8 Mart 2017 Çarşamba

HASTANIN NAMAZI




قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَلَا مَنْ اِشْتَاقَ إِلَى اللّٰهِ فَلْيَسْتَمِعْ كَلَامَ اللهِ فَاِنَّ مَثَلَ الْقُرْآنِ كَمَثَلِ جَرَابِ مِسْكٍ أَيَّ وَقْتٍ فَتَحَهُ فَاحَ رِيحُهُ. (كنز)
بيغمبر أفندمز محمد مصطفى صلى الله عليه وسلم بيوردلر  ."     الله تعالى، يه إشتياقلى اولان كلام اللهى ( قرآن كريمى ) دنلسيك محققكى قرآنى كريم مِسْكْ طورباسى كبى در ، نه زمان آجلسه كوزل قوقوسونى يايار ."
Peygamber Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Allâhü Teâlâ’ya iştiyaklı olan Kelâmullâh’ı (Kur’ân-ı Kerîm’i) dinlesin. Muhakkak ki Kur’ân(-ı Kerîm) misk torbası gibidir; ne zaman açılsa güzel kokusunu yayar.” 
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü’l-Ummâl)
Hicrî:   09 Cemâziyelâhir   1438  Fazilet Takvimi 

İLMİHAL: HASTANIN NAMAZI


• Bir hasta, ayakta durmaya hiç gücü yetmezse veya ayakta durmaktan dolayı hastalığının artmasından veya uzamasından veya şiddetli ağrılardan korkarsa namazını tahiyyatta oturduğu gibi oturarak ve -rükû‘ ve secde ederek- oturduğu halde kılar.
• Bir hasta, ayakta kılmağa gücü yettiği hâlde rükû ve secdeye yahut yalnız secdeye gücü yetmezse namazını ayakta veya tahiyyatta oturduğu gibi yere oturup îmâ ile kılar. (Îmâ: Namazda rükû ve secde için başı aşağıya doğru eğmektir. Secdede rükûdan biraz daha fazla eğilir.)
• Bir hasta, dizleri üzerine oturamıyorsa, yere oturup ayaklarını uzatarak îmâ ile kılar.
• Oturduğu halde namaza gücü yetmeyen kimse, arkası üzerine yatar, ayaklarını kıble tarafına yöneltir, rükû ve secdeyi başıyla îmâ eder. Böyle bir hasta, yüzü kıbleye yönelmiş olarak sağ yanı üzerine yatıp da îmâ ile rükû ve secde etse namazı yine câiz olur. Fakat kudreti varsa arkası üzerine yatması daha faziletlidir.
• Bir hasta, başıyla îmâ etmeye gücü yetmezse namazını sonraya bırakır. Kalbi ile veya gözleri ile veya kaşlarıyla îmâ etmesi caiz olmaz.
• Bir kimse bayılır ve baygınlığı bir gün ile bir geceden (yani beş vakitten) az devam ederse geçen namazlarını kaza eder. Fakat bundan çok devam ederse namazları kaza etmesi icap etmez. (Büyük İslam İlmihali)

BİLMECELER:

• Ağaçta kilitli sandık? (Ceviz)
• Kat kat katlancık, katlanmada ak pakçık? (Lahana)
• Kat kat amma katmer değil, kırmızısı olur sarısı olur amma elma değil, yenir ama meyva değil? (Soğan)
• Dışı katık, içi kütük? (Zeytin)
Hicrî:   09 Cemâziyelâhir   1438  Fazilet Takvimi 


