16 Eylül 2014 Salı

UYKU HAFİF ÖLÜM, ÖLÜM AĞIR UYKUDUR



Hadîs-i Şerîf:
 "Sizden biriniz hoşuna giden rüya görürse bilsin ki o Allâhü Teâlâ tarafındandır. Bu rüyası üzerine Allâhü Teâlâ'ya hamdetsin ve rüyasını başkasına da anlatsın."
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî)
Hicrî: 16   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

UYKU HAFİF ÖLÜM, ÖLÜM AĞIR UYKUDUR


Bütün melekler toplansa insanın ruhunu bedenden çıkarmaya güç yetiremezler. Ancak Allâhü Teâlâ bedene ruha girmesini, nasıl emrettiyse, bedenden çıkmasını da emreder. Ruh bedenden çekilip hançereye dayandığında da ölüm meleği mü'minin ruhunu îmân ile kâfirin ruhunu imansız alır.
Muhakkak Hak Teâlâ'nın bazı havâs (seçkin) kulları vardır. Onların ruhlarını bizzât Allâhü Teâlâ alır.
Nitekim ölüm meleği ruhunu almak için geldiğinde Hz. Fâtıma radıyallâhü anhâ razı olmadı. Onun rûhunu Allâhü Teâlâ kabzetti. Uyku; Cenâb-ı Hakk'ın ruhları öldürmeden kabzetmesidir. Uyku hafif ölüm, ölüm ise ağır uykudur. Hz. Ali (k.v.) buyurdu:
Ruh uyku esnasında vücuttan çıkar, lâkin şuâları cesedde kalır. Uyuyan bundan dolayı rüya görür. Uyandığı vakit ruhu cesede bir anda iâde edilir.
Uyku esnâsında mü'minlerin ruhları göğe yükselir. Onların hangisi temiz yani abdestli yatmış ise onun ruhunun Arş-ı A'lâ'nın altında Allâhü Teâlâ'ya secde etmesine izin verilir.
Kişinin rüyasının sâdık olması için abdestle yatması müstehab görülmüştür.
Kulların uykuda rahatlaması ve lezzet hissetmesi, ruhunu Erhamü'r- râhimîn olan Allâhü Teâlâ'nın almasındandır. Ölürken elem hissedip çırpınması ise ruhunu mahlûkâtın en şiddetlisi olan ölüm meleğinin almasındandır. Zümer sûresinin "Allâh alır o canları öldükleri zaman." meâlindeki 42. âyeti tezkiye olunmuş nefislerin ruhlarını bizzât Allâhü Teâlâ'nın aldığına delâlet eder. Böyle kimselere müjdeler olsun! (Ruhulbeyan)

DÜNYA BİR PENCEREDİR

Sular hep aktı geçti,
Kurudu vakti geçti,
Nice han nice sultan,
Tahtı bıraktı geçti,
Dünya bir penceredir,
Her gelen baktı geçti.
Hicrî: 16   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim




SUHEYB-İ RÛMÎ'NİN KÂRLI TİCARETİ


وَمِنَ النَّاسِ مَنْ يَشْرٖى نَفْسَهُ ابْتِغَاءَ مَرْضَاتِ اللّٰهِ وَاللّٰهُ رَؤُفٌ بِالْعِبَادِ
"Yine insanlar içinden kimi de vardır ki Allah'ın rızâsına ermek için kendini fedâ eder. Allah ise kullarına çok refetli (şefkatli)dir." 
 (Bakara Sûresi, âyet 207)
Hicrî: 15   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

