6 Mart 2024 Çarşamba

ZEKÂT


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا مِنْ أَحَدٍ لَا يُؤَدِّي زَكَاةَ مَالِهِ إِلَّا مُثِّلَ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ شُجَاعًا أَقْرَعَ حَتَّى يُطَوِّقَ عُنُقَهُ. (هـ)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : زكاتينى ورمين هر بر كمسنيك مالى ، شبهسز قيامت كونى ، او كشينيك بوينونه دولانماسى إيجن جوق زهيرلى بر يلان سورتنده ياراطلر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  “Zekâtını vermeyen her bir kimsenin malı, şüphesiz kıyamet günü, o kişinin boynuna dolanması için çok zehirli bir yılan suretinde yaratılır.”

(Sünen-i İbn-i Mâce)

Hicrî:   25  Şâbân  1445  Fazilet Takvim

 

 

ZEKÂT

 

Zekât, İslâm’ın şartlarından olup senelik mâlî bir ibadettir. Zekât, Cenâb-ı Hakk’ın rızası için, zengin (nisâba mâlik) Müslümanların her sene mallarından kırkta birini; Kur’ân-ı Kerîm’de bildirilen sekiz sınıftan birine vermesidir.

Zekâtın farz olmasının şartı: Bâliğ (ergin), akıllı, hür olan Müslümanın borcundan ve aslî ihtiyacından fazla olarak, üzerinden bir yıl geçen nisâb miktarı mala sahip olmasıdır. Nisâb miktarı malda, ayrıca nemâ (hakikaten veya takdîren üreme, çoğalma) da şarttır. Altın ve gümüşte bu nemâ, hükmen vardır, hakikaten çoğalmasa da nisâb miktarı olunca zekâtları verilir.

Nisâb: Zekâtın vacip olması için dinin koyduğu bir ölçüdür. Kişinin aslî ihtiyacından ve borcundan başka 20 miskâl (80.18 gram) altın veya bunun değerinde para ve ticaret malına sahip olmasıdır. Aslî ihtiyaç; ev ve ev için lüzumlu eşya, elbiseler, âletler, kitaplar, binek (at veya araba) ve erzaktır. Paranın her 40 liradan bir lirası, zekât olarak verilir. Canlı hayvanların zekâtta nisabı: Koyunun kırk; devenin beş; sığırın nisabı ise otuzdur. Yani, bu miktarlara ulaştığında zekâtını vermek icap eder. Madenler de zekâta tâbidir.

Öşür, arazi mahsullerinin zekâtıdır ve çıkan mahsulden onda birini vermektir. Şâyet arazi, suya para verilerek sulanıyorsa yirmide biri verilir. Arazi mahsulleri; buğday, arpa, pirinç, mısır, patates, fındık, çay, karpuz, salatalık, yonca, zeytin, susam, bal, şeker kamışı ve meyveler gibi mahsullerdir. Türkiye’de araziler, tapulu ve sahipli olduğu için Türkiye arazisi öşür arazisidir. Ziraatle uğraşan Müslümanların, öşürlerini mutlaka vermeleri lâzımdır.

Zekâtın verileceği yerler: Tevbe Sûresi’nin 60. âyet-i kerîmesinde açıklanmıştır: (Nisâba sahip olmayan) fakirler, (hiçbir şeyi bulunmayan) miskinler, zekât toplama memurları, müellefe-i kulûb, kölelikten kurtulacak kimseler, (borcuna karşılık malı olmayan) borçlular, fî sebîlillâh (Allah yolundakiler), (harçlıksız) yolda kalmışlar.

