26 Haziran 2018 Salı

MÜ’MİN KORKU VE ÜMÎD ARASINDA OLMALIDIR



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: السَّعَادَةُ كُلُّ السَّعَادَةِ طُولُ الْعُمُرِ فِي طَاعَةِ اللهِ عَزَّ وَجَلَّ. (فيض)
رسول الله  أفندمز ( صلى الله عليه وسلم  )  بويوردولر   :"   عُمْرُنُ تمامنى الله تعالى يه إطاعت إيله كجرمك تام بر سعادت در ."
Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Ömrün tamamını Allâhü Teâlâ’ya itâat ile geçirmek tam bir saâdettir.” 
(Feyzu’l-Kadîr)
Hicrî:   12  Şevval  1439  Fazilet Takvimi 

MÜ’MİN KORKU VE ÜMÎD ARASINDA OLMALIDIR

 
A‘râf Sûresi’nin 99. âyetinde -meâlen-: “Ya onlar Allâhü Teâlâ’nın mekrinden (azâbından) emîn mi oldular? Fakat küfrederek kendilerine yazık eden kavimlerden başkası Allâh’ın mekrinden emîn olmaz.” buyurulmuştur.
Mekrullâh, Allâhü Teâlâ’nın bir kula geçici olarak bir zaman için nîmet verip de bilâhare onu hatır ve hayâline gelmez taraftan ansızın yakalamasından kinâyedir.
Mü’min korku ve ümîd arasında olmalıdır. Yani âlimler ve sâlihler gibi güzel ameller işlese dahi bu hâline aldanmamalı, son nefesinden korkmalı, nice günahları da olsa Allâh’ın rahmetinden ümîdini kesmemelidir. Zîrâ îtibar sonadır.
Akâid kitaplarında şöyle yazılıdır: “Allâhü Teâlâ’nın rahmetinden yeis (ümitsizlik) küfürdür. Allâhü Teâlâ’nın azâbından emîn olmak da küfürdür.”
Evliyâullah ve hakîkî âlimler, Allah’tan en çok korkanlardır. Fâtır Sûresi’nin 28. âyetinde -meâlen- “...Allah’tan hakkı ile ancak âlimler korkar...”  buyurulmuştur. Peygamberimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) de: “Ben sizin Allah’tan en çok korkanınızım” buyurmuşlardır.
Tâbiîn’in en büyük âlimlerinden Hasan-ı Basrî Hazretlerinin yanında şu hadîs-i şerîfi okudular: “Cehennemden en son çıkacak adamın adı Henâd’dır, bin sene azâb olunduktan sonra ‘Yâ Hannân Yâ Mennân’ diye ilticâ eder de cehennemden çıkar.” (Müsned-i Ahmed)
Hasan-ı Basrî ağladı ve: “Ne olaydı, Henâd ben olaydım.” dedi. Orada bulunanların hayret ettiğini görünce: “Ne şaşırıyorsunuz, değil mi ki o ebedî cehennemde kalmayacak, netîcede çıkacak.” dedi. (el-Mukaddimetü’s-Sâlime fî-havfi’l-hâtime; Molla Aliyyü’l-Kârî)
Şu duâyı sabah namazının sünneti ile farzının arasında okumaya devam eden kimseye son nefesinde îmânla gitmek nasîb olur:
“Yâ Hayyü Yâ Kayyûmü Yâ Zelcelâli ve’l-ikrâm, es’elüke en-tuhyiye kalbî bi-nûri ma‘rifetike ebeden yâ Allâhü, yâ Allâhü, yâ Allâhü, yâ bedî‘a’s-semâvâti ve’l-arz.” 
(Muhtasar İlmihâl, Fazilet Neşriyat)
Hicrî:   12  Şevval  1439  Fazilet Takvimi 


25 Haziran 2018 Pazartesi

DİN DÖRT ŞEYDİR



قَالَ النَّبِىُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: ‏لَا يُؤْمِنُ ‏ أَحَدُكُمْ حَتَّى يُحِبَّ لِأَخِيهِ مَا يُحِبُّ لِنَفْسِهِ. (ق)‏
رسول الله  أفندمز ( صلى الله عليه وسلم  )  بويوردولر   :"    برينز ، كندسى إيجن سوديكى شىء ، دين قردشى إيجن ده سومدكجه ، كامل مؤمن اولاماز  ."
Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Biriniz, kendisi için sevdiği şeyi, din kardeşi için de sevmedikçe, kâmil mü’min olamaz.” 
(Müttefekun aleyh; Sahîh-i Buhârî ve Müslim)
Hicrî:   11  Şevval  1439  Fazilet Takvimi 