SUHEYB-İ RÛMÎ'NİN KÂRLI TİCARETİ


Medineli Müslümanlar Akabe'de Resûlullâh'a (s.a.v.) ikinci defa bî'at ettiler. Onu -kendilerini ve evladlarını nasıl koruyorlarsa öylece- koruyacaklarını taahhüd ederek Resûlullâh Efendimizi (s.a.v.) şehirlerine davet ettiler.
Bunun üzerine Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.) Mekke'deki Müslümanlara hicret için izin verdiler ve:
"Medîne'ye gidiniz; Cenab-ı Hak o şehirde size birçok kardeş ihsan buyurmuştur. Orada sığınacak yer bulursunuz" buyurdu. Mekke'deki Müslümanlar kimseye sezdirmeksizin birer ikişer çıkıp Medîne'ye gittiler. Oradaki dindaşları bunları kabul etmek şerefine nail olmak için âdeta birbiriyle yarışa girmişler ve muhtaç oldukları şeyleri tedarik etmişlerdi.
İki ay zarfında iki yüz kişilik bir mü'min topluluğu bu şekilde hicret etmişti.
Hz. Peygamberin (s.a.v.) hakkında "Rum'un ilk meyvesi" buyurduğu Suheyb'in hicreti ise şöyle olmuştu:
Mekke müşrikleri Hz. Suheyb'i (r.a.) tutmuşlar, dininden döndürmek
için işkence etmişlerdi.
Hz. Suheyb (r.a.) Mekkelilere:
"Ben ihtiyar bir adamım malım ve mülküm var. Bunları size veririm,
dinimi sizden satın alırım." demişti.
Onlar da buna razı olmuşlar, salıvermişlerdi.
Hz. Suheyb (r.a.) oradan kalkıp Medine'ye gelirken Bakara sûresinin,
207. âyet-i kerîmesi nazil oldu ki meâli şerîfi şudur:
"Yine insanlar içinden kimi de vardır ki Allah'ın rızâsına ermek için
kendini fedâ eder. Allah ise kullarına çok refetli (şefkatli)dir."
Bu hadise Resûlullâh Efendimiz'e (s.a.v.) bildirilince;
"Suheyb kazandı, Suheyb kazandı." buyurmuşlardır.

MISRA

Bu dünyâ mâlını yığdı vefasın görmedi Kârun.
(Ahmed Yesevîk.s)
Hicrî: 15   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim




ARAFAT VAKFESİ



Hadîs-i Şerîf:
 "Dört zamanda semânın kapıları açılır ve duâlar müstecâb (kabul) olur: Allah yolunda düşman saflarıyla karşılaşıldığı zaman, yağmur yağdığı zaman, namaz kılındıktan sonra, Ka'be görüldüğü zaman." 
(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu'cemu'l-Kebîr)
Hicrî: 14   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

HACCIN RÜKÜNLERİNDEN BİRİ: ARAFAT VAKFESİ


Haccın rükünlerinden biri, Arafat'ta bir müddet vukuf, yani durmaktır. Arafat, Mekke-i Mükerreme'nin güney doğusundadır. Zilhicce'nin dokuzuncu günü yani Arefe gününün zeval vaktinden Kurban Bayramı'nın birinci gününün fecir vaktine kadar olan müddet içinde
Arafat'ta -velev bir dakika- durmakla bu vakfe farizası ifa edilmiş olur. Ancak bu vakfeye zevalden güneş batıncaya kadar devam etmek vaciptir.
Arafat'ta bu vakitlerden önce veya sonra durmakla vakfe farizası yerine getirilmiş olmaz.
Arafat'ın ortasında "Cebel-i Rahmet"in yanında kıbleye karşı Allâhü Teâlâ'ya dua edilmesi efdaldir. Burası mübarek bir yerdir.
Dünyanın her tarafından gelen, yurtları, dilleri, renkleri başka, fakat düşünceleri, gâyeleri bir olan binlerce Müslüman, Arafat'ta -kefenlere bürünmüş, kabirlerinden yeni hayat bulup mahşer sahasında toplanmış olarak- bir muhterem insan topluluğunu temsil eder. Bunların Hak Teâlâ Hazretlerini hep birden tevhid ve tebcile başlamaları, bunların hazin, garip bir eda ile Allâhü Azimü'ş-şandan aşar, keremler niyaz etmeleri melekleri bile heyecana getirecek ulvî ve ruhanî bir manzara vücuda getirir.
Şüphe yok ki, Allâhü Teâlâ Hazretleri, bu garip kullarına lütfedecek, meleklerine hitaben: "Şu uzak ülkelerden gelip tozlar, topraklar içinde kalmış, rahmet ve inayetimi niyaz edip duran kullarıma bakınız!. Ben Azimüşşan, onları af ve mağfiretime nail edeceğim." buyuracak, o rahmet ve inayet denizleri dalgalanıp duracaktır.

