29 Ocak 2018 Pazartesi

SULTAN MURAD HUDÂVENDİGÂR’IN İSTİŞÂRESİ




قَالَ اللهُ تَعَالَى: وَالَّذِينَ اسْتَجَابُوا لِرَبِّهِمْ وَأَقَامُوا الصَّلَاةَ وَأَمْرُهُمْ شُورٰى بَيْنَهُمْ وَمِمَّا رَزَقْنَاهُمْ يُنفِقُونَ. (سورة الشورى، ٣۸)
الله تعالى شويله بيوردى  ( مئآلاً  : "... و اونلركى رهبرى إيجن ( بيغمبر طرافندان يابلان ) دعوته إجابت أتمكده و نامازى دوسدوغرى قلمقته درلر و اونلريك إشلرى آرالرنده مشاوره ايله در . و كنديلرينه ورديكمز رزقلاردان إنفاق ده أدرلر ."
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu (meâlen): “Ve onlar ki, Rableri için (Peygamber tarafından yapılan) dâvete icâbet etmekte ve namazı dosdoğru kılmaktadırlar ve onların işleri aralarında müşâvere iledir. Ve kendilerine verdiğimiz rızıklardan infak da ederler.” 
(Şûrâ Sûresi, âyet 38)
Hicrî:   10 Cemaziyelevvel  1439  Fazilet Takvimi 

SULTAN MURAD HUDÂVENDİGÂR’IN İSTİŞÂRESİ

Üçüncü Osmanlı padişahı Sultan Murad Hudâvendigâr (1362-1389) Birinci Kosova Savaşı’nda (1389) devlet erkânını toplayarak savaş hakkında onlarla müşâverede bulunur:
Önce Evrenos Gâzî’ye hitap ederek, “Evrenos! Bu kâfirlerle buluşup, nasıl bir savaş etmek gerek? Bu işin kolayı ne şekilde olur?” dedi. Evrenos Gâzî duâ edip, yer öperek, “Ey Hudâvendigâr! Ben âciz bir kulum. Benim ne fikrim ve ne re’yim olur? Süleyman Aleyhisselâm’ın yanında karıncanın ne hükmü (değeri) var ki, söz söylesin. Savaş hâlini bilmek ve düşman ordusunu yenmek, Sultanım’ın işidir” diye cevap verdi. Bütün beyler de onu desteklediler.
Sultan Murad Gâzî: “Beyler! Gerçi Allâh’ın yardımı ile çok savaş ettim ve çok ordu mağlup ettim. Ama onlar bu savaş gibi değildi. ‘Danışmak’ (müşâvere etmek), Peygamber Efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) sünnetidir.
Fikirleri bir araya getirip görüş birliği yapmak vâciptir” dedikten sonra Evrenos’a dönerek, “Nice zamandır, seni buralarda tuttum. Bunların vaziyetlerini tecrübe edip öğrendin. Senin fikrin diğerleri gibi değildir” dedi. Bunun üzerine Evrenos Gâzî duâ ederek, “Bu âciz kuluna şöyle hoş gelir: Hak Teâlâ’ya tevekkül edip, erkenden varıp yerin iyisini alalım, düşman sonra gelsin. Acele etmeyelim, savaşa önce düşman başlasın. Çünkü kâfir toplanıp çoğalırsa, demirden bir hisar olur, ona karşı zafer kazanmak kolay olmaz. Ama savaşa girişip, birbirinden ayrılırsa onunla savaşmak çok kolaydır; bendelerinin bildiği bu kadardır. Geri kalanını sultanım daha iyi bilir” dedi.
Evrenos Gâzî’nin bu sözleri üzerine Sultan Murad Gâzî Han, “Allah seni mübârek kılsın” deyip, “Benim de fikrim bu şekildedir” diye karşılık verdi. Sonra oğlu Bayezid’e bakarak, “Ey babasının canı! Senin bu hususta fikrin nedir?” dedi. Bayezid de, “Söz sultanımın gönlündeki ve Evrenos Bey’in söylediği gibidir” dedi. Sultan Murad Han, ondan sonra Vezir Ali Paşa’ya dönerek, “Sen ne dersin?” dedi. Ali Paşa da, “Benim de fikrim aynıdır” diye cevap verdi. Kısaca, bütün görüşler ve fikirler, Gâzî Evrenos’un dediğine vardı. Bu şekilde meşveret neticesinde düşman mağlub edilerek zafer kazanıldı.
(Neşrî, Cihânnümâ)
Hicrî:   10 Cemaziyelevvel  1439  Fazilet Takvimi 