7 Mart 2017 Salı

ÇANAKKALE BOĞAZ KÖPRÜSÜ



Çanakkale Boğaz Köprüsü




Çanakkale Boğazı’na bir köprü düşüncesi tarih boyunca var olmuştu. Bunlardan bir kısmı sadece düşüncede kaldı, çok az kısmı proje merhalesine gelebildi. Osmanlı’nın son devrinde hükümete sunulan bir proje, aslında Çanakkale Boğazı’na yapılacak bir köprü ve entegre demiryolları ile İstanbul’u İzmir’e bağlamayı hedefliyordu. Arşiv uzmanlarından Kasım Hızlı, Türk basınında ilk defa olmak üzere bu projeyi detaylarıyla yazdı…
Piyasayı henüz Çin mallarının işgal etmediği yıllardı. Sanayi Devrimi ve yeni ticaret yollarının keşfi ile dünya pazarının hâkimi durumuna gelen Avrupa, Osmanlı memleketindeki iktisadî hayatı da tekeline almıştı.
Avrupa endüstrisi ucuz üretim yapıyordu ve geniş bir pazar ağına sahipti. Osmanlı Devleti’nde ise Avrupa’nın gelişmiş endüstrisi ile rekabet edemeyen klasik atölyeler hâkimdi. Yöneticiler problemin farkındaydı ve modern Osmanlı sanayisini kurmak için kolları sıvadılar. 1840’ların başında devletin yönettiği bir dizi imalathane faaliyete geçti. İstanbul’un batı sahilinde Theodosios surları dışında bir sanayi bölgesi ortaya çıktı. Zeytinburnu’nda, Bakırköy’de tersane, Küçükçekmece’de baruthane inşa edildi. Amaç bir Türk Manchester ve Leeds’i, bir Türk Birmingham ve Sheffield’i idi. Kurulan tesislerin bir kısmı kendi kendini idare edebilirken, bir kısmı maliyeye yük olmaktan başka iş görmedi.
Yukarıdaki meselelere ek olarak, hammaddenin taşınabilmesi ve pazar ağının kurulabilmesinin olmazsa olmazı olan yol, köprü ve ulaşım ağı meselesi, halledilmesi gereken problemlerin başında geliyordu. Yabancı bir gözlemcinin dediği gibi: “İnsan daha derin olarak düşündükçe Türkiye’nin istikbalinin münhasıran bu küçük şeye, yol inşasına bağlı olduğuna daha katiyyetle kâni oluyor.”
Yazının devamını Yedikıta Dergisi 103. sayısından (Mart 2017) okuyabilirsiniz.


ABDESTİ OLMAYANA ÜÇ ŞEY HARAMDIR




قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : إِذَا تَثَاوَبَ أَحَدُكُمْ فَلْيُمْسِكْ بِيَدِهِ عَلَى فِيهِ. (م)
بيغمبر أفندمز محمد مصطفى صلى الله عليه وسلم بيوردلر  ."     برينز أسنه ديكى زمان ، أليله آغزنى قاباتسين ."
Resûlullâh Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Biriniz esnediği zaman, eliyle ağzını kapatsın.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)
Hicrî:   08 Cemâziyelâhir   1438  Fazilet Takvimi 

ABDESTİ OLMAYANA ÜÇ ŞEY HARAMDIR


1- Namaz kılmak. Namaz için abdest almak, âyetle emrolunmuştur.
2- Kâbe-i Muazzama'yı tavaf etmek.
3- Kur'ân-ı Kerîm'e bir âyet veya yarım âyet bile olsun el sürmek, dokunmak.
Üzerinde âyet-i kerime yazılı bir levhayı, parayı el ile tutmak da haramdır. (Nuru’l-îzâh)

KAHVE

Kahve'nin asıl vatanı Afrika olup günümüzde tropikal ülkelerde de yetiştirilmektedir. Kışın yapraklarını dökmeyen küçük boylu bir ağaç olup çiçekleri beyaz, meyveleri 1-2 tohumlu ve kırmızı renklidir.
Kahve, ilk olarak Habeşistan'da 3. asırda yetiştirilmeye ve içilmeye başlanmıştır. On sekizinci asırda Mekke'ye hacca giden Habeşistanlılar, kahveyi Arabistan'a ve bütün İslâm âlemine tanıtmışlardır. Böylece Müslümanlar tarafından bilinen ve içilen kahve, Osmanlılar zamanında önce Venedik, İngiltere ve Fransa'ya daha sonra da, bütün batı devletlerine tanıtılmıştır. Kahve, en çok Habeşistan, Orta Afrika, Brezilya, Meksika, Hindistan, Arabistan, Endonezya ve Vietnam'da yetiştirilir.
Kahve, dimağ (zihin) faaliyetini çoğaltır, hafızayı kuvvetlendirir ve çalışmayı kolaylaştırır. Kahve, mide ve bağırsaktaki hazmı kolaylaştırır. Bu sebeple yemeklerden sonra içilmesi tavsiye edilmiştir.
Bir fincan kahve susuzluğu giderir, yorgunluğu alır. Soğuk havalarda vücudu ısıtır, soğuğa karşı mukavemeti arttırır.
Her şeyin fazlası zararlı olduğu gibi, kahvenin de lüzumundan fazla ve sık içilmesi zararlıdır: İnsanda uykusuzluk, çarpıntı, aşırı derecede asabilik meydana getirebilir.
Uyumak isteyenler, yatacağına yakın kahve içmemelidir. Kahvenin sebep olduğu uykusuzluk, bilhassa yaşlı kimselerde çok aşikârdır. Onun için sinirli olan, kalbi çabuk ve kolay müteessir olup çok hareket eden, damarları sertleşmiş ve tansiyonu yükselmiş olan kimseler, çok ve sık kahve içmemelidir.
Hicrî:   08 Cemâziyelâhir   1438  Fazilet Takvimi 



