25 Ağustos 2014 Pazartesi

HAREMEYN HİZMETİNİN YAVUZ SULTAN SELİM'E VERİLMESİ



Hadîs-i Şerîf:
"Bana itâat eden Allâh'a itâat etmiş, bana isyân eden, Allâh'a isyân etmiş olur. Emîrime itâat eden, bana itâat etmiş, emîrime isyân eden bana isyân etmiş olur.."
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî)
Hicrî: 29   Şevval  1435   •Fazilet Takvim

HAREMEYN HİZMETİNİN YAVUZ SULTAN SELİM'E VERİLMESİ


 Sultan Selim Han'ın nedimi Hasan Can anlatıyor: Bir gece Sultan Selim Han'a rüyasında "Kullarından birisi rüya gördü." demişler. Sabah namazdan sonra, mübarek hizmetlerini görmeye gittim.
"Bu gece görünmedin? Ne iş yaptın" dediklerinde:
Bu gece sabaha kadar uyuyakalmışım, hizmetinizden mahrum kaldım, diyerek özürler diledim.
"Ne rüya gördün" diye buyurdular.
Bir rüya görmedim, dedim.
Biraz sonra, kapı ağasına bir iş için beni gönderdiler. Hasan Ağa hayretler içinde ve gözlerinden yaş akmakta idi. "Ağa hazretleri, hayırdır, ne oldu?" dedim. Hasan Ağa:
"Bu gece rüyamda bu eşikte oturduğumuz kapının azıcık açıldığını gördüm. Dışarısı görünecek kadar, amma adam sığmaz. Bir baktım dışarısı ipek elbiseler içinde nurani kimseler ile dolmuş, elleri bayraklı, baştanbaşa silahlı olduklarını gördüm. Kapıya yakın nurani dört kimse durmakta idi. Ellerinde birer sancak vardı. Kapıyı vuran, padişahın ak sancağını tutmuş idi. Bana, 'Gördüğün kalabalık Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) hazretlerinin ashabıdır. Selim Han'a selam ettiler. Hemen kalkıp gelsinler. Bugünden sonra Harameyn hizmeti ona verildi. Bunlar Ebûbekr-i Sıddik, Ömer bin Hattab, Osman Zinnureyn'dir. Ben de, Ali Bin Ebû Tâlib'im. Var Selim Han'a bildir,' diyerek kayboldu."
Ben de hemen padişahın huzuruna geldim ve Padişahım rüyayı, Saray ağası olan Hasan Ağa kulunuz görmüşlerdir, dedim ve anlattım. Mübarek yüzleri kızardı. Buyurdu ki:
"Biz sana demez miyiz ki, biz bir cihada memur olmayınca hareket etmemişizdir. Ecdadımız keramet sahibi idiler. İçlerinde yalnız ben onlara benzemedim." diyerek tevazuda bulundular. Daha sonra sefer tedariki ile meşgul oldular. (Solakzade Tarihi)

BEYİT:

Onların kim eksiği çok işinin,
Eksiğin gözler olur her kişinin. 
(Süleyman Çelebi)
Hicrî: 29   Şevval  1435   •Fazilet Takvim




24 Ağustos 2014 Pazar

ÇALGI, ALETİ İLÂHÎ KUDRETLE KONUŞUP HADÎD SÛRESİNİN 16. ÂYET-İ KERÎMESİNİ OKUDU



Hadîs-i Şerîf:
 "Şarap (içki) bütün kötülüklerin anasıdır. Ve en büyük günâhlardandır." 
(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr)
Hicrî: 28   Şevval  1435   •Fazilet Takvim

