
“Madem razısın, dünyanın on misli kadar mülk senin olsun.” buyurur. Mûsâ (a.s.):
“Ey Rabbim! Öyle ise onların en üstünlerinin makâmları nasıldır.” dedi: Hak Teâlâ Hazretleri:
“Ben onlara gözler görmedik, kulaklar işitmedik ve gönüllerden geçmedik şeyler veririm.” buyurdu.

ATALAR SÖZÜ:
• Biri yer biri bakar, kıyâmet ondan kopar.
• Karıncadan ibret al, yazdan kışı karşılar.
• Tatsız aşa tuz neylesin, akılsız başa söz neylesin.
Hicrî:24 Recep 1434   •Fazilet Takvim



İLMİHÂL ÖĞRENMEK HER MÜSLÜMANA FARZDIR



Hadîs-i Şerîf, :   
“Ya âlim ol veya talebe ol veya dinleyen ol veya bunları seven ol. Beşincisi olma yoksa helâk olursun.”
  (Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, el-Câmiu’s-Sâğîr)
Hicrî:23 Recep 1434   •Fazilet Takvim

İLMİHÂL ÖĞRENMEK HER MÜSLÜMANA FARZDIR


Ehl-i sünnet mezhebini ve îtikâdını ehlinden öğrenip inandıktan sonra, kötü huy ve ahlâklardan sakınacak, güzel ahlâk ile ahlâklanacak kadar ilim sâhibi olmak, erkek, kadın bütün müslümanlara lazımdır.
Her müslüman, çoluk çocuğuna ve eşine ilmihâlini öğretip, onları dine uymayan şeylerden korumalıdır. Emri altında bulunanlara da ilmihâllerini öğretip, onları korumalıdır. Önce ehl-i sünnet îtikâdını, inancını, sonra amel bilgilerini, sonra ahlâk ilmini, daha sonra da alışveriş vb. muâmelât bilgilerini öğretmelidir. Bu bilgilere “İlmihâl” denir. Bunları bilmek herkese farz-ı ayındır.

Çocukları daha küçükken sünnet ettirmeli, ehl-i sünnet îtikâdını; inancını ve Kur’ân-ı Kerîm okumasını öğretmelidir. Çocuğa üzerine farz olan amellerin farzlarını ve vâciblerini yerine getirecek ve haramlardan sakınacak kadar ilim öğretmek farzdır. Meselâ abdest, namaz, oruç, -zengin ise- zekât ve hac bilgilerinin öğretilmesi farzdır. Bundan sonra geçimini temin edeceği bir iş, bir sanat öğretmelidir.
Bir sanatla uğraşıyorsa, mesleğinde harâma düşmeyecek kadar ilim öğrenmesi farzdır. Alışveriş bilgilerini öğrenmek gibi. Çünkü bir kimse, bu bilgileri öğrenmeden alışveriş ve ticâret yaparsa, şüphesiz harâma düşme tehlikesi vardır.
Eğer bir şey farz veya harâm ise onun ilmini öğrenmek farzdır.
Eğer vâcib veya kerâhet-i tahrîmiye ile mekruh ise onun ilmini öğrenmek vâcibdir.
Eğer sünnet veya kerâhet-i tenzîhiye ile mekrûh ise onun ilmini öğrenmek sünnettir.
Müstehab ise onun ilmi de müstehabdır. Mübâh ise ilmini öğrenmek de mübâh olur.
İlmi ile amel eden âlimlerin meclisinde bulunmalıdır.
Ebû Hüreyre (r.a.) buyurdu ki: “Bir saat ilim meclisinde bulunup, dînimde lâzım olanları öğrenmem, bana Kadir Gecesi’ni ihyâ etmekten daha sevimlidir.” 
Hicrî:23 Recep 1434   •Fazilet Takvim


