‘İMAM-I AZAM’
iMAM-I AZAM
Hanefi mezhebinin en büyük imamı olan Ebu Hanife Hazretlerinin
ismi Numandır. Lakabı İmam-ı Azam, künyesi Ebu Hanifedir. Ehli Sünnetin
dört büyük fıkıh imanından birincisi olan İmam-ı Azam’m ataları Horosan
ilinden Küfe’ye gelip yerleşmiştir.
Emevilerden Abdülmelik bin Mervan devrinde, Küfede doğan
İmam-ı Azam hayatı boyunca bir çok olaylara şahit oldu. Hacac’ın
yaşadığı Irak halkını haraca bağladığı günleri yaşadı. Ömer bin
Abdülaziz’in adalet dolu devrini gördü. Emevilerin çöküp Abbasilerin
kuruluşuna yetişti. Fakat kendini bu çalkantılara kaptırmadı. Hayatını
ilme ve İslam’a hizmete verdi. Çağında okuyan ilimlerin hepsini tahsil
etti. Küçük yaşta Kur’an-ı Kerim-i ezberledi. Küfe ve Basra alimlerinden
Hadis-i Şerif dersleri aldı.
Babası, Küfe, basra ve Mekke arasında ticaretle meşgul
olduğundan, O’da onunla beraber buralara gidip geliyor, muhtelif
yerlerdeki alimlerle görüşüyor, onların derslerini dinliyordu.
Ashab-ı Kiram’dan dört zatı gördüğü için Tabiinden sayılan
İmam-ı Azam, Hocasına çok sorular sorardı. Öğrenmenin anahtarı
sormaktır, derdi. O, öğrenmek istediklerini daima sorardı. Bir defasında
hocası ona:
“Beni Kuruttun, Ne varsa benden hepsini aldın” demişti.
Kırk yaşına kadar hep okuyan İmam-ı Azam, yetmiş yıllık ömrünün otuz yılım hocalığa ve fetva vermeğe hasretmiştir.
İmam-i azam hazretlerinin bir talebesine yaptigi vasiyetlerden bazilari söyledir:
* Konusurken yüksek sesle konusma. Hiç bir isinde acele etme, teenni ile hareket et. Acele seytandir. [Hadis-i serifte, (Teenni eden isabet eder, acele eden hata eder.) buyuruldu. Teenni, acele etmemektir.]
* Susmayi âdet edin. [Hadis-i serifte, (Susmak, hikmettir; fakat susan azdir.) buyuruldu.]
* Her ayda birkaç gün oruç tut. [Hadis-i serifte, (Her ay 3 gün oruç tutan, yilin tamaminda oruç tutmus gibi olur.) buyuruldu.]
* Nefsini hesaba çek, ilmi muhafaza et. Böylece amelinden iki cihanda faydalan. [Hadis-i serifte, (Akilli, nefsini hesaba çeken ve ölümden sonrasi için amel edendir.) buyuruldu.]
* Dünya nimetine ve sagligina güvenme. [Hadis-i serifte, (Ihtiyarliktan
önce gençligin, hastaliktan önce sagligin, mesguliyetten önce bos
vaktin, fakirlikten önce zenginligin, ölümden önce hayatin kiymetini bil.) buyuruldu.]
* Bu nimetlerin hepsinden sorguya çekileceksin. [Hadis-i serifte, (Kiyamette,
herkes ömrünü nerede geçirdiginden, malini nereden kazanip, nereye
harcadigindan ve ilmi ile amel edip, etmediginden sorulacaktir.) buyuruldu.]
* Kötü kimseyi; kötülügü ile anma, bir iyiligini bul, onu söyle.
Eger kötülügü din hakkinda ise, bid’at ise onu insanlara söyle ve ona
uymaktan onlari koru. [Hadis-i serifte, (Bid'atler yayilinca, ilmi olan bunu herkese bildirsin, bildirmezse, Kur'an-i kerimi gizlemis sayilir.) buyuruldu.]
* Sakin ölümü hatirindan çikarma. [Hadis-i serifte, (Ölümü çok hatirlayanin kalbi ihya olur, ölümü de kolaylasir.) buyuruldu.
* Kur’an-i kerim okumaya devam et. [Hadis-i serifte, (Kur'an
okunan evin hayri artar, melekler oraya toplanir, seytanlar oradan
uzaklasir. Kur'an okunmayan ev, içindekilere dar gelir, sikinti verir,
bereketsiz olur. Bu evden melekler çikar, seytanlar girer.) buyuruldu.]
* Bid’at ehlinden uzak dur. [Hadis-i serifte, (Bid’at ehlinin cenazelerine gitme, onlarla birlikte namaz kilma. Ben onlardan degilim.) buyuruldu.]