KÂ'BE MAHZEN-İ ESRAR-I HÜDA

Ka'bedir mahzen-i esrâr-ı Hudâ Zâdehallâhu te'âlâ şerefâ Merkez-i dâire-i âlem-i hâk Başına devr ider anun eşâk Ka'betullâh dil-i insân-ı kebîr Hacer ol kalbe süveydâ-yı zamîr.
(Kâbe, Cenâb-ı Hakk'ın esrârının mahzenidir. Allâhü Teâlâ onun şerefini artırsın. Yeryüzü dairesinin yani dünyanın merkezidir. Felekler onun üstünde döner. Kâbe, insân-ı kebîr denilen kâinatın kalbi olduğu gibi, Hacer-i Esved de o kalbin süveydâsıdır.)
Hicrî: 14   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim




SEYAHATNÂME'Yİ NİÇİN YAZDIM



"(Resûlüm) de ki, yeryüzünde dolaşın da bakın Peygamberlere yalancı diyenlerin âkıbeti ne olmuş." 
(En 'am Sûresi, âyet 11)
Hicrî: 13   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

" SEYAHATNÂME'Yİ NİÇİN YAZDIM?"


Evvelâ kara ve denizler seyyahı, Cenâb-ı Hakk'ın kullarının en zayıfı,
seyyâh-ı âlem, riyasız Evliyâ'nın babası Dergâh-ı Alî Kuyumcubaşısı Derviş Mehmed Zıllî, Sultan Ahmed Han fermanı ile Surre Eminliği hizmetiyle Mekke-i Mükerreme'de Kâbe çatısı üzerine Altınoluğu koyup selâmetle İstanbul'a geldiğinde hakire (bana) Mekke-i Mükerreme müyesser olması için hayır dua etmişti. Gençlik çağlarında ve bekâr idim ama Allâh'a hamdolsun anadan doğduğumdan beri haram olan hiçbir şeye bulaşmamıştım. Ancak seyahat etmeye pek istekli idim.
Sonunda vatan-ı aslîmiz olan Belde-i Tayyibe yani İstanbul'u terk edip yol sıkıntısını ve şiddetli soğuk ve sıcakları tercih edip gurbet ellerde ilim öğrenir ve sanat sahibi oluruz hevesiyle ülkeleri ve beldeleri gezip cihanı dolaşırız diye:
"(Sırt sırta şehirlerde), muntazam seyir ve sefer takdir eylemiş, gece ve gündüzlerde oralarda emniyet içinde gezin demiştik." meâlindeki (Sebe sûresi, 18. âyeti) mazmunu üzere yedi iklimin ibretlik, hayret verici ve görülmeye değer olan eserlerini dikkatle ve insaşa görmeye gayret ettim.
'Seyahat sırasında ömrüm niçin hebâ olsun. Hem seyahat, hem ziyaret ve hem ticaret yapayım' diyerek, güzel ülkelerin ibretlik eski eserlerini ve hanlarını, camilerini, medreselerini gezip görerek bütün eserlerini yazmaya gayret eyledim ki "uluvvü'l-himmeti, mine'l- îmân" (himmetin yüceliği imandan)dır.
Seyahat günlerimizde nice garip mekânlar ve acayip hadiseler görüp unutulup üstü örtülmesin diye ilme'l-yakîn (öğrenerek), ayne'l-yakîn (görerek) ve hakka'l-yakîn (yaşayarak) bilgiler elde ederek gezip gördüğümüz Cenâb-ı Hudâ'nın tabiat eserlerini ve ibretlik binaları yazdım. Hatırda tutulması zor olan şeyleri "Kellimü'n-nâse alâ kadri ukûlihim" (insanlara akılları ölçüsünde konuşunuz) hadisi üzere elimizden geldiğince anlaşılır ifadelerle yazmaya başladım...
Hicrî: 13   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim




6 Eylül 2014 Cumartesi

ABDEST VE GUSÜL (BOY ABDESTİ)



Hadîs-i Şerîf:
 "Sizden biriniz, ayakkabısını giyeceği zaman, sağdan başlasın, çıkaracağı zaman da soldan başlasın. Ayakkabı giyilirken sağ ayak, ayakların evveli, çıkarırken de sağ ayak ayakların sonuncusu olsun." 
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî)
Hicrî: 11   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