Zekât, bu sınıflardan herhangi birine verilebilir. Ancak verilmesi en faziletli olanı, hiçbir şeyi olmayan miskinler ve Allah yolundakilerdir. (Muhtasar İlmihal, Fazilet Neşriyat)

Hicrî:    24Şâbân  1445  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

 

MESCİD-İ KUBÂ


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: نَضَّرَ اللهُ امْرَأً سَمِعَ مِنَّا شَيْئًا فَبَلَّغَهُ كَمَا سَمِعَ فَرُبَّ مُبَلَّغٍ أَوْعَى مِنْ سَامِعٍ. (ت)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : بنم سوزومى إشتيب بلله دكدن صوكره ، إشتديكى كبى باشقاسينه اولاشترانيك ، الله يوزونى آغارتسين . كنديسينه تبليغ أديلن نيجه كمسلر واردركى بززات إشيتندن دها إي محافظه أدر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  “Benim sözümü işitip belledikten sonra, işittiği gibi başkasına ulaştıranın, Allah yüzünü ağartsın. Kendisine tebliğ edilen nice kimseler vardır ki bizzat işitenden daha iyi muhafaza eder.”

(Sünen-i Tirmizî))

Hicrî:   24  Şâbân  1445  Fazilet Takvim

 

 

MESCİD-İ KUBÂ

 

Sultan Üçüncü Ahmed Han devri ve 18. asır İslâm âlimlerinden Abdülganî Nablûsî (rah.) (1641-1731) “el-Hakîkat ve’l-Mecâz” isimli Hac seyâhatnâmesinde Mescid-i Kubâ ile alâkalı şöyle anlatıyor:

Hicrî 1105 (M. 1693) senesi 6 Şevvâl Pazartesi günü, Resûlullah Efendimizi (s.a.v.) ziyaret ettik. Sabah namazını Mescid-i Nebevî’de kıldıktan sonra Mescid-i Kubâ’yı ziyarete gittik. Medîne halkı bu mescide “Kubbetü’l-İslâm” derler.

Kubâ, Medîne-i Münevvere’ye yakın olan köylerdendir. İsmi, orada bulunan Kubârâ isimli bir kuyudan gelir. Mescid-i Kubâ’nın kapısı, Mescid-i Nebevî’nin Cibrîl kapısının tam hizasındadır.

Hazret-i Allâh’ın, Kur’ân-ı Kerîm’de “Temeli, takvâ üzerine atılan mescit” olarak vasfettiği bu mübarek mescidi ziyaret etmek, orada namaz kılmak çok faziletlidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Hazretleri de Mescid-i Kubâ’yı sıkça ziyarete gelirler, orada iki rekât namaz kılarlardı. Hadîs-i şerîfte, “Mescid-i Kubâ’da kılınan namazın, umre yapmış gibi sevabı vardır.” ve “Her kim evinde temizlenip Mescid-i Kubâ’ya gelir, orada namaz kılarsa o kimse için umre yapmış gibi sevap vardır.” buyurulmuştur.

Biz de bu mübarek mescide girip iki rekât namaz kıldık, Hazret-i Allâh’a dua ettik. Mescitte birkaç mihrap ve büyük bir minber vardı. Kıble duvarındaki mihraba “Mihrâbü’l-Keşf” denir. Zira burada Peygamber Efendimize (s.a.v.), Mekke-i Mükerreme ve Kâbe-i Muazzama keşfolunmuş, mescidin kıblesi ona göre tayin buyurulmuştur. Bir diğer mihrap daha vardı ki orada Tevbe Sûresi’nin “Ta ilk günden temeli takvâ üzerine kurulan mescid, elbette içinde namaza durmana daha lâyıktır.” meâlindeki, 108. âyet-i celîlesi nâzil olmuştur. Bir mihraba da “Mebrekü’n-Nâka” denir ki Peygamber Efendimizin devesinin çöktüğü mahal olduğu söylenir. Her mihrapta, teberrüken ikişer rekât namaz kıldık.