* Küfür ehli ile zaruretsiz konusma, mümkünse onlari Islama davet
et, degilse, onlarla dost olma [diyaloga girme!] Anneni, babani,
üstadini hayir duadan unutma. Ezan okununca, hazir ol, herkesten önce
mescide gel. Peygamberleri, salihleri, mescid ve mezarlar hakkinda
halkin gördügü rüyalari tabir et. Kabirleri ziyaret et.
* Komsudan gördügün ayiplari, emanet bil; sakla, kimsenin sirrini
kimseye söyleme. Seninle istisare edene dogruyu söyle. Cimrilikten
sakin. Tamahkar olan mürüvvetsiz olur. Her iste mürüvveti gözet.
Ihtiyacin olsa da, kimseden bir sey isteme. Dünya ehline ragbet etme.
* Yolda giderken sagina soluna bakma, önüne bak. Bahsis verilen yerlerde herkesten daha çok ver.
* Bir cemaat içinde iken, onlar teklif etmeden imam olma.
Kadinlarin, kizlarin, gençlerin toplandiklari yerlere gitme. Fisk,
çalgi, müzik ve diger haram bulunan eglence yerlerine girme.
* Ilim meclisinde sakin kizma. Inanilmasi zor olan hikâyeleri
anlatma. Bu nasihatimizi, cani gönülden kabul et. Bunlarla dünya ve
ahiretini süsle. Zira bunlar senin ve herkesin iyiligi içindir. Bu yolda
git ve herkese de tavsiye et .
.
İmam Azam Ebû Hanîfe Hazretleri
İmam Azam Ebû Hanîfe Hazretleri; Tabiînden. İslâm âleminde,
Ashab-i kiramdan sonra yetişen evliyanın ve âlimlerin en
büyüklerindendir. Ehli sünnetin reîsi ve Hanefî mezhebinin kurucusudur. 699
(H. 80) senesinde Kûfe’de doğdu. Aslen İranlıdır. Dedesi Zûtta müslüman
olup, Hazreti Ali’nin sohbetlerine katıldı. İyi bir tahsil gördü.
Ashab-ı Kiramdan, Enes bin Mâlik, Abdullah bin Ebî Evfâ, Vasile bin
Eskâ, Sehl bin Sâide ve Ebü’t-Tufey! Amir bin Vâsile’yi (r.a.) görerek
onların sohbetlerinde bulunma şerefine nail oldu.
Yirmi sekiz yıl hocası Hammâd bin Ebî Süleyman’ın derslerine
devam etti. Bütün ömrünü okuma ve okutmaya verdi. Tasavvuf İlmini
Cafer-i Sâdık hazretlerinden aldı. Takva1 ile amel eden bir velî ve
âlimdi. Kırk sene yatsı abdesti ile sabah namazını kıldı.
Abdestin bir adabını terkettiği için kırk yıllık namazını kaza etti. İlimde altmış binden fazla mesele çözdü. Elli beş kere hacca gitti. Binlerce talebeye icazet verdi. Bir çok kitap yazdı. Geçimini esnaflık ile sağlıyordu. Devletten bir görev ve maaş almadı. Halife Mansurun kendisine verdiği. Temyiz Mahkemesi Reisliğini kabul etmediği için zindana atıldı. İşkence
ettikten sonra, ayaklarının altından kanlar akan ve halsiz düşen İmamı
Azam Hazretlerini, zorla sırtı üstü yatırıp ağzına zehirli şerbeti
dökerek, 767 (H. 150) senesinde Bağdat zindanlarında şehid ettiler.
Kaynak : Rûhu’l-Beyan Tefsiri Tercümesi – cilt 1
İMAM-I AZAM’IN OGLUNA NASİHATİ !
İmam-ı Azam Hazretleri oğluna şu nasihatte bulunuyor: Ey oğlum; 500 bin hadis arasından seçtiğim şu 5 hadise uy…
- Amel ancak niyetledir. Ve bir kişiye ancak niyet ettiği vardır.
- Kişinin malayaniyi (manasız boş söz) terk etmesi İslamiyet’inin güzelliğindendir.
- Kendi nefsiniz için istediğiniz ve sevdiğiniz şeyi, din kardeşiniz
için de istemedikçe hiçbiriniz tam iman etmiş sayılmazsınız.
- Şüphesiz helâl belli, haram da bellidir. Allah güzeldir, ancak güzel şeyleri kabul eder.
- Müslüman, Müslümanlara eliyle ve diliyle zarar vermeyen kimsedir.
Sen, Allah’ın azabından kork ve rahmetini um; havf ile reca (ümit ve
korku) arasında ol. Fakat ümidin korkuya (recân havfe) galip gelsin.
Sıhhatli olduğun halde, korku ve rahatlık arasında sabit ol. Cenab-ı
Allah hakkında hüsn-i zanda bulun.
