11 Ağustos 2017 Cuma

YEMEKTEN ÖNCE VE SONRA ELLERİ YIKAMAK SÜNNETTİR



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اَلْوُضُوءُ قَبْلَ الطَّعَامِ وَبَعْدَهُ يَنْفِي الْفَقْرَ وَهُوَ مِنْ سُنَنِ الْمُرْسَلِينَ. (الجامع الصغير)
رسول الله أفندمز محمد مصطفى ( صلى الله عليه وسلم ) بيوردولر ."      يمكدن اؤنجه و صونره أللرى يقامق فقيرليكى كيدرير و بو بيغمبرلرين سنتلرندن در ."
Resûlullah Efendimiz Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak fakirliği giderir ve bu, peygamberlerin sünnetlerindendir.” 
(Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)
Hicrî:   19  Zilkâde  1438  Fazilet Takvimi 

YEMEKTEN ÖNCE VE SONRA ELLERİ YIKAMAK SÜNNETTİR


Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak sünnettir. Tek eli veya parmakları yıkamak kâfi değildir.
Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) elleri yıkamakla alakalı hadîs-i şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:
•    “Yemekten önce elleri yıkamak fakirliği giderir, sonra yıkamak ise delilikten (cin tasallutundan) korur.”
•    “Yemekten önce elleri yıkamak bir sevaptır. Sonra yıkamak ise iki sevaptır.”
•    “Yemekten önce ve sonra elleri yıkamak yemeğin bereketine vesiledir.”
Önce yıkamadaki bereket faydasının çok olması, sonra yıkamadaki bereket ise elindeki kir ve kokunun temizlenip gelecek zararı def etmesidir.
Elleri yıkadıktan sonra yenilen yemek daha faydalı ve sağlıklıdır. Zira bir iş yapılırken eller kirlenir. Yıkamak ise temizlik için daha uygundur.
Yemekten sonra eller yıkanır, ağız da çalkalanıp ağızdaki ufantılar yutulur. Ağzı çalkalamak da misvak gibi bir nevi temizliktir. Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) bir gün süt içti sonra ağzını çalkaladı ve “Muhakkak süt yağlıdır.” buyurdular.
Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular ki:
“Kim elinde yemeğin yağı, kiri ve kokusu olduğu halde yıkamadan uyur ve başına bir zarar gelirse başkasını suçlamasın; başkasına kusur ve kabahat bulmasın.”
Hicrî:   19  Zilkâde  1438  Fazilet Takvimi 


10 Ağustos 2017 Perşembe

AHDE VEFÂNIN MÜKÂFÂTI



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِطَّلَعْتُ فِي الْجَنَّةِ فَرَأَيْتُ أَكْثَرَ أَهْلِهَا الْفُقَرَاءَ. (ت)
رسول الله أفندمز محمد مصطفى ( صلى الله عليه وسلم ) بيوردولر ."      بن ( معراج كجه سنده ) جنته باقتم ده جنت أهلنين جوغونون ( صبرادن ) فقيرلر اولديغونى كوردم  ."

Resûlullah Efendimiz Muhammed Mustafa (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Ben (Mi’rac gecesinde) cennete baktım da cennet ehlinin çoğunun (sabreden) fakirler olduğunu gördüm.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî:   18  Zilkâde  1438  Fazilet Takvimi 

AHDE VEFÂNIN MÜKÂFÂTI


İmâm Yâfî (rahimehullâh), sâlihlerden bir zâttan nakletti: Mekke'de ikâmet ettiğim sırada Yemenli bir zât yanıma gelip:
“Sana bir hediye getirdim” dedi. Sonra yanındaki adama: “Haydi başından geçeni anlat!” dedi. O şöyle anlattı: “Yemen'in San‘â şehrinden hacca gitmek üzere çıktım. Hacıları uğurlamak için çıkan topluluktan bir zât bana: “Resûlullâh Efendimiz Hazretlerini ziyâret ettiğinde ona ve yanındaki iki ulu sahâbîsi (Hazret-i Ebûbekir ve Hazret-i Ömer)'e ve diğer Ashâbına benden selâm söyle” dedi.
Medine'ye geldiğimde o zâtın bana emânet ettiği selâmı unuttum. İhrama girmek için Zülhuleyfe'ye kadar çıkmıştık ki emaneti hatırladım. Yol arkadaşlarıma:
“Bir iş için Medine'ye gidip gelinceye değin bineğime sahip çıkın” dedim.
“Biraz sonra kâfile hareket edecek. Korkarız ki sen bize yetişemezsin” dediler.
“Bineğime sahip çıkın” deyip Medîne-i Münevvere'ye girdim. Mescid-i Nebevî'ye varıp huzûr-ı saâdete çıktım. Peygamber Efendimize ve iki sahâbîsine o zâtın selâmını arz ettim. Çıktığımda gece olmuştu. Yolda karşılaştığım bir zâta kâfileyi sordum, hareket ettiğini söyledi. Bir sonraki kâfileyi bekler, onlarla giderim deyip Mescid-i Nebevî'ye döndüm. Orada uyudum. Gecenin sonunda rüyamda Peygamber Efendimizi, Hazret-i Ebûbekr'i ve Hazret-i Ömer'i gördüm. Hazret-i Ebûbekir:
“Yâ Resûlallâh! İşte bu o zâttır” dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bana iltifât ile:
“Ebu'l-Vefâ” buyurdu.
“Yâ Resûlallâh! Künyem Ebu'l-Abbâs'dır” dedim.
“Bilakis sen Ebu'l-Vefâ'sın” buyurdular ve sonra elimden tutup beni bir anda Mescid-i Harâm'a iletiverdiler. Mekke-i Mükerreme'de kâfilem gelinceye kadar sekiz gün kaldım. (Ravzu'r-Reyâhîn, İmâm Yâfiî)
*    Ebu'l-Vefâ: Lügatte Vefâ'nın babası demek olup ahdine sadık olan manasında iltifattır.
Hicrî:   18  Zilkâde  1438  Fazilet Takvimi 