SEFALETTEN KULLUĞA; İSYANDAN İTÂATE DÖNÜŞ


Abdullah bin Mübârek, gençliğinde içkiye müptela idi. Arkadaş ve dostlarını bir elma bahçesine davet ettiler. Yiyecek ve içecek için hayli masraf ile hazırlık yaptılar, çalgı çaldılar. İyice sarhoş olup, akılları başlarından gitti. Seher vaktinde ayıldılar. Çalgı çalmak istediler.
Fakat çalgı âletinden ses gelmedi. Aleti gözden geçirdi. Yine ses gelmedi. Nihâyet çalgı, ilâhî kudretle konuşup Hadîd Sûresinin 16. âyet-i kerîmesini okudu ki
اَلَمْ يَاْنِ لِلَّذٖينَ اٰمَنُوا اَنْ تَخْشَعَ قُلُوبُهُمْ لِذِكْرِ اللّٰهِ وَمَا نَزَلَ مِنَ الْحَقِّ
meâli şudur: "Îmân edenlere vakti, zamanı gelmedi mi ki kalpleri Allâh'ın zikrine ve ondan inen (Kur'ân ile inen hükümler)e, huşû etsin; saygı ile boyun eğip itaat etsin..."
Bunun üzerine sazı kırıp içkiyi döktüler, rengârenk kadehleri kırdılar, ilim öğrenmeye, Allâh'a kulluğa döndüler ve büyük âlim oldular. Babası, ticaret yapması için ona 50 bin dirhem para vermişti. Parayı aldı ve tamamını hadis ilmi için sarf etti, vatanına döndü. Babası: "Ne çeşit mal getirdin, ne fayda elde ettin?" dedi.
Abdullah bin Mübarek (rh.), hadis yazdığı defterleri babasına gösterip, "Bunları getirdim, iki cihan menfaati elde ettim" deyince babası memnun oldu. Ayrıca 30 bin dirhem daha önüne koydu ve "Bu meblağı da al, sarf et, ticaretini kemale erdir." dedi. Hasan bin Şakîk (rh.) şunları anlatır: "Bir gün yatsıyı kıldıktan sonra Abdullah bin Mübarek'e yol arkadaşı oldum. Kendileri evlerine gitmek istiyorlardı. Hava da hayli soğuktu. Mescidin kapısında ben ona hadis sordum, o cevap verdi, tekrar ben sordum o cevap verdi, nihayet müezzin geldi, sabah ezanını okudu."
Bir gün Abdullah bin Mübârek (rh.) Rakka'ya gitmişti. Abbasi Halifesi Hârûn Reşid de orada idi. Halk koşuştular. Şehirde büyük bir çalkantı vücuda geldi. Harun Reşid'in hanımı, bu gürültü ve kargaşayı görüp sebebini sordu.
"Horasan'dan büyük âlim Abdullah bin Mübarek gelmiş," denince. "Aslında sultanlık bu zatın sahip olduğu şeydir, yoksa Harun Reşid'in ki değil." dedi.
Hicrî: 28   Şevval  1435   •Fazilet Takvim




TEVEFFENÎ MÜSLİMEN VE ELHIKNÎ Bİ'S-SÂLİHÎN



Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: 
"Kişi sevdiği ile beraberdir." 
(Hadîs-i Şerîf, Müttefekun aleyh)
Hicrî: 27   Şevval  1435   •Fazilet Takvim

HZ. EBÛ BEKR'İN VEFATI (R.A.)


Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) irtihâlinden sonra Hz. Ebû Bekir (r.a.) çok üzülmüş, her geçen gün vücudu erimişti. Resûlullâh'ın (s.a.v.) irtihâli onun da vefat sebebi olmuştu.
Cemâziyelâhir'in bitmesine sekiz gün kala salı gecesi, Hicret'in 13. (M. 634) senesinde altmış üç yaşında vefat etmiştir. Hilâfeti, iki yıl, üç ay, on gündür.
Hz. Ömer, Mescid-i Nebevî'de cenâze namazını kıldırdı. Hz. Ebû Bekir geceleyin defnedildi. Kabrine oğlu Abdurrahmân, Ömer, Osmân ve Talha (r.anhüm) indirdiler. Mübârek başı Peygamber Efendimiz'in omuzları hizâsına gelecek şekilde kondu.
Kendisinden sonra Hz. Ömer'i halîfe tayin etti. İrşad vazifesine de Selmân-ı Fârisî (r.a.) Hazretleri devam ettiler. Hz. Ebû Bekir'in son sözü,
"Teveffenî müslimen ve elhıknî bi's-sâlihîn." duâsı oldu ki "Beni Müslüman olarak vefât ettir ve beni sâlihler arasına kat." demektir. Hz. Ali anlattı: "Hz. Ebû Bekir vefat etmeden önce beni yanına oturttu ve;
"Yâ Ali! Ben öldüğüm zaman Resûlullâh'ı (s.a.v.) yıkadığın gibi beni de sen yıka. Güzel kokular sürdükten sonra Resûlullâh'ın (s.a.v.) bulunduğu Hücre-i Saâdet'e götürün ve izin isteyin. Kapının açıldığını görürseniz beni oraya defnedin. Yok, kapı açılmazsa beni -Allah kulları arasında hüküm verinceye kadar- Müslümanların kabristanına defnedin." dedi.
Vefat edince, Hz. Ebû Bekir'i yıkadım, kefenledim. Resûlullâh'ın (s.a.v.) kapısına izin için ilk gelen ben idim. Yâ Resûlallah! Bu gelen, Ebû Bekir'dir, yanınıza defnolunmak için müsaade istiyor, dedim. Kapı açılıverdi. Ve;
'Habîbi (dostu, sevgiliyi), habîbine (dostuna) getirin. Zira habîb, habîbini özlemiştir.' diye bir ses işittim."
Hicrî: 27   Şevval  1435   •Fazilet Takvim



