4 Ağustos 2024 Pazar

ÂYET NEDİR?


 

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : وَقَالَ الَّذِينَ لَا يَعْلَمُونَ لَوْلَا يُكَلِّمُنَا اللّٰهُ اَوْ تَأْتِينَٓا اٰيَةٌ كَذٰلِكَ قَالَ الَّذِينَ مِنْ قَبْلِهِمْ مِثْلَ قَوْلِهِمْ تَشَابَهَتْ قُلُوبُهُمْ قَدْ بَيَّنَّا الْاٰيَاتِ لِقَوْمٍ يُوقِنُونَ. (سورة البقرة، ١١٨)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : علمى اولمايانلر ده ‘ الله بزمله قونوشسايه ؛ ياحود بزه بر آيت كلسه يا ! ’ دديلر . بونلردان أؤنجكيلر ده بونلرين ده ديكى كبى دمشلردى . اونلرين قلبلرى بربرينه بنزه دى . بز ، حقيقتى آنلاياجق بر أمت إيجن ، آيتلريمزى آب آجق كوستردك . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen:  “İlmi olmayanlar da ‘Allah bizimle konuşsa ya; yahut bize bir âyet gelse ya!’ dediler. Bunlardan öncekiler de bunların dediği gibi demişlerdi. Onların kalpleri birbirine benzedi. Biz, hakikati anlayacak bir ümmet için, âyetlerimizi apaçık gösterdik.”

(Bakara Sûresi, âyet 118)

Hicrî:    29  Muharrem  1446  Fazilet Takvim

 

ÂYET NEDİR?

 

Âyet lügatte, “açık alâmet” demektir. Bir yol arayan kimse eğer o yolun alâmetlerini bilirse onları gördüğü vakit yolu bulduğunu bilir. Şu hâlde alâmet, zaten zâhir ve açık demek olunca âyet, onun daha zâhiri demek olur. Meselâ bir dağ alâmet ise zirvesi bir âyet olur. Güneş, gündüze âyettir (delildir), ay da geceye âyettir (delildir). Ancak âyet haddizâtında zâhir (açık) bir alâmet ise de onun bir âyet ve alâmet olması, kâbiliyet veya tefekkürü eksik kimselere gizli kalabilir. Mesela her devletin bayrağı, onun bir alâmetidir, lâkin bir kimse o bayrağın hangi devlete ait olduğunu bilmezse yahut dikkat etmemiş ise onun bir alâmet olmasına halel gelmez.

Kur’ân-ı Kerîm’in bir fâsıla ile ayrılmış olan zümrelerinden her birine, bir âyet denilir. Âyet-i kerîmenin her biri açık, güneş gibi nazardan kaçmayacak kadar parlak bir delildir. Delâletini, yalnız aklen değil, lisanen de ifade etmektedir. Kur’ân-ı Kerîm mucizesi de böyle âyât-ı beyyinâttır (apaçık âyetlerden müteşekkildir).

Kur’ân-ı Kerîm âyetlerinin ekserîsi, bir veya birkaç cümleden müteşekkil, müstakil birer kelâmdırlar. Maamâfîh içlerinde birkaç âyeti, bir cümle olanı da vardır.

Kur’ân-ı Kerîm’in İlâhî hükümlerden bir hüküm ifade eden her kısmına da âyet denilir. Meselâ “Kadınların tesettürü hakkında âyet vardır” denilir. Bu manaca âyet, bazen bir âyet, bir âyette bir cümle, bir cümlede bir kayıt olabileceği gibi, bazen de birkaç âyet, bir kıssa, bir sûre bile olabilir. “Bu âyet, şu sebeple nâzil oldu” denildiği zaman âyet, bu manadan olarak ekseriya birkaç âyete şâmil olur. Kur’ân-ı Kerîm’de 6666 âyet-i kerîme vardır.

