29 Ocak 2024 Pazartesi

NAMAZDA HUŞÛ


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَا صَلَاةَ لِمَنْ لَا يَتَخَشَّعُ فِي صَلَاتِهِ. (كنز)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر : نمازنده خشولى اولمايان كمسنيك نمازى ( كامل ) اولمامشدر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  “Namazında huşûlu olmayan kimsenin namazı (kâmil) olmamıştır.”

(Kenzü’l-Ummâl)

Hicrî:  18   Receb    1445  Fazilet Takvim

 

 

NAMAZDA HUŞÛ

 

Huşû: Kulun, her hâl ve hareketine Allâhü Teâlâ Hazretlerinin vâkıf ve muttali olduğunu bilmesi ve kendisini, Hazret-i Allâh’a karşı daima kusurlu görmesidir. Huşû, büyük bir nimet olup hakîkî imanın meyvesi ve neticesidir.

Huşûun fazileti, yalnız namaza mahsus değildir. Bu sebeple, huşû nimeti ile rızıklanmış olan büyük âlimler, her hâlükârda ve her yerde huşû ve tevazuya ihtimam gösterirlerdi.

Farzlar, Cehennem’den kurtuluşa, nafileler ise Allâhü Teâlâ’ya yakınlığa vesile olacağından hem farz hem de nafile namazlarda, kalp huzuru bulunmaz ve namaz kılan kimse tevazu üzere olmaz ise kılınan namazdan ümit olunan fayda elde edilemez. Namazda iken kalp, lisanı tasdik etmelidir ki vaad olunan sevap ve hasenâta ulaşılabilsin.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.): “Her kim kalbine, dünyaya dair bir düşünce getirmeyerek iki rekât namaz edasına muvaffak olabilirse, o kimsenin geçmiş günahları tamamen af ve mağfiret olunur.” buyurmuşlardır.

Rivayet olunduğu üzere İsrâiloğullarından bir topluluk, peygamberlerine uyarak namaz kılarken imamlarının ne okuduğuna kulak asmazlardı. Bunun üzerine Allâhü Teâlâ, Peygamberine şöyle buyurdu: “Kavmine söyle, bedenleri ile lisanlarını huzurumda hazır ettikleri hâlde kalpleri benden uzaktadır ve yüz çevirmektedirler. Bana böyle ibadet olunmaz. Onların bu şekilde olan ibadetleri faydasızdır.”

Bu rivayette, namazından gafil olanların namazları sahih olsa da fazilet ve sevabının az olduğuna işaret vardır. Yine Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.), “Herhangi bir kişi namazını kılıp ayrılır, fakat ona (erkânını, şartlarını, huşûunu terk ettiği nispette) namazının, sadece onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri veya yarısı kadar sevap yazılır.” buyurdular.

Hicrî:   18  Receb   1445  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

 

HUŞÛUNDAN KÖR ZANNEDİLEN ZÂT


 

كَانَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَقُولُ : للّٰهُمَّ إِنِّي أَعُوذُ بِكَ مِنَ الْأَرْبَعِ: مِنْ عِلْمٍ لَا يَنْفَعُ وَمِنْ قَلْبٍ لَا يَخْشَعُ وَمِنْ نَفْسٍ لَا تَشْبَعُ وَمِنْ دُعَاءٍ لَا يُسْمَعُ. (د)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) شويله بيورورلردى : الله ، يم ، دورت شيدن صانه صغنرم : فايده ورمين علمدن ، ، خشوع دويمايان قلبدن ، دويمايان نفسدن و قبول اولمايان دعادن . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyururlardı “Allâh’ım, dört şeyden sana sığınırım: Fayda vermeyen ilimden, huşû duymayan kalpten, doymayan nefisten ve kabul olunmayan duadan.”

(Sünen-i Ebû Dâvûd)

Hicrî:  17   Receb    1445  Fazilet Takvim

 

 

HUŞÛUNDAN KÖR ZANNEDİLEN ZÂT

 

Selef-i Sâlihîn içerisinde, kulluktaki kusur ve âcizliklerini itiraf ederek hayâ ve tevâzularından, senelerce başını semaya kaldırmayıp hep öne eğenler vardır. Bunlardan birisi de Peygamber Efendimizin (s.a.v.) hâl-i hayatlarında iken Müslüman olmuş fakat zât-ı şerîflerini görememiş olan pek muhterem zâtlardan Rebî’ bin Huseym Hazretleridir.

Rebî‘ bin Huseym rahimehullâh, zühd ve takvâda pek ileri idi. Öyle ki haram bir şey görmek korkusu ile çoğu zaman gözlerini kapalı tuttuğundan halk kendisini âmâ zannederdi. Yirmi sene kadar Ashâb-ı Kirâm’ın büyüklerinden İbn-i Mes’ûd (r.a.) Hazretlerinin evindeki ders halkasına devam etmiştir. Bir müddet sonra İbn-i Mes’ûd radıyallâhü anh’ın hizmetlisi, onu âmâ zannederek “Yakın arkadaşınız olan Rebî‘ bin Huseym, görme nimetinden mahrum bir adamcağızdır. Her ne vakit kendisine kapıyı açsam zavallıcığın gözlerini kapalı görürüm.” demişti. Bu söz, İbn-i Mes’ud (r.a.) Hazretlerinin hoşuna gidip uzunca bir müddet tebessüm etmiştir.

İbn-i Mes‘ûd (r.a.) Hazretleri, Rebî‘ bin Huseym’in bu fevkalade huşûundan çok hoşlandığı için çoğu zaman, “Ey Rebî‘! Eğer Resûlullah (s.a.v.) Efendimize yetişebilseydin, seninle halka karşı iftihar eder, seni ziyadesi ile sever ve seni gördüğünde tebessüm buyururdu.” diyerek onu methederdi.

Rebî‘ bin Huseym (r.a.), bir gün İbn-i Mes’ûd Hazretleri ile demirciler çarşısından geçiyorlardı. Rebi‘ (r.a.), körüklerin ateşin alevini üflediğini görünce Cehennem’i hatırlayarak o kadar korktu ki bayılıp yere düştü. İbn-i Mes’ud Hazretleri, namaz vakti girinceye kadar başucunda oturup beklediyse de ayılıp aklı başına gelmediğinden onu sırtına yüklenip kendi evine getirdi. Bu hâl tam bir gün devam ettiğinden başucunda oturup bekler ve yanında olanlara, bu baygınlığın Allah korkusunun alâmeti olduğunu söyleyerek onun takvâsını medh ü senâ ederdi.

Hicrî:   17  Receb   1445  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"