ZİLZÂL SÛRESİ



Hadîs-i Şerîf:
 "Muhakkak bu (dînî) ilim dîninizdir, onu kimden aldığınıza dikkat ediniz."
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)
Hicrî: 24   Şevval  1435   •Fazilet Takvim

ZİLZÂL SÛRESİ


Zelzele sûresi de denilen bu sûre Medîne'de nâzil olmuştur. 8 âyettir. Meâli şerîfi şöyledir:
"Yer o (kıyâmet) sarsıntısıyla sarsıldığı ve yer ağırlıklarını çıkardığı ve insan "Ne oluyor buna?" dediği vakit. O gün bütün haberlerini anlatır. Çünkü Rabb'in ona vahy eylemiştir. O gün insanlar, müteferrik surette (kimi yüzü ak, kimi yüzü kara, kimi selâmette, kimi korkular ve dehşetler içinde. fırka fırka) fırlayacaklardır, amelleri kendilerine gösterilmek için. Ki her kim zerre miktarı bir hayır işlerse onu görecek, her kim de zerre miktarı bir şer işlerse onu görecek." Bu sûre-i celîlenin nüzûl sebebi:
Kâfirler, Resûl-i Ekrem'e (s.a.v.): O va'd olunan kıyâmet gününün ne zaman vukû' bulacağını alay ederek soruyorlardı. İşte onlara, o günün dehşetli alâmetleri bildirilmiş, fakat o günün ne vakit vukû' bulacağı - İnsanlar kıyâmet vaktini uzak görerek gaflet içinde yaşayıp dur­masınlar diye- bildirilmemiştir.
Bu âyetlerde şuna da işaret vardır ki: İnsan, elinden gelen hayırlı işleri yapsın velev ki o hayır pek az olsun, onun azlığına bakarak terk etmesin, mutlaka onun da bir mükâfatı vardır. Ve en ufak bir kötülüğü de ehemmiyetsiz görmesin. Zira onun da herhalde bir cezası vardır. Ebû Saîd-i Hudrî (r.a.) demiştir ki bu sûre nazil olunca "Yâ Resûlallah dedim: Ben her halde amelimi görecek miyim? "Evet" buyurdu. Büyüğü büyük, dedim, "Evet" buyurdu; küçüğü küçük dedim, "Evet" buyurdu. Vay, anam ağladı! dedim.
"Sevin, ey Ebû Saîd! Çünkü hasene (iyilik) için on misli (karşılık verilecek)tir." buyurdu.
Bir hadîs-i şerîfte "Bu Zilzâl sûresi Kur'ân'ın yarısına denktir." buyurulmuştur.
Kur'ân'ın hükümleri, dünya hükümleri ve âhiret hükümleri olmak üzere iki kısımdır. Bu sûre de icmâlen âhiret hükümlerini içine almaktadır. Diğer bir Hadîs-i Şerîfte de "Bu sûre Kur'ân'ın dörtte birine denktir." diye buyurulmuştur.
Hicrî: 24   Şevval  1435   •Fazilet Takvim