 

SAFER AYI İCTİMÂI, RU’YET VE BAŞLANGICI

 

Hicrî-Kamerî 1446 yılı Safer ayı ictimâı 4 Ağustos Pazar günü, Türkiye saati ile 14.14’tedir. Ru’yet ise 5 Ağustos Pazartesi, Türkiye saati ile 5.04’tedir.

Hilâl, ilk olarak Kuzey Amerika Kıtası’nın batısından ve Büyük Okyanus’tan itibaren batı taraflara doğru görülmeye başlayacaktır.

5 Ağustos Pazartesi günü de Safer ayının 1. günüdür.

Hicrî:    29 Muharrem  1446  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

3 Ağustos 2024 Cumartesi

İSLÂM HUKUKU, HUKUKLARIN EN ÜSTÜNÜDÜR


 

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : اَلْيَوْمَ اَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَاَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِي وَرَضِيتُ لَكُمُ الْاِسْلَامَ دِينًا. (سورة المائدة، ٣)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : إشته بو كون ، سزيك إيجن ديننزى كماله أرديردم ، أؤزرينزدكى نعمتمى تماملادم و سزيك إيجن دين اولرق إسلامه راضى اولدم . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen:  “İşte bugün, sizin için dininizi kemâle erdirdim, üzerinizdeki nimetimi tamamladım ve sizin için din olarak İslâm’a razı oldum...”

(Mâide Sûresi, âyet 3)

Hicrî:    28  Muharrem  1446  Fazilet Takvim

 

İSLÂM HUKUKU, HUKUKLARIN EN ÜSTÜNÜDÜR

 

Osmanlı’nın Rum asıllı gayrimüslim devlet adamlarından Sava Paşa, İslâm hukukuna dair yaptığı tetkikler neticesinde şunları söylemiştir:

İslâm hukuku ile Roma hukukunun menbalarının birbirinden farklı bulunduğu şüphesizdir. Jüstinyanus hukukunun esası, Hristiyan ahlâkıyla şekillenmiş bir akla dayanmaktadır. İmâm-ı Âzam’ın cemettiği İslâm hukuku ise Allâhü Teâlâ’nın kelâmına (Kur’ân-ı Kerîm’e) ve Peygamber (s.a.v.) Hazretlerinin sünnetlerine istinâd etmektedir. İslâm kanununun tek bir maddesi, tek bir hükmü mevcut değildir ki, İslâm hukuk âbidesinin bu iki temel taşından birisine istinâd etmiş bulunmasın.

İslâmiyet, insanlığı dünya ve âhirette saadete nâil etmek suretiyle idare edeceğini, Allâhü Teâlâ’nın namına vaat etmiş bulunmaktadır.

Dünyevî hayatında muvaffak olmak isteyen ve aynı zamanda ebedî hayatının teminini de arzu eden kimseye İslâmiyet’in büsbütün yeni yollar açtığı hususu inkâr olunamaz hakikatlerdendir. Hazret-i Muhammed’in (s.a.v.) neşretmiş olduğu din, mükemmel hukukî hükümleri ihtivâ etmektedir. İslâmiyet’in kanunu, âlem şümuldür.

Mesela: Fertlerin, ictimâî münasebetlerini tesis husûsunda yakınlarına karşı yapmakta mecbur bulundukları nakdî yardımları, Hazret-i Muhammed (s.a.v.), tamamıyla yeni bir şekilde, çok amelî (işlenebilir), binâenaleyh daha fazla tesiri bulunan bir sûrette emir buyurmuş; zayıflara yardım kaidesine kanunî kıymetini vermiştir. “Fakirlerin, zenginlerin servetinde hissesi mevcuttur.” kaidesini tesis etmiş, ancak bunlara ait hisseye bizzât el koymaları husûsunu menetmiştir. Zenginden alınan hisseyi, fakirlerin yardımına tahsîs etmiştir. Böylelikle hem zenginin hırs ve tamahına dizgin vurmuş hem de aynı şekilde fakirin her türlü meydana gelecek gayrimeşrû arzu ve teşebbüslerine, aşılması mümkün olmayan bir set çekmiştir.

