8 Aralık 2024 Pazar

ŞEYHZÂDE MUHYİDDÎN EFENDİ (RAH.)


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اَلنَّاسُ يَعْمَلُونَ بِالْخَيْرِ وَإِنَّمَا يُعْطَوْنَ أُجُورَهُمْ عَلَى قَدْرِ عُقُولِهِمْ. (هب)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : إنسانلر خير إشلرلر ، آنجق مكافاتلرينى عقللرى مقدارنجه ( و نيتلرينه كوره ) آليرلر . ’’

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:  “İnsanlar hayır işlerler, ancak mükâfâtlarını akılları miktarınca (ve niyetlerine göre) alırlar.”

(Beyhakî, Şuabül-Îmân)

Hicrî:    07Cemâziyelâhir     1446  Fazilet Takvim

 

ŞEYHZÂDE MUHYİDDÎN EFENDİ (RAH.)

 

Şeyhzâde Muhyiddîn Efendi, Kanûnî Sultan Süleyman Han devri âlimlerinden olup Beyzâvî Tefsîri’ne yazdığı hâşiye ile meşhur olan zâttır. İstanbul’da Hoca Hayreddin Medresesi’ne müderris iken ibadetle meşgul olmak arzusu galip gelip müderrisliği bıraktı. İnsanları mescitte, irşâdla meşgul oluyordu.

Evliyâyı ve sâlihleri çok sever, onların sohbetlerine devam eder, meclislerinden ayrılmazdı. İkamet ettiği mahallenin mescidinde, tefsir dersleri yapardı. Derslerine çok kimse katılıp kendisinden istifâde ettiler.

Beyzâvî Tefsîri’ni şerh ederek, diğer tefsirlerdeki faydalı malumatı hep bir araya toplamıştır. Bu eser, Hâşiye-i Şeyhzâde diye meşhur olmuştur. Taşköprüzâde onun şöyle dediğini nakletmiştir: “Bir âyet-i kerîmede müşkile düşsem, samimi ve ihlaslı bir kalple Cenâb-ı Hakk’a teveccüh ederim. Bu teveccühün bereketiyle maksûduma erişirim. Teveccüh esnasında sînemin dünya kadar genişlediğini görürüm.”

Fıkıh’tan Vikâye’yi, Ferâiz-i Sirâciyye’yi, Allâme Sekkâkî’nin Miftâhu’l-Ulûm eserini ve Kasîde-i Bürde’yi şerh etmiştir.

Şeyhzâde Efendi, ömrünün sonlarında kâdî olmayı niçin kabul ettiğini şöyle anlatmıştır: Sâlihlerden, dîninde kuvvetli bir dostum Resûl-i Ekrem sallallâhü aleyhi ve sellem Efendimizi rüyada görmekle şereflenmiş. Şöyle buyurmuşlar:

“Sâlih olan ve şerîatime hizmet eden ümmetlerimin bana olan mânevî yakınlıkları ve rûhânî münâsebetleri, diğer zamanlardan daha fazladır. Zira onlar ümmetim için dîne ait bir işi üstlendiklerinde, şerîatimin ve sünnet-i seniyyemin hükümlerini neşre, yaymaya gayret ederler. Bu sırada kendi nefislerini ıslâh etmelerinden başka, ümmetimin ıslâhı, hidâyeti, adâlet-i İlâhiyye’nin tecellîsi ile de meşgul olurlar. Bu sebepten her biri iki kat ecir kazanıp şefâatimden ve rûhâniyet nazarımdan nasîbdâr olurlar. Diğer zamanlarda ise böyle değildir, sırf kendi nefislerinin ıslâhıyla meşgûl olurlar. Bu itibârla bana olan yakınlıklarında noksanlık meydana gelir.”

Şeyhzâde Muhyiddîn Efendi, Hicret-i Nebeviyye’nin 951 (1544) senesinde vefat etti. Kabri İstanbul Fatih’te, Emir Buhârî (k.s.) Hazretlerinin kabrine yakın Hoca Hayreddin Mescidi Haziresi’ndedir.