SAHÎH VE MAKBUL ÎMAN



Hadîs-i Şerîf, :
 “Ey insanlar! Amellerinizi Allah için ihlâs ile yapınız. Zira Allâhü Tebâreke ve Teâlâ ancak kendisi için ihlâsla yapılan amelleri kabul eder.” 
(Hadîs-i Şerîf, Mecmau'z-Zevâid)
Hicrî:22 Recep 1434   •Fazilet Takvim

SAHÎH VE MAKBUL ÎMAN


İmanın sahih ve makbul olması için üç şart vardır.
Birincisi; iman, hayattan ümidini kestiği halde olmamalıdır. Bir kâfir, sekerat-ı mevt; ölüm sarhoşluğu halinde, (perde kalkıp) azabı gözlerinin önünde tecelli ettiği bir anda iman etse bu imanı makbul olmaz.

Mü’min sûresinin,   فَلَمْ يَكُ يَنفَعُهُمْ إِيمَانُهُمْ لَمَّا رَأَوْا بَأْسَنَا   
“(O inkârcıların) bizim azabımızı gördükleri zaman iman etmeleri, kendilerine bir fayda verecek değildir…” meâlindeki 85. âyet-i kerîmesi bunu haber vermektedir.

Gaybe iman edenler, hidayete nail olurlar. Azabı görmekle gaybe iman kalmaz.

İkincisi; iman eden kimse, zarûriyyât-ı diniyyeden (dine ait olduğu kat’î olarak bilinen) bir şeyi inkâr veya tekzib etmemeli; yalanlamamalıdır.
Bir kimse Allâhü Teâlâ’yı ve bütün peygamberleri tasdik ettiği halde yalnız peygamberimizin peygamberliğini inkar etse veya farz olduğu kat’i olarak bilinen bir dini hükmü inkâr etse veya isteyerek puta tapmak, zünnar bağlamak gibi bir inkar alâmeti görülse derhal kâfir olur. Çünkü iman (bir bütün olup) tecezziyi (bölünmeyi) kabul etmediği için, zarûriyyât-ı diniyyeden birini inkâr (dinin) tamamını inkâr demektir.

Üçüncüsü; ahkâm-ı diniyyenin tamamını kabul edip hiç birininin ifasında inat ve kibir etmemelidir. Bir kimse namaz, oruç gibi dini emirleri çirkin görse, Allâhü Teâlâ’nın emrine muhalefet niyetiyle bir hükmü terk etse veya yasaklanmasına karşı inat ederek bir haramı işlese artık o iman şerefinden mahrum kalmıştır.
Hicrî:22 Recep 1434   •Fazilet Takvim



SEHER VAKTİ



Hadîs-i Şerîf,:  “Duâ ibâdetin ta kendisidir.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Ebû Dâvûd)
Hicrî:20 Recep 1434   •Fazilet Takvim

DUA İÇİN FAZİLETLİ VAKİTLERDEN SEHER VAKTİ


Duâ etmek için, sene içinde arefe günü, aylardan ramazan ayı, günlerden Cuma günü, gecelerde seher vakti gibi mübarek vakitler gözetilir.

Allâhü Teâlâ    وَبِالْأَسْحَارِ هُمْ يَسْتَغْفِرُونَ 
 “(O müttakîler) seher vakitleri hep istiğfar ederlerdi.” (Zâriyat Sûresi, âyet 18) buyurmuştur.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de;
“Rabb’imiz Tebâreke ve Teâlâ, her gecenin son üçte birinde dünya semâsına tecelli eder ve şöyle buyurur: “Kim bana duâ ederse, duâsını kabul ederim; kim benden bir şey isterse, ona istediğini veririm, kim benden mağfiret talep ederse, onu bağışlarım.” (Ebû Dâvud)

Yâkub aleyhisselâm'ın oğulları kardeşleri Yûsuf aleyhisselâm'a yaptıkları haksızlıktan dolayı utanıp hatalarını itiraf etmişler ve babaları Yâkub aleyhisselâm'a gelip kendileri için istiğfarda bulunmasını istemişlerdi.