6 Mart 2017 Pazartesi

PEYGAMBERİMİZİN VEDA HUTBESİNDEN




قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا كِتَابَ اللهُ وَسُنَّةَ نَبِيِّهِ. (موطأ)
بيغمبر أفندمز محمد مصطفى صلى الله عليه وسلم بيوردلر  ."     ( أى أؤمتم )  سزه إيكى شى براقدم . بو إيكى شيئه صارلديغنز مدتجه آصلا ضلالته دوشمز ، دوغرو يولدان آيرلمازسنز : الله تعالى نيك كتابى و بيغمبرنيك سنتى ."
Resûlullâh Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “(Ey ümmetim) Size iki şey bıraktım. Bu iki şeye sarıldığınız müddetçe asla dalâlete düşmez, doğru yoldan ayrılmazsınız: Allâhü Teâlâ’nın kitâbı ve peygamberinin sünneti.” 
(Hadîs-i Şerîf, İmâm Mâlik, Muvatta)
Hicrî:   07 Cemâziyelâhir   1438  Fazilet Takvimi 

PEYGAMBERİMİZİN VEDA HUTBESİNDEN


“Ey İnsanlar! Sözümü iyi dinleyiniz! Bilmiyorum, belki bu seneden sonra sizinle burada ebedî olarak bir daha buluşamayacağım.
Ey İnsanlar! Bu günleriniz nasıl mukaddes bir gün ise, bu aylarınız nasıl mukaddes bir ay ise, bu şehriniz (Mekke) nasıl mübârek bir şehir ise, canlarınız, mallarınız, ırzlarınız da böyle mukaddestir; her türlü taarruzdan korunmuştur.
Ashâbım! Yarın Rabbinize kavuşacaksınız. Ve bu günkü her hâl ve hareketinizden muhakkak sorulacaksınız!
Sakın benden sonra eski dalâletlere dönüp de birbirinizin boynunu vurmayınız! Bu vasiyetimi burada bulunanlar, bulunmayanlara bildirsin! Olabilir ki, bildirilen kimse, burada bulunup da işitenden daha iyi anlayarak muhâfaza etmiş bulunur.
Ashâbım! Kimin yanında bir emânet varsa onu sâhibine versin!..
Ey İnsanlar! Kadınların haklarına riâyet etmenizi ve bu hususta Allah’tan korkmanızı tavsiye ederim. Siz, kadınları Allâh'ın emâneti olarak aldınız. Ve onların nâmuslarını ve ismetlerini Allah adına söz vererek helâl edindiniz! Sizin kadınlar üzerinde hakkınız, onların da sizin üzerinizde hakları vardır...
Ey Müminler! Size bir emânet bırakıyorum ki, siz ona sımsıkı sarıldıkça yolunuzu hiç şaşırmazsınız. O emânet, Allâh’ın kitabı Kur’ân-ı Kerîm (ve Resûlü’nün sünneti)dir.
Müslüman Müslümanın kardeşidir ve böylece bütün Müslümanlar kardeştirler. Din kardeşinize âit olan herhangi bir hakka tecâvüz -gönül hoşluğu ile kendisi vermiş olması müstesnâ- helâl değildir.
Ey İnsanlar! Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz!” diye sordu. Ashâb-ı Kirâm: “Allâh'ın risâletini tebliğ ettin; risâlet vazîfeni îfâ ettin, bize vasiyet ve nasîhatte bulundun! diye şehâdet ederiz” dediler.
Resûl-i Ekrem (s.a.v.) mübârek şehâdet parmağını göğe doğru kaldırıp sonra da cemâat üzerine çevirip indirerek üç kere: “Şâhid ol yâ Rab! Şâhid ol yâ Rab! Şâhid ol yâ Rab” buyurdu.
Ey İnsanlar! Cenâb-ı Hakk'a hamd ve senâ, tekbir ve tehlilden sonra derim ki: Sizi, Allâh’ın kitabına bağlayan Peygamberinizin sözlerini iyi dinleyiniz ve ona itâat ediniz!
(Tecrîd-i Sarîh Terc.)
Hicrî:   07 Cemâziyelâhir   1438  Fazilet Takvimi 



