2 Kasım 2022 Çarşamba

MUSHAF-I ŞERÎF’E HÜRMET


قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : اَعْطُوا اَعْيُنَكُمْ حَظَّهَا مِنَ الْعِبَادَةِ اَلنَّظَرُ فِي الْمُصْحَفِ وَالتَّفَكُّرُ فِيهِ وَالْاِعْتِبَارُ عِنْدَ عَجَائِبِهِ. (حك)

بيغمبر أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر :  مصحف شريفه باقمق ، آيتلرينى تفكر أتمك و عجائباطندان ( إنسانى حيرتلر إيجرسنده براقان آيتلرندن ) إبرت آلمق سورتيله كوزلرينزه عبادتدن نصيبنى ورينز . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:   (Mushaf-ı Şerîf’e bakmak, âyetlerini tefekkür etmek ve acâibâtından (insanı hayretler içerisinde bırakan âyetlerinden) ibret almak sûretiyle gözlerinize ibadetten nasibini veriniz.”

(Hakîm-i Tirmizî, Nevâdiru’l-Usûl)

Hicrî:  07   Rebiulahir    1444 Fazilet Takvim

 

MUSHAF-I ŞERÎF’E HÜRMET

 

Kur’ân-ı Kerîm’e hürmet, sûreten ve manen olmak üzere ikiye ayrılır. Kur’ân-ı Kerîm’e abdestle dokunmak ve onu yüksekte tutmak gibi hâller sûreten hürmettir. Hükümleriyle amel edip ahlâkıyla ahlaklanmak, mânen hürmet demektir. Bunlara riâyet eden kimse, hiç şüphesiz, Allâhü Teâlâ’dan temenni ettiği her şeye kavuşur.

Mushaf-ı Şerîf’e tazim ve hürmet etmek, Ehl-i Sünnet’in alâmetlerinden biri olarak sayılmıştır.

İmâm Nevevî (r.h.) Hazretleri buyurur ki: “Müslümanlar, Mushaf-ı Şerîf’in muhafazası ve ona hürmet etmenin vacip olmasında icmâ etmişlerdir.”

Kur’ân-ı Kerîm’e tazim ve hürmet etmek, bu kelamın sahibi olan Allâhü Teâlâ’ya tazim ve hürmet etmektir. Ona tazim gösteren, Allâhü Teâlâ’ya tazim göstermiş, ona hürmetsizlik eden, Allâhü Teâlâ’ya hürmetsizlik etmiş olur.

Âlimlerimiz, Kur’ân-ı Kerîm’i öğrenmeye başlayacak kimselere şu tavsiyeleri verirlerdi:

              Mushaf-ı Şerîf, yüksekçe bir yere konulmalı, oradan alırken, okurken ve tekrar bırakırken de hürmete uygun olarak yukarıda tutmalıdır.

              Kur’ân-ı Kerîm’in üzerine hiçbir şey konulmamalıdır.

              Kur’ân-ı Kerîm, toz-toprak olacak yere bırakılmamalıdır.

              Üzerinde toz vs. görülürse hemen temizlenmelidir.

              Okunduktan sonra açık olarak bırakılmamalıdır.

              Mushaf-ı Şerîf’i yastık gibi kullanmamalı, onun üzerine dayanmamalı, bir kimseye vereceği zaman da atar gibi vermemelidir.

              Kur’ân-ı Kerîm’i eline alacak kişi abdestli olmalı, sağ eliyle almalı, tevazuyla öpmeli ve göğüs hizasından aşağıda tutmamalıdır.

              Masa veya rahle üzerine bırakılacaksa aşağıda kalmaması için oturulduktan sonra bırakmalıdır.

              Okumaya başlamadan önce 1 Fatiha-i şerîfe, 3 İhlâs-ı şerîf okumalıdır.

Hicrî:     07 Rebiulahir   1444 Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

1 Kasım 2022 Salı

SULTAN ORHAN GÂZİ’NİN VAKFİYESİ

 

قَالَ النَّبِيُّ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : كُلُّ امْرِئٍ فِي ظِلِّ صَدَقَتِهِ حَتَّى يُقْضَ بَيْنَ النَّاسِ. (الجامع الصغير)

بيغمبر أفنديمز ( ﷺ ) بيوردولر :  ( قيامت كونونده ) إنسانلر آراسنده حكم وريلنجيه قدار ، هر بر كمسه صدقه سنيك كولكسنده در . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:  “(Kıyâmet gününde) insanlar arasında hüküm verilinceye kadar, her bir kimse sadakasının gölgesindedir.”

(Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)

Hicrî:  06   Rebiulahir    1444 Fazilet Takvim

 

SULTAN ORHAN GÂZİ’NİN VAKFİYESİ

 

Osmanlı sultanları, kendi şahıslarına ait olan mal ve mülklerinden birçok vakıfta bulunmuşlar ve yaptıkları bu vakıflara vakfiyeler yazdırmışlardır. Bu vakfiyelerden en eski olanı Osmanlı Sultanlarının ikincisi olan Orhan Gâzi merhumun Bursa’da yaptırdığı eserlere dair vakfiyesidir ki içerisinde şu ifadeler geçmektedir:

Bu dünya, neticesi ölüm olan bir imtihan yurdudur. Âdetinin, bir bulut gibi gelip geçmek, serap gibi insanoğlunu aldatmak olduğu muhakkaktır. Hiçbir peygamber, peygamberliği sebebiyle dünyada ebedî kalmadı; hiçbir zalim de, kuvvet ve kudreti sebebiyle dâimî kılınmadı. Kişi, bu hâli düşünerek nasihat almalı, dünya emelini azaltmalı, kendisini ibadet ve taata vermelidir. Bütün vakitlerinde Allâhü Teâlâ’dan hakkıyla korkmalı, etrafında olanları tefekkür ederek kalp gözü ile bakmalı, âhiret azığı hazırlamaya gayret ederek, kıyamet günü için hazırlanmalıdır.

Sultan Orhan Gâzi de, Cenâb-ı Hakk’ın Kur’ân-ı Kerîm’inde buyurduğu hesabın şiddetinden ve azâbın büyüklüğünden korkarak sadece kendi tasarrufunda bulunan mal ve akarları vakfetmiştir.

Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, “Herkes, (kıyamet gününde) insanlar arasında hüküm verilinceye kadar, sadakasının gölgesindedir.” ve “İnsan öldüğü zaman, onun ameli(nin sevabı) kesilir (yazılmaz). Ancak üç şey hâriçtir: Sadaka-i câriye (vakıf gibi faydası devamlı olan hayır), kendisinden faydalanılan ilim ve kendisine dua eden sâlih evlat.” buyurmuşlardır.

Sultan Orhan Gâzi de yaptığı hayır ile bu iki hadîs-i şerîfte vaad buyurulan İlâhî ihsanları talep ederek Allâhü Teâlâ’nın, rahmetini üzerine yağdırmasını, cennetin ortasını ona mahal kılmasını, büyük mükâfatlar ikram etmesini arzu etmektedir.”

 

BEYİT:

 

Altun ile mîzânda bir gelse dahi seng

Sıklette bir olmak ile kıymette bir olmaz. (Kemal Paşazâde)

Altın ile taş aynı ağırlıkta olsa da kıymetleri aynı olmaz.

Hicrî:     06 Rebiulahir   1444 Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"