Hicrî:    24Şâbân  1445  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

4 Mart 2024 Pazartesi

NAMAZ VAKİTLERİ HAKKINDA

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ حَافَظَ عَلَى الصَّلَوَاتِ الْخَمْسِ عَلَى وُضُوئِهَا وَمَوَاقِيتِهَا وَرُكُوعِهَا وَسُجُودِهَا يَرَاهَا حَقًّا لِلّٰهِ عَلَيْهِ حُرِّمَ عَلَى النَّارِ. (حم)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : كيم أؤزرنده الله ، يك بر حقى اولديغونه إنانارق عبدسدينه ، وقتلرينه ، ركوعنه و سجدسينه رعايت أدرك بش وقيت نمازى قلمايه دوام أدرسه او كمسه جهنمه حرام قلنير . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  “Kim üzerinde Allâh’ın bir hakkı olduğuna inanarak abdestine, vakitlerine, rükûuna ve secdesine riâyet ederek beş vakit namazı kılmaya devam ederse o kimse Cehennem’e haram kılınır.”

(Müsned-i Ahmed bin Hanbel)

Hicrî:   23  Şâbân  1445  Fazilet Takvim

 

 

NAMAZ VAKİTLERİ HAKKINDA

 

Takvimimizdeki namaz vakitleri, fıkhî esaslara göre hesaplanırken arz derecesi (enlem), tûl (boylam), saat dilimi, yükseklik, arazi genişliği gibi birçok astronomik, klimatolojik ve jeolojik unsurlar hesaba dâhil edilmektedir.

Bir yerin namaz vakitlerinin hesaplanabilmesi için “astronomik değerler” değil, fıkhî ölçülere uygun olan “görülen değer” neticeleri esas alınır. Mesela, güneşin doğuş-batışı için “astronomik doğuş-batış” değil, bir beldede meskun olarak yaşanılan en yüksek yerde “görülen doğuş-batış” asıldır. Sadece astronomik değerlerin hesaplanması ile elde edilen değerler -bunların sapmasına sebep olan yükseklik ve arazi genişliği gibi pek çok unsurdan dolayı- fıkhî değerleri karşılayamamaktadır. Bu sebeple namaz vakitlerinin hudutlarını emniyet altına alabilmek için İslâm âlimleri bazı zarûrî tedbirler almışlardır. Bu tedbirlere, düzeltmelere “temkin” adı verilmektedir. Temkin, daha ihtiyatlı olmak için yapılmış bir düzeltme değil, fıkhî olarak yapılması zarûrî bir düzeltmedir. Bu düzeltmelerden sonra ortaya çıkan değerler, fıkhî ölçülere uygun hâle gelmiş olur. Binâenaleyh temkinli vakitleri kullanmak icap etmektedir.

Enes bin Mâlik (r.a.) şöyle rivâyet etmiştir: Zeyd bin Sâbit (r.a.) dedi ki: “Peygamber Efendimizle (s.a.v.) sahur yaptık. Sonra (sabah) namaz(ın)a durdu.” Ben, Zeyd’e sordum: “Sahur ile ezan arasında ne kadar vakit vardı?” Zeyd (r.a.) Hazretleri, “Elli âyet okuyacak kadar” buyurdu. (Sahîh-i Buhârî Muhtasarı Tecrîd-i Sarîh Tercümesi’nde, elli âyet okunacak vaktin, 18 dakika olduğu yazılmıştır; c. 6, s. 268-269) Bundan, temkine riâyetin ehemmiyeti anlaşılmaktadır.

Asırlardan beri İslâm âleminde kullanılan bu temkinli vakitler, Türkiye’de de 1982 yılına kadar bütün takvimlerde kullanılmıştır. Fazilet Takvimi, hâlen bunu kullanmaya devam etmektedir.

Bu sebeple: Takvimimizde verilen vakitlere riâyet etmeli, namazları vaktin sonuna kadar geciktirmemeli, oruca başlarken ve iftar ederken, takvimimizdeki vakitlere uyulmalıdır. Sabah namazını da takvimimizde yazan, “Sabah” vaktinden itibaren kılmaya başlamalıdır.

