28 Kasım 2020 Cumartesi

İMAM EBÛ YÛSUF’DAN (RAH.)


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ :  سَيَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يُخَيَّرُ فِيهِ الرَّجُلُ بَيْنَ الْعَجْزِ وَالْفُجُورِ فَمَنْ أَدْرَكَ ذٰلِكَ الزَّمَانَ فَلْيَخْتَرِ الْعَجْزَ عَلَى الْفُجُورِ. (هب)

رسول الله  أفندمز  ( ﷺ )  بيوردولر  ، "  إنسانلر أؤزرينه أؤيله بر زمان كله جككى او زمانده بر كمسه ، عاجزلك و فاجرلك ( كوناح إشلمك ) آراسنده مخير براقلاجق . كيم او زمانه يتشيرسه عاجزليكى ، فاجرليك أؤزرينه ترجيه أتسين   . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: "İnsanlar üzerine öyle bir zaman gelecek ki o zamanda bir kimse, âcizlik ve fâcirlik (günah işlemek) arasında muhayyer bırakılacak. Kim o zamana yetişirse âcizliği, fâcirlik üzerine tercih etsin.”

(Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)

Hicrî:   13    Rebiulahir     1442    Fazilet Takvim

 

İMAM EBÛ YÛSUF’DAN (RAH.)

 

Ahmed bin Hanbel Hazretleri’nin oğlu Abdullah şöyle anlatıyor: “Ben babamdan, İmam Ebû Yûsuf’un (rah.) şöyle buyurduğunu işittim: ‘Halk içinde mahcup olmaktan çekinmeyen arsız kimse ile sohbet etmek, sohbet eden için âhirette mahcubiyete sebep olur.”

İmam Ebû Yûsuf (rah.) yine dedi ki:

‘Nimetlerin başı üç şeydir:

• Bütün nimetlerin, ancak kendisiyle tamam olduğu İslâm nimeti.

• Hayatın, ancak kendisiyle güzel olduğu âfiyet.

• Geçimin, sadece kendisiyle mümkün olduğu mal zenginliği.”

(Târîh-i Dımaşk)

 

BAĞDAT

 

Bağdat ismi, Farsça olup şehir îmâr edilirken orada bulunan bir bahçenin ismidir. Rivâyetler muhtelif olmakla beraber ‘adâlet bahçesi’ demek olan ‘bâğ-ı dâd’ kelimesinden müştaktır.

Irak’ta, Dicle Nehri’nin iki tarafında kurulmuştur. Yazları kuru ve sıcak, kışlar yumuşak ve serin geçer.

Bağdat, Abbâsî halîfelerinden Ebû Cafer el-Mansûr’un emriyle dört senede binâ olunmuş ve 762 târihinde bitirilip pâyitaht olmuştur. ‘Dâru’s-Selâm’ ve ‘Zevrâ’ diye de isimlendirilmiştir. Halîfe Hârun Reşîd devrinde büyük bir ilim, irfan ve kültür merkezi hâline gelmiştir.

Târihte pek çok kez yağmalanmış ve yıkılmıştır. Osmanlı sultanlarından Kânûnî Sultan Süleyman Hazretleri, şehri 1544 senesinde Acemlerden almıştır. Ancak Acemler yine geri aldıklarından 1638 senesinde Sultan Dördüncü Murad Hazretleri kırk gün muhâsara ile tekrar fethetmiştir.

Birinci Dünya Harbine kadar Osmanlıların elinde olan Bağdat, 1917’de İngiliz kuvvetlerince işgal edildi ve 1921’de kurulan bağımsız Irak Krallığının başşehri oldu.

Bağdat ve çevresinde İslâm’ın büyüklerinden pek çok zâtın mübârek kabirleri mevcuttur ve her biri bir ziyâretgâhdır. İmâm Mûsâ Kâzım, İmâm-ı Azam Ebû Hanîfe, İmâm Ahmed bin Hanbel, Cüneyd-i Bağdâdî, İmâm Şiblî, İmâm Seriyyü’s-Sekatî, İmâm Kerhî ve Abdulkâdir Geylânî (rahmetullâhi aleyhim ecmaîn) gibi zâtların kabr-i şerîfleri buradadır.

Hicrî:   13    Rebiulahir     1442    Fazilet Takvim

 

 

    SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

27 Kasım 2020 Cuma

ŞEFÂAT


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ :  يَشْفَعُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ثَلَاثَةٌ: اَلْأَنْبِيَاءُ ثُمَّ الْعُلَمَاءُ ثُمَّ الشُّهَدَاءُ. (هـ)

رسول الله  أفندمز  ( ﷺ )  بيوردولر  ، "  قيامت كونى أؤج صنف شفاعت أدر : بيغمبرلر ، صكره عالملر ، صكراده شهيدلر   . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: "Kıyâmet günü üç sınıf şefâat eder: Peygamberler, sonra âlimler, sonra da şehîdler.”

(Sünen-i İbn-i Mâce)

Hicrî:   12    Rebiulahir     1442    Fazilet Takvim

 

ŞEFÂAT

 

Şefâat, âhiret günü bir kısım günahkâr müminlerin affedilmeleri ve itâatli müminlerin de yüksek mertebelere ermeleri için Peygamber Efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) ve sâir büyük zâtların Allâhü Teâlâ’dan niyaz ve istirhamda bulunmalarıdır.