Hicrî:    07Cemâziyelâhir  1446  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

7 Aralık 2024 Cumartesi

ALLÂHÜ TEÂLÂ’NIN TAKDİRİNE RIZÂ VE SABIR


قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : ثَلَاثٌ يُدْرِكُ بِهِنَّ الْعَبْدُ رَغَائِبَ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةِ: اَلصَّبْرُ عِنْدَ الْبَلَاءِ وَالرِّضَا بِالْقَضَاءِ وَالدُّعَاءُ فِي الرَّخَاءِ. (كنز)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : أؤج شى واردركى قل بونلرله ، رغبت اولونان دنيا و آخرت نعمتلرينه نائل اولور : بلا أسناسنده صبرأتمك ، تقديرى إلهيه رضا كوسترمك ، رفح و بوللق زماننده ده دعا أتمك . ’’

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:  “Üç şey vardır ki kul bunlarla, rağbet olunan dünya ve âhiret nimetlerine nâil olur: Belâ esnasında sabretmek, takdîr-i İlâhî’ye rızâ göstermek, refah ve bolluk zamanında da dua etmek.”

(Kenzü’l-Ummâl)

Hicrî:    06Cemâziyelâhir     1446  Fazilet Takvim

 

ALLÂHÜ TEÂLÂ’NIN TAKDİRİNE RIZÂ VE SABIR

 

İmâm-ı Rabbânî kuddise sirruh Hazretleri, Mektûbât-ı Şerîfe’sinde şöyle buyurmuştur:

“Hamd, bollukta da darlıkta da; afiyette de belâ anında da dâima âlemlerin Rabbi olan Allâhü Teâlâ’ya mahsustur. Hakîm olan Allâhü Teâlâ’nın her bir fiili muhakkak bir hikmete mebnîdir; zira o, bu fiilleriyle kulları için bir maslahat murat etmektedir.

Allâhü Teâlâ -meâlen-: “…Siz bir şeyi sevmezsiniz, (hoşunuza gitmez ve istemezsiniz), fakat (bilmezsiniz ki) sizin için onda hayır vardır. Yine siz bir şeyi seversiniz, (onun için çalışır ve onu elde etmek istersiniz), fakat (bilmezsiniz ki) onda, sizin için bir şer vardır. Ve Allâhü Teâlâ bilir, sizler ise bilemezsiniz.” (Bakara Sûresi, âyet 216) buyuruyor. Öyleyse Allâhü Teâlâ’nın göndermiş olduğu belâ ve musibetlere sabredin, onun takdirine razı olun, ona ibadet ve itaat üzere devam edin, âsî olmaktan ve günah işlemekten de sakının. Başınıza bir bela ve musibet geldiğinde “İnnâ lillâhi ve innâ ileyhi râciûn (Biz Allâh’ın kullarıyız ve nihayet ona döneceğiz.)” (deyin).

Allâhü Teâlâ -meâlen-: “Başınıza ne musîbet geldiyse kendi ellerinizle kazandığınız (işlediğiniz günahlar sebebiyle)dir. Böyle iken Allah, birçoğunu affediyor.” (Şûrâ Sûresi, âyet 30) buyurmuştur. Öyleyse işlediğiniz günah ve kabahatlerden tevbe ve istiğfar edin, Allâhü Teâlâ’dan af ve afiyet niyaz edin. Zira Allâhü Teâlâ affetmeyi sever.

Gücünüz yettiğince de belâ ve musibetlerden Allâhü Teâlâ’ya sığının. Çünkü tâkat getirilemeyecek şeylerle muhâtab olmaktan Allâhü Teâlâ’ya sığınmak, peygamberlerin sünnetidir. Bizler belalar içinde kalsak da bunun Cenâb-ı Hakk’ın takdiri olduğunu bilerek âfiyet ve rızâ içinde oluruz. Hamd ve minnet, Allah Sübhânehû’yadır. Selam da size, hidayete tâbi olanlara ve Muhammed Mustafa sallallâhü aleyhi ve sellem’e tâbi olanlara olsun.” (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, c. 3 / m. 19, Fazilet Neşriyat)