BÜTÜN İLİMLERİN TOPLANDIĞI BİR HADÎS-İ ŞERÎF



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: فَاعْمَلْ عَمَلَ امْرِئٍ يَظُنُّ أَنَّهُ لَنْ يَمُوتَ أَبَدًا، وَاحْذَرْ حَذَرًا يَخْشَى أَنْ يَمُوتَ غَدًا‏. (هب)‏
رسول الله أفندمز محمد مصطفى ( صلى الله عليه وسلم ) بيوردولر   ."   هيج اؤلميه جكنى ظن أدن كمسه كبى ( دنيا إيجن ) جالش ،  يارين اؤله جكندن قورقان كمسه كبى ده ( دنيادان ) سَقِنْ ( آخرتيك إيجن جالش ) ."  
Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “…Hiç ölmeyeceğini zanneden kimse gibi (dünya için) çalış. Yarın öleceğinden korkan kimse gibi de (dünyadan) sakın (âhiretin için çalış).” 
(Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)
Hicrî:   09 Cemaziyelevvel  1439  Fazilet Takvimi  
 

BÜTÜN İLİMLERİN TOPLANDIĞI BİR HADÎS-İ ŞERÎF

 
Âlim ve velî bir zat olan Ebûbekir eş-Şiblî (rahimehullah) dörtyüz âlime hizmet edip onlardan ilim öğrendikten sonra şöyle dedi: Dört bin hadîs-i şerîf okudum, öğrendim. Sonra bunların arasından birini seçtim ve onunla amel ettim.
Düşündüm de kurtuluşumun bu hadîs-i şerîfte olduğunu anladım. Eski ve yeni; geçmiş ve gelecek bütün ilimler bu hadîs-i şerîfte toplanmıştır. Bu hadîs-i şerîf şudur:
“Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz, ashâbına şöyle buyurdular:
Dünyan için orada kalacağın kadar çalış.
Âhiretin için de orada kalacağın kadar çalış.
Allah için, ona ihtiyacın kadar amel et.
Cehennem ateşi için de ona dayanabileceğin kadar günah işle.”
Akıllı kimse Allâhü Teâlâ’yı zikretmeyi ve ona ibâdet ve itâati, kendisi için gıda gibi görmelidir. Bu da ancak kalbini mâsivâdan; Allah’tan başka her şeyden temizlemek, kalbi mutmain oluncaya kadar zikrullah ile nurlandırmak, her bir âzâsını yaratıldığı iş için kullanıp başka şeylerden muhâfaza etmekle mümkün olur. Bir kimse ömrünün bir ânını yaratılış gayesinin dışında geçirse kıyâmet gününde uzun müddet pişmanlık çeker.
Hadîs-i şerîfte “Ehl-i cennet hiçbir şeye pişman olmaz. Ancak Allâhü Teâlâ’yı zikretmeden geçirdiği zamana pişman olur.” buyurulmuştur. Yani muhakkak dünya bir saattir. Kıyâmet gününde pişman olmamak için onu ibâdet ve itâatle geçir, demektir.
Enes bin Mâlik’den (radıyallâhü anh) rivâyet olunan hadîs-i şerîfte Resûlüllah (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimiz şöyle buyurmuşlardır: “Her insanın üç dostu vardır. Birisi ‘Harcadığın senindir, harcamayıp tuttuğun senin değildir.’ der. Bu insanın malıdır. Diğeri ‘Ben seninle beraberim. Sultanın kapısına geldiğin zaman (yani kabirde) seni bırakır dönerim.’ der. Bu da âilesi ve akrabasıdır. Bir diğeri de ‘Sen (kabre) girdiğinde de çıktığında da seni yalnız bırakmam.’ der. Bu da sâlih amelidir.” (Hâdimî, el-Berîka)
Hicrî:   09 Cemaziyelevvel  1439  Fazilet Takvimi