ABDEST VE GUSÜL (BOY ABDESTİ)


Namazın şartlarının birincisi hadesten tahârettir; Hades cünüb veya abdestsiz olmak demektir.
Hadesten taharet, su bulunup kullanılması mümkün olan yerde gusül lâzım olduysa gusül abdesti, abdest lâzım olduysa abdest almak, su bulunmayan yâhud kullanmak mümkün olmayan yerde teyemmüm etmektir.
Abdestin farzları dörttür:
Yüzünü yıkamak, ellerini dirsekleri ile beraber yıkamak, başın dörtte birini mesh eylemek ve ayaklarını topukları ile yıkamaktır. Sünnet üzere abdest: Besmele ile ellerini yıkayıp ağzı misvakladıktan sonra ağzını ve burnunu üçer kere yıkadıktan sonra hadesten tahârete niyet edip farzların aralarını kesmeden (bir âzâ kurumadan diğerine geçerek) tertîb üzere sırası ile başından başka diğer azaları üçer kere yıkar.
Başını tamamen mesh etmek ve parmaklarının ve sakalının aralarını hilallemek ve kulaklarının içini şehâdet parmağının içi ile ve ardını başparmağının içi ile meshetmek de sünnettir. Kalan üç parmağının arkası ile boynunu meshetmek, ellerini ve ayaklarını yıkamaya sağ yanından başlamak müstehabdır. Abdesti bozan şeyler:
Önden ve arkadan çıkan şey ve arkadan çıkan yel, herhangi âzâdan kan ve irin çıkması veya sarı su akması, -balgamdan başka şeyi- ağız
dolusu kusmak, yatarak veya -alındığında düşeceği şeye- dayanıp
uyumak, delirmek, bayılmak, sarhoş olmak, bâliğ olan kimsenin
namazda yanında olan kimse işitecek kadar gülmesi.
Guslün farzları üçtür:
Ağzı, burnu ve bütün bedeni yıkamaktır.
Sünnet olan gusül şöyledir: Evvelâ ellerini yıkayıp istincâ yerlerini ve diğer yerlerde necâset var ise onu pâk edip abdest aldıkdan sonra başına ve sağ omuzuna ve sol omuzuna döküp bütün azaları üçer kere yıkamaktır. İlk yıkamada eliyle ovmak dahi sünnettir. Cum'a namazı ve bayram namazları için gusül abdesti almakda sünnettir.
Hicrî: 11   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim




5 Eylül 2014 Cuma

YA'KÛB-İ ÇARHÎ (K.S.)



Hadîs-i Şerîf:
 "Haram bir lokma yiyen kimsenin kırk gün namazı ve duâsı kabul olunmaz."
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü 'l-Ummâl)
Hicrî: 10   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

HÂCE YA'KÛB-İ ÇARHÎ (K.S.)


