12 Aralık 2018 Çarşamba

HAZRET-İ EBÛBEKİR’İN (R.A.) TAKVÂSI



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا مِنْ نَبِيٍّ إِلَّا وَلَهُ وَزِيرَانِ مِنْ أَهْلِ السَّمَاءِ وَوَزِيرَانِ مِنْ أَهْلِ الْأَرْضِ فَأَمَّا وَزِيرَايَ مِنْ أَهْلِ السَّمَاءِ فَجِبْرِيلُ وَمِيكَائِيلُ وَأَمَّا وَزِيرَايَ مِنْ أَهْلِ الْأَرْضِ فَأَبُو بَكْرٍ وَعُمَرُ. (مرقات)
رسول الله  أفندمز  ( صلى الله عليه وسلم )  بويوردولر  ,"  هر بيغمبريك سما أهلندن إيكى وزير و آرض أهلندن ده إيكى وزيرى واردر بنم سما أهلندن وزرلرم جبرائل و ميكائل در آرض أهلندن وزرلرم إيسه أبوبكر و عمر در ."
Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Her peygamberin semâ ehlinden iki veziri ve arz ehlinden de iki veziri vardır. Benim semâ ehlinden vezirlerim Cebrâil ve Mîkâîl’dir. Arz ehlinden vezirlerim ise Ebûbekir ve Ömer’dir.” 
(Mirkâtü’l-Mefâtîh)
Hicrî:   05  Rabiulahir   1440  Fazilet Takvimi 

HAZRET-İ EBÛBEKİR’İN (R.A.) TAKVÂSI

 
Hazret-i Ebûbekir’in (r.a), kendisine yemek getiren bir kölesi vardı. Yine bir akşam yemek olarak süt getirdi, Hazret-i Ebûbekir ondan bir yudum içti. Köle ‘Her akşam bana, yemeğin nereden olduğunu soruyordunuz. Fakat bu akşam sormadınız?’ deyince Hazret-i Ebûbekir (r.a.): “Açlığımdan dolayı böyle yaptım. Peki, nereden getirdin bunu?” dedi. Köle şöyle anlattı:
“Bir topluluğa kehânette bulundum, onlar da bana buna karşılık süt verdiler.” deyince Hazret-i Ebûbekir (r.a.) parmağını ağzına soktu ve içtiği sütü istifra edip çıkardı.
Sonra şöyle dedi: “Allâh’ım, damarlarımın taşıdığı ve bağırsaklarıma karışan kısmından mağfiretini talep eder ve özrümü beyân ederim. Ben Resûlüllâh’ın (s.a.v.): “Haram ile beslenen bedene cehennem ateşi lâyıktır.” buyurduğunu işittim.”
Bu, Peygamberimiz’e (s.a.v.) haber verilince “Siz, Ebûbekir’in karnına helâlden başka lokma girmeyeceğini öğrenmediniz mi?” buyurdular. (Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye, Fazilet Neşriyat)
 
ÎMAN CİHETİNDEN ÜMMETİN EN ÜSTÜNLERİ
 
Hazret-i Ömer (radıyallâhü anh) şöyle buyurdu: “Ben, Peygamber Efendimiz Hazretlerinin huzurunda oturuyordum. Âlemlerin Efendisi buyurdu ki: “Îman cihetinden insanların en üstünü kimdir, bilir misiniz?” Biz:
“Meleklerdir” dedik. “Onlara yaraşan zaten odur. Onlara ne söz! Benim muradım başkasıdır” diye buyurdular. Biz bu defa: “Peygamberlerdir” dedik. Fahri Kâinât Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) Hazretleri: “Elbette onlara yaraşan îman cihetinden insanların en üstünü olmaktır. Onlara ne söz! Benim sualden muradım başkalarıdır” dedi. Sonunda beyan buyurup:
“Îman cihetinden ümmetimden en üstün olan topluluk şu kimselerdir ki, benden sonra gelir, beni görmedikleri halde bana îman ederler; beni görmeden mü’min olurlar.” dedi. 
(Mevâhib-i Ledünniyye)
Hicrî:   05  Rabiulahir   1440  Fazilet Takvimi 

11 Aralık 2018 Salı

DÜNYA EHLİNİN KABİRDEKİLERE HEDİYESİ



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: لَا يَجْتَمِعَانِ فِي قَلْبِ عَبْدٍ الْإِيمَانُ وَالْحَسَدُ. (ن)
رسول الله  أفندمز  ( صلى الله عليه وسلم )  بويوردولر  ,"  برقولون قلبنده إيمان ايله حسد بر آراده بولنماز ."
Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Bir kulun kalbinde îmân ile haset bir arada bulunmaz.” 
(Sünen-i Nesâî)
Hicrî:   04  Rabiulahir   1440  Fazilet Takvimi 

