9 Ekim 2024 Çarşamba

HARAMLARDAN SAKINMANIN EHEMMİYETİ


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَنِ اتَّقَى الشُّبُهَاتِ اسْتَبْرَأَ لِدِينِهِ وَعِرْضِهِ وَمَنْ وَقَعَ فِي الشُّبُهَاتِ وَقَعَ فِي الْحَرَامِ. (ق)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : ( حلال مى حرام مى اولديغى ) شبهلى شيلردن ساقنان كمسه ، ديننى و إفتنى محافظه أتمش اولور . شبهليلره دوشن إيسه حرامه ده دوشر . "

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:  “(Helâl mi haram mı olduğu) şüpheli olan şeylerden sakınan kimse, dinini ve iffetini muhafaza etmiş olur. Şüphelilere düşen ise harama da düşer.”

(Müttefekun Aleyh)

Hicrî:    06  Rebîulâhir  1446  Fazilet Takvim

 

HARAMLARDAN SAKINMANIN EHEMMİYETİ

 

Mümin kimse, midesini haram lokmadan ve şüpheli yemeklerden muhafaza etmelidir. Zira insanın karnı bir tarla, yenilen yemekler ise bir tohum gibidir. Tohum bozuk olursa tarlada biten mahsûl de bozuk olur. Onun için haram yiyenlerin uzuvlarından mahsûl olarak tâat ekini bitmez. Bitse bile zehirli karaçayır tohumu ile karışık buğday gibi olur. İnsanların çoğunun ibadetlerinden zevk alamamalarının sebebi budur.

Evliyâullâh, kazandıklarının ve yediklerinin temiz ve helâlinden olmasına çok dikkat ederlerdi. Hattâ, İbrahim bin Edhem Hazretleri, ücretle bahçe bekçiliği yapmıştı. Bâyezid-i Bestamî (k.s.) Hazretleri, mürîdleri ile amele pazarına gider, helâl kazanacakları işlerde çalışırlardı. Böyle çok dikkat eden zâtlara ise Allâhü Teâlâ, bir husûsiyet vermiştir ki bazısı, şüpheli bir yiyeceğe elini uzattığı zaman parmağındaki damar hareket eder, bazısına o yiyecekten kötü bir koku gelir, bazısı da o yiyeceği pis bir sûrette görürdü. Bu alâmetlerden bir alâmet görürlerse o yemeğe el sürmezlerdi.

Abbâsîler zamanında Bağdat’ta haram ve şüpheli şeylerden son derece sakınan bazı hanımlar vardı. Geceleyin evlerinin damına çıkıp ay ışığında iplik eğirirlerdi. Bazı gecelerde halifenin hizmetlileri, ellerinde meşalelerle o taraftan geçerlerdi. O hanımlar, başkasına ait ışıkta yaptıkları işe şüphe karışır diye meşalelerin aydınlığı vurunca ellerindeki işi bırakırlardı.

Helâl olan yemeğin bile fazlasını yemekten, büyük zarar hâsıl olur. Takvâ ehli, mübah olan her şeye ruhsat vermeyip fazlasını terk edendir. Denilmiştir ki her haram ve mekruh olan şeyin yolunda bir melek ve bir şeytan oturur. O melek, insanı, “Bu, haram ve mekruhtur, ondan sakın.” diye ikaz eder. Şeytan ise “Gel şu işi yap.” diye onu teşvik eder.

Hâsılı; insanın haram veya şüpheli bir şey yemesindense aç durması daha hayırlıdır.

Hicrî:    06 Rebîulâhir  1446  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

CÖMERT İLE CİMRİNİN HÂLİ


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اِتَّقُوا الظُّلْمَ فَإِنَّ الظُّلْمَ ظُلُمَاتٌ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وَاتَّقُوا الشُّحَّ فَإِنَّ الشُّحَّ أَهْلَكَ مَنْ كَانَ قَبْلَكُمْ حَمَلَهُمْ عَلَى أَنْ سَفَكُوا دِمَاءَهُمْ وَاسْتَحَلُّوا مَحَارِمَهُمْ. (م)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : ظلمدن قاجننز . محقق ظلم ، قيامت كونونده قرانلقلردر . جمرلكدن ده قاجننز . جونكى جمرلك ، سزدن أؤنجكيلرى هلاك أتدى ، اونلرى بربرلرينيك قانلارنى آقطمايه و حراملرى هلال كورميه سوك أتدى . "

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:  “Zulümden kaçınınız. Muhakkak zulüm, kıyamet gününde karanlıklardır. Cimrilikten de kaçınınız. Çünkü cimrilik, sizden öncekileri helâk etti, onları birbirlerinin kanlarını akıtmaya ve haramları helâl görmeye sevk etti.”

(Sahîh-i Müslim)

Hicrî:    05  Rebîulâhir  1446  Fazilet Takvim

 

CÖMERT İLE CİMRİNİN HÂLİ

 

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

“Cimri ile infak eden cömerdin hâli, (şu) iki kimsenin hâli gibidir ki bunların üzerlerinde, iki göğüslerinden köprücük kemiklerine kadar (vücutlarını kaplayan) demirden zırhları vardır.

Bunlardan, infak eden ve cömert olan, sadaka verir vermez o demir zırh, onun bedeni üzerinde genişler, aşağı doğru uzar veya vücudunu tamamıyla kaplar. Hattâ ayağının parmaklarını örter. Zırhın etekleri de yerde sürünüp sadaka veren kimsenin ayak izlerini siler (kusurlarını örter).