Oğlum! Bozuk itikatli olanlardan uzak olmanı, kalbiselim sahibi olarak ölmeni isterim. Şüphesiz Allah (cc) Gafûr ve Rahîm’dir.
..
İMAM-I AZAM HAZRETLERİ’NİN BAZI NASİHATLERİ
•
Elli senedir insanlara ünsiyet ederim. Ne kusurlarımı affeden bir dost
ne de gadabımı teskin ve ayıbımı örten bir ahbab bulabildim.
• Herkes kendi ilminden sorulur.
• Halk arasında bulunduğun zaman sana bir şey sorulmadıkça konuşma.
• Nice ilim sahiplerini müşkil durumda bırakan mağrur bir
kaderiyeciye Hz. İmam rüyasında: “Açlık ve aydınlık Hak yolu varken,
niçin karanlık kader yolunu tuttun. Kaza, kader insanların ayaklarının
kaydığı yerdir. Onun için kaderden bahsetmek yasaklandı.” Buyurdu. Adam
uyarınca tevbe etti.
• Kahkaha ile gülme, sokağa çok çıkma! Bunlar alimin vakarını rencide eder.
• Tamahkar olma!Yalan konuşma!
• İnsan ne kadar ibadet etmiş olsa da, karnına giren lokmanın helal veya haram olduğunu bilmedikçe ibadetin hükmü yoktur.
• İlmi bırakıp da cahillerle ve heves sahipleri ile sohbete koyulmak ahmaklık alametidir.
• Üstadım Hammad Hazretlerine ve pederle valideme ve kendilerinden ilim
öğrendiğim zatlara vefatlarından beri dua ve istiğfar ederim.
• Tahsilini tamamlamadan evlenme! Çoluk çocuğun geçimi ile meşgul olurken ilim aksar.
• Alim, çarşı Pazar dolaşmamalıdır. İhtiyacı olduğu anlarda çıkmalı veya
halkın ihtiyacı varsa çıkmalıdır ki, insanların hürmeti artsın.
Fazilet Takvimi
İmam-i Azam’in Vasİyetİ
Halkı, Hak yola getiresin
Yürürken vakarlı olasın.
Her işinde acele etmeyip, teenni edesin.
Arkadan seslenene cevab vermeyesin. Zira hayvanlar ardından çağrılır. Onu kendine layık görmeyesin.
Konuşunca, çok yüksek seslenmeyesin.
Muhatabın işiteceği kadar ve ağır söyleyesin.
Kendin için susmayı ve az hareketi âdet edesin. Böylece sabır ve sebatını herkes bilsin.
İnsanlar içerisinde Allah-û Teâlâ`yı çok an ki, O`nu senden öğrensinler.
Beş vakit namazın arkasından kendin için öyle vird kabul et ki, onda Kur`an okuyup, zikr ile şükrünü yapasın.
Her ayda birkaç gün oruç tut.
Nefsini murakabe edip, ilmi muhafazaya alasın. Böylece amelinle iki dünyada menfaatlenesin.
Elinde bulunan dünya devletine ve bedenin sıhhatine itibar ve itimad
etmeyesin. Böylece hepsinden sorguya çekildikte ümidsizliğe düşmeyesin.
Sultan seni kendi yakınlarından ederse de, sen bu yakınlığını insanlara
duyurmayasın. Zira sultana yakınlığı izhar edince, insanların ihtiyac ve
işlerinin yeri olursun.
Hepsinin işlerini görmeyi boynuna alırsan,
sultanın gözünden düşüp hakaret bulursun. Yapmazsan ayıblanır, insanları
darıltmak sıkıntısında kalırsın.
Halkın hâtâsını örtüp, doğruluğuna uyasın.
Kötü bildiğin kimseyi, kötülüğü ile anmayıp bir iyiliğini bulup, onunla söyleyesin.
kötülüğü din hakkında ise, onu insanlara söyleyesin ve ona uymaktan onları koruyasın.
Hak Teâlâ bu din-i mübinin yardımcısıdır. O halde sen, makam
sahiblerinin dininde gördüğün sakatlıkları bir kere söylersen Allah-û
Teâlâ yardımcın olur.
İnsanlar senden elbette çekinir. Ne kimse dinde
bir bid`at çıkarabilir, ne de bozukluğu o halde kalır.
Sultanından ilme uymayan amel görürsen, ona saygılı tatlı dille söyleyesin. Çünkü onun eli, senin elinden kuvvetlidir.