Âhirette bütün insanlara âit muhâkeme ve muhâsebenin bir an evvel yapılması için en büyük şefâatte bulunacak zât, Peygamber Efendimizdir (s.a.v.). Onun bu şefâatine “şefâat-i uzmâ” (en büyük şefâat) denir. Onun böylece sâhip olduğu yüksek makâma ve imtiyâza da “Makâm-ı Mahmûd” denir. Yarın mahşer âlemine gidileceği zaman herkesten evvel Peygamber Efendimizin (s.a.v.) mübarek kabri açılacak ve herkesten evvel mahşere vararak bütün peygamberleri ve resulleri, livâ-i saâdeti altında toplayacaktır. Şefâate lâyık olanlar hakkında ilk şefâatçi de kendisi olacaktır.

Resûl-i Ekrem (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz “Şefâatim, kıyâmet gününde haktır (muhakkak olacaktır). Buna inanmayanlar şefâatime nâil olamazlar.” buyurmuşlardır.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz son derece şefkatli, merhametli ve cömert olduğu için kıyâmet gününde bütün ehl-i îman için ve bilhassa kendi ümmeti için şefâatte bulunacaktır. Bunlardan bazılarının hiç cehenneme girmemeleri için, bazılarının da azablarının hafif olması veya cehennemden bir an evvel çıkması için Cenâb-ı Hak’tan af ve merhamet niyazında bulunacak ve bu niyazı kabul edilecektir. Peygamberimizin şefâat edeceğine inanmayanlar ise bu şefâate nâil olmayacaklardır.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Ey Enes! (Sadık) dostlarını çoğalt. Zîrâ (kıyâmet günü) sizin bazınız bazınıza şefâatçidir.” buyurmuşlardır.

İnsanın sadâkatli, fazîletli dostları kendisine dünyada yardım edebilecekleri gibi âhirette de şefâatte bulunabilirler. Artık o gibi sâlih zâtların dostluğunu kazanmak, büyük bir muvaffakiyet demektir.

Hicrî:   12    Rebiulahir     1442    Fazilet Takvim

 

 

26 Kasım 2020 Perşembe

ŞEREF İSLÂM İLEDİR


 

قَالَ اللهُ تَعَالَى:... إِيَّاكَ وَصَاحِبَ السُّوءِ فَإِنَّهُ قِطْعَةٌ مِنَ النَّارِ لَا يَنْفَعُكَ وُدُّهُ وَلَا يَفِى لَكَ بِعَهْدِهِ. (جامع الاحاديث)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئآلا )  :    "  كوتى آرقداشدان صاقين . جونكى او ، آتشدن بر بارجادر . اونون دوسطلوغى صنه فايده ورمز و او ، صنه ورديكى عهدنى يرينه كترمز  . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu (meâlen):  "Kötü arkadaştan sakın. Çünkü o, ateşten bir parçadır. Onun dostluğu sana fayda vermez ve o, sana verdiği ahdini yerine getirmez.”

(Suyûtî, Câmiu’l-Ehâdîs)

Hicrî:   11    Rebiulahir     1442    Fazilet Takvim

 

ŞEREF İSLÂM İLEDİR

 

Habbâb bin Eret’ten (r.a.) rivâyet olundu: Bir gün Kureyş’in ileri gelenlerinden Akra’ bin Hâbis ve Uyeyne bin Hısn geldiler. Peygamber Efendimizi (s.a.v.); Ammâr, Suheyb, Bilâl, Habbâb gibi müminlerin fakirleri ile otururken buldular. Bu fakirleri hakir gördüler ve Peygamberimize (s.a.v.): “Namlı Arap kabilelerinin temsilcileri sana geliyorlar. Onların bizi şu kölelerle otururken görmelerinden utanıyoruz, onları yanından uzaklaştırsan.” dediler.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Ben, müminleri yanımdan uzaklaştırmam.” deyince “Hiç değilse biz böyle eşraf ile geldiğimizde uzaklaştır, bizim için husûsî bir meclis olsun -ki Araplar şerefimizi anlasınlar-. Sonra dilersen yine onlarla oturursun” dediler ve bu hususu yazması için Peygamberimize ısrar ettiler. Bunun üzerine Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir sahife getirtti ve yazması için Hazret-i Ali’yi çağırdı. Biz, bu esnada bir köşede oturmaktaydık. Bu sırada Cebrâîl Aleyhisselâm gelerek: “Ve öyle Rablerinin cemâlini isteyerek sabah akşam ona duâ edenleri yanından kovayım deme, sana onların hesâbından bir şey yok, senin hesâbından da onlara bir şey yok ki bîçâreleri yanından uzaklaştırıp da zâlimlerden olacaksın...” meâlindeki En’âm Sûresi’nin 52. âyet-i kerîmesi nâzil oldu.

Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) kâğıdı kaldırdı, bizi yanına çağırdı, yaklaşınca ‘selâmün aleyküm’ diyerek bizi karşıladı. Ona iyice yaklaştık, hatta dizlerimizi mübârek dizlerine bitiştirdik.

Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) bizimle oturur, dilediği zaman da kalkıp yanımızdan ayrılırdı. Cenâb-ı Hak: “...O  kullarla beraber sabret ki sabah akşam (her vakit) Rablerine duâ eder, cemâlini isterler…” meâlindeki Kehf Sûresi’nin 28. âyet-i kerîmesini indirdi. Bundan sonra Peygamberimizle oturduğumuzda onun kalkacağı saat gelince biz kalkıp huzurundan ayrılır, onu yalnız bırakırdık. Yoksa biz kalkmadan, yanımızdan asla ayrılmazdı.

(Hilyetü’l-Evliyâ)

Hicrî:   11    Rebiulahir     1442    Fazilet Takvim

 

 

    SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"