BORÇ HUZURU KAÇIRIR



Hadîs-i Şerîf:
 "Bir kul Allâhü Teâlâ'nın hoşlanmadığı (razı olmadığı) hususlarda borçlanmadığı müddetçe, Allâhü Teâlâ borcunu ödeyinceye kadar (rahmetiyle) onun yanındadır." 
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)
Hicrî: 23   Şevval  1435   •Fazilet Takvim

PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.) HÜRMETİNE


Mekke'de şiddetli bir kıtlık oldu. Kureyşliler Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) amcası Ebû Tâlib'e gelip
"Ey Ebû Tâlib! Gel Allâhü Teâlâ'dan yağmur dileyelim. Ümit ederiz ki yağmur yağdırır." dediler. Sonra Ebû Tâlib yanında çok güzel yüzlü bir çocuk ile çıktı. Bu çocuk Peygamber Efendimiz (s.a.v.) idi. Ebû Tâlib onun elini tuttu, arkasını Kâbe duvarına dayadı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) parmağını kaldırdığı gibi gökyüzünde bir parça bulut bile yok iken her tarafta bulutlar çıkıp yağmurlar yağdı, dereler dolup seller aktı.
Ebû Tâlib bu hadiseyi Hz Muhammed Mustafa'nın peygamber olduğunuda söyleyerek büyük bir fesahat ve belağat ile anlatmıştır.


BORÇ HUZURU KAÇIRIR

Bir lüzum görülmedikçe borç almamalıdır. Alınan borç paralar çok kere lüzumsuz yere sarf edilir ve birçok zararlara katlanmak lâzım gelir. Borç huzuru, rahatı kaçırır, hürriyeti ihlâl eder. Borç verecek bir halde bulunanlar da ellerinden gelen yardımı muhtaçlardan esirgememeli, sırf Hak rızası için karz-i hasen (faizsiz ödünç vermek) suretiyle borç verip mükâfatını Allâhü Teâlâ'dan beklemelidir. Yerinde verilen bir borç para, sadakadan faziletlidir. Borç alacaklar da emin olmalı, sözünde durup, ilk fırsatta borçlarını vermeye kararlı bulunmalıdırlar. Peygamber Efendimiz (s.a.v.):
"Mîrac gecesi cennetin bir kapısında, 'Sadaka vermenin bire on misli sevabı, borç vermenin ise bire on sekiz (misli) sevâbı vardır.' diye yazılmış olduğunu gördüm." buyurmuştur.
Borçlu, borcundan fazla nisab miktarı mala sahib olmayan kimse veya kendisinin de başkasında malı varsa da, alması mümkün olmayan kimsedir.
Böyle borçlu olan kimseye zekât vermek, borcu olmayan fakire vermekten daha faziletlidir.
Hicrî: 23   Şevval  1435   •Fazilet Takvim




FAYDALI İLİM NEDİR



Hadîs-i Şerîf:
 "En fazîletli sadaka bir müslümanın ilim öğrenmesi, sonra da onu müslüman kardeşine öğretmesidir.
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)
Hicrî: 22   Şevval  1435   •Fazilet Takvim