DÜNYA EHLİNİN KABİRDEKİLERE HEDİYESİ

 
Ehl-i Sünnet îtikâdında olan kimse, hayatta olan mü’minlerin bağışladıkları duâlar ve verdikleri sadakalardan âhirete intikal eden Müslümanların faydalandıklarını hak bilmelidir. Bunun hak olduğunu kabul etmeyen, Mu’tezile gibi îtikatta bid’ate düşmüş olur.
Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurmuşlardır ki:
“Kimin ana ve babası Müslüman olarak ölürse onlar için duâ etsin, Allâhü Teâlâ’nın onları bağışlamasını istesin.”
“Kabirdeki ölü, denizde boğulmak üzere iken yardım isteyen biri gibidir. Babasından, anasından, kardeşinden veya arkadaşından kendisine gelecek duâyı bekler. Duâlar kendine ulaşınca, dünyâ ve içindekilerin kendisinin olmasından daha çok sevinir.”
İbn-i Abbâs (radıyallâhü anhümâ) buyurdu:
Bayram ve Receb ayının ilk Cuması ve senenin diğer Cuma gece ve günleri ve Âşûrâ günü ve Şa‘bân ayının on beşinci gecesi mü’minlerin ölülerinin ruhları kabirlerinden çıkıp evlerinin kapılarında dururlar. Derler ki:
“Ey ev halkı! Bu gece velev bir lokma ekmek olsun, sadaka verin, bizlere merhamet etmiş olursunuz. Biz şimdi sadakanıza muhtâcız.”
Eğer hane halkı sadaka vermezlerse, mahzun olarak dönerler.
 
VASITALARDA ÇOCUKLARIN YERİ
 
Otomobillerde çocuk koltuklarının kullanılmasının sebebi, vasıta içinde bulunan bir çocuğun kaza anında oturduğu yerden fırlayıp savrulmasını önlemektir.
Bütün çocuklar için boy ve kilolarına münasip bir koltuk ya da yükseltici tercih edilmelidir.
Hicrî:   04  Rabiulahir   1440  Fazilet Takvimi 


10 Aralık 2018 Pazartesi

İMÂM-I RABBÂNÎ MÜCEDDİD-İ ELF-İ SÂNÎ (K.S.)



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: رِبَاطُ يَوْمٍ فِي سَبِيلِ اللهِ خَيْرٌ مِنَ الدُّنْيَا وَمَا فِيهَا. (ت)
رسول الله  أفندمز  ( صلى الله عليه وسلم )  بويوردولر  ,"  الله يولنده بر كون نوبت طوتمق دنيا و إجندكلردن دها خيرلى در ."
Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Allah yolunda bir gün nöbet tutmak dünya ve içindekilerden daha hayırlıdır.” 
(Sünen-i Tirmizî)
Hicrî:   03   Rabiulahir   1440  Fazilet Takvimi 

İMÂM-I RABBÂNÎ MÜCEDDİD-İ ELF-İ SÂNÎ (K.S.)

 
Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye-i Aliyye’nin yirmi üçüncü halkası olan İmâm-ı Rabbânî (Kuddise Sirruh) Hazretleri 971 (M. 1564) yılında Âşûrâ gününde Serhend’de (Hindistan) doğmuştur.
Üstazı Muhammed Bâkîbillâh (k.s.) Hazretleri, kendisine “İmâm-ı Rabbânî” ismini vermişlerdir. Ahmed Fârûkî-i Serhendi Hazretleri “İmâm-ı Rabbânî” ismiyle bilinir. Hicrî ikinci bin yılın müceddidi (yenileyicisi) olmasından dolayı kendisine “Müceddid-i Elf-i Sânî” denilmiştir. Kendisinden sonra da bu tarîkata “Tarîkat-ı Müceddidiyye” denilmiştir.
Hz. Ömer’in (r.a.) neslinden geldiği için “Fârûkî” diye anılmış, Serhend şehrinden olduğu için de oraya nisbetle “Serhendî” nisbesi verilmiştir.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, yatsı ve vitir namazını kıldıktan sonra hemen yatarlar, yatmadan evvel okunması îcâb eden âyetleri ve duâları okurlardı. Yatsıdan sonra hemen yatmayı tavsiye eder ve “Yatsıdan sonra uyanık durmak, gecenin sonundaki uyanmayı (tehheccüde kalkmayı) geciktirir.” buyururlardı.
İmâm-ı Rabbânî Hazretleri, yaz olsun kış olsun dâima; seferde ve hazarda, ekseriyâ gecenin yarısından sonra, bazen de gecenin üçte ikisi geçtikten sonra kalkarlar, tam bir abdest alırlar ve o vakitte okunması sünnet olan duâları okurlardı.
Abdest alırken başka birinin su dökmesini istemezlerdi. Abdest suyunda israf etmemeye o kadar ihtiyatlı davranırlardı ki, daha fazlası tasavvur olunamazdı. Abdest alırken kıbleye dönmeye çok dikkat ederler. Fakat sıra ayaklarına gelince ayaklarını kıbleye karşı yıkamazlardı.
Abdest alırken çok dikkat ederlerdi. Her uzvu yıkarken kelime-i şehâdet ve fıkıh kitablarında bildirilen abdest duâlarını okurlardı. Sonra da teheccüd namazı, Kur’ân-ı Kerîm hatmi ve evrad ve ezkâr ile meşgul olurlardı. Bilhassa Cuma ve Pazartesi geceleri ve günlerinde salevât-ı şerîfeyi çok okurlardı. 
(Silsile-i Sâdât-ı Nakşibendiyye, Fazilet Neşriyat)
Hicrî:   03   Rabiulahir   1440  Fazilet Takvimi 

