13 Temmuz 2016 Çarşamba

PEYGAMBERİMİZ’İN (S.A.V.) TECHÎZ VE DEFNİ



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ قَرَأَ حَرْفًا مِنْ كِتَابِ اللهِ فَلَهُ بِهِ حَسَنَةٌ وَالْحَسَنَةُ بِعَشْرِ أَمْثَالِهَا لَا أَقُولُ الم حَرْفٌ وَلَكِنْ أَلِفٌ حَرْفٌ وَلَامٌ حَرْفٌ وَمِيمٌ حَرْفٌ. (ت)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ." كم الله تعالى نيك كلامى ( قرآن ) دان بر حرف اوقورسه اونه هر حرفينه بر حسنه ( أجر مكافات ) واردر حسنه ده اون مثلى ( ثواب ) واردر آما شونو بلنكى بن سزه  أليف  لام  ميم  بر حرفدر دميوروم  و لكن ألف بر حرفدر لام بر حرفدر ميم بر حرفدر . "
Kim Allâhü Teâlâ’nın kelâmı (Kur’ân)dan bir harf okursa ona her harfi ne bir hasene (ecir, mükâfat) vardır. Hasenede on misli (sevap) vardır. Ama şunu bilin ki ben size ‘elif lâm mîm’ bir harftir, demiyorum. Ve lâkin elif bir harftir, lâm bir harftir, mîm bir harftir.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî:   03  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi

PEYGAMBERİMİZ’İN (S.A.V.) TECHÎZ VE DEFNİ


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) vefat edip Ebûbekr-i Sıddîk (r.a.) hazretlerine bîat olunduktan sonra Resûlullâh Efendimiz’in (s.a.v.) defni hizmetine başlandı. Lâkin nereye defnolunacağında ihtilâf olundu. Ashâb-ı Kirâm’dan bazıları, Mescid-i Şerîf’te, bazıları Bakî’de, yâni Medîne-i Münevvere kabristanında, bazıları Hazret-i İbrâhim aleyhisselâmın kabri yanında, bazıları da Mekke’de defnolunur, dediler.
Hazret-i Sıddîk (r.a.) ise: “Ben, Resûlullah’tan bir şey işittim ve hâlâ unutmadım. ‘Allâhü Teâlâ, bir peygamberin rûhunu ancak defnolunmasını istediği yerde alır’ diye buyurdu. Onu döşeğinin olduğu yerde defnediniz” dedi. Hazret-i Âişe’nin hânesinde, üzerinde âhirete intikal ettiği döşeği kaldırıldı ve yeri kazıldı, bir lahid yapıldı ki, hâlâ Ravza-i Mutahhara denilen mübârek mahaldir. Bu lahdi yapan Ensar’dan Ebû Talha hazretleridir.
Yıkanacağı vakit de elbiselerini çıkarıp çıkarmamak hususunda sahabîler arasında ihtilaf oldu. Bu sırada onlara Allah tarafından uyku geldi. “Onu elbiseleri üzerinde iken gaslediniz” diye bir söz işitildi. söyleyen bilinemedi. Fakat böylece yıkandı.
Hazret-i Ali (r.a.): “Hayatında ve vefâtında paksın” diyerek gasletti (yıkadı) ve Hz. Abbâs ile oğulları çevirdi, Hz. Üsâme ve Peygamberimizin (s.a.v.) azadlısı Sâlih bin Adiyy (Şukran) (r.anhüm) su döktüler.
Erkekler, kadınlar, çocuklar ve köleler, bölük bölük girip namazını kıldılar.
Bütün insanlar için bu dünyaya konup göçmek Allâh’ın kânûnudur. Resûl-i Ekrem’den (s.a.v.) sonra onun dinine hizmet etmek ona muhabbet ve ihlâsın icaplarındandır.
Ashâb-ı Kirâm, Peygamber Efendimiz’in (s.a.v.) ayrılık ateşiyle yandıkları hâlde bütün güçleri ile onun tesis buyurmuş olduğu dinin hükümlerini yerine getirmek için gayret etmişlerdir. (Hz. Ebubekr-i Sıddîk, Çamlıca B.Y.)
Hicrî:   03  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi



RESÛLULLÂH EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) İRTİHÂLİ



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ لِلصَّائِمِ عِنْدَ فِطْرِهِ لَدَعْوَةً مَا تُرَدُّ. (هـ)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."  محقق اوروجلو إيجن إفطار آننده رد اولنماياجق دعاء واردر ."

Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Muhakkak oruçlu için, iftar anında reddolunmayacak duâ vardır.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)
Hicrî:   02  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi

RESÛLULLÂH EFENDİMİZ’İN (S.A.V.) İRTİHÂLİ


İbn-i Mes’ûd (r.a.) anlatıyor: Resûlullâh’ın (s.a.v.) bu dünyâdan ayrılma zamanı yaklaştığında Âişe validemizin (r.anhâ) evinde toplandık. Peygamberimiz (s.a.v.) bize baktı, gözleri yaşardı ve buyurdu ki:
“Merhaba, Allâhü Teâlâ size ömür versin, bir araya toplasın, yardım etsin, yükseltsin, muvaffak kılsın, kabul etsin, hidâyet versin, selâmetler versin. Size takvâyı ve Allâhü Teâlâ’ya itâati vasiyet ediyorum. Sizleri de Allâh’a emânet ediyorum. -Sizden iş başına geçenler- onun kulları ve beldeleri husûsunda Allâhü Teâlâ’ya karşı kibirlenip azgınlık yapmasın… Biz:
“Yâ Rasûlallah! Ecelin ne zaman?” diye sorduk;
“Allâhü Teâlâ’ya, Sidretü’l-müntehâ’ya, Cennetü’l-me’vâ’ya, Arş-ı A‘lâ’ya dönüş yaklaşmış bulunmaktadır.” buyurdu.
“Yâ Resûlallah! Seni kim yıkasın?’ diye sorduk;
“Ehl-i beytimden en yakın olanlar.” buyurdu.
“Yâ Resûlallah! Ne ile sarıp kefenleyelim?” dedik;
“İsterseniz, şu elbisemin içine yahut Mudar beyazına veya Yemen kumaşına sarınız.” buyurdu.
“Yâ Resûlallah! Senin üzerine cenaze namazını kim kılsın?” diye sorduk. Ağladı ve biz de ağladık.
“Allah size rahmet etsin! Sizi peygamberinizden dolayı hayırla mükâfatlandırsın. Siz, beni yıkadığınız ve kefenlediğiniz zaman kabrimin kenarına koyunuz. Sonra, bir müddet benim yanımdan çıkınız. Çünkü ilk önce dostum Cebrail ve sonra Mikâil, sonra İsrâfil, sonra da yanında melek ordularıyla birlikte ölüm meleği (Azrâil) üzerime namaz kılacaktır. Bundan sonra, takım takım giriniz, üzerime namaz kılınız, salât ve selam getiriniz. Fakat bağırıp çağırarak beni rahatsız etmeyiniz. Üzerime namaz kılmaya önce Ehl-i beytim başlasın. Sonra sizler kılarsınız.
Ashâbımdan burada bulunmayanlara selam söyleyiniz! Kıyâmet gününe kadar dînime, bana tâbi olacak olan kimselere de benden selam söyleyiniz.”
“Yâ Resûlallah! Seni kabrine kimler koyacak?’ diye sorduk. “Ehl-i beytimle birlikte birçok melekler ki, onlar sizi görürler, fakat siz onları göremezsiniz’ buyurdu.” (er-Rikkatü ve’l-bükâ, İbn-i Kudâme)
Hicrî:   02  ٌRamazan   1437  Fazilet Takvimi



KUR’ÂN-I KERÎM’E HÜRMET




قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا آمَنَ بِالْقُرْآنِ مَنِ اسْتَحَلَّ مَحَارِمَهُ. (ت)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."  قرآن كريم يك حرام قلديغنى هلال صايانلر قرآن كريمه إيمان أتممشدر ."
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Kur’ân-ı Kerîm’in haram kıldığını helal sayanlar Kur’ân-ı Kerîm’e îmân etmemiştir.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî:   25  Şaban   1437  Fazilet Takvimi