Hicrî:    23Şâbân  1445  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

3 Mart 2024 Pazar

KUL DÜNYADA NE İŞLERSE ÂHİRETTE KARŞILIĞINI GÖRÜR


 

قَالَ اللهُ تَعَالَى : مَنْ جَٓاءَ بِالْحَسَنَةِ فَلَهُ خَيْرٌ مِنْهَا وَمَنْ جَٓاءَ بِالسَّيِّئَةِ فَلَا يُجْزَى الَّذِينَ عَمِلُوا السَّيِّـَٔاتِ اِلَّا مَا كَانُوا يَعْمَلُونَ. (سورة القصص، ٨٤)

الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) :هر كيم بر إيلك إيله كليرسه اوكا ، بوندان دها خيرلسى واردر . هر كيم ده بر كوتولك إيله كليرسه كوتولكلرى إشلينلر ، سادجه يابدقلرى إيله جزالانديريلرلر ،   . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu (meâlen):  “…Her kim bir iyilik ile gelirse ona, bundan daha hayırlısı vardır. Her kim de bir kötülük ile gelirse kötülükleri işleyenler, sadece yaptıkları ile cezalandırılırlar.”

(Kasas Sûresi, âyet 84))

Hicrî:   22  Şâbân  1445  Fazilet Takvim

 

 

KUL DÜNYADA NE İŞLERSE ÂHİRETTE KARŞILIĞINI GÖRÜR

 

Kasas Sûresi’nin 84. âyet-i kerîmesinde, güzel amellerde bulunanların âhirette kat kat mükâfatlara nâil olacaklarına, kötü amellerde bulunanların da o amellerine göre cezaya uğrayacaklarına işaret buyurulmaktadır.

Bu dünyadan âhiret âlemine her kim hasene (iyilik ve güzellik) ile gelirse; yani Allâh’ın dini ile vasıflanmış, güzel amele nâil olmuş bir hâlde ölüp âhirete kavuşursa, takvâ ile Hakk’ın huzuruna varırsa onun için o getirdiğinden daha hayırlısı, daha güzeli vardır. O güzel amelinin en az on misli veya yetmiş veyahut yedi yüz misli sevaba nâil olur; ihlâsına, faziletine göre kat kat mükâfata kavuşur.

Allâhü Teâlâ, Kasas Sûresi’nin 60. âyet-i kerîmesinde -meâlen-: “Ve size ne şey verilmiş ise ancak dünya hayatına ait metâdan ve onun ziynetinden ibarettir. Allah indinde olan ise daha hayırlıdır ve bâkîdir. Artık akıl erdirmez misiniz?” buyurmaktadır. Bu âyet-i kerîme, dünya varlığı ile âhiret varlığı arasındaki büyük farkı bildirmektedir. Güzel amellerinden dolayı İlâhî vaade nâil olanlar ile dünya metâına aldanıp dînî terbiyeden mahrum kalarak -âhirette- azâba dûçâr olanların aralarındaki farkı bildirmektedir.

Her kim de seyyie (kötülük) ile gelirse; yani Cenâb-ı Hakk’ın nehyetmiş olduğu bir fenalığı işlemiş, ondan tevbe ve istiğfar etmeyip pişman olmamış bulunursa artık o kötülük yapanlar da ancak o yaptıkları ile, o işledikleri mâsiyetin (günahın) tam bir misliyle cezalandırılırlar, cezaları amellerine denk bulunmuş olur. Bu da bir fazl-ı İlâhî’dir ki iyiliklerin mükâfatını kat kat vereceği hâlde kötülüklerin cezasını ise ancak o kötülüğe denk bir surette verecektir.

Kâfirler, âhirette ebedî olarak azâp göreceklerdir. Çünkü onlar dünyadayken ebediyen yaşayacak olsalar, devamlı küfür üzere sebat edeceklerine azmetmiş oldukları için cezaları da öyle ebedî olacaktır.

Hicrî:    22Şâbân  1445  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"