9 Ağustos 2017 Çarşamba

HAZRET-İ EBÛ HAYSEME’NİN PİŞMANLIĞI



... قِيلَ يَا رَسُولَ اللهِ أَيُّ النَّاسِ أَفْضَلُ فَقَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ مُؤْمِنٌ يُجَاهِدُ فِي سَبِيلِ اللهِ بِنَفْسِهِ وَمَالِهِ. (خ)
يا رسول الله ، إنسانلريك أك فضيلتلسى كمدر ؟  ديه صورلدى  بيغمبرأفندمز ( صلى الله عليه وسلم )  جانيله ، ماليله الله يولنده جهاد أدن مؤمن در ." بويوردولر ."
Yâ Resûlallâh, insanların en faziletlisi kimdir?” diye soruldu. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Canıyla, malıyla Allah yolunda cihad eden mü’mindir.” buyurdular.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî)
Hicrî:   17  Zilkâde  1438  Fazilet Takvimi 

HAZRET-İ EBÛ HAYSEME’NİN PİŞMANLIĞI

Ebû Hayseme (r.a.), Müslümanlığına ve doğruluğuna dil uzatılamayacak kişilerden idi. Hiçbir mazereti olmadığı halde, Tebük Seferi'nde orduya katılmamıştı. Peygamberimiz (s.a.v.) Medine'den Tebük'e doğru hareket ettikten günlerce sonra Ebû Hayseme, çok sıcak bir günde ev halkının yanına dönmüştü. İki hanımı vardı. Bostandaki çardaklarını su serpip serinletmiş, kendisi için soğuk su ve yemek hazırlamışlardı.
Ebû Hayseme (r.a.), bostana girip çadırların kapısı önünde durarak hanımlarına ve onların kendisi için hazırladıkları şeylere baktı ve şöyle dedi:
“Resûlullah (s.a.v.), yakıcı güneşin altında, rüzgâr ve sıcakta silâhını boynunda taşısın da, Ebû Hayseme serin gölgede yemeği hazırlanmış, iki hanımının yanında, mülkünün içinde oturup dursun, insaf mı bu? Vallâhi, Resûlullah'a (s.a.v.) gidip kavuşmadıkça, hiçbirinizin çardağına girmeyeceğim! Hemen azığımı hazırlayın!” dedi.
Azığını hazırladılar ve devesini yanına getirdiler. Ebû Hayseme devesine bindi ve Peygamber Efendimize (s.a.v.) yetişmek üzere çıktı. Yolda Umeyr bin Vehb el-Cumahî ile karşılaştı. O da Peygamberimiz'e (s.a.v.) ulaşmak istiyordu. İkisi, yoldaş oldular. Tebük'e yaklaşınca Ebû Hayseme, Umeyr bin Vehb'e: “Ey Umeyr, ben günahkârım. Senin benden geri kalmanda bir mahzur yok! Ben Resûlullah'ın (s.a.v.) yanına senden önce varayım!” dedi. Umeyr de kabul etti, geri durdu. Ebû Hayseme (r.a.) hayvanını hızlı sürüp gitti. Peygamberimiz (s.a.v.), o sırada Tebük'te konaklamış bulunuyordu. Ebû Hayseme Tebük'e yaklaştığı zaman Ashâb-ı Kirâm: “İşte, bakınız! Yolda bir süvârî geliyor!” dediler.
Peygamberimiz (s.a.v.): “Onun Ebû Hayseme olmasını temenni ederim.” buyurdu.
Ashâb-ı Kirâm: “Yâ Resûlallah! Vallâhi o, Ebû Hayseme!” dediler. Ebû Hayseme, devesinden indi, Peygamberimiz'in (s.a.v.) yanına gelip selâm verdi.
Peygamberimiz (s.a.v.): “Ey Ebû Hayseme! Sen helâka yaklaşmış gitmiştin!” buyurdu. Ebû Hayseme (r.a.) olup bitenleri haber verdi, Peygamberimiz (s.a.v.) ona hayırla duâ etti.
Hicrî:   17  Zilkâde  1438  Fazilet Takvim


SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

8 Ağustos 2017 Salı

ALLÂHÜ TEÂLÂ’YA HAMD ETMENİN FAZİLETİ



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ قَالَ اَلْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ مِنْ قِبَلِ نَفْسِهِ كُتِبَ لَهُ بِهَا ثَلَاثُونَ حَسَنَةً وَحُطَّ عَنْهُ بِهَا ثَلَاثُونَ سَيِّئَةً. (حم)
رسول الله أفندمز محمد مصطفى ( صلى الله عليه وسلم ) بيوردولر ."      استيرك ، إيجندن كلرك !  اَلْحَمْدُ لِلهِ رَبِّ الْعَالَمِينَ !  دين كمسيه ، بوندان دولاي اوطوز ثواب يازلر و اونون اوطوز كوناحى سلنر ."
Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “İsteyerek, içinden gelerek ‘Elhamdülillâhi Rabbi’l-âlemîn’ diyen kimseye, bundan dolayı otuz sevap yazılır ve on un otuz günahı silinir.” 
 (Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed)
Hicrî:   16  Zilkâde  1438  Fazilet Takvimi 

ALLÂHÜ TEÂLÂ’YA HAMD ETMENİN FAZİLETİ


Hamd, samîmî olarak ta'zîm ve senâ (yüceltme ve medih) için söylenen sözdür.
Elhamdülillâh; “Tazim ve senâya dâir her türlü güzel söz, ezelden ebede Allâhü Teâlâ’ya mahsûstur, ona lâyıktır.” demektir. Ezelden ebede bütün hamdlere: Arş-ı A‘lâ meleklerinin, Kürsî'nin, göklerin, yerin tabakalarının ve sâkinlerinin hamdleri dâhildir. Yine Âdem Aleyhisselam'dan Peygamberimiz (s.a.v.)'e kadar geçen peygamberlerin, evliyânın ve bütün diğer yaratılmışların hamdleri de dâhildir.
Şimdi bu mânâ düşünülerek “Elhamdülillâh” denilirse Allâhü Teâlâ’ya nihayetsiz hamd edilmiş olur.
Akıl sâhibi her Müslüman'ın, üzerindeki sonsuz ilâhî nîmetleri düşünerek nimetlerin artmasına vesîle olan hamd ile Cenâb-ı Hakk'ın ulûhiyet hakkını, gücü yettiğince edâ etmeğe çalışması vâciptir.
Îmânın lezzetini kalbinde bulabilmek için dâimâ lisânını Allâh'a hamd etmeye alıştırmalıdır. Husûsiyle muvaffak olduğu her hayırlı işin evvelinde ve sonunda hamd etmelidir. Nitekim Tefsîr-i Kebîr'de şöyle geçer: “Hazret-i Âdem Safiyyullâh'ın (a.s.) mübârek rûhu, cesed-i şeriflerine üflendiğinde, ruh göbeğine ulaşınca aksırdı ve “Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemin” dedi. Mü'minler de cennete girdiklerinde Cenâb-ı Hakk'ı tesbih ederler ve duâlarının sonunda “Elhamdülillâhi Rabbi'l-âlemîn” derler. Bu sebepten Allâhü Teâlâ'nın ni'metlerinin önünde ve sonunda hamd etmek esastır.”
Hadîs-i şerîfte şöyle buyurulmuştur: “Allâhü Teâlâ kuluna bir nîmet verdiğinde o “Elhamdülillâh” derse Allâhü Teâlâ da şöyle buyurur: Şu kuluma bakınız, ona verdiğim az bir ni’mete, âhirette mükâfâtını ebediyyen alacağı (hamd) ile karşılık verdi.”
“Elhamdülillah” arapça olarak sekiz harfdir. Cennetin sekiz kapısı vardır. Bir kimse ihlâs ile bu sekiz harfi söylese, yani ‘Elhamdülillâh' dese cennetin sekiz kapısından girmeye lâyık olur.
(Şerh-i Dürr-i Yektâ)
Hicrî:   16  Zilkâde  1438  Fazilet Takvimi