FAYDALI İLİM NEDİR


Faydalı ilim önce Allâhü Teâlâ'yı, onun sıfatlarını, isimlerini bilmektir.
Allâhü Teâlâ'ya nasıl ibâdet edeceğini, huzûrunda dikkat edilmesi gereken edebleri öğrenmektir. İşte bu ilim kalbe yerleşen ve kalbin İslâm'a açılmasına sebeb olan ilimdir. Faydalı ilim:
•  Allâhü Teâlâ'ya tâat ve ibâdete yardımcı olan,
•  Dâimâ Allâhü Teâlâ'dan korkmaya sebep olan,
•  Allâhü Teâlâ'nın yasakladığı şeylere yaklaştırmayan ilimdir. Cüneyd-i Bağdâdî (k.s.) buyurdu:
Faydalı ilim sâhibi mütevâzı olur, nefsiyle cihâd eyler, zâhiren ve bâtınen dâimâ Cenâb-ı Hakk'ın huzûrunda uyanık ve edebli bulunur, Allâh'dan korkar, dünyadan ve dünyanın kullarından yüz çevirir, dünya malından az bir şeyle yetinebilir.
İnsanlara nasîhat eder, onlarla güzel geçinir, fakirleri hor görmez, onlarla oturur, Allâh'ın evliyâsına hürmetkâr olur, mâlâyânî ve faydasız şeyleri terk eder.
Şeyh Ebû Abdurrahmân Sülemî (k.s.) buyurdu:
Sâhibine Allâh korkusu, tevâzu, halka nasihat etmek, Allâhü Teâlâ'nın yarattıklarına şefkatli olmak gibi huylar kazandıran, Allâhü Teâlâ'nın haklarına riâyet etmeye, ona ibâdete devâm etmeye, helâlinden kazanmaya, azaları haramdan korumaya, emânetlere riâyet etmeye, nefsin kötü ahlâk ve arzularına karşı koymaya sebep olan her ilim faydalı ilimdir.
Resûlullâh Efendimiz'in, sâhibine vebâl olduğunu bildirdiği ve Cenâb-ı Hakk'a sığındığı faydasız ilim bu faziletleri kazandırmayan ilimdir.


MISRA:
İlm-i şerîf ehlini eyler azîz,
(İlim şereflidir, ilim ehlini azîz eder.)
Hicrî: 22   Şevval  1435   •Fazilet Takvim



İNSANLARIN EN CÖMERDİ (S.A.V.)



Hadîs-i Şerîf:
"Sizden biriniz hayır işlerse sevabı âhirettedir. Her kim de şer işlerse cezasını dünyada musibetler ve hastalıklar olarak görür.
(Hadîs-i Şerîf, Suyûtî, ed-Dürrü'l-Mensûr)
Hicrî: 21   Şevval  1435   •Fazilet Takvim

İNSANLARIN EN CÖMERDİ (S.A.V.)


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) insanların en cömerdi idi. Onun verdiği malların hepsi Allâhü Teâlâ'nın rızası içindi.
Bazan fakir ve muhtaç olanlara verirdi. Bazan Allah yolunda cihada harcar, bazan da bir kimsenin gönlünü kazanmak için verirdi. O öyle bir kimse olurdu ki onun Müslüman olmasıyla İslam kuvvetlenirdi. Bu gibi kimseler fakir değillerdi.
Fakat yine de onlara bol mal verip hatırlarını hoş ederdi. Bu sayede nice kimselere İslam nasib olurdu. Böyle yerlere harcamayı kendilerine ve evladına harcamaya tercih ederdi. O kadar bağış ve ihsan ettiği olurdu ki Rum hükümdarı Kayser ve İran hükümdarı Kisra bile öyle ihsan edemezlerdi. Ama kendileri, bazan bir ay geçerdi, evinde ateş yanmaz, açlıktan mübarek karnına taş bağlardı.
Bir kere bir harbten esirleri getirmişlerdi. Hz. Fâtıma:
"Yâ Resûlallah! Hizmetkârım yok. Bana bir esir ihsan etseniz." dedi.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.);
"Tesbih (subhanallah), tahmid (elhamdülillah) ve tekbir (Allahü Ekber) oku. Ben sana esir verip Ashâb-ı Suffe'yi aç bırakamam." buyurdular.
Ashâb-ı Suffe, Ashâb-ı Kirâm'ın fakirleri olup hiçbir malları, yatacak ve kalacak yerleri yoktu. Mescid-i Nebevî'nin sofasında otururlardı. Ashâb-ı Kiram'ın zenginlerinden bazısı onları evlerine götürür, yemek yedirirlerdi.
Bir defasında bir hanım bir hırka getirip;
"Yâ Resûlallah! Bu hırkayı giymeniz için size getirdim." dedi. Fahr-i Kâinat Efendimizin hırkaya ihtiyacı vardı. Alıp giydiler. Bunu gören ashabından birisi;
"Yâ Resûlallah! Bu ne güzel bir hırka, bunu bana bağışlasanız." dedi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) hırkayı ona bağışladılar.
Hicrî: 21   Şevval  1435   •Fazilet Takvim