4 Ekim 2023 Çarşamba

KARDEŞLİK HUKUKUNU İHLAL ETMEK MÜSLÜMANA YAKIŞMAZ


 

قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : وَالَّذ۪ينَ يُؤْذُونَ الْمُؤْمِن۪ينَ وَالْمُؤْمِنَاتِ بِغَيْرِ مَا اكْتَسَبُوا فَقَدِ احْتَمَلُوا بُهْتَانًا وَاِثْمًا مُب۪ينًا. (سورة الأحزاب، ٥۸)

الله تعالى شويله بيوردى - مئآلا :  و او كمسلر كى مؤمنين أركك و مؤمنه قدنلره يابمادقلرى بر شى سببيله أذاده بولونورلر . بونلر محقق ، بر يالان و آجق بر كوناح يوكلنمش اولورلر . "

Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu -meâlen:  ... “Ve o kimseler ki mümin erkek ve mümine kadınlara, yapmadıkları bir şey sebebiyle ezâda bulunurlar. Bunlar muhakkak, bir yalan ve açık bir günah yüklenmiş olurlar.”

(Ahzâb Sûresi, âyet 58)

Hicrî:  19  Rebîulevvel   1445  Fazilet Takvim

 

 

KARDEŞLİK HUKUKUNU İHLAL ETMEK MÜSLÜMANA YAKIŞMAZ

İslâm dini, muhabbet, kardeşlik ve yardımlaşma dinidir. Müslümanlar arasındaki kardeşlik, nesep kardeşliğinden daha kuvvetlidir. Bu kardeşliği kıracak herhangi bir söz, fiil ve hareket, İslâm ahlâkına ve Peygamber Efendimizin (s.a.v.), sünnet-i seniyyesine uymaz.

İslâm dini, Müslümanların can ve namusunu emniyet altına almıştır. Her Müslümanın canı da namusu da diğer bütün Müslümanlara haramdır.

Cenâb-ı Hak, Âl-i İmrân Sûresi’nin 103. âyet-i celîlesinde -meâlen-: “Ve hepiniz, Allâhü Teâlâ’nın ipine sımsıkı sarılınız ve birbirinizden ayrılmayınız. Ve Allâhü Teâlâ’nın üzerinizde olan nimetini de yâd ediniz ki siz, birbirinize düşmanlar iken Allâhü Teâlâ kalplerinizi birleştirdi de O’nun nimeti sebebiyle kardeşler oluverdiniz…” buyurarak, Müslümanlara bahşettiği en büyük nimetlerden birisinin de birbirlerine karşı kalplerinde ülfet ve muhabbet beslemek olduğunu bize haber veriyor.

İslâm ve imanın kuvvet ve dayanağı, gönül birliğidir, kardeşliktir. Bu birliği bozmaya götürecek, kardeşliği düşmanlığa sevk edecek herhangi bir fiil ve hareket; hattâ kasıt ve niyet, iman ve İslâm ahlâkına uygun değildir.

Müslüman o kimsedir ki; Müslümanlar, onun dilinden ve elinden sâlim olur.” hadîs-i şerîfinden daha sağlam bir düstur olamaz. Bir Müslüman, elinde böyle bir terazi olduğu hâlde kardeşinin kalbini haksız yere rencide etmemelidir.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Kardeşine, ister zâlim olsun, ister mazlum olsun yardım et.” buyurunca, Sahabe-i Kirâm’dan bir zât, “Yâ Resûlallah! Zâlim olduğu hâlde ona nasıl yardım edeyim?” diye sordu. “Onu, zulümden men edersin. Ona yardım, böyle olur.” buyurarak, zâlim de olsa Müslüman’a kötülükle karşılık vermek değil, onu iyiliğe davet etmek gerektiğini bildirmişlerdir.

Hicrî:   19  Rebîulevvel   1445  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

İHLÂSIN TAHSÎLİ


 

قَالَ النَّبِىُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: : أَخْلِصْ دِينَكَ يَكْفِكَ الْعَمَلُ الْقَلِيلُ. (ك)‏

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر :  دينينى ( عبادت و طاعتلرينى ) إخلاصلى ياب . بويله يابارسان ، آز عمل بله صنه كافى كلير . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  “Dinini (ibadet ve tâatlerini) ihlâslı yap. Böyle yaparsan, az amel bile sana kâfî gelir.”

(Hâkim, el-Müstedrek)

Hicrî:  18  Rebîulevvel    1445  Fazilet Takvim

 

 

İHLÂSIN TAHSÎLİ

 

Aziz Mahmud Hüdâyî Hazretleri buyurdu:

Bu âlem, uykuda görülen düş, insan ömrü de bir akarsu gibidir. Akıllı kişinin düşlere kanması; akan suya aldanması lâyık değildir. Resûl-i Ekrem Efendimiz (s.a.v.), “İnsanlar uykudadırlar, öldüklerinde uyanırlar.” buyurmuşlardır.

Allâhü Teâlâ, insanları bu cihana kendisini hakkıyla bilsinler ve ona ibadet etsinler diye gönderdi ve Zâriyât Sûresi’nin 56. âyet-i kerîmesinde -meâlen-: “Ben, cinleri ve insanları beni hakkıyla bilsinler ve ancak bana ibadet etsinler diye yarattım.” buyurdu. Öyle ise Allâhü Teâlâ’yı hakkıyla bilmek için çalışmalıdır. Bu da nefsi bilmekle ve nefsin hevâsını, kötü ahlâkını temizlemek suretiyle mümkündür. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buna, “cihâd-ı ekber” demişlerdir.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Yâ Muâz! Allâhü Teâlâ’nın kulları üzerindeki hakkı nedir, bilir misin?” diye suâl ettiler.

Muâz (r.a.) “Allâh ve Resûlü en iyisini bilir.” diye cevap verdi. Resûlullah Efendimiz, “Allâhü Teâlâ’ya (ihlasla) ibadet ve kulluk edip hiçbir şeyi şirk koşmamaktır.” buyurdular. Sonra:

“-Bunu yaptıklarında- Allâhü Teâlâ’nın onlara mutlaka vereceği karşılık nedir, bilir misin?” diye suâl ettiler.

Muâz (r.a.) yine “Allâh ve Resûlü en iyisini bilir.” diye cevap verdi. Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Kullarına azâp etmemektir. İyi bil ki; ‘Eşhedü enlâ ilâhe illallâh ve eşhedü enne Muhammeden abdühû ve resûlühû’ şehâdetini kalbinden sıdk ve ihlâs ile söyleyen her kula muhakkak Allâhü Teâlâ, Cehennem ateşini haram kılar.”

Günahkâr Müslümanların Cehennem’de azâp olunmalarının sebebi ise gizli şirk, yani; riyâ ve gösteriştir. İşte bunu, daha hayatta iken temizlemek lâzımdır. Riyânın zıddı da ihlâstır. Resûl-i Ekrem Efendimiz, ümmetine bu manayı işaret ederek “Sıdk ve ihlâs ile” buyurdu. Sıdk ve ihlâsı elde etmenin yolu, ancak bir mürşid-i kâmile bağlanmak, onun terbiyesine girmekle olur.

Hicrî:   18  Rebîulevvel   1445  Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"