NAMAZA DÂVET: EZAN


قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ أَهْلَ السَّمَاءِ لَا يَسْمَعُونَ شَيْئًا مِنْ أَهْلِ الْأَرْضِ إِلَّا الْأَذَانَ. (كنز)
رسول الله  أفندمز  ( صلى الله عليه وسلم )  بويوردولر  ,"  محقق سما أهل ( ندن ير يوزونه إنمينلر ) دنيا أهلنيك سادجه أزان سسنى إشترلر ."
Resûlullah Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Muhakkak semâ ehli(nden yeryüzüne inmeyenler), dünyâ ehlinin sâdece ezân sesini işitirler.” 
(Kenzü’l-Ummâl)
Hicrî:   02   Rabiulahir   1440  Fazilet Takvimi 

NAMAZA DÂVET: EZAN

 
İslâm’ın ilk yıllarında namaz vakitleri olunca Ashâb-ı Kirâm kendiliklerinden gelip toplanırlardı. Namaz için dâvet yoktu. Sonradan Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Ashâb-ı Kiramla istişâre edip: “Halkı namaza ne şekilde dâvet edelim?” diye sordular.
Bazıları “Biz de Hıristiyanlar gibi çan kullanalım.” dediler. Bazıları da “Yahûdîlerin âdeti üzere boru çalınsın.” dediler. Kimisi “Namaz vaktinde ateş yakıp yukarı kaldıralım. Halk görüp mescide gelsinler.” dediler. Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bunların hiçbirisini, kâfir âdeti olduğu için kabul etmediler.
Ondan sonra Abdullah bin Zeyd (radıyallâhu anh) Hazretlerine Cebrâil Aleyhisselâm rüyasında ezan ve kâmeti öğretti. Hazret-i Abdullah, sabah olur olmaz Resûlullah Efendimizin huzuruna geldi: “Yâ Resûlallah, bu gece bir rüyâ gördüm. Bir kimse geldi. Yeşil elbiseler giymişti. Bana şöyle şöyle öğretti. Ben öyle bir haldeydim ki, uyumuyordum desem doğru söylemiş olurum.” dedi.
Ezanı ve kâmeti rüyâsında öğrendiği gibi Resûlullah Efendimize okudu. Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem): “İnşâallâhü Teâlâ hak rüyâ görmüşsün. Kalk Bilâl’e de öğret. Onun sesi seninkinden gürdür.” buyurdular.
Abdullah bin Zeyd Hazretleri der ki: “Ben de kalkıp Bilâl’e öğrettim, o da ezanı okudu. Hazret-i Ömer (radıyallâhu anh) evindeydi; ezanı işitince hemen geldi: “Yâ Resûlallah, seni hak peygamber olarak gönderen Allah hakkı için ben rüyamda nasıl gördümse, Bilâl de ezanı öyle okudu.” dedi. Meğer Hazret-i Ömer de rüyâsında, Hazret-i Abdullâh’ın gördüğünü ayniyle görmüş.
Bu hususta Resûlullah Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) Hazretlerine vahiy gelmeyip Ashâb-ı Kirâmdan bâzı kimseye rüyada gösterilmesinin sebebi şu olsa gerektir ki, bâzı halleri ümmetin kendisi bizzat müşâhede edince diğer tâatler, ibâdetler ve dînî hükümlerin Allah katından olduğuna inançları sağlam, kat’i ve kuvvetlenmiş olur. Allâh’a itâat hususunda gevşeklik gösterme ihtimâli kalmaz, dâima şevk üzere olurlar. Bu da büyük bir nimettir. 
(Mevâhib-i Ledünniyye)
Hicrî:   02   Rabiulahir   1440  Fazilet Takvimi