Hicrî:    06Cemâziyelâhir  1446  Fazilet Takvim

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

 

6 Aralık 2024 Cuma

ÖLÜLER İÇİN YAPILAN HAYIRLAR ONLARA ULAŞIR


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَا الْمَيِّتُ فِي الْقَبْرِ إِلَّا كَالْغَرِيقِ الْمُتَغَوِّثِ يَنْتَظِرُ دَعْوَةً تَلْحَقُهُ مِنْ أَبٍ أَوْ أُمٍّ أَوْ أَخٍ أَوْ صَدِيقٍ فَإِذَا لَحِقَتْهُ كَانَتْ أَحَبَّ إِلَيْهِ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا. (هب)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : محقق قبرده كى أؤلى ، صوده بوغولمق أؤزره إيكن ياردم إستين كبيدر , باباسندان ، آننه سندن ، قردشندن ويا آرقاداشندان كندسنه كلجك دعاي بكلر . دعالر كندسنه اولاشنجه ، دنيانيك و إيجنده كيلريك كندسنيك اولماسندان دها جوق سوينر . ’’

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:  “Muhakkak kabirdeki ölü, suda boğulmak üzere iken yardım isteyen gibidir.Babasından, annesinden, kardeşinden veya arkadaşından kendisine gelecek duayı bekler. Dualar kendisine ulaşınca, dünyanın ve içindekilerin kendisinin olmasından daha çok sevinir.”

(Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)

Hicrî:    05Cemâziyelâhir     1446  Fazilet Takvim

 

ÖLÜLER İÇİN YAPILAN HAYIRLAR ONLARA ULAŞIR

                                                                                                                                                           

Hayatta olanlar, bir hayırlı amel işleyip de onun sevabını, vefat etmiş olan yakınlarına bağışlasalar, Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaat akîdesine göre bu sevap onlara ulaşır. Bundan fayda görürler.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki: “Her kimin ailesinden bir kimse âhirete gitse, yakınları da onun için sadaka verip sevabını bağışlasalar, Cebrâîl aleyhisselâm, bu amelin mükâfatını nurdan tabaklar üzerinde, vefat etmiş kimseye ulaştırır. O ölünün kabri başında durarak der ki: Ey kabirde yatan kişi, şu, sana ailenden, dostlarından falan kimsenin hediyesidir, bunu kabul et. O amelin sevabı, o ölüye ulaşır ve bu hediyeden dolayı müjdelenir ve çok sevinir. Kendisine böyle hediye gönderilmeyen komşuları ise mahzun olurlar.”

Amr bin Cerîr Hazretleri şöyle buyurdu: Bir kimse âhirete göç etmiş Müslüman kardeşi için dua etse ve bir hayırlı amel işleyip sevabını bağışlasa, bir melek onu alıp, vefat etmiş kardeşine ulaştırır, “Bu, falan kardeşinden sana hediyedir.” diye teslim eder.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Bir mümin öldüğü zaman, onun ameli(nin sevabı) kesilir. Ancak üç şey bundan hâriçtir: Sadâka-i câriye (vakıf gibi faydası devamlı olan hayır), kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden sâlih evlat.”

Dua esnasında, “kâffe-i müminîn ve müminâtın ruhuna” diye, umûmen bütün Müslümanlar için edilen dualardan, bütün ehl-i iman hissedâr olur. Bunda çok sevap vardır. Bir kimse, bir müminin kabrine varıp ona selâm verse, o kabirdeki zât onu işitir, selâmını alır ve onunla ünsiyet eder. Bu sebeple Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, kabristan ehline selâm vermeyi, kabirleri ziyaret etmeyi meşru kılıp ümmetine öğretmişlerdir. Nitekim bir hadîs-i şerîflerinde şöyle buyurmuşlardır: “Bir kimse, hayatta iken tanıdığı bir Müslüman kardeşinin kabrine uğrasa, ona selâm verse, kabirdeki kardeşi kendisini tanır, selâmını alır.”

Hicrî:    05Cemâziyelâhir  1446  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"