Bir sözü bir kere demekle yetinesin. O makam sahibi, o bozukluğu
gıyabında söylemekle senden çekinmediyse, yine işleyip terk etmediyse,
sarayına gidip, yalnız olarak tatlı dille nasihat edesin. Bid`at sahibi
ise, münazara ile Kitab ve sünnetten hatırına geleni söyleyesin. Kabul
ederse ne âla, yoksa onu kızdırmaktan çekinesin. Sakın ölümü unutmayıp,
Hak Teâlâ`dan üstadların için mağfiret ve rahmet dileyesin.
Kur`an-ı Kerim okumaya devam edip, kabir ziyaretlerine ve meşayıhı görmeye ve kıymetli yerlere çok gidesin.
Avamın sana arzettikleri enbiya ve salihleri, mescid, menzil ve mezarlar hakkında gördükleri rüyaları kabul edesin.
Küfr ve bid`at ehlinden bir kimse ile oturup konuşmayasın. Mümkünse dine davet edesin. Yoksa oyun meclislerine gitmeyesin.
Müezzin ezan okuyunca, hazır olasın. Böylece avamdan önce mescide gelesin.
Hakimin evine yakın evde oturmayasın.
Komşundan gördüğün ayb, emanettir; saklayıp, kimsenin sırrını kimseye söylemeyesin.
Bir iş için seninle meşveret edene doğruyu söyleyesin. Seni Mevlâ`ya yakın eden işleri O`na gösteresin.
Benim bu vasiyyetlerimi can ile kabul kılasın. Bunlarla dünya ve ahiretinde fayda bulasın. Tevfik-i Hakk`ı refik bulasın.
Sakın bahil olma ki, halin kötü olur. Tamah ve yalan ehli olma ki, mürüvvetsiz kalmayasın.
Doğruyu yanlışa katma ki, ihanet görmeyesin.
Her işte mürüvveti gözetesin.
Sıkışık ve rahat zamanlarda beyaz elbise giyip, kalben kimseye muhtac olmadığını gösteresin.
Fakirsen kimseden bir şey istemeyesin.
Dünya ehline hırs ve rağbet etmeyesin. Himmetini yüksek yapıp, alçakta kalmayasın.
Yolda giderken sağına soluna bakmayıp, önüne toprağa bakasın.
Hamama giderken, hamam ücretini pazarlık etmeden insanlardan daha çok
veresin. Hamam ehli arasında mürüvvetin zahir olup, onlardan tazim ve
hürmet bulursun.
İlim sahibleri yanında alçak olan dünyayı aşağı tutasın. Hak Teâlâ`nın katında dünyadan yüksek olan devlete kavuşasın.
Dünya işleri için sadık bir vekil bulasın. İşlerini o görüp, sen ilim ve amele dönesin.
İlim ehlinden hüccet ve münazara bilmeyenlerle ve makam kazanmak için
olan bahis ve konuşmalara katılmayasın. Zira onlar senden kaçınmayıp,
seni mahcub etmeye çalışırlar.
Senin haklı olduğunu bilseler de, aykırı
giderler. Ayan ve ekâbir meclisine vardığında onlar seni yüksekte
oturtmayınca, sen yukarda oturmayasın.
Bir cemaat içinde iken, onlar seni tazim ile ileri geçirip imam yapmayınca, önlerine geçmeyesin.
Kadınların, kızların, gençlerin toplandıkları mesire (piknik) yerlerine gitmeyesin.
Fısk, çalgı, şarkı ve haram bulunan meclislere girmeyesin. Onlarla ortak olup, ihanet görmeyesin.
İlim meclisinde sakın kızmayasın.
Halka, inanılmamaya yakın olan hikâyeleri söylemeyesin.
İlim ehlinden biri için bir meclis kurmak istersen, eğer fıkıh meclisi
ise, kendin gidersin, orada bildiğin gerçekleri takrir edersin. Böylece
halk onu âlim sanıp, ona aldanmasınlar.
Senin huzurunla şübhede
kalmasınlar. Sözü fetvaya salih ise, onu ondan zikretmeli, yoksa senin
huzurunda ders görmüş olmaması için kalkıp gidesin. Belki onun yanında
talebenden birini bulundurup, sözünün durumunu, ilminin derecesini
öğrenirsin.
Bid`atle karışık zikr meclisine gitmeyesin.
Evlenme işlerini, cenaze, bayram namazlarını ve Cum`a hutbesini üzerine almayasın.
Anneni, babanı, üstadını hayır duadan unutmayasın.
Bu nasihatimizi, bizden can-ü gönülden kabul edesin. Zira bunu senin ve
herkesin iyiliği için vasiyyet eyledim. Bu yolda gidesin ve halkı da Hak
yola getiresin.
Böyle babadan böyle evlad olur
Tâbiînden, İslâm âleminde Eshâb-ı kirâmdan sonra yetişen evliyânın
ve âlimlerin en büyüklerinden İmâm-ı A’zam Ebû Hanîfe hazretleri’nin
babası Sâbit hazretleri, daha bekar iken temiz ahlâklı, takvâ ve verâ
sâhibiydi. Zühdü, salahı ve ilmi pekçoktu. Yüzünde bir nur vardı.