HER ŞEY ALLÂHÜ TEÂLÂ’YI TESBİH EDER



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: صَوْتُ الدِّيكِ صَلَاتُهُ ، وَضَرْبُهُ بِجَنَاحَيْهِ سُجُودُهُ وَرُكُوعُهُ. (الدر المنثور)
رسول الله أفندمز محمد مصطفى ( صلى الله عليه وسلم ) بيوردولر   ."   حوروزون اؤتمسى نامازى ، قاناتلرينى جربماسى ده سجده و ركوعى ( كبى در ) ."
Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Horozun ötmesi namazı, kanatlarını çırpması da secde ve rükû’u (gibi)dir.” 
(Suyûtî, ed-Dürru’l-Mensûr)
Hicrî:   08 Cemaziyelevvel  1439  Fazilet Takvimi 

HER ŞEY ALLÂHÜ TEÂLÂ’YI TESBİH EDER

 
Her şey Allâhü Teâlâ’yı tesbih ve zikreder. İsrâ Sûresi’nin 44. âyet-i kerîmesinde -meâlen-: “Hiçbir şey yoktur ki, onu hamd ile tesbîh etmesin! Lâkin siz onların tesbîhini anlamazsınız!” buyurulmuştur. Tefsir âlimleri demişlerdir ki: “Tesbih ederler’ yani lisân-ı halleriyle Allâhü Teâlâ’yı şânına yakışmayan şeylerden tenzîh ederler, verdiği nîmetlerden dolayı Allâh’a hamd ederler. Çünkü her şey onun varlığına, mutlak kudretine ve hudutsuz hikmetine işâret eder.”
Evliyâullah demiştir ki: “Her şey fasîh; gâyet anlaşılır bir dille Allâh’ı tesbih eder ve bu zikirleri Allâmü’l-guyûb olan Allâh’ın izniyle, kalp kulakları açık olanlar işitirler.
Bir gün Hz. Ebûbekir’e (r.a.), avlanmış, kanatları tam ve sağlam bir karga getirildi. Elinde çevirdikten sonra “Avlanılan her hayvan, kesilen her ağaç (Allâh’ı) tesbihi terk ettiğinden dolayı ölür.” dedi.
Ebû Zerri’l-Gıfârî (radıyallâhü anh) anlattı: Muhakkak ben Resûlullah (sallallâhü aleyhi ve sellem) ile birlikte oturduğumuz bir halkada şuna şâhit oldum: Resûl-i Ekrem (sallallâhü aleyhi ve sellem) Efendimizin elindeki çakıl taşları Allâh’ı zikretti, bu tesbihi halkada oturanların tamamı işittiler... Sonra Peygamberimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) taşları Hz. Ebûbekir’e (radıyallâhü anh) verdi, onun elinde de zikretti, halkadakilerin tamamı bunu işittiler. Sonra Hz. Ömer’e (radıyallâhü anh) verdi, onun elinde de tesbîh etti, halkadakilerin tamamı tesbîhi işittiler. Sonra Hz. Osman bin Affân’a (radıyallâhü anh) verdi, onun elinde de tesbîh etti. Sonra bize verdi, hiç birimizin elinde sesi işitilmedi. 
(Taberânî, Evsat)
Peygamber Efendimizin asâsı elinde tesbih ediyordu, yanında bulunanlar buna hayret ettiler. Bunun üzerine İsrâ Sûresi’nin (meâli yukarıda geçen) âyet-i kerîmesi nâzil oldu.
Muhyiddîn İbn-i A’rabî Hazretleri demiştir ki: “Nebât (bitki) ve cemâd (cansız) denilen mahlukâtın bize göre ruhları vardır. Fakat keşif ehlinden olan evliyâdan başkasına gizlidir. Bunların tamamı keşif ehline göre konuşan varlıklardandır. Evliyâullahtan bu hususta birçok haberler gelmiştir. Biz dahi Mevlâ’yı zikreden taşlar gördük, zikirlerini kulaklarımızla işittik…” 
(Hulâsatü’l-Ahbâr, Aziz Mahmûd Hüdâî k.s.)
Hicrî:   08 Cemaziyelevvel  1439  Fazilet Takvimi 