Yâkub aleyhisselam da         قَالَ سَوْفَ أَسْتَغْفِرُ لَكُمْ رَبِّيَ        
“Yakında sizin için Rabbimden mağfiret taleb ederim…” (Yûsuf sûresi, âyet 98) buyurmuştu.
Yâkub aleyhisselâm'ın hemen istiğfar etmemesi, duâların kabul vakti olan seher vaktini veya Cuma gecesini bekleyeceği içindir.
Yâkub aleyhisselam seher vakti kalkıp dua etti, evlatları da arkasında âmin diyorlardı. Bu duâ neticesinde Allâhü Teâlâ tarafından “Ben onları bağışladım ve senden sonra onlara peygamberlik verdim.” diye bir vahiy geldi.
Duâ için mübarek haller gözetilir. Ebû Hureyre (r.a.) dedi ki: “Allah yolunda düşman saflarıyla karşılaşıldığı zaman, yağmur yağdığı zaman, farz namazlar için kâmet edilirken semânın kapıları açılır (ve duâlar müstecâb olur). Bu vakitlerde dua etmeyi fırsat biliniz.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
“Ezan ile kamet arasında yapılan dua reddolunmaz.”,
“Oruçlunun duâsı reddolunmaz.” buyurmuşlardır. 
Hicrî:20 Recep 1434   •Fazilet Takvim



28 Mayıs 2013 Salı

DİLENMEK



Hadîs-i Şerîf, :
 “Kim kıbleye hürmet ederse Allâhü Teâlâ da ona ikramda bulunur.” 
(Hadîs-i Şerîf, Süyûtî, el-Câmiu's-Sağîr)
Hicrî:18 Recep 1434   •Fazilet Takvim

DİLENMEK


Müslümanlarca dilenme esasen bir kazanç yolu değildir. Az çok kazanmağa gücü yeten her müslüman için istemek, dilenmek haramdır. Şu kadar var ki kazanmaktan tamamen âciz olan bir kimse için dilenmek lâzım gelir. Böyle âciz bir kimse, dilenmeyi bırakıp da açlıktan ölecek olsa günaha girmiş olur.
Bir hadîs-i şerîfte:
“Dilenmek, kulun en son kazancıdır.” 
 buyurulmuştur.
Bir fakir, istemekten de âciz bir halde bulunursa onun halini bilen herhangi bir müslüman için ona bizzat kendisi veya başka bir kimse vasıtası ile yemek yedirmesi, onun hayatını kurtarması îcabeder. Bu yapılmazsa bunu bilen müslümanlar günahta ortak olurlar.
Bir kimse yalandan fakir ve muhtaç olduğunu söyleyerek, sâlih, âlim veya şerîf görünerek insanlardan bir şeyler istese, aldığı şeyler kendisine haram olur.
Kapıya gelen dilenci azarlanıp kovulmamalı, bir şey verilmeyecekse “Allah seni de bizi de rızıklandırsın” deyip yumuşaklıkla gönderilmelidir.
Sadaka verilenden duâ, teşekkür ve övgü gibi bir karşılık beklememeli, mükâfâtı Allâh’dan ummalıdır. Bizzat kendi eliyle vermelidir. Sadakayı helâlinden vermelidir.
Zengin olduğu bilinmedikçe yahut eline geçeni günaha harcamadıkça insanlardan ısrarla sadaka isteyen ve eline geçeni israf eden kimseye sadaka vermekte bir beis yoktur. İhtiyâcını gidersin niyetiyle verildiğinden ecir kazanılır.
Sokaklarda Kur’ân okuyarak yahut tesbih ile dilenene vermek mekruhdur. Bu fiilini terk ettirmek için ona vermemelidir.

