5 Ağustos 2021 Perşembe

GIYBET DİNLEMEK VE GIYBETİN TEVBESİ


 

عَنْ جَابِرِ بْنِ عَبْدِ اللهِ رَضِيَ اللهُ عَنْهُمَا قَالَ : كُنَّا مَعَ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ وَارْتَفَعَتْ رِيحٌ خَبِيثَةٌ مُنْتِنَةٌ فَقَالَ: أَتَدْرُونَ مَا هَذِهِ؟ هَذِهِ رِيحُ الَّذِينَ يَغْتَابُونَ الْمُؤْمِنِينَ. (خد)

رسول الله  ( ﷺ )  بيوردولر  :  رسول الله أفندمز ( ﷺ ) إيله برابر إيكن بيس و جركين بر قوقى يوكسلدى . بونون أؤزرينه بيغمبريمز ( ﷺ ) : " بو نه در بلرمسنز ؟ بو ، مؤمنلرين غيبتنى أدنلرين قوقوسيدر . " بويوردولر . "

Câbir bin Abdullah (r. anhümâ)’dan rivâyet olundu, o dedi ki: Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) ile beraber iken pis ve çirkin bir koku yükseldi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v.): “Bu nedir bilir misiniz? Bu, müminlerin gıybetini edenlerin kokusudur.” buyurdular.

(Buhârî, el-Edebü’l-Müfred)

Hicrî:   25   Zilhicce    1442    Fazilet Takvim

 

GIYBET DİNLEMEK VE GIYBETİN TEVBESİ

Gıybet, bir kimseyi yanında bulunmadığı bir vakitte hoşuna gitmeyecek şey ile anmaktır. Eğer kötülediği şey, o kimsede varsa gıybet olur. Yoksa iftirâ olur ki bu daha büyük günahtır.

Gıybet dinleyen kimse, gıybet edene mâni olmadıkça gıybetin günahından kurtulamaz. Eğer gıybet yapanın şerrinden korkarsa, kalbiyle inkârda bulunması gerekir. Şayet kalkıp gitmek veya başka bir söz ile mevzuyu değiştirebilmek mümkün iken bunları yapmazsa, yine gıybetin günahına ortak olur.

Hadîs-i şerîflerde şöyle buyurulmuştur:

Gıybeti dinleyen, gıybet yapanlardan birisidir.”

Kim arkasından gıybet edilen bir kardeşini müdafaa ederse, Allâhü Teâlâ, onu cehennem ateşinden korur.”

İnsanların sakınması için fâsıkın; açıkça günah işleyenin ve fâcirin; itikâdı bozuk kimsenin fena hâllerini söylemek sevaptır. Bir köy veya mahalle ahalisinin bazı fena hâllerini söylemek de gıybet olmaz. Herkesi değil, o işi yapanları kastettiğinden, kimlerden bahsettiği bilinmez.

Nikâh, yolculuk, ortaklık, komşuluk, emanet teslim etmek gibi şeyler için bir kimse hakkında kendisine bir şeyler sorulduğunda söylediği doğru şey gıybet olmaz.

Bir müşterinin sahte para verdiğini görenin, bundan sakındırmak için söylemesi gıybet olmaz.

Gıybetin tevbesi, gıybet ettiği kimseden affetmesini istemektir. Onu bulamazsa onun keffareti istiğfâr ve tevbe etmek ve pişman olmaktır. Eğer mümkün ise gıybet ettiği şeylerin hepsini ona bildirip affetmesini istemeli ve Allâh’tan af talep edip tevbe etmelidir. Ancak eğer bildirmesi dargınlık gibi bir fitneye sebep olacak ise bildirmemelidir.

Gıybet ettiği kimse ölmüş ise vârislerinden helâllik istemesi gerekmez. Onun keffareti pişmanlık, tevbe ve istiğfârdır.

Hicrî:   25   Zilhicce    1442    Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

3 Ağustos 2021 Salı

MİRASTAN SADAKA VERMEK


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ فُتِحَ لَهُ بَابٌ مِنَ الْخَيْرِ فَلْيَنْتَهِزْهُ فَإِنَّهُ لَا يَدْرِي مَتَى يُغْلَقُ عَنْهُ. (شهاب)

رسول الله  ( ﷺ )  بيوردولر  :  كيمه خيردن بر قابى آجلرسه ، اونى فرصط بلسين ( اوندان همن فايدالانسين ) . جونكى قابنين كندسينه نه زمان قاباطلاجاغنى بله مز . "

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: Kime hayırdan bir kapı açılırsa, onu fırsat bilsin (ondan hemen faydalansın). Çünkü kapının kendisine ne zaman kapatılacağını bilemez.”

 (Kuzâî, Müsnedü’ş-Şihâb)

Hicrî:   24   Zilhicce    1442    Fazilet Takvim

 

MİRASTAN SADAKA VERMEK

 

Kur’ân-ı Azîmüşşân’ın yüce tavsiyelerindendir ki; miras taksim edildiği zaman, vâris olmayan yakın akrabalar arasında, nafakalarını teminden aciz olan yetimler ve fakirler var ise mirastan bunlara da bir yardım veya hediye olmak üzere bir şeyler verilmelidir, bunların kalpleri, güzel sözlerle hoşnut edilmelidir.

Müslümanların arasındaki dayanışma, muhabbet ve din kardeşliği bunu gerektirir. İşte, “Miras taksîm olunurken (mirasçı olmayan) hısımlar, yetimler, yoksullar da hazır bulunursa kendilerini ondan (bir şey vererek) rızıklandırın, (gönüllerini alarak) güzel sözler de söyleyin.” meâlindeki, Nisâ Sûresi’nin 8. âyet-i kerîmesi, bu pek insanî vazifeyi bizlere tavsiye buyurmaktadır.

 

HER ŞEYDE BİR HAYIR VARDIR

 

Tâbiîn’den Mesrûk rahmetullâhi aleyh anlattı:

Çölde göçebe olarak yaşayan sâlih bir zât vardı. Onun, kendisini namaza kaldıran bir horozu, suyunu ve yükünü taşıyan bir merkebi ve bekçiliğini yapan bir de köpeği vardı.

Bir gün bir tilki gelip horozu kaptı. O zâtın ailesi buna çok üzüldüler. O ise “Bunda da bir hayır vardır.” diyerek ailesini teselli etti.

Ertesi gün kurtlar gelip merkebini parçaladılar. Sâlih zât yine, “Bunda da bir hayır vardır.” dedi.

Daha sonraki gün köpekleri de helâk oldu. O zât yine, “Bunda da vardır bir hayır.” dedi.

Fazla geçmeden, eşkıyaların civardaki obaları basıp bütün malları yağmaladıkları, birçok insanı öldürdükleri haberi geldi. Eşkiyalar, o obaların yerlerini horozların, merkeblerin ve köpeklerin seslerinden bulmuşlardı. O sâlih zât ve ailesi de takdîr-i ilâhî ile başlarına gelen önceki musibetler karşılığında, canlarını ve mallarını kurtarmış oldular.

Hicrî:   24   Zilhicce    1442    Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"