29 Mart 2014 Cumartesi

EVLİYA ÇELEBİ'YE BABA NASİHATİ



Hadîs-i Şerîf:
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: "Allâhü Teâlâ katında en sevilmeyen insan, düşmanlığı şiddetli olandır."
(Müttefekun aleyh)
Hicrî:24 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvim

EVLİYA ÇELEBİ'YE BABA NASİHATİ

"Oğul, besmelesiz yemek yeme, fakir olursun.
Ser verecek sözün (sırrın) var ise sakın hanımına deme.
Cünüp iken yemek yeme.
Elbisenin söküğünü üstündeyken dikme.
İyi adını kötüye takma ve kötüye yoldaş olma, zararını çekersin.
Gözüm, yürü ileri, kalma geri. Alay bozma, tarla basma, dostların ayağına sarkma, komadığın yere el uzatma, iki kişi söyleşirken dinleme, ekmek ve tuz hakkını gözet, nâmahreme bakıp ihanet etme.
Davetsiz bir yere varma, varırsan güvenilir yerde dürüstlere var. Sır saklar ol, her mecliste duyduğun sözleri sakla.
Evden eve dolaşıp söz gezdirme, kınamaktan, koğuculuktan ve çekiştirmekten uzak ol.
İyi huylu ol, herkesle güzel geçin, inatçı ve sivri dilli olma. Senden ulular önünde gitme, ihtiyarlara saygı göster. Dâimâ temiz olup dinin yasakladığı her kötülükten kaçın. Beş vakit namazını kıl, iyi halli ol, ilimle meşgul ol.
Oğul, dünya için nasihatim odur ki, dâimâ zarif ve tok gözlü ol. Oturup kalktığın vezirlere, devlet adamlarına ve büyüklere varıp dünya için bir şey isteme, bu yüzden senden nefret edip seni küçük görmesinler.
Rıza lokmasına kanaat eyle, eline giren malı da israf etme, kanaatle geçin. Hadîs-i Şerifte 'El-kanâ'atü kenzün lâ yefnâ' (Kanaat tükenmez bir hazinedir) buyurulmuştur.
Dünya malını lokma ve hırka için sakla ki nâmerde muhtaç olma. Yarın, sağlıkta ve sayrılık (hastalık)ta lâzım olur. Paranı isrâf eylemekden kendini pek sakla.
Gezip dolaştığın yerde kendini daima koru. Su uyur, gaddar ve hain düşmanlar uyumaz. Bu nasihatlerimi kulağına küpe eyle, Yürü, sonun hayır ola" dedi.
Hicrî:24 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvim




28 Mart 2014 Cuma

HZ. EBÛ BEKİR'İN İSLAM'A BÜYÜK HİZMETİ



Hadîs-i Şerîf:
 Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: "Ebû Bekir'i sevmek ve ona teşekkür etmek bütün ümmetime vaciptir.
(Kenzü 'l-Ummâl)
Hicrî:23 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvimi

HZ. EBÛ BEKİR'İN İSLAM'A BÜYÜK HİZMETİ

Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) irtihâlinden sonra Hz. Ebû Bekir (r.a.) halîfe oldu. Bu günlerde, İslam Dininin en hayatî devirlerinden en çetin bir safhası kaydedildi. Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) yirmi üç sene devam eden mücadele ve tebliğ hayatında, İslam dininin intişarına engel olmak isteyen en azgın düşmanları mağlub etmiş, Arabistan ufuklarında İslam nuru dalgalanmaya başlamıştı. Müslümanlar bütün ilahi duyguları, bütün insani faziletleri onun mübarek simasında görüyor ve kendisinden ilham alıyorlardı.
Gönüllerine İslam sevgisi sinmeyen ve kıyıda köşede fırsat kollayanlar da vardı.
Hz. Ebû Bekr'in (r.a.) halifeliğinin ilk günlerinde, Resûlullah'ın (s.a.v.) vefâtı üzerine fırsat kollayan fesatcıların isyanı ile Cezire'nin her tarafında yer yer irticâlar, irtidâdlar (dinden dönmeler) baş gösterdi.
Bu esnada Yemâme'de Müseyleme, San'a'da Esved-i Ansî peygamberlik iddiasında bulunmuşlardı. Orada bulunan halk, Peygamberimizin (s.a.v.) peygamberliğini inkâr etmiş yalancı peygamberlere inanmışlardı. Müslümanların çoğu irtidad ediyor eski küfürlerine dönüyorlardı. Bir kısmı da biz inanıyoruz, namaz kılıyoruz, diyorlar fakat zekâtın farz olduğunu inkâr ediyorlardı. Hz. Ebû Bekir (r.a.) "Vallahi namaz ile zekat arasında bir fark görenlerle harp edeceğim. Namaz nasıl bedenî bir vazife ise, zekât da malî bir vazifedir. Her ikisi de İslâm hukukundandır. Vallâhi Resûlullah'a (s.a.v.) verdikleri bir hayvanın yularını bile benden esirgerlerse muhakkak onların boynunu vururum." buyurdu. Bu ictiha- dıyla islamiyeti büyük bir tehlikeden kurtarmıştır. Hz. Ebû Bekir (r.a.) ordusunu mürted ve mürteciler üzerine sevketti ve bir sene zarfında asr-ı saâdetteki birlik ve beraberlik temin edildi. İslam dininin hayat ve istikbâlini kurtaran hiç şüphesiz Hz. Ebû Bekir'in azim ve kararlılığıdır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.), mağara arkadaşını, böyle büyük tehlikelere karşı tereddütsüz ve derhal harekete geçecek seciyede yetiştirmişti.
Hicrî:23 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvimi




23 Mart 2014 Pazar

SA'D BİN REBÎ' (R.A.)


Hadîs-i Şerîf:
 "Günah işleyen bir kul hemen kalkıp güzelce abdest alır ve iki rek'at namaz kılar günahından dolayı Allâh'a istiğfar ederse Allâhü Teâlâ onu elbette bağışlar."
(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed)
Hicrî:22 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvimi

BİR SAHABÎ: SA'D BİN REBÎ' (R.A.)


Sa'd bin Rebî', Akabe'de Resûl-i Ekrem'e (s.a.v.) bîat eden Ashâb-ı Kirâm'dan olup Es'ad bin Zürâre'den sonra Ensâr'ın reisi idi. Birinci ve ikinci Akabe bey'atlerinde bulunmuştur.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) hicretten sonra onunla Abdurrahmân bin Avfi (r.a.) kardeş kılmıştır. Hz. Sa'd bin Rebî' bütün malının yarısını Abdurrahmân bin Avfe (r.a.) teklif etti. O da "Allâhü Teâlâ malını ve âileni sana mübârek kılsın. Sen bana çarşının yolunu göster" demişti. Bedir ve Uhud harblerinde bulunmuştur. Uhud harbinden sonra Resûl- i Ekrem;
"Acabâ Sa'd bin Rebî' ne hâldedir? Şehîdler arasında mıdır, yoksa yaralılar içinde midir? Ona doğru on iki kargı ile hücûm olunduğunu gördüm" diye buyurdu ve onu arayıp bulmak için Muhammed bin Mesleme (r.a.) hazretlerini gönderdi.
Muhammed bin Mesleme (r.a.), onu şehîdler arasında buldu. Pek çok kılıç, kargı ve ok ile vücudu delik deşik olmuş ve son nefese gelmişti. O hâlde iken Sa'd radıyallâhü anh gözünü açtı ve Muhammed bin Mesleme'ye (r.a.) hitâben şöyle dedi:
"Resûlullah'a benim selâmımı arz eyle ve de ki; ben cennetin kokusunu duyuyorum. Kavmine de benden selâm söyle ve de ki, kirpikleriniz kımıldadıkça peygamberinize ihlâs ile yardım edin. Yoksa Allâh katında mazeretiniz olamaz" dedi ve rûhunu teslîm eyledi.
Muhammed bin Mesleme (r.a.), Peygamber Efendimizin huzûruna gelip Sa'd'ın selâmını ve söylediklerini arz etti. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdular:
"Allâh ona rahmet etsin. Hayatta iken ve vefât ederken Allâh ve Resûlü için nasîhat eyledi. Yâ Rab, sen Sa'd bin Rebî'den râzî ol" Hz. Sa'd, Hârice bin Ebî Züheyr (r.anhüma) ile bir kabre defnolundu. İki kız evlâd bırakmış idi. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), Hz. Sa'd'ın mirasını Nisâ Sûresinin 11. Âyet-i Kerîmesine göre taksim etti. Bu âyet-i kerîmenin bu hükmü ilk olarak onlarda tatbîk edildi.
(Radıyallahü anh)
Hicrî:22 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvimi



FETVÂDAN KAÇINMAK



Hadîs-i Şerîf:
 "Sizin fetvâya, (yâni; dînî meselelere dâir cevap vermeye) en fazla cüret göstereniniz ateşe atılmaya en cüretkârınızdır."
(, Sünen-i Dârimî)
Hicrî:21 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvimi

FETVÂDAN KAÇINMAK


Hakiki âlimler, kendilerine bir şey sorulduğunda cevap vermekte acele etmez, kurtuluş yolunu aramak için çekingen davranırlar. Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
"(Dîn) ilimlerinin aslı üçtür: Kitâb (Kur'ân-ı Kerîm), (sahîh isnâd ile sâbit) sünnet ve (bilmediğine) lâ edrî: bilmiyorum demek". İmâm Şa'bî (rh.) buyurdu:
"Bilmiyorum demek, ilmin yarısıdır. Bilmediğinde Allah için sükût edenin alacağı mükâfat, konuşandan az değildir. Zira nefse en ağır gelen şey cehaleti kabul etmektir."
Sahâbenin (r.anhüm), selefin ve önceki âlimlerin âdeti böyle idi. İbn-i Mes'ûd (r.a.) buyurdu:
"İnsanların her suâlini cevaplandıran, delidir. Âlimin kalkanı 'bilmem' demektir. Eğer kalkanı kullanmakta hatâ ederse, hasmının silâhına hedef olur" İbrâhîm Edhem (rh.) buyurdu:
"Alimin bâzı meselelerde konuşup bâzılarında sükût etmesinden Şeytan'ın daha çok gücüne giden şey yoktur. Şeytân: "Bunun sükûtu; susması bana konuşmasından daha ağırdır" der. "Mecburiyet olmadıkça konuşmamak ve sorulmadan konuşmamak ebdalin (evliyaullahın) vasfındandır. Onlar sorulan şeye cevâp verecek kimse varsa sükût eder, yoksa o zaman cevâb verirler." Hakikî âlime bir mesele sorulduğunda (cevâbın hesabını vermenin zorluğunu düşünerek) dişi sökülen adam gibi olur, ıztırab duyar. Hz. Abdullah İbn-i Ömer, sual soranlara;
"Siz cehenneme gitmek için bizi köprü yapmak istiyorsunuz." derdi. Ebû Hafs Nisabûrî (rh.) buyurdu:
"Hakiki âlim, suali cevaplandırırken kıyâmette bu cevâbı nereden buldun" diye sorulacağından korkan zâttır.
Hicrî:21 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvimi



20 Mart 2014 Perşembe

YÜZ SAHÎFE VE DÖRT KİTÂB



Hadîs-i Şerîf:
 "Kim Kur'ân-ı Kerîm'i okursa onun karşılığını Allâh'dan istesin. Muhakkak yakında öyle topluluklar gelecek ki, Kur'ân-ı Kerîm okuyacaklar ve onun karşılığını insanlardan isteyecekler.
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî:18 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvimi

KİTAPLARA İMAN: YÜZ SAHÎFE VE DÖRT KİTÂB


Allâhü Teâlâ insanları ve cinleri yarattı ve dünya ve âhiret saadetini bildirmesi için onlara peygamberler gönderdi. Peygamberlere, Cebrâil aleyhisselâm ile emirlerini ve yasaklarını bildirdi. Peygamberler de bu emirleri, Cebrâil aleyhisselâmın getirdiği gibi, ümmetlerine bildirdi.
Allâhü Teâlâ, yüz sahîfe ve dört büyük kitâb indirmiştir:
On sahîfe Âdem aleyhisselâma; elli sahîfe Şît aleyhisselâma, otuz sahîfe İdrîs aleyhisselâma, on sahîfe İbrâhîm aleyhisselâma gelmiştir.
Dört kitâbdan, Tevrât-ı şerif, Mûsa aleyhisselâma, Zebûr-i şerif, Dâvûd aleyhisselâma, İncil-i şerif, Isâ aleyhisselâma; Kur'ân-ı Kerîm, son Peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimize inmiştir.
Mûsâ aleyhisselâmın dîni, Isâ aleyhisselâm zamanına kadar devam etti. Isâ aleyhisselâm gelince, Mûsâ aleyhisselâmın dînine uymak caiz olmayıp, Muhammed aleyhisselâmın dîni gelinceye kadar, Isâ aleyhisselâmın dînine uymak lâzım oldu. Fakat İsrâîloğullarının çoğu, Isâ aleyhisselâma îmân etmedi.
Isâ aleyhisselâma imân edenlere Nasârâ (Hıristiyan) denildi. Isâ aleyhisselâma îmân etmeyip de, küfürde, dalâlette kalanlara Yahûdî denildi. İşte Yahûdîlik ile Hıristiyanlık böylece ayrıldı.
Hâlbuki iki cihanın seyyidi, insanların ve cinnin hepsinin peygamberi Muhammed Mustafa (s.a.v.) Efendimiz, bütün âlemlere Peygamber olarak gönderildi ve getirdiği İslâm Dîni, bütün dinleri neshetti, hükmünü kaldırdı. Bu dinin hükmü kıyamete kadar süreceğinden, dünyânın hiçbir yerinde onun dîninden başka bir dinde bulunmak câiz değildir. Ondan sonra, hiç peygamber gelmeyecektir.
Biz, çok şükür, onun ümmetiyiz. Dînimiz, İslâm dînidir. Peygamberlerin aleyhimüsselâm hepsine inanırız. Hepsi Allâhü Teâlâ tarafından gönderilmiş peygamberlerdir. Fakat Kur'ân-ı Kerîm nazil olunca, başka dinler nesh edildi; hükümleri kaldırıldı. Onun için, hiçbirine uymak caiz değildir. (A. Cevdet Paşa, Malumat-ı Nâfia)
Hicrî:18 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvimi



ERTUĞRUL TAYYARESİ



Hadîs-i Şerîf:
 Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: "İnsanın hatalarının birçoğu dilindendir.
(Hadîs-i Şerîf, el-Mu 'cemü 'l-Kebîr)
Hicrî:17 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvimi

ERTUĞRUL TAYYARESİ


Çanakkale cephesinde tayyare (uçak) sıkıntısı son haddini bulmuştu. Harbiye Nezareti Edremit topraklarına düşüp iki parça olan Ertuğrul tayyaresini gemiyle İstanbul'a getirtti, Yeşilköy'deki fabrikada tamir ettirdi ve 23 yaşındaki pilot Mülâzım-ı Evvel (Teğmen) Cemal Efendi ile Çanakkale Cephesi'ne yolladı.
7 Mart 1915 sabahıydı. Cemal Efendi mutad keşif uçuşlarından birine çıkmıştı. Dikkatle boğazı taradı, fakat Türk mayınlarından iz göremedi. 1000 metre yüksekten uçuyordu. Bu yüksekten uçan bir pilot 8 metre derinliğe yerleştirilmiş mayınları pekâlâ görebilirdi. Cemal Efendi'nin daha aşağı inmesi gerekiyordu. Fakat bu intihar demekti. Çünkü bir düşman mermisinin Ertuğrul'u düşürmesi işten bile değildi. Cemal Efendi cesaretini topladı ve 400 metreden mayınlara baktı. Yanılmamıştı, düşman bir gece önce boğazdaki bütün mayınları tek tek toplamış ve bu Türk keşif kollarının dikkatinden kaçmıştı.
Bu hareket düşmanın yakın bir zamanda boğaza harekât hazırlığı içinde olduğunu gösteriyordu. Cemal Efendi derhal Çanakkale Müstahkem Mevkii Kumandanı Cevad (Çobanlı) Paşa'nın huzuruna çıkıp rapor verdi.
7/8 Mart gecesi Nusret Mayın Gemisi, Boğaz'ı yeniden mayınladı. Düşman keşif tayyareleri mayınları fark edemedi. 18 Mart sabahı mayınlar, üzerine düşen vazifeyi yapmaya başladı. Gün sonunda Yenilmez Armada saf dışı oldu. Türk tarafının kaybı ise 25 şehit ve 61 yaralıdan ibaretti. İtilaf Devletleri'nin birleşik donanması, tarihinin en büyük mağlubiyetini tatmıştı.
Cevad Paşa göğsündeki liyakat madalyasını çıkardı ve pilot Mülâzım-ı Evvel (Teğmen) Cemal Efendi'ye taktı. Müşir Liman Von Sanders'in yazılı emriyle kendisine kırmızı şeritli madalyanın yanında 5. rütbeden bir Mecidî nişanı verildi.
Hicrî:17 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvimi



17 Mart 2014 Pazartesi

KULUN İLK HESABA ÇEKİLECEĞİ ŞEY NAMAZIDIR"



 اِنَّ الصَّلٰوةَ كَانَتْ عَلَى الْمُؤْمِنٖينَ كِتَابًا مَوْقُوتًا
Allâhü Teâlâ buyurdu:"...Şüphe yok ki namaz mü'minler üzerine muayyen vakitlerle yazılı bir farzdır."
(Nisâ Sûresi, âyet 103)
Hicrî:16 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvimi

"KULUN İLK HESABA ÇEKİLECEĞİ ŞEY NAMAZIDIR"


Beş vakit namazın fazilet ve ehemmiyetinin beyan edildiği hadîs-i şerîşerden:
•    "Kulun ilk hesaba çekileceği şey namazıdır. Allâhü Teâlâ'nın bu ümmete (imandan sonra) ilk farz kıldığı şey de namazdır."
•     "Büyük günahlardan kaçınıldığı müddetçe beş vakit namaz, aralarında geçen (küçük) günahlara keffâret olur."
•   "Kıyâmet günü kulun ilk hesaba çekileceği şey, beş vakit namazıdır. Eğer o kulun namazını tam yaptığı görülürse namazı tam olarak yazılır. Eğer namazından bir şeyi eksik yapmışsa Allâhü Teâlâ meleklerine şöyle buyurur:
'Bu kulumun kıldığı nafile namaz görebiliyor musunuz? Farzlardan zayi ettiği şeyleri nafile namazlarıyla tamamlayın.' Sonra da (oruç, zekat, hac gibi) diğer amelleri bu şekilde (eksikleri varsa nafileleriyle tamamlanarak) hesaba çekilir."

HZ. BÂKÎBİLLÂH'IN MÜBAREK HALLERİNDEN

Silsile-i Saadat'ın 22. halkası olan Muhammed Bâkîbillah Hazretleri çok büyük hallere ve derecelere sahip olmasına rağmen çok mütevâzı idi. Ancak zarûret miktarı konuşur, îzâh edilmesi istenen mevzuları açık bir şekilde beyân ederdi. Müritlerinin kendisine tâzim göstermelerini istemez, kendisini onlardan biri olarak görür, her hâlükârda onlarla müsâvî olarak hareket etmeyi sever, daima hallerini gizler, noksanlarını görür ve iyi niyet edemediğini düşünürdü. Sual sorulunca kısa cevaplar verirdi. Bununla beraber, bu büyükler yolunda karşılaşılan derin manaların anlaşılması için sorulan sualleri, sual edenin tamamen anlayabileceği şekilde, çok açık olarak îzâh ederdi. Belki yanlış anlar ve yanlış yola gider düşüncesiyle, bu hususta çok müşfik davranırdı. BEYİT:
Kelamın fizza ise sükût eyle olsun zeheb Kemal ehli kemâlâtı sükût ile buldu hep. (Lâ edri) Fizza: Gümüş. Zeheb: Altın
Hicrî:16 Cemâziyelevvel 1435   •Fazilet Takvimi