KUR’ÂN-I KERÎM’E HÜRMET


• Kur’ân-ı Kerîm ele alınacağı zaman abdestli bulunmak lâzımdır. Abdestsiz olan bir kimse, Kur’ân-ı Kerîm’i kılıfsız olarak eline alamaz.
Allahü Teâlâ (meâlen) “Ona (o Kur’ân-ı Kerîm’e) tertemiz temizlenmiş olanlardan başkası el süremez.” (Vâkıa sûresi, âyet 79) buyurmaktadır. Yani tahâretsiz, kirli eller ona dokunmasın, ancak maddî ve mânevî pislikten temizlenmiş îmânlı, abdestli kimseler temas etsin. Bu âyet-i kerîme ile cünüb iken Kur’an okunamayacağı ve abdesti olmayanın Mushaf’a dokunamayacağı fıkıhta beyan olunmuştur. Zîrâ abdest yüzde nur ve kalbde sürûrdur.
• Kur’ân-ı Kerîm okuyacağı zaman mümkünse kıbleye yönelmeli, hürmetli bir vaziyet almalıdır.
• Kur’ân-ı Kerîm’e “Euzü ve besmele-i şerîfe” ile başlanır.
• Kur’ân-ı Kerîm’i kendisi işitecek derecede tecvidli olarak okumalıdır.
• Kur’ân-ı Kerîm okunduğu zaman dinlemelidir. Allahü Teâlâ A’râf sûresi, 204. âyetinde şöyle buyurmaktadır (meâlen): “(Ey mü’minler) Kur’an okunduğu vakit (namazda veya hutbede veya her hangi mecliste) hemen (kulak verip) onu dinleyin ve susun, tâ ki rahmete kavuşasınız.”
• Kur’ân-ı Kerîm’i dinlemeyecek kimselerin yanında onların işitecekleri bir sesle, açıkça okumamalıdır. Okunması uygun olmayan yerde Kur’an okuyan günâha girer. Bununla beraber böyle bir yerde okunduğu takdirde dinlememek, hürmetsizlik etmek de caiz değildir.
• Lâyık olmayan yere konmuş bir Kur’ân veya ondan bir sahîfe görünce elinden geldiği kadar onu oradan alıp lâyık olduğu bir yere kaldırmalıdır.
• Hattatlar yazdığı bir Mushaf-ı Şerîf sayfasını yüksekçe ve hürmetle tutmalıdır.
• Mushaf-ı Şerîf’i, Hacer-i Esved’i, Kâbe-i Muazzama’nın eşiğini ta’zim ve hürmet için öpmek câizdir.
Hicrî:   25  Şaban   1437  Fazilet Takvimi




NAMAZI DOSDOĞRU KILINIZ VE ZEKÂTI VERİNİZ”




قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: خَيْرُ النَّاسِ أَقْرَؤُهُمْ وَأَتْقَاهُمْ وَآمَرُهُمْ بِالْمَعْرُوفِ وَأَنْهَاهُمْ عَنْ الْمُنْكَرِ وَأَوْصَلُهُمْ لِلرَّحِمِ. (حم)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."  إنسانلريك أك خيرلسى قرآن كريمى أك جوق و أك كوزل اوقويان أك طاقوالى اولان إنسانلره معروفى ( إيمان و طاعتى ) أك جوق أمر أديب منكردن ( كفردن و كوناحلردان ) أك جوق نهيه دن و أك جوق و أك جوق صلهء رحمده بولونان كمسه در ."
İnsanların en hayırlısı, Kur’ân-ı Kerîm’i en çok ve en güzel okuyan, en takvâlı olan, insanlara ma’rufu (îmân ve tâati) en çok emredip münkerden (küfürden ve günahlardan) en çok nehyeden ve en çok sıla-i rahimde bulunan kimsedir.” 
(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed bin Hanbel)
Hicrî:   24  Şaban   1437  Fazilet Takvimi

“NAMAZI DOSDOĞRU KILINIZ VE ZEKÂTI VERİNİZ”