5 Mart 2017 Pazar

Ashâb-ı Bedir...CÂBİR BİN ABDULLAH BİN RİYÂB



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِذَا كَثُرَتْ ذُنُوبُ الْعَبْدِ وَلَمْ يَكُنْ لَهُ مَا يُكَفِّرُهَا مِنَ الْعَمَلِ اِبْتَلَاهُ اللهُ عَزَّ وَجَلَّ بِالْحُزْنِ لِيُكَفِّرَهَا عَنْهُ. (حم)
بيغمبر أفندمز محمد مصطفى صلى الله عليه وسلم بيوردلر  ."     قولون كوناحلرى جوغالب بونلره كفارت اوله جق عملى ده بولنماديغى زمان ، الله تعالى كوناحلرينه كفارت اولماسى إيجن اونه حزون و كدر ورير ."
Resûlullâh Efendimiz (sallallâhü aleyhi ve sellem) buyurdular: “Kulun günâhları çoğalıp bunlara keffâret olacak ameli de bulunmadığı zaman, Allâhü Teâlâ günâhlarına keffâret olması için ona hüzün ve keder verir.
(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed bin Hanbel)
Hicrî:   06 Cemâziyelâhir   1438  Fazilet Takvimi 

Ashâb-ı Bedir...CÂBİR BİN ABDULLAH BİN RİYÂB


Ensâr'dan ve Hazrec kabîlesinin Nu‘mân oğullarındandır. Bedir ve Uhud Gazâlarıyla diğer bütün harblerde Resûl-i Ekrem Efendimizle (s.a.v.) birlikte hazır bulunmuştur. Birinci Akabe Bey‘at'inde bulunan altı zâttan biridir. Ensâr'dan Akabe'den önce ilk îmân edenlerdendir.
Birinci Akabe Bey‘atin'de bulunan diğer zâtlar şunlardır: Sa‘d bin Zürâre, Avf bin Hâris, Kutbe bin Âmir, Ukbe bin Âmir, Ubâde bin Sâmit (radıyallâhü anhüm).
Kendisinden rivâyet olunan bir hadîs-i şerîf:
“Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Bedir Gazvesi'nde ikindi namazını kılarken tebessüm buyurdular. Namaz tamam olunca Hz. Ubâde sordu:
“Yâ Resûlallah! Namaz içinde tebessüm buyurduğunuzu gördük.”
“Mîkâîl Aleyhisselâm, meleklerden bir toplulukla bana uğradı. Kanadı üzerinde toz vardı, düşmanın üzerine yürüyordu. Bana güldü, ben de ona tebessüm ettim” buyurdular. (Tarih-i Kebîr, Buhârî)
Yûnus sûresinin “Dünya ve âhiret hayatlarında da müjde onların” meâlindeki 64. âyet-i celîlesinde müjdeyi Resûl-i Ekrem Efendimizin (s.a.v.) “Dünyadaki müjde kulun gördüğü (yahut ona gösterilen) sâlih rüyadır” diye tefsîr buyurduğunu rivâyet etmiştir.

NÜKTE: Fakir Kebap Yiyorsa!

Zühd, takva ve cömertlikle meşhur Abdullah bin Mübârek (rh.) bir gün çarşıda otururken bir fakir gelir.
Abdullah bin Mübârek (rh.) çıkarır, bir gümüş verir. Yanında bulunanlardan biri,
- Efendim! Bunlara merhamet edilmez. Aldıkları parayı kebaba, helvaya verirler! der. Bunun üzerine Abdullah bin Mübârek,
- Acaib! Ben bunları yalnız kuru ekmek ve bakla yerler zannederdim. Kebap, helva yediklerini bilmezdim!... diyerek fakiri çağırıp on tane gümüş daha verir.
Hicrî:   06 Cemâziyelâhir   1438  Fazilet Takvimi