Bir gün bir dere kenarında abdest alıyordu. Suda bir elma gördü.
Elmayı alıp, abdestten sonra elinde olmayarak dişledi. Fakat tükrüğünde
kan gördü. Kendi kendine; “Şimdiye kadar bana böyle bir hal olmamıştı.
Buna sebep ısırdığım elma olmalı.” dedi ve buna pişman oldu.
Elma sâhibini bulup helallaşmak için dere boyunca gitti. Nihâyet
ısırdığı elmanın ağacını buldu. Ağacın sâhibini aradı. Onun cömerd ve
ihsân sâhibi biri olduğunu öğrendi. Oradakiler; “Çok cömert ve ihsân
sâhibidir. Elma ağacındaki bütün elmaları alsan, alma demez. Bir tane
elmadan ne çıkar.” dediler.
Sâbit aramalardan sonra, bahçenin sâhibini buldu ve; “Ya elmanın
parasını al, yahut helâl et.” dedi. Bahçe sâhibi onun haramlardan ve
şüphelilerden sakınma husûsundaki gayretini görüp, hareketinin doğru
olup olmadığını kontrol etmek istedi. Sâbit’e; “Helâl etmem için ne
vereceksin?” diye sordu. Sâbit; “Altın istersen altın, gümüş istersen
gümüş.” dedi.
Bahçe sâhibi; “Ben altın, gümüş istemem. Kıyâmet gününde senden
dâvâcı olmamamı istiyorsan, bir teklifim var. Onu kabûl edersen hakkımı
helâl ederim.” dedi. Sâbit; “Teklifin nedir?” diye sordu. Bahçe sâhibi;
“Benim bir kızım var; gözleri görmez, kulakları duymaz, dili söylemez,
ayakları yürümez. Bunu sana nikâh etmek istiyorum. Kabûl edersen elmayı
sana helâl ederim. Yoksa, yarın kıyâmet günü Allahü teâlânın huzûrunda
seni mahcûb ederim.” dedi.
Sâbit kendi kendine; “Ey dîninde sâbit olan Sâbit! Kıyâmette
tehlike ve sıkıntılara mâruz kalmaktansa buna dünyâda katlanmak daha
iyidir.” deyip kabûl etti.
Bahçe sâhibi, teklifinin kabûl edildiğini görünce, böyle bir
kimseye kızını vereceği için çok sevindi. Nikâhı yapıldı. Gece olunca
Sâbit üzüntü ile nikâhlısının bulunduğu odaya girdi. Orada, gâyet süslü,
güzel, sağlam, görür, işitir, konuşur, yürür bir hanımla karşılaştı.
Hanım efendi kalkıp Sâbit’i karşıladı. Saygı dolu ifâdelerle konuştu.
Sâbit kendi kendine; “Yâ Rabbî! Bu ne iştir. Hayal mi yoksa rüyâ mı?”
dedi. Hanımın kendi nikâhlısı olduğundan şüphelenip odadan geri çıkmak
istedi. Hanımı; “Niye çıkıyorsun ey Allahü teâlânın sevgili kulu? Senin
helâlin benim!” dedi. Sâbit ona; “Baban seni bana kötüledi. Kördür,
sağırdır, dilsizdir, kötürümdür.” diye târif etti. Sen ise ne güzel
yürüyorsun ve ne iyi konuşuyorsun. Niçin böyle söyledi. Şaştım doğrusu.
Muhakkak bunda bir hikmet vardır.” dedi.
Nikâhlısı kız; “Bu bir sırdır, izin ver açıklayayım. Babamın
sözünde yalan yoktur. Dînini kayıran ve seven bir insandır. Seneler
oluyor bu evden dışarı çıkmış değilim. Şimdiye kadar hiçbir yabancı,
yüzümü görmedi. Ben de bir yabancı yüz görmedim. Bu sebeple gözlerim
harama kördür. Kulağım bir yabancı sözü duymamış ve günâh işlememiştir.
Bunun için günâha karşı sağırdır. Ayaklarım günah yerlerine gitmez,
bunun için kötürümüm. Dilimden hiç kötü söz, günâha sebeb olan bir
kelime çıkmadı. Onun için dilsizim. Babamın sözlerindeki hikmet budur.”
dedi.
Bu sözleri duyan Sâbit bin Zûtâ Allahü teâlâya şükretti ve; “Yâ
Rabbî! Sen her şeye gücü yetensin.” dedi. Haramlardan ve şüphelilerden
sakınma ve iffet esasları üzerine kurulan bu evlilikten; ilim, irfân ve
takvâ sâhibi olacak olan Nûmân isminde bir çocuk dünyâya geldi. Büyüdü
Hhanefi mezhebinin kurucusu imam-ı azam oldu. Hanefî mezhebi, Osmanlı
devleti zamanında her yere yayıldı. Devletin resmî mezhebi gibi oldu.
Bugün, dünya yüzünde bulunan Ehl-i islâmın yarıdan fazlası ve Ehl-i
sünnetin pekçoğu, Hanefî mezhebine göre ibâdet etmektedir.
Toplumun temel taşı: AİLE / Mehmet Oruç
Bİlmiyorum
İmam-ı Azam hazretlerinin okyonuslara benzeyen ilmine hayranlık duyanlar,
O’na şu suali sormuşlar:
-Ya İmam bunca ilmi nasıl öğrendiniz?
İmam-ı Azam şu cevabı vermiştir:
- Bilmediğimi sormaktan utanmamakla…
Bunun için alimler der ki:
-İlmin tek kapısı vardır… O da bilmediğini sormaktan utanmamak kapısı…
Bağdat alimlerinden Kasım bin muhammed der ki:
-Sorulan suale bilmeden cevap vermektense, dilimin kesilmesi bana
daha hayırlı gelmektedir… Alim şöyle devam eder; ” Vallahi ben birçok
din
büyüğüne eriştim.. Hiç birinin BİLMİYORUM sözünden rahatsızlık duyduklarını görmedim… Bildiklerine büyük bir iştiyakla cevap verirken,
bilmediklerine de kolaylıkla bilmiyoruz ” derlerdi… Bundan dolayı da asla rahatsızlık duymazlardı…
Birgün hutbe okurken cemaatten biri sualler sorar.. O da bilmiyorum
cevabını verir.. Sual sahibi buna kızar ve şu iğneleyici sözü söyler:
-Madem ki bilmiyordun o yüksek makama nasıl çıktın?
Faziletli alim kızmaz şu cevabı verir:
-Ben ilmim kadar yükselerek çıktım buraya… Eğer cehlim nisbetinde
yükselmem gerekseydi, başımın göğe değmesi icap ederdi…
İmam-ı Azam Ebû Hanîfe’nin yanında ilim tahsilini tamamlayan
Yusuf bin Halit es-Semtî[2], memleketi Basra’ya dönmek için hocasından
izin ister. İmam Ebu Hanife, insanî ilişkiler, ilim erbabının
mertebeleri, nefis terbiyesi, avam-havas her çeşit insanın eğitimi ve
onların durumundan haberdar olmak gibi konularda gerekli nasihatlerde
bulunmak üzere kendisine biraz beklemesini; bu vesileyle memleketine
döndüğünde ilmine tesir kazandıracak bir araç edinebileceğini söyler ve
şu sözleriyle kendisine nasihat etmeye başlar:
“”Evladım! Bilesin ki, insanlarla iyi
geçinemediğin takdirde, anan-baban dahi olsalar, onları kendine düşman
etmiş olursun. Fakat insanlarla iyi geçinebilirsen, yakının olmasalar
bile onları kendine bir anne ve bir baba gibi yakınlaştırabilirsin.”"
Yusuf bin Halit es-Semtî devamla o gün hocasının kendisine şunları söylediğini nakleder:
“”Biraz bekle de zihnimi toparlayıp sana özel bir vakit
ayırayım. Sana takdir edeceğin bazı şeyler öğreteyim. Tevfik
Allah’tandır.”"
Daha sonra İmam Ebû Hanife uygun bulduğu bir vakitte talebesini çağırarak ona şu nasihatlerde bulunur:
“”Farz edelim ki Basra ya gittin ve orada bizim
muhaliflerimizin yanına uğradın. Kendini onlardan üstün gördün ve
huzurlarında ilminle boy göstermeye kalkıştın. Kendileriyle iç içe
yaşamak ve aralarına girmekten kaçındın. Sen onlara, onlar da sana
itiraz etti. Sen onları terk ettin, onlar da seni terk etti. Sen onlara
sayıp sövdün, onlar da sana sayıp sövdü. Sen onları sapkınlık ve
bidatçilikle, onlar da seni aynı şeylerle suçladı. Senin ve bizim
hakkımızda fena sözler söylendi ve nihayet orayı terk edip ayrılmak
zorunda kaldın. Bilesin ki bu akıllıca bir iş değildir. Zira Allah bir
kapı açıncaya kadar idare etmek zorunda olduğu insanları idare etmeyen
kimse akıllı sayılmaz.
Basra ya vardığın zaman insanlar sana ilgi gösterecek ve seni
ziyaret edeceklerdir. Seni takdir edeceklerdir. Onları daima hak ettiği
konumda tutmaya çalış. Onlar arasından izzet ve ilim sahibi olanlara
iyi davran, onlara değer ver. Yaşlılara hürmet, gençlere şefkat
göstermeyi ihmal etme. Halka yakınlaşmaya çalış. Günahkar kimseleri
idare et; ama arkadaşlarını hayırlı insanlardan seç. İdarecileri hakir
görme. Kimseyi incitme. Onurunu koruma hususunda gevşeklik gösterme.
Sırrını kimseye açma. Kendisini sınayıncaya kadar kimseye itimat etme.
Bayağı insanlardan arkadaş edinme. Sana yakıştırılamayacak şahıslarla
ilişki kurma. Sakın cahil kimselere kendini fazla açmayasın. Ne kimsenin
davetini, ne de kimsenin hediyesini kabul et[3].
İnsanlarla iyi geçinmeye, karşılaştığın fenalıklara karşı
sabır ve tahammül göstermeye, güzel ahlaklı ve geniş kalpli olmaya
çalış. Sürekli aynı elbiseyi giyme. Kendine iyi bir binek seç. Bol bol
güzel kokular kullan. Kendine, özel ihtiyaçlarını karşılayacak kadar
zaman ayır. Ailenin durumunu gözet. Onları eğitmek ve yetiştirmek için
teşebbüse geç. Eğitim konusunda yumuşak kalpli ol. İnsanları
hatalarından dolayı uyarırken fazla kınama. Zira bu durum onların
pişmanlık duygularını yıpratıp hatalarından dönme ihtimalini azaltır.
İnsanları bizzat kendin terbiye etmeye kalkışma ki onlar nezdindeki
saygınlığına zarar gelmesin.
Namazlarına özen göster. Yiyeceğinden ikram et. Zira cimri
bir kimse asla toplumun saygınlığını kazanıp onlara önder olamaz. Seni
halkın durumundan haberdar edecek bir sırdaş edin ki, bir kötülük haberi
aldığında onu düzeltme imkanı bulasın. Bir iyilik haberi aldığında da
halka olan ilgi ve yardımın artar.
Seni ziyaret edeni de etmeyeni de sen ziyaret et. Sana iyilik
de yapsalar, kötülük de yapsalar sen bütün insanlara iyi davran.
Bağışlayıcı ol. İyiliği emret. Seni ilgilendirmeyen şeylere karışma.
Sana zararı dokunacak insanlardan uzak dur. Herkesin hakkını gözet.
Arkadaşlarından biri hastalandığında bizzat onu ziyaret et ve
adamların aracılığıyla kendisiyle alakadar ol. Aranızdan uzaklaşan
arkadaşlarınızı sorup soruşturun. Senin yanına gelmeyenlerin sen bizzat
yanlarına uğra; hal ve hatırlarını sor. Seninle ilişkiyi kesenlerle sen
ilişkiyi kesme. Yanına gelene ikramda bulun. Kendisinden kötülük
gördüğün kimseye sen iyilik yap. Senin hakkında kötü konuşan kimseyi sen
hayırla yâd et.
Arkadaşlarınızdan birisi öldüğünde onun hakkını ödeyin ve ona
karşı vazifelerinizi yerine getirin. Kimin başına iyi bir şey gelirse
onu tebrik edin. Kimin de başına kötülük gelirse onu teselli edin,
sıkıntısını paylaşın.
Senden işini görmeni isteyen kimsenin işini gör. Yardımına
ihtiyacı olan kimseden yardımını esirgeme. İnsanlara, kötü kimseler de
olsalar elinden geldiğince merhametle yaklaş.
Herhangi bir sebeple insanlarla aynı mecliste bulunmak veya
aynı mescitte bir araya gelmek durumunda kalır da kendi görüşlerine
aykırı fikirlerle karşılaşırsan onlarla tartışmayı sen başlatma. Fakat
görüşlerini sorarlarsa önce onların benimsediği görüşleri beyan eder;
sonra da bu konuda başka görüşler de vardır, diyerek bunları ispatlamaya
çalışırsın. Eğer sana kulak verirlerse senin kadrini bilirler. Seninle
aynı görüşü paylaşmayan kimselere böyle bir nebze bilgi ver ki, onun
üzerinde düşünsünler. Onları daima açık bilgilere dayanarak ikna etmeye
çalış, sakın akıllarının ermeyeceği derin bilgilerle onları ikna etmeye
çalışma.
İlim meclislerine gelenlerle hemhal ol. Kendilerine yer yer
latife yap ve hal hatırlarını sor. Zira böyle davranırsan gerek sana
karşı gerekse ilme karşı alakaları artmış olur. Zaman zaman onlara
ziyafet ver. Hatalarını görmezden gel. İhtiyaçlarını karşıla, onlara
yumuşak davran, müsamahakar ol. Hiçbirine kendilerinden sıkıldığını
belli etme. Onlardan biri gibi davran. Sana nasıl davranılmasını
istiyorsan sen de insanlara öyle davran. Kendine layık gördüğün ilgi ve
iltifattan onları mahrum bırakma. Şahsına karşı sorumluluklarını unutma,
özel durumlarını gözet.
İnsanları tahrik etme. Senden usanan kimselere karşı sen
bıkkınlık gösterme. Seni dinleyeni sen de dinle. İnsanların sana
yüklemediği sorumlulukları sen de insanlara yükleme. İnsanlar kendileri
için neye razı iseler, sen de onlar hakkında ona razı ol. Onlar hakkında
daima iyi niyetli ol.
Dürüstlükten taviz verme. Büyüklük taslama. Sana ihanet
etseler de sen sakın insanlara ihanet etme. Emanetine ihanet edilmiş de
olsan emaneti sahibine teslim et. Vefayı elden bırakma. Takvaya sarıl.
Diğer dinlere bağlı olan insanlarla kendi teamüllerine göre ilişkini
sürdür.
Eğer bu nasihatlerimi tutarsan selamet bulmanı umarım.
Sonra İmam-ı Azam Ebu Hanife şu sözleriyle nasihatini bitirir:
Ayrılığın beni üzüyor. Neyse ki seninle tanışmış olmam beni
teselli edecektir. Mektup yazarak bizimle ilişkini sürdür. Beni baban
gibi görebilir, kendini benim oğlum yerine koyabilirsin. Hiç çekinme,
bir ihtiyacın olursa mutlaka bana bildir.
Allah ümmî nebiye, onun âl ve ashabına rahmet etsin.
———————————————————
[1] İmam-ı Azam?ın, talebesi Yusuf bin Halit es-Semtî?ye nasihatleri Pakistan?da basılan bir risaleden tercüme edilmiştir.
[2] Yusuf bin Halit es-Semtî, İmam-ı Azam?ın eski
talebelerindendir. İbn-i Mace?nin ricali arasında yer alır. Hicrî 189
yılında vefat etmiştir. Geniş bilgi için bkz., el-Cevahiru?l-Mudıyye, c.
3, s. 1842.
[3] Burada muhtemelen dostluğu bir alime zarar getirecek olan kimseler kastedilmektedir. [Mütercim]
ÜÇ MESELE
İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretleri rh.a., hac için yola çıkıp
Medine’ye ulaştığında karşılaştığı Seyyid Muhammed Bâkır Hazretleriyle
arasında şöyle bir konuşma geçer. Seyyid Muhammed Bâkır:
-Sen kendi aklınca kıyas yaparak, Peygamber dedemin dinini ve hadislerini değiştiriyorsun, der.
-Böyle bir şey yapmaktan Allah’a sığınırım efendim. Lütfen oturunuz.
Rasulullah’a olduğu gibi benim size de hürmetim var, der İmam-ı Azam.
Seyyid Muhammed Bâkır’a yer gösterir. Her ikisi de yerini aldıktan sonra
Ebu Hanife Hazretleri söze başlar:
-Üç mesele soracağım.
Birincisi şu: Erkek mi daha güçsüz kadın mı?
-Kadın erkekten güçsüzdür. -Mirasta adamın payı kaç, kadının kaçtır?
-Erkeğin mirastaki payı iki, kadının birdir.
-İşte bu ceddin Peygamber s.a.v.’in sözüdür. Eğer onun dinini
değiştirmiş olsam, benim akıl ve kıyas yoluyla, kadın daha zayıf olduğu
için ona iki pay, erkeğe bir pay düşer derdim.
Ebu Hanife Hazretleri tekrar sorar:
-Namaz mı daha üstün, oruç mu?
-Namaz oruçtan üstündür.
-İşte bu da deden Rasulullah’ın sözüdür. Eğer ceddinin dinini akıl ve
kıyasla değiştirmiş olsaydım, âdet halindeki kadının kılamadığı
namazları kaza et mesini, orucu kaza etmemesini emrederdim.
Ebu Hanife Hazretleri üçüncü soruyu sorar:
-Sidik mi daha pis, meni mi?
-Sidik meniden pistir.
-Eğer deden Peygamber s.a.v.’in dinini kıyasla değiştirmiş olsaydım,
sidikten dolayı gusletmek gerektiğini ve meniden dolayı da sadece abdest
almak gerektiğini söylerdim. Fakat akıl ve kıyasla bu dini
değiştirmekten Allah’a sığınırım.
Seyyid Muhammed Bâkır Hazretleri yerinden kalkar ve Ebu Hanife’yi kucaklar. Tebrik edip ona ikramda bulunur