Hicrî:    28 Muharrem  1446  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

2 Ağustos 2024 Cuma

GAFLETLE NAMAZ KILANLARIN VAY HÂLİNE!


 

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : فَوَيْلٌ لِلْمُصَلِّينَ، اَلَّذِينَ هُمْ عَنْ صَلَاتِهِمْ سَاهُونَ. (سورة الماعون، ٤-٥)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : او نماز قلانلرين واى حللرينه كى اونلر نمازلرندان غافلدرلر . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen:  “O namaz kılanların vay hâllerine ki onlar namazlarından gâfildirler.”

(Mâûn Sûresi, âyet 4-5)

Hicrî:    27  Muharrem  1446  Fazilet Takvim

 

GAFLETLE NAMAZ KILANLARIN VAY HÂLİNE!

 

Mâûn Sûresi’nin 4. ve 5. âyet-i kerîmeleri şöyle tefsir edilmiştir:

Artık vay hâline, o namaz kılanların ki; bedenen ve lisânen namaz kıldıkları hâlde o namazdan ruhen istifade edemezler, gafletten uyanmazlar, ahlâkî faziletler için çalışmazlar. Yazıklar olsun, o şahıslara ki onlar, azâba müstehaktırlar.

O kimseler ki: Onlar, namazlarından gaflet ile yanılmaktadırlar. Yani, namazların vakitlerini, şartlarını gözetmezler, bütün namazları gaflet içinde kılarlar.

Namazın ehemmiyetinden gaflet edip onu gereği gibi ciddi bir vazife olarak yapmamanın bazı misalleri de şunlardır: Kılıp kılmadığına aldırmamak. Vaktine dikkat etmemek. Geçip geçmediğini umursamayıp vaktinden geciktirmek. Terkinden müteessir olmamak, üzülmemek. Kıldığında Allah için hâlis niyet ile kılmayıp dünyevî birtakım maksatlar için gösteriş hâlinde yapmak. Başkalarının yanında kılıp kendi başına kaldığında kılmamak.

Kıldıklarını da kâmil bir kulluk vazifesi olarak değil de bir gösteriş hâlinde yapmak.

Namazı büsbütün terk edenleri bu mevzudan hariç tutmak lazımdır. Onların cezası çok daha büyüktür. Ayrıca hakîkî bir mümin bazen namazlarında sehvedebilir, bu da ayrıdır. Bunun telafisi için sehiv secdesi ve namazın iâdesi meşrudur. Kasıtlı olmayan bir sehiv ve hata, bu ümmet-i merhume hakkında affolunmuştur. Çünkü Cenâb-ı Hak, bu âyet-i kerîmede fazlen keremen “an salâtihim; namazlarından” buyurdu da “fî salâtihim; namazlarında” buyurmadı. Eğer “namazlarında” buyurulsa idi, namazın içerisinde vâki olan hatalar da dâhil olurdu. İşte burada, fazlen ve keremen namazda vâki olan ufak hataların affedileceğine işaret vardır.

Ebû Berzele el-Eslemî radıyallahü anh’ten şöyle rivâyet olundu: Bu Mâûn Sûresi’nin 5. âyet-i kerîmesi nâzil olduğu zaman Resûlullah sallâllahü aleyhi ve sellem buyurdu ki: “Allâhü ekber, bu, sizin için her birinize bütün dünya kadar hediye verilmekten daha hayırlıdır.”

Hicrî:    27 Muharrem  1446  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

1 Ağustos 2024 Perşembe

SÛRE NEDİR?