DİN DÖRT ŞEYDİR

Meşhûr Hadîs ve Şâfiî fıkıh âlimi İmâm Nevevî (rah.) şöyle demiştir:
“Din, dört şeyden ibârettir:
1-Sahîh îtikâd: Allâhü Teâlâ’nın sıfâtlarını bilmek, Ehl-i sünnet ve’l-cemâat îtikâdına sahip olmak.
2-İbâdetlerde ihlâslı olmak.
3-Ahde vefâ: Allâhü Teâlâ’nın emirlerine uymak, farzları emrolunduğu üzere ve âdâbına riâyet ederek edâ etmek.
4-Allâhü Teâlâ’nın haram kıldıklarını terketmek.”
Nitekim -meâlen- “…Ve peygamber size her ne emir verirse tutun, nehyettiğinden de sakının…” (Haşr Sûresi, âyet 7) buyurulmuştur.
Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurmuşlardır ki:
“Sizler öyle bir zamanda yaşıyorsunuz ki biriniz -iyiliği emredip kötülükten sakındırmak husûsunda- kendisine emrolunanların onda birini bile terketse helâk olur. Sonra öyle bir zaman gelecek ki o zamanda kişi kendisine emrolunanın onda birini yapsa kurtulacaktır.” (Sünen-i Tirmizî)
Sahâbe-i Kirâm zamanında emrolunanın onda birini bile terkeden helâk olurdu. Zîrâ İslâm o zaman azîz, küfür ise zelîl idi. Dînin yardımcıları çok idi. Sonra İslâm’ın zayıf devirleri gelecek, o vakit onda birini yapan kurtulacak.
Yine Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurmuşlardır ki: “Öyle bir zaman gelecek ki o zamanda amel işleyene elli kişinin ecri verilecek.” Ashâb-ı Kirâm: “O zamanda yaşayan insanlardan mı yoksa bizden mi elli kişinin sevâbını alacaklar?” diye sordular, “Sizden” buyurdular. (S. Ebû Dâvûd) (Fezâilü Şehri Ramazan, Üchûrî)
SEFERÎNİN (MÜSÂFİRİN) KAZÂYA KALAN NAMAZI
Seferî iken kazâya kalan dört rek’atli bir namaz, mesela öğle namazı, mukîm iken iki rek’at olarak kazâ edilir. Çünkü bu namaz o kimse hakkında iki rekât olarak takarrur etmiştir.
Mukîm iken kazâya kalan dört rek’atli bir namaz da sefer hâlinde kazâ edilecek olursa dört rek’at olarak kazâ edilir. 
(Dürer)
Hicrî:   11  Şevval  1439  Fazilet Takvimi 


24 Haziran 2018 Pazar

HER KUL KENDİ GÜNÂHINDAN MES’ÛLDÜR




قَالَ اللهُ تَعَالَى: وَمَنْ يَكْسِبْ إِثْمًا فَإِنَّمَا يَكْسِبُهُ عَلَى نَفْسِهِ وَكَانَ اللهُ عَلِيمًا حَكِيمًا (سورة النساء، ۱۱۱  )
الله تعالى شويله بويوردى ( مئآلا )   ."    و هر كيم بر كوناح قازانرسه اونى آنجق كندى نفسى عليهنه قازانمش اولور . الله تعالى إيسه عليم در حكيم در ."

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu (meâlen): “Ve her kim bir günah kazanırsa onu ancak kendi nefsi aleyhine kazanmış olur. Allâhü Teâlâ ise Alîm’dir, Hakîm’dir.” 
(Nisâ Sûresi, âyet 111)
Hicrî:   10  Şevval  1439  Fazilet Takvimi 

HER KUL KENDİ GÜNÂHINDAN MES’ÛLDÜR


En’am Sûresi’nin 164. âyet-i kerîmesinde buyuruluyor ki (meâlen): “…Ve herkesin kazanacağı günah kendi aleyhinedir. Ve hiçbir günahkâr nefis, başkasının günâhını yüklenmez…”
İkrime (radıyallâhü anh)’dan rivâyet olunduğuna göre, kıyâmet günü bir baba evladına gelir ve ‘Ey yavrucuğum, ben dünyada iken senin babandım. Senin hasenâtından çok az bir kısmına ihtiyacım var. Ümit ederim ki vereceğin az bir hasenât ile kurtulurum’ der. Oğlu ise ‘Senin korkmuş olduğun şeyden ben de korkmaktayım. Sana hasenâtımdan vermeye imkânım yok’ diyerek babasını reddeder.
Sonra o kul hanımına gelir. Ona hayırla duâ ettikten sonra ‘Ey falan kadın, ben dünyada iken senin kocandım. Bana hasenâtından az bir miktarını hibe etmeni istiyorum. Ümit ederim ki vereceğin az bir hasenât ile kurtulurum.’ der.
Hanımı da ‘Buna benim gücüm yok. Çünkü senin korkmakta olduğundan ben de korkmaktayım.’ diye reddeder.
Sonra Allâhü Teâlâ (meâlen) “Yükü ağır basan (çok ağır bir yük altında bulunan günahkâr bir nefis) yükünün (başkası tarafından alınıp) yüklenilivermesine çağırsa, ondan hiçbir şey yüklenilmez. İsterse o çağrılan yakın akraba olsun.” (Fâtır Sûresi, âyet 18) buyurmuşlardır.
Binâenaleyh Allâhü Teâlâ’nın emâneti gibi göklerin ve yerin çekemediği ağır bir yükü yüklenmiş olan insan, bir de o emânete hiyânet ederek ve başkalarını doğru yoldan çıkararak ‘sen yap da günâhı benim boynuma olsun’ demek gibi başkalarının günahlarını da boynuna almaya kalkışmamalıdır. Yine böylelerine uyarak günâhı varsa falanın boynuna, diyerek kendini ateşe atmamalıdır. 
(Tefsîr-i Rûhu’l-Beyân; Elmalılı, Hak Dîni Kur’an Dili, Fazilet Neşriyat)
Hicrî:   10  Şevval  1439  Fazilet Takvimi