Cimriye gelince; o, hiç sadaka vermek istemez, derhâl o zırhının bütün halkaları, vücudun üzerinde bulunduğu noktaları (şiddetle) sıkar. Cimri de bu sıkan zırhı genişletmeye çalışır. Fakat muktedir olamaz.”

Bu hadîs-i şerîfte cömert ile cimrinin ruhî hâlleri en beliğ ve edebî bir tarzda tasvir buyurulmuştur. Cömert, fakirlik ve ihtiyaç içinde sıkılıp bunalan bir bîçârenin yardımına koşmakla gönlünde bir genişleme, vicdanında bir ferahlama, rahatlama hâsıl olur. Fakirlere yardım etmeyi seven her fazilet sahibi, bu genişleme ve ferahlamanın gönlünü kapladığını, parmaklarına kadar bütün vücudunu istila ettiğini nefsinde hisseder. Bir de cömertlik, sahibinin ayıplarını tamamıyla örter.

Cimri de düşkünlere karşı katı kalpli, taş yürekli olmaktan çekinmemekle beraber ne de olsa yine bir insandır; gönlünde fıtrî bir merhamet duygusu vardır. Fakat cimriliği, bu necib duyguya galip gelmektedir. Hiç şüphesiz cimri, gönlünde fakirlere yardım faziletini duymakta fakat cimrilik ile bu yardımı yapamadığından, dâimî bir ızdırap içindedir. Bu ızdırap, Cenâb-ı Hakk’ın cimrilerde yarattığı bir iç üzüntüsü, bir gönül darlığıdır ki, hadîs-i şerîfte bildirildiği üzere bu rûhî hâl, cimriyi baştan ayağa kadar cendere içinde gibi sıkıştırır. Cimri, bir fakire yardım edip de bu gönül azâbından ve ızdırabından kurtulmaya muvaffak olamaz.

Hicrî:    05 Rebîulâhir  1446  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

 

7 Ekim 2024 Pazartesi

KUR’ÂN-I KERÎM’DE NAMAZ VE ZEKÂT BİRLİKTE ZİKROLUNMUŞTUR


 

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : ... اَلَّذِينَ هُمْ يُرَٓاؤُنَ وَيَمْنَعُونَ الْمَاعُونَ. (سورة الماعون، ٦-٧)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : او كمسلر ( يك ده واى حالنه ) كى : اونلر مرائلك  / رياكارلق يابارلر و زكوتى ( و هر تورلى ياردمى ) ده منع أدرلر . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen:  “…O kimseler(in de vay hâline) ki: Onlar mürâîlik/riyâkârlık yaparlar ve zekâtı (ve her türlü yardımı) da menederler.”

(Mâûn Sûresi, âyet 6-7)

Hicrî:    04  Rebîulâhir  1446  Fazilet Takvim

 

KUR’ÂN-I KERÎM’DE NAMAZ VE ZEKÂT BİRLİKTE ZİKROLUNMUŞTUR

 

Mâûn Sûresi’nin 6. ve 7. âyet-i kerîmeleri şöyle tefsir edilmiştir:

O kimseler ki; onlar, riyâkârlık ederler. İnsanlara gösteriş için namaz kılarlar, sırf rızâ-yı İlâhî için, ihlâslı bir kalp ile ibadette bulunmuş olmazlar, riyakârca bir hâlde yaşar dururlar, elbette ki onlar, azâbı hak etmişlerdir.

Kıldıkları birkaç vakit namazdan dolayı mağrur olup da sair ibadet ve kulluk vazifelerini yapmazlar. Dindar geçinen birtakım kimseler vardır ki namaz kılıyor görünürler de sadece onunla bütün dînî vazifelerini îfâ etmiş farz ederek yanılırlar, zekât gibi vazifelere hiç ehemmiyet vermezler. Allah için cüzî bir şey vermekten, Allâh’ın kullarına yardım etmekten ve Allâh’ın emirlerinin îfâsı için lâzım gelen masraflara güçleri yettiği kadar iştirâk etmekten imtina ederler. Hâlbuki Kur’ân-ı Kerîm’de, imandan sonra sâlih amellerin esası olmak üzere namaz ve zekât beraber zikrolunagelmiştir.

Ve onlar, öyle cimri, hayırdan uzak kimselerdir ki; gerek fakirlere ve gerek zenginlere istedikleri zaman verilmesi âdet olan en küçük şeyleri bile; meselâ, bir içim suyu, bir parça tuzu, bir ateş parçasını bile vermezler, vermekten kaçınırlar. İşte bu gibi şeylere “Mâûn” denilir.

Artık öyle cimri kimseler, zekât verirler mi? Yetimlere, yoksullara yardımda bulunurlar mı? Onların namazları da samimi değil, sırf gösteriş içindir. Böyle bir riyâ (gösteriş) ise küfürden bir şubedir.

Velhâsıl bu mübarek sûre, bize şunları telkin etmiş oluyor: Bir insan, samimi bir surette Müslüman olmalıdır. İslâm dininin ulviyetini kalbiyle ve lisanıyla tasdik etmeli, fakirlere, zayıflara elinden gelen yardımı esirgememelidir. Dînî vazifelerini bir şevk ile bir uyanıklıkla seve seve îfâya çalışmalıdır. Allâhü Teâlâ’nın himayesine iltica ederek her husûsta muvaffakiyeti ondan istemelidir.

Hicrî:    04 Rebîulâhir  1446  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"