EHL-İ BEYT’İN CÖMERTLİĞİ



قَالَ اللهُ تَعَالَى: وَيُطْعِمُونَ الطَّعَامَ عَلَى حُبِّهِ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا (سورة انسان ، ۸)
الله تعالى شويله بيوردى  ( مئآلاً  : "... و اونلر ( إحتياجلرينه راغمن ) مسكينه ، يتيمه و أسيره سوه سوه يمك يديريرلر ."
: Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu: “Ve onlar (ihtiyaçlarına rağmen) miskine, yetime ve esire seve seve yemek yedirirler.” 
(İnsan Sûresi, âyet 8)
Hicrî:   07 Cemaziyelevvel  1439  Fazilet Takvimi 

EHL-İ BEYT’İN CÖMERTLİĞİ

 
Resûlullah Efendimizin (sallallâhü aleyhi ve sellem) torunları Hazret-i Hasan ve Hazret-i Hüseyin (radıyallâhü anhümâ) hastalanmışlardı. Fahr-i Âlem (sallallâhü aleyhi ve sellem) Hazretleri, Sahâbe-i Kirâm ile onları ziyâret ettiler.
Hazret-i Ali ve Hazret-i Fâtıma’ya hitâben: “Bu ciğerparelerinize bir nezir eyleyin” buyurdular. Onlar da Fıdda adlı cariyeleri ile birlikte: “Hak Sübhânehu ve Teâlâ Hazretleri bu ikisine sıhhat verirse üçer gün oruç bize nezrolsun” dediler.
O iki cennet reyhanları şifâ bulduğunda, yiyecek bir şeyleri olmadığından, Hazret-i Ali (kerramallâhü vecheh) varıp bir Yahûdî’den üç ölçek arpa borç aldı ve üçü de nezr orucuna niyet ettiler.
Hazret-i Fâtıma bu üç ölçek arpanın bir ölçeğini öğütüp, bundan beş çörek yapıp pişirdi. İftar zamanı geldiğinde her birinin önüne birer çörek koydu. İftar etmeyi bekliyorlardı ki, bir miskîn gelip: “Ey Resûlullâh’ın ehl-i beyti! Ben hiç malı olmayan bir Müslümanım. Bana yiyecek verin ki Allâhü Teâlâ da sizi cennet nîmetleriyle doyursun.” dedi.
Bunun üzerine, ellerindeki çörekleri ona sadaka edip kendileri su ile iftar ettiler. Ertesi gün yine oruç tuttular. Hazret-i Fâtıma (radıyallâhü anhâ) bir ölçek arpa daha öğütüp yine beş çörek pişirdi. İftar vaktinde önlerine alıp iftar etmek istediklerinde bir yetîm gelip yiyecek istedi. Beşi de o yetimi sevindirip çörekleri ona vererek kendileri su ile iftar edip uyudular. Ertesi günü yine oruç tuttular. Ve o bir ölçek arpayı da beş çörek edip yine önlerine koydular. İftar edecekleri vakit bir esîr gelip, üç gündür açım; beni bağlayıp yiyecek vermediler. Allah için bana merhamet edin, dediğinde beşi de çörekleri ona verip yine su ile iftar ettiler.
Bunun üzerine Hazret-i Cebrâil Aleyhisselâm gelip:
“Yâ Muhammed! Hak Sübhânehû ve Teâlâ Hazretleri mübârek etsin. Ehl-i Beyt’in hakkında âyet-i kerîme gönderdi” diyerek  “Ve onlar (ihtiyaçlarına rağmen) miskîne, yetîme, esîre seve seve yemek yedirirler” meâlindeki İnsan Sûresi’nin 8. âyet-i kerîmesini okudu.
 (M. Çehar-ı Yâr-i Güzîn; Tefsîr-i Beyzâvî)
Hicrî:   07 Cemaziyelevvel  1439  Fazilet Takvimi