Zekât, lügatte bereket, nemâ, temizlik ve sâf olmak mânâlarına gelir.
Zekât senelik mâlî bir ibâdettir ki Cenâb-ı Hakk’ın emrine itâat için, nisaba mâlik (zengin) Müslümanların her sene mallarından kırkta birini, Allâhü Teâlâ’nın tâyîn ettiği sekiz sınıftan birine vermelerinden ibârettir. Bu sekiz sınıf Tevbe Sûresi’nin 60. âyeti kerîmesinde bildirilmiştir:
“Sadaka (zekât)lar, ancak fakirlere, miskin; yoksullara, onun üzerine (zekâtın tahsiline) memur olanlara, müellefe-i kulûb (kalpleri İslâm’a ısındırılacak olanlar)a, (âzad edilecek) kölelere, borçlulara, Allah yolunda olanlara, yolda kalmışlara mahsustur...”
Zekât, İslâm’ın beş şartından birisidir. Hür, akıllı, bâliğ (ergen) ve nisâb miktârı mala mâlik olan Müslümanın zekât vermesi farzdır.
Zekâtta nisab: Aslî ihtiyaçlarından ve borçlarından sonra:
20 miskal (80,18 gr) altın veya bu değerde nakit para ve ticâret malı;
Otlayan hayvanlarda ise devede beş, sığırda otuz ve koyunda kırk adettir.
Zekât vermenin farz olması için nisâba kavuştuktan sonra malın üzerinden bir yıl geçmelidir.
Aslî ihtiyaçlar: Ev ve ev için lüzûmlu eşya, elbiseler, âletler, kitaplar, binek (at veya araba) ve bir aylık –sahîh görülen diğer bir görüşe göre bir senelik- erzaktır. Borç karşılığı para da aslî ihtiyaçlardandır.
Nisâb miktarının sene içinde eksilmesi, zekât vermeye mânî değildir. Nisâb miktarının senenin başında ve sonunda mevcut olması yeterlidir.
Zekât verirken veya vermek üzere ayırırken kalb ile zekâta niyet edilmesi lâzımdır. Dil ile söylemek lâzım gelmez.
Zekât niyeti ile verirken hediye veya borç olarak verdiğini söylemekte bir mahzûr yoktur.
Hicrî:   24  Şaban   1437  Fazilet Takvimi



FETVÂ VERMEKTE İHTİYATLI OLMAK






قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: كَفَى بِالْمَرْءِ كَذِبًا أَنْ يُحَدِّثَ بِكُلِّ مَا سَمِعَ. (م)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."  دويدوغو هر شئ سويلمسى كشيه كوناح اولراق يتر ."
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Duyduğu her şeyi söylemesi, kişiye günah olarak yeter.” 
(Hadîs-i şerîf, Sahîh-i Müslim)
Hicrî:   23  Şaban   1437  Fazilet Takvimi

FETVÂ VERMEKTE İHTİYATLI OLMAK


Fetvâ ve hüküm vermekte ihtiyatlı olmak, vaaz ve ilim öğretmek için tâyîn edilmekte öne çıkmamak selefin (Ashâb-ı Kirâm ve Tâbiîn’in) âdetlerindendir. Çünkü Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
“Sizin ateşe (atılmaya) en cüretli olanınız fetvâ vermeye en cüretkâr olanınızdır.” buyurmuştur.
Dinî hükümler anlatılırken -ilâve katmadan ve noksanlaştırmadan- olduğu gibi anlatılmalıdır. Zîrâ dînî hükümler vahye dayanır. Bir kimsenin ilimdeki hıyâneti, maldaki hıyânetinden daha kötüdür.
İnsan her duyduğunu anlatmamalıdır. Duymadığı veya yakînen bilmediği bir şeyi de söylememelidir. Çünkü duymadan, doğru olup olmadığını yakînen öğrenmeden dînî meseleler hakkında konuşan kişi için çok büyük vebal vardır.
Selef-i sâlihîn susup dinlemeyi, konuşmaktan daha fazîletli, adı-sanı bilinmemeyi, meşhur olmaktan daha şerefli sayarlardı.
Selef-i sâlihînin hepsi, din kardeşlerinden birinin fetvâ verip kendisine hâcet kalmamasını temennî ederlerdi. Hz. Ömer (r.a) bir hâdiseyle karşılaştığında sâdece kendi görüşüyle hüküm vermez, çoğu defa Bedir harbine katılan Ashâbı toplayıp onlarla istişâre ederdi.
Selef-i sâlihîn, ancak dînin mühim meseleleri hakkında fetvâ verir, bunun dışındaki kapalı ve garip meselelerde asla fetvâ vermezlerdi. Onlar fetvâ vermekle, büyüklük, baş olmak, insanların hürmetini kazanmak, kalpleri kendine bağlamak, bir menfaat elde etmek, makam sâhibi olmak istemezlerdi. Onların bu husustaki gayretleri, Allâhü Teâlâ’nın sevâbını elde etmek, rızasını kazanmak, îlâ-yı kelimetullah (Allah’ın dînine yardım etmek), üzerlerindeki emâneti kendilerinden sonra gelen kardeşlerine teslim etmek içindi. Çünkü bunların hepsi onlar üzerine farzdı. (İslâm Ahlâkı ve Âdâbı, Fazilet Neşriyat)
Hicrî:   23  Şaban   1437  Fazilet Takvimi