26 Ağustos 2018 Pazar

AMASYA İKİNCİ BAYEZİD CAMİİ



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا صَلَّى فِي الْعَلَانِيَةِ فَأَحْسَنَ وَصَلَّى فِي السِّرِّ فَأَحْسَنَ قَالَ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ هَذَا عَبْدِي حَقًّا. (ه)
رسول الله  أفندمز  ( صلى الله عليه وسلم )  بويوردولر   :"  محقق قُولْ نمازنى هم عاشكاره قلديغى زمان و هم ده كزلى قلديغى زمان كوزل يابارسه ’ الله تعالى إشته شو بنم حقيقى قولوم در ."
Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Muhakkak kul namazını hem âşikâre kıldığı zaman ve hem de gizli kıldığı zaman güzel yaparsa, Allâhü Teâlâ ‘İşte şu benim hakîki kulumdur.’ buyurur.” 
(Sünen-i İbn-i Mâce)
Hicrî:   14  Zilhicce   1439  Fazilet Takvimi 

AMASYA İKİNCİ BAYEZİD CAMİİ

 
Amasya’da Sultan İkinci Bâyezid tarafından on altıncı yüzyıl sonlarında yaptırılan cami ve etrafındaki külliye, Yeşilırmak’ın kenarında inşa edilmiştir. Geniş bir sahayı kaplayan bina mahallinin ortasında cami, sağında medrese, solunda ise aşhâne-imâret ile müsâfirhâne bulunmaktadır. Cami, cümle kapısı üstünde ve iki yan duvarında bulunan üç parçalı inşa kitâbesine göre 891 yılının Receb ayında (Temmuz 1486) tamamlanmıştır. Cami ve külliyenin vakfiyesi 901 Cemâziyelevvel ortalarında (Ocak 1496) yazılmıştır.
Cami kapısının sağ ve sol kanatları, Osmanlı ahşap oyma işçiliğinin mükemmel bir misâli olup orta kısma kelime-i tevhîd ve Fâtır Sûresi’nin 34. ve 35. âyet-i kerîmeleri işlenmiştir. Yanlara ise Zümer Sûresi’nin 73. ve 74. âyet-i kerîmeleri işlenmiştir.
Caminin iki minaresi vardır. Sağ taraftaki minare kırmızı renkte kakmalarla zengin sûrette bezenmiştir. Başka bir minarede rastlanılmayan bu süslemelerde, uçlarında zambak motifleri bulunan zikzak çizgiler vardır.
Caminin mihrap ve minberi sade olmakla birlikte ahşap kapı ve pencere kanatları işçilik bakımından fevkalâde müzeyyen ve kalitelidir. Tezyin edilmiş bu pencerelerin kapaklarına ve alınlıklarına muhtelif âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler işlenmiştir. Bunlardan batı ve doğu duvarındakilerden birer pencerede “Doğrusu insanlar için vaz’olunan ilk ma’bed, elbette Mekke’deki o çok mübârek ve bütün âlemlere hidâyet olan beyttir.” meâlindeki Âl-i İmran Sûresi’nin 96. âyet-i kerîmesi yazılıdır. Mihrâbın sağındaki pencerelerden birinde Peygamber Efendimizin şu hadîs-i şerîfi vardır: “Dünya bir saat (kadar kısa)dır, onu da (Allâh’a) ibâdetle geçir.” Doğu duvarındaki pencerelerden ikisinde de şu hadîs-i şerîfler vardır “Kim Allah için bir mescit inşa ederse Cennet’e girer” ve “Cennet, cömertlerin yurdudur.”
Hicrî:   14  Zilhicce   1439  Fazilet Takvimi 


BU NASÎHAT SANA YETER



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: نِيَّةُ الْمُؤْمِنِ خَيْرٌ مِنْ عَمَلِهِ وَإِنَّ اللهَ لَيُعْطِى الْعَبْدَ عَلَى نِيَّتِهِ مَا يُعْطِيهِ عَلَى عَمَلِهِ. (جوامع )
رسول الله  أفندمز  ( صلى الله عليه وسلم )  بويوردولر   :"  مؤمنين نيتى عملن دن خيرلى در . و محقق الله تعالى قوله ’ يابديغى عمله قارشلق ورديكنى ألبتده نيتنه قارشلق ده ورير ."
Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Mü’minin niyeti amelinden hayırlıdır. Ve muhakkak Allâhü Teâlâ kula, yaptığı amele karşılık verdiğini elbette niyetine karşılık da verir.” 
(Suyûtî, Cem’u’l-Cevâmi’)
Hicrî:   13  Zilhicce   1439  Fazilet Takvimi 

BU NASÎHAT SANA YETER

 
Abdullah İbn-i Abbas (radıyallâhü anhümâ) buyurdu ki:
 “Resûlullah Efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) vefâtından sonra Hazret-i Ali’nin (kerremellâhü vecheh) bana yazmış olduğu mektubundan aldığım  nasîhat ve faydayı başka hiçbir şeyden alamadım. Bu mektup şöyledir:
“Besmele ve Allâhü Teâlâ’ya hamdettikten sonra derim ki:
İnsanı, dünyada elde edebileceği bir şeye kavuşmak sevindirir, elde edemeyeceğini bildiği şeyleri elinden kaçırması ise üzer. O halde dünya nimetlerinden nâil olduğun bir şey için fazla sevinme, kaçırdığın şeyler için de fazla üzülme. Sakın amelsiz âhiret sevabı ümit edenlerden ve uzun yaşama ümidiyle tevbeyi sonraya bırakanlardan olma. Bu nasîhat sana yeter. Vesselam.” (Edebü’d-Dünyâ ve’d-Dîn)
 