 

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : وَاِنْ كُنْتُمْ فِي رَيْبٍ مِمَّا نَزَّلْنَا عَلٰى عَبْدِنَا فَأْتُوا بِسُورَةٍ مِنْ مِثْلِهِ وَادْعُوا شُهَدَٓاءَكُمْ مِنْ دُونِ اللّٰهِ اِنْ كُنْتُمْ صَادِقِينَ. (سورة البقرة، ٢٣)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : أكر قلومز ( محمد ) أؤزرينه إنديرديكيمز قرآن ، دان شبهه أديورسانز حيدى سزده اونون بنزرندن بر سوره كترين . الله دان باشقه شاهتلرينزى ( طابطيغنز بوطلرىو بلكنلرينزى ) ده ( ياردمه ) جاغرين ، أكر دوغرى كمسلر إيسنز . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen:  “Eğer kulumuz (Muhammed)üzerine indirdiğimiz Kur’ân’dan şüphe ediyorsanız haydi siz de onun benzerinden bir sûre getirin. Allah’tan başka şahitlerinizi (taptığınız putları ve bilginlerinizi) de (yardıma) çağırın, eğer doğru kimseler iseniz.”

(Bakara Sûresi, âyet 23)

Hicrî:    26  Muharrem  1446  Fazilet Takvim

 

SÛRE NEDİR?

 

Kur’ân-ı Kerîm’de en az üç âyeti ihtiva eden ve husûsî bir ismi olup başı ve sonu bulunan müstakil kısımlardan her birine sûre denilir; Bakara Sûresi, Tevbe Sûresi gibi. Kur’ân-ı Kerîm’de 114 sûre vardır.

Sûre, lügatte iki manaya gelir: Birisi, yüksek rütbe demektir. Birisi de, büyük bir şehri ihâta eyleyen bir sûr demektir.

Birincisine nazaran Kur’ân-ı Kerîm, âlem-i semaya, her sûre, semanın yüksek rütbede bulunan yıldız kümelerine, her âyet de bir yıldıza benzetilmiş olur.

İkincisine nazaran da Kur’ân-ı Kerîm’in yeryüzünde yüksek bir medeniyet tesis edeceğine işareten, her sûresi, büyük bir sûru bulunan müstahkem bir şehre ve her âyet de bir konağa teşbih edilmiş olur.

 

ORHAN GAZİ’NİN PÂYİTAHTI: BURSA

 

Osmanlı Devleti’nin ikinci padişahı olan Orhan Gazi, memleketin hududu, genişleyince nereyi pâyitaht yapacağını vezirleriyle istişare etti. Onlardan bazıları dediler ki:

“Padişahım, öyle bir şehirde mekân tutmalısınız ki o şehirde hem kazanç kolay olsun hem de insanları kendisine cezbetsin. Bu ise ancak ziraat, ticaret ve sanatkârlarla olur. Bursa, bu şartlara uygundur. Etrafı hep bahçe ve tarlalarla dolu, suyu bol bir memlekettir. Çiftçiler her ne ekseler, beklediklerinden fazla mahsul alırlar. Mağrip’ten Horasan’a kadar birçok tüccar buraya gelip ticaret yapar. Çarşısında her çeşit eşya bulunur, sanatkârlar her türlü meslekleri icrâ ederler. Sıcak günlerde soğuk suları ve soğuk günlerde sıcak kaplıcaları vardır.”

Bunlar gibi daha birçok güzel vasıflarını saydılar. Bunun üzerine Orhan Gazi, fethettiği Bursa’yı pâyitaht yaptı. Birçok câmi, medrese ve halkın ihtiyaç duyacağı çarşı, bedesten, dârüşşifâ vesâir bina inşa ettirdi. Dervişler için tekkeler yaptırdı. Bursa’yı maddeten ve manen mamur bir hâle getirdi.

Bursa’yı pâyitaht edindiği sene Orhan Gazi’nin oğlu Şehzâde Murad dünyaya geldiğinden Bursa’nın bir ismi de Sultan Murad’ın unvanı olan Hüdâvendigâr olmuştur. Bursa şehri tarihte, “Vilâyet-i Hüdâvendigâr, Gazi Hüdâvendigâr” isimleriyle de bilinmiştir.

Hicrî:    26 Muharrem  1446  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"