SAĞLIK: Çocuklarda Diş Temizliği


Bebeğin dişleri temiz bir tülbent veya gazlı bez ile silinmeli, 1-1.5 yaşından sonra da yumuşak bir diş fırçası kullanılmalıdır. Alışkanlık kazandırmak için çocukların eline 2 yaşından sonra diş fırçası verilebilir.

2.5 yaşından itibaren minicik bir parça diş macunu fırça üstüne konulabilir. Fakat macun katiyen yutulmamalıdır. Çocuklar diş fırçalamayı alışkanlık edip kendi başına yapabilene kadar ebeveyni tarafından takip edilmelidir. 
Hicrî:18 Recep 1434   •Fazilet Takvim


25 Mayıs 2013 Cumartesi

KULUM BANA ANCAK NAFİLELERLE YAKLAŞIR



Hadîs-i Kudsî, :
 “Kulum, farzları edâ etmekle benim azabımdan kurtulur. Kulum bana (benim rahmetime) ancak nâfilelerle yaklaşır.” 
(Hadîs-i Kudsî, İhyâu-Ulûmiddîn)
Hicrî:15 Recep 1434   •Fazilet Takvim

“KULUM BANA ANCAK NAFİLELERLE YAKLAŞIR”


İmâm-ı Rabbânî Hazretleri buyurdu ki:
“Teheccüd namazı da bu yolun zarûriyyâtındandır. Bir zaruret olmadıkça terk etmemeye gayret etmek lazımdır...
Gecenin sonunda uyanabilmek (o vakti ihya etmek) için, yatsı namazını kılıp faydasız şeylerle meşgul olmadan gecenin evvelinde hemen uyumak lazımdır.
Bu vakitte, istiğfar ve tevbe etmek, iltica ve tazarruda bulunmak, isyan ve günahlarını hatırlamak, noksanlarını, ayıplarını hatırlamak, âhiret azâbından ve ebedî azâbdan korkmak ganîmet bilinmelidir. Allâhü Teâlâ’dan af ve mağfiret istemeli ve yüz defa “Estağfirullâhe’l-azîm ellezî lâ ilâhe illâ hüve'l-hayyu’l-kayyûm ve etûbu ileyhi sübhânehû” kelimelerini kalben teveccüh ederek diliyle söylemelidir.
Bu istiğfarı ikindi namazını kıldıktan sonra da -abdestli veya abdestsiz- yüz defa aynı şekilde hiç ihmal etmeden söylemelidir. Hadîs-i şerîfte  “Amel defterinde çok istiğfâr bulunan kimseye müjdeler olsun!” buyrulmuştur.
Eğer kuşluk namazını kılmak mümkün olursa, bu çok büyük bir nimettir. İki rek’at bile olsa, devamlı olarak bunu kılmaya gayret etmelidir. Kuşluk namazı, teheccüd namazı gibi en fazla on iki rek’attir. Vaktin ve hâlin îcâbına göre kılınanı da ganîmettir.
Her farz namazdan sonra Âyetü’l-kürsî’yi okumağa gayret etmelidir. Hadîs-i şerîfte “Kim her farz namazdan sonra Âyetü'l-kürsî'yi okursa, cennete girmesine yalnız ölüm mâni olur.” buyrulmuştur.
Yine beş vakit farzdan sonra otuz üç kere ‘Sübhânellâh’, otuz üç kere ‘Elhamdülillâh’ ve otuz üç kere de ‘Allâhü Ekber’ deyip aded yüze tamam olması için de bir kere ‘Lâ ilâhe illallâhü vahdehû lâ şerîke leh, lehü'l-mülkü ve lehü’l-hamdü yuhyî ve yümît ve hüve alâ küll-i şey’in kadîr’ denilmelidir.
Yine her gün ve gece yüz defa “Sübhânallâhi ve bi-hamdihî” demeye devam etmelidir. Zira bunda çok büyük sevab vardır.” (Mektubât-ı İmâm-ı Rabbânî, 3/17)  
Hicrî:15 Recep 1434   •Fazilet Takvim