GECE İNSANLAR ÜÇ KISIMDIR
 
Ashâb-ı Kirâm’dan Târık bin Şihâb (radıyallâhü anh) anlatıyor:
Selmân-ı Fârisî (radıyallâhü anh) buyurdular ki:
“Gece vaktinde insanlar üç kısımdır.
Gece kendilerinin lehine olanlar, ne lehine ne de aleyhine olanlar ve kendilerinin aleyhine olanlar.”
Ben, ‘Bu nasıl olur?’ dedim. Şöyle anlattı:
“Gece lehine olanlar, insanlar uyurken gecenin karanlığında abdest alıp namaz kılanlardır.
Gece aleyhine olanlar, insanların o vakitte uykuda olmasını ve gecenin karanlığını fırsat bilip Allâhü Teâlâ’ya isyanda bulunanlardır.
Gece ne lehine ne de aleyhine olanlar ise sabah namazı vaktine kadar uyuyanlardır.” 
(Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye)
Hicrî:   13  Zilhicce   1439  Fazilet Takvimi 



KADER- KAZÂ- RIZIK- TEVEKKÜL



قَالَ اللهُ تَعَالَى: وَمَا مِنْ دَابَّةٍ فِي الْأَرْضِ إِلَّا عَلَى اللهِ رِزْقُهَا. (سورة الهود، ٦ )
الله تعالى شويله بويوردى  ( مآلاً )   : " و يريوزونده يوروين حياط صاحبنين تامامنين رزقى آنجق الله تعالى اؤزرينه در ."
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu (meâlen): “Ve yeryüzünde yürüyen hayat sahibinin tamamının rızkı ancak Allâhü Teâlâ üzerinedir…” (Hûd Sûresi, âyet 6)
Hicrî:   12  Zilhicce   1439  Fazilet Takvimi 

KADER- KAZÂ- RIZIK- TEVEKKÜL

 
Kader: Kader, ilâhî programdır; ezelden ebede kadar hayır ve şer -iyi kötü- meydana gelecek bütün hâdiseler hakkında Cenâb-ı Hakk’ın kendi ilmi îcâbı bilip irâde ve takdir buyurmasıdır.
Kazâ: Kazâ, Cenâb-ı Hakk’ın ezelde takdir buyurduğu hâdiselerin, zamanı gelince ilim ve irâdesine uygun olarak meydana gelmesidir. Meselâ; herhangi bir insanın falan günde dünyaya gelmesini Allâhü Teâlâ’nın ezelde dilemiş ve takdir etmiş olması bir kaderdir. O insanın takdir edilmiş günde yaratılması bir kazâdır.
Rızık: Rızık, Allâhü Teâlâ’nın, hayat sahiplerine gıdalanmaları için verdiği ve onların da yediği şeylerdir. Lâkin insan öz irâdesi ile rızkını helâl veya haram yollardan kendisi seçer ve Allâhü Teâlâ da o yoldan verir. İşte bunun için, rızkını helâlden talep etmeyip haram yiyenler irâde ve ihtiyarlarını kötüye kullandıklarından mes’uldürler. Rızka değil, Rezzâk’a, yani rızkı verene bağlanmak lazımdır. Her canlının rızkını veren Rezzâk-ı Âlem olan Hz. Allâh’dır. Ona inanmak, ondan istemek gerekir. Zîrâ onun hazinesi büyüktür, sonsuzdur. Ona hakîki bir imanla bağlananlar sıkıntı çekmezler. Fakat Rezzâk olan Allâhü Teâlâ’yı unutup da rızka bağlı kalanlar çok sıkıntı çekerler ve hüsrandan kurtulamazlar.
Tevekkül: Tevekkül, maksada erişmek için, maddî ve mânevî sebeplerin hepsini yerine getirdikten sonra, neticesini Allâhü Teâlâ’dan beklemektir. Kişi şayet beklediğine ulaşamazsa, üzülmemeli; “Hakkımda belki bu daha hayırlıdır” diyerek, kaderine râzı olmalıdır. Çünkü Kur’ân-ı Kerîm’de Cenâb-ı Hak “…Siz bir şeyi seversiniz, onun için çalışır ve onu elde etmek istersiniz, fakat bilmezsiniz ki, onun sonunda sizin için şer vardır. Yine siz bir şeyi sevmezsiniz, hoşunuza gitmez ve istemezsiniz, fakat bilmezsiniz ki, sizin için onun sonunda hayır vardır.” (Bakara Sûresi, âyet 216) buyuruyor. 
(Muhtasar İlmihal, Fazilet Neşriyat)
 
Açılır bahtımız bir gün hemen battıkça batmaz ya,
Sebepler halk eder Hâlık, kerem bâbın kapatmaz ya.
Benim Hakk’a münâcâtım değildir rızk için hâşâ,
Hudâ Rezzâk-ı âlemdir, rızıksız kul yaratmaz ya.
                                                   Erzurumlu İbrâhim Hakkı (k.s.)
Hicrî:   12  Zilhicce   1439  Fazilet Takvimi