Hâce Ya'kûb-i Çarhî (k.s.) Hazretleri Silsile-i Sâdât'ın on yedincisidir. Babasının adı Osmân olan Ya'kûb-i Çarhî (k.s.) Hazretleri Gazne'nin Çarh köyünde doğmuştur. İlim tahsili için önce Herat'a, sonra da Mısır'a gitti. Zamanının ulemâsından şer'î ve aklî ilimleri tahsil etti.
Mevlânâ Şihâbüddîn eş-Şirvânî, ilim aldığı âlimlerin büyüklerindendir.
Ya'kûb-i Çarhî Hazretleri önce Muhammed Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretlerine intisab etti. Uzun bir müddet Buhârâ'da Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretlerinin hizmet ve sohbetlerinde bulundu. Buhârâ'dan ayrılmasına izin verip yola çıkacağı zaman;
"Benden öğrendiğin her şeyi Allâh'ın kullarına tebliğ et. Bu senin saâdetine vesîle olur." buyurdular ve Hâce Alâüddîn Attâr'ın sohbet ve hizmetine devam etmesini emrettiler.
Ya'kûb-i Çarhî Hazretleri, Hâce Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretlerinin vefatından sonra bir müddet Bedahşan'da kaldıktan sonra Çağanyan'da bulunan Hâce Alâüddîn Attâr Hazretlerine intisab etti ve onun vefatına kadar hizmet ve sohbetinde bulundu. Alâüddîn Attâr'ın (k.s.) vefatlarından üç gün sonra Çağanyan'dan Halfetu'ya gelip yerleşti.
Ya'kûb-i Çarhî Hazretleri, burada uzun yıllar -takrîben elli sene- irşad vazifesini yerine getirmiştir. 851 (M. 1447) tarihinde Halfetu köyünde âhirete irtihâl buyurdular. Kabr-i şerîfleri Halfetu'da olup bu gün Tacikistan'ın başşehri Duşanbe'dedir. Ya'kûb-i Çarhî Hazretleri anlatıyor:
Herat'ta ilim tahsili için bulunduğum zamanlar Abdullah Ensârî'nin (k.s.) dergâhında kalır ve yemeklerimi orada yerdim. Zira onun vakıf şartlarında genişlik ve vakfın aslına riâyette ihtiyat vardı. Herat'ta, Abdullah Ensârî'nin (k.s.), Hankâh-ı Melik ve Gıyasiyye Medresesi vakıflarından başka yerde yemek yemek uygun olmazdı. Bu sebepten
Mâverâünnehir büyükleri müritlerini Herat'a göndermezlerdi. Orada helâl lokma çok azdı. Zira mürit, haram lokma yiyecek olursa, nefis kötü tabiatına geri döner, sırât-ı müstakîmden ayrılmış olur.
Hicrî: 10   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim




HACCIN FAZÎLETİ



Hadîs-i Şerîf:
 "Kim âhirete irtihâlimden sonra kabrimi ziyâret ederse, beni hayatımda ziyâret eden kimse gibi olur." 
(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu 'cemu 'l-Kebîr)
Hicrî: 9   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

HACCIN FAZÎLETİ


Allâhü Teâlâ buyurdu ki (meâlen):
"Şüphe yok ki, insanlar için ilk tesîs edilmiş olan mâbed, Mekke'deki o çok mübârek ve âlemler için hidâyet olan Beytullâh (Kâbe-i Muazzama)dır.
Onda açık âyetler (alâmetler), İbrâhîm'in makâmı vardır. Ve her kim ona girerse emîn olur. Ve onun yoluna gücü yeten kimseler üzerine de o Beytullâh'ı haccetmek Allâhü Teâlâ için bir haktır (Allâhü Teâlâ'nın hakkıdır). Ve her kim inkâr ederse şüphe yok ki, Allâhü Teâlâ bütün âlemlerden ganî(zengin)dir." (Âl-i İmran Sûresi, âyet 96/97) Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
"Kim, Allâhü Teâlâ için haccederse, hac esnâsında kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa, anasından doğduğu gün gibi temizlenmiş olarak döner."
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), "Mebrûr (makbul) hac için cennetten
başka mükâfât yoktur." buyurunca, "Onun mebrûr olması ne (ile)dir?"
diye soruldu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) "Yemek yedirmekle, hoş kelâm
(konuşmak) iledir." buyurdu.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.)'e
"Hangi amel daha fazîletlidir?" diye soruldu,
"Allâh'a ve Resûlü'ne îmân etmektir." buyurdular.
"Sonra hangisi?" denildi.
"Allah yolunda cihâddır." buyurdu.
"Daha sonra hangi (amel)dir?" denildi.
"Mebrûr (makbul) hacdır." buyurdular. (Sahih-i Buhârî)
"Hiç şüphe yok ki, şu Beyt (Kâ'be-i Şerîfe), İslâm'ın direk
(mesâbesindeki rükün)lerinden biridir. Kim hac ve umre yaparsa,
kefâletini Allâh'ın üzerine havâle etmiş (Allah onun kefili olmuş)
demektir. Eğer (bu yolculukta) vefât ederse, Allah onu cennete koyar,
şâyet âilesinin yanına döndürürse ganîmetle döndürür."
"Hacda harcanan para(nın sevabı), Allâhü Teâlâ yolunda sarf edilen
nafaka gibi, yedi yüz kat fazlası ile verilecektir." (Hac Rehberi,
Fazilet Neşriyat)
Hicrî: 9   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim