9 Ocak 2025 Perşembe

İNSANLARI HELÂKE GÖTÜREN HUSÛSLAR

قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ‏سَيَلِي أُمُورَكُمْ مِنْ بَعْدِي رِجَالٌ يُعَرِّفُونَكُمْ مَا تُنْكِرُونَ وَيُنَكِّرُونَكُمْ مَا تَعْرِفُونَ فَلَا طَاعَةَ لِمَنْ عَصَى اللهَ تَعَالَى. (حم)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : بندن صوكره يقنده إشلرينزيك إدارسنده بر تقم كشيلر كلير كى اونلر ، ، سزيك منكر ( كتابه و سنته آيقرى ) إشلرينزين إداره سينه بر تقم كشيلر كلير كى اونلر ، سزيك منكر ( كتابه و سنته آيقرى ) كوردكلرينزى ، معروف ( كتابه و سنته اويغون ) كوستريرلر ، سزيك  معروف كوردكلرينزى ده منكر كوستريرلر . ( بلينز كى ) الله تعالى يه عثيان أدنه ( عصيان اولان أمرنده ) إطاعت أدلمز . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  Benden sonra yakında işlerinizin idaresine birtakım kişiler gelir ki onlar, sizin münker (Kitâb’a ve sünnete aykırı) gördüklerinizi, maruf (Kitâb’a ve sünnete uygun) gösterirler, sizin maruf gördüklerinizi de münker gösterirler. (Biliniz ki) Allâhü Teâlâ’ya isyan edene (isyan olan emrinde) itaat edilmez.”

(Müsned-i Ahmed)

Hicrî:  09  Receb    1446  Fazilet Takvim

 

 

İNSANLARI HELÂKE GÖTÜREN HUSÛSLAR

 

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular ki:

“Ümmetim on beş şeyi yapmaya başlayınca onlara büyük belanın gelmesi vacip olur:

1- Ganimet malları (hak sahiplerine verilmeyip sadece zengin ve mevki sahibi kimseler arasında) dolaşan bir mal hâline geldiği zaman.

2- Emanet edilen bir şey, ganimet sayılıp hakkına riâyet edilmediği zaman.

3- Zekât vermek, ceza gibi telakkî edilip vermekten kaçınıldığı zaman.

4-5- Erkekler (Allâhü Teâlâ’nın rızâsına muhalif olan isteklerinde) hanımlarına itaat edip annesine (ve babasına, meşrû husûslarda) âsî olduğu zaman.

6-7 Bir kimse, arkadaşlarına yakın olup onlara iyi davrandığı hâlde, babasından uzaklaşıp ona kötü davrandığı zaman.

8- Mescitlerde (Allâhü Teâlâ’nın ve Resûl’ünün razı olmadığı) sesler yükseldiği zaman.

9- Müslüman bir halka, onların şerlisi reîs olduğu zaman.

10- Bir kimseye, sırf zararı dokunmasın diye saygı gösterildiği zaman.

11- Her türlü (sarhoş edici) içkiler, insanlar arasında yayılıp içildiği zaman.

12- (Erkekler tarafından) ipek elbise giyildiği zaman.

13- Şarkı söyleyen kadınlar çoğaldığı zaman.

14- Her türlü çalgı aleti imal edilip kullanıldığı zaman.

15- Bu ümmetin sonraki nesilleri, önceki sâlih zâtlara (sâlih amellerde tâbi olmadıkları gibi) hakaret ettikleri zaman.

İşte bunların tamamı gerçekleştiği vakit artık kızıl rüzgârın esmesini, yere batırılmayı, sûretlerin başka sûretlere tebdîlini bekleyin.”

Hicrî:  09  Receb 1446  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

İHLÂS-I ŞERÎF SÛRESİ’NİN FAZİLETİ


قال رسول الله صلى الله عليه وسلم: ‏قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدٌ تَعْدِلُ ثُلُثَ الْقُرْآنِ. (حم)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : ‏قُلْ هُوَ اللهُ أَحَدْ ... ( إخلاص سوره سى ) قرآن كريميك أؤجده برينه معادلدر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  Kulhüvallâhü ehad… (İhlâs Sûresi), Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birine muâdildir.”

(Müsned-i Ahmed)

Hicrî:  08  Receb    1446  Fazilet Takvim

 


İHLÂS-I ŞERÎF SÛRESİ’NİN FAZİLETİ

 

Enes bin Mâlik (r.a.) şöyle anlatmışlardır: Hayber Yahûdîleri, Peygamber Efendimize (s.a.v.) gelerek “Bize Rabb’inden, onun vasıflarından haber ver.” dediler. Bunun üzerine İhlâs Sûresi nâzil oldu. Bu sûre-i celîlede, Allâhü Teâlâ’nın sıfatları, en hâlis bir tarzda beyân edilmiştir.

İhlâs Sûre-i Celîlesi, Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birine denktir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Sizden biriniz, her gece Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birini okumaktan nasıl âciz kalır? Hâlbuki gece İhlâs Sûresi’ni okuyan kimse, o gece Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birini okumuş (gibi) olur.” buyurmuşlardır. Dolayısıyla bu sûre-i celîleyi üç defa okuyan, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını okumuş gibi sevap alır.

Bu husûsta birçok hadîs-i şerîf vardır: “Kim bu sûre-i celîleyi üç defa okursa, Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını okumuş gibi olur. Kim otuz defa okursa, dünya ehlinden hiç kimse, sevap bakımından ona denk olamaz, ancak daha fazla okuyan hariç. Kim iki yüz defa okursa Firdevs Cenneti’nde dilediği yerde yurt tutar. Her kim bu sûre-i celîleyi hânesine girerken okursa fakirlik ondan uzaklaşır.”

Kur’ân-ı Kerîm’in bir nazmı (okunan lafızları), bir de manası vardır. İkisinden de sevap hâsıl olur. Nazm-ı şerîfin okunuşundan dolayı olan sevap, âzâların hissesidir. Mananın düşünülmesinden, tefekküründen hâsıl olan sevap da kalbin hissesidir. İşte İhlâs-ı şerîfi bir defa okumanın sevabının, Kur’ân-ı Kerîm’in üçte birini okumanın sevabına muâdil olması, bu ikinci kısım hakkındadır, denilmiştir. Zira Kur’ân-ı Kerîm’in üç maksadından birisi, tevhîd ilmi olup bu sûre ise, sırf Allâhü Teâlâ’nın tevhîdine dâirdir. Bu sûre-i celîleyi okuyan, tevhîde dâir olan âyet-i kerîmeleri, manalarını düşünerek okumuş gibi olur.

Allâhü Teâlâ, sırf keremiyle, meşakkat olmayan bazı ibadetlere, yine aynı cinsten kat kat meşakkatli olan ibadetlerin sevabından daha çok sevap vermektedir. Nitekim bazı zamanlarda ve bazı mekânlarda yapılan bir ibadete, başka zaman ve mekânlarda yapılandan daha fazla sevap tahsis edilmiştir. Bunların hepsinde ancak Hz. Allâh’ın bildiği hikmetler vardır. Bize düşen, fırsatları ganimet bilmektir.

Hicrî:  08  Receb 1446  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

 

7 Ocak 2025 Salı

TEVBE ETMEK FARZDIR


 

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : يَٓا اَيُّهَا الَّذِينَ اٰمَنُوا تُوبُٓوا اِلَى اللّٰهِ تَوْبَةً نَصُوحًا. (سورة التحريم، ٨)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : أى إيمان أدنلر ! اللهه نصوح ( بر دها كوناحه دونمك خطرنزه دخى كلميه جك دره جه ده جدى ) بر توبه إيله توبه أديك . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen:  ... Ey iman edenler! Allâh’a, nasûh (bir daha günaha dönmek hatırınıza dahi gelmeyecek derecede ciddi) bir tevbe ile tevbe edin.”

(Tahrîm Sûresi, âyet 8)

Hicrî:  07  Receb    1446  Fazilet Takvim

 

 

TEVBE ETMEK FARZDIR


Tevbe, dinin çirkin gördüğü ve yasakladığı şeyleri terk ederek, övdüğü ve izin verdiği şeylere dönmektir. Günahlar ve isyanlar helâk eder, Allâhü Teâlâ’dan ve Cennet’ten uzaklaştırır; onları terk etmek de Allâhü Teâlâ’ya ve Cennet’ine yaklaştırır.

Nitekim Nûr Sûresi’nin 31. âyet-i kerîmesinde -meâlen-: “…Ve ey müminler! Hepiniz, Allâhü Teâlâ’ya tevbe edin ki felâh bulasınız.” buyurulmuştur.

Bütün müminler tevbeye muhtaçtır. Her Müslümanın tevbe etmesi farz-ı ayındır. Hiç kimse, tevbeden müstağnî değildir. Çünkü âzâlarıyla günah işlemeyen insan, neredeyse yoktur. Âzâları ile günah işlemese bile, kalbiyle günaha meyletmekten kurtulamaz. Bundan da kurtulsa şeytanın, kendisini Allâhü Teâlâ’yı zikirden alıkoymak için verdiği çeşitli vesveselerden kurtulamaz. Şâyet bundan da kurtulmuş olsa Allâhü Teâlâ’yı, hakkıyla bilmek husûsunda gaflet ve kusurlardan kurtulamaz. Bütün bunların hepsi, müminin hâline ve bulunduğu makama göredir. Avâm, günahlardan tevbe eder; havâs, gafletten kurtulmak için tevbe eder; havâss-ı havâs ise kalbin mâsivallâha (Allah’tan başka şeylere) meyletmesinden tevbe eder.

Peygamberler aleyhimüsselâm da tevbe etmişlerdir. Nitekim Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Muhakkak ben, Allâhü Teâlâ’ya, günde yüz defa istiğfâr ederim.” buyurmuşlardır.

Hâsılı her kul, tevbe etmeli ve tevbe etmek husûsunda acele etmelidir. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “İleride tevbe ederim diyenler, helâk oldu.” buyurmuşlardır.

Lokman Hakîm de oğluna şöyle nasihat etmiştir: “Oğlum, tevbeyi yarına bırakma. Zira ölüm, sana ansızın geliverir.”

Tâbiînden, büyük müfessir Mücâhid (rah.) da şöyle buyurmuştur: “Sabah akşam; devamlı surette tevbe etmeyen, kendine zulmetmiştir.”

Hicrî:  07  Receb 1446  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"