3 Şubat 2017 Cuma

İKİNCİ ABDÜLHAMİD HAN HAKKINDA 7 İTİRAF



İkinci Abdülhamid Han Hakkında 7 İtiraf




Osmanlı Devleti’nin en kritik bir devrinde otuz üç yıl hükümdarlık yapmış İkinci Abdülhamid Han için ağır ithamlarda bulunanların sayısı gittikçe azalmakla birlikte, yapılan iftiralar ve hakaretlerin kötü tesiri halen devam etmektedir. Osmanlı Devleti’nin çöküşünü otuz üç sene geciktiren ve eğitim, kültür, sanat, mimarî, askerî teşkilat, bilim ve teknoloji sahalarında yaptığı yenilik ve hizmetlerle, devlet ve millete şeref ve itibar kazandıran Abdülhamid Han hakkında yerli ve yabancı birçok meşhur şahsiyet itiraflarda bulunmuştur. Bunlardan 7 tanesi, sultanın uğradığı haksızlıkları gözler önüne sermek için yeterli olacaktır.
1. Otto Von Bismark

 1

Zamanın Alman Başbakanı Bismark; “Sultan Abdülhamid, Avrupa’da bir hasta olarak ele alınmaktadır. Fakat bana göre o, Haliç kıyılarında bulunanların hepsinden daha yüksek bir diplomattır. Ona karşı âdilâne hüküm verilmediği kanaatindeyim” demiştir.
2. Enver Paşa

2

İttihat ve Terakki’nin lideri Enver Paşa memleketi terk ederken Talat Paşa’ya şu büyük itirafta bulunmuştu: “Sultan Abdülhamid’i hal etmekle hayatımızın en büyük hatasını işledik. Kendisini çok yanlış anlamışız”
3. Rıza Tevfik Bölükbaşı

3

Sultan Abdülhamid Han’a muhalefetinden dolayı pişmanlığını en açık bir şekilde dile getiren Filozof Rıza Tevfik’tir. Onun, “Sultan Abdülhamid Han’ın Ruhaniyetinden İstimdad” isimli şiirininden bir dörtlük şöyledir:

Tarihler ismini andığı zaman
Sana hak verecek ey koca sultan
Bizdik utanmadan iftira atan
Asrın en siyasî padişahına
4. Michel De Grèce

4

Yunan Kraliyet ailesinden Michel de Grèce’in, Fransa’da yayınlanan ve Batı’yı ayağa kaldıran romanı “Son Sultan”, Avrupalıların Kızıl Sultan diye yaftaladıkları Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın hayatını anlatıyor. Romandan bir bölüm:
“Genç yaşta tahta çıktığı zaman öylesine mücadele eder, öylesine saldırılara göğüs gerer ve öylesine vuruşur ki sonunda Avrupa devletleri tahtta Sultan Abdülhamid bulunduğu müddetçe Osmanlı Devleti’ni yok edemeyeceklerini anlarlar. Bu yüzden Sultan Abdülhamid’i devirmek için ellerinden geleni yaptılar ve tahttan indirdiler. Sultan Abdülhamid düşürülür düşürülmez İngiltere, petrol kuyularının üzerine atıldı.”
5. H. Nihal Atsız

5

Nihal Atsız, 1956 senesinde Peyami Safa’nın Sultan Abdülhamid Han için “cahil” demesi üzerine uzun ve manalı bir yazı kaleme almıştır. Bu yazının bir kısmı şöyledir:
“Bu dünyada herkes birçok şeyin cahilidir. Yeter ki kendi işinin cahili olmasın. Kendi işinin ehli olduğunu bin bir delille ispat etmiş bulunan Sultan Abdülhamid ise asla cahil değildir. Onun bir yüksek okul ve hatta lise diploması yoktu. Fakat hususi öğretmenlerle hayattan ve içinde yetiştiği büyük ve muhteşem hanedandan çok cevherli şeyler öğrenmişti.
6. Henry Woods Paşa

6

Sultan 2. Abdülhamid döneminde Osmanlı Bahriyesi’nde 40 yıl hizmet etmiş olan Woods Paşa, sultan hakkında şu sözleri sarf etmiştir. “Bana göre Sultan Abdülhamid, gelmiş geçmiş Osmanlı padişahları arasında en müstesna mevkii işgal edenlerden biridir. Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan beri gelen en başarılı hükümdarlardandır. Çok sakin ve gösterişten uzak bir halde yaşardı. Bir meseleye çözüm ararken, mütehassıslarını dinler, ancak onların fikirlerine esir olmazdı. Şehzade iken de akıllı, nazikti ve İstanbul’a gelen seçkin Avrupalılar kendisini ziyaret etmek isterlerdi.”
7. Celal Bayar

7

Sultan İkinci Abdülhamid’e muhalif olarak siyasete başlayan ve çok sonraları Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı olan Celal Bayar, o dönem adalet sistemi için şunları yazıyor:
“İkinci Abdülhamid, kendisine muhalefet eden hâkimlere, davaya ve mahkemenin kararlarına karşı hiçbir hareket ve teşebbüste bulunmamıştır. Esasen, adlî ve kazâ hakkına bağlı işlerin sorumluluğunu, Adliye Nâzırı Abdurrahman Paşa’ya bırakmıştı. Sultan, adliye işlerine karışmazdı… İdamlardan da hoşlanmazdı…”

Yedikıta Tarih ve Kültür Dergisi

Not: Daha fazla bilgi için: Abdülhamid Han Hakkında Meşhurların İtirafları, Hamidiye Kitaplığı, İstanbul 2015.



KİBİR VE TEVÂZÛ




قَالَ اللهُ تَعَالَى: ... وَاللهُ لَا يُحِبُّ كُلَّ مُخْتَالٍ فَخُورٍ. (سورة الحديد, 23)
الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : "... الله بوبورلنن و جوق إفتحار أدن ( اؤوونن ) لريين هجبرنى سَوْمز."
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu (meâlen): “…Allah böbürlenen ve çok iftihâr eden(övünen)lerin hiç birini sevmez.” 
(Hadîd sûresi, âyet 23)
Hicrî:   06  Cemâziyelevvel   1438  Fazilet Takvimi 

KİBİR VE TEVÂZÛ


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
• “Mütevâzı kimseleri görünce siz de onlara karşı mütevâzı olunuz. Kibirli kimseleri görünce siz de onlara karşı kibirli olunuz. Çünkü bu onları küçültür ve onlar için zillet olur. Bundan dolayı size de sadaka (sevabı) vardır."
• “Kalbinde zerre kadar kibir olan cennete giremez."
• Bir sahabî, “Yâ Resûlallah, kişi, elbisesinin ve ayakkabılarının temiz olmasını sever, hoşuna gider (bu da kibir sayılır mı?)" dedi. Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Allâhü Teâlâ cemal sahibidir. Güzel ve temiz olanı sever. Kibir, hakkı kabul etmeyip reddetmek ve insanları hakir görmektir." buyurdular.
 (Mirkatü'l-Mesâbih)
• “Bana cennete ilk girecek üç kişi ile cehenneme ilk girecek üç kişi gösterildi.
Cennete girecek ilk üç kişi:
Şehîd, Rabbine güzelce ibâdet eden ve efendisine nasihatte bulunan köle ile çoluk çocuk sahibi iffetli ve dürüst kimsedir.
Cehenneme girecek ilk üç kişi ise şunlardır:
Zâlim idareci, zekâtını vermeyen zengin ve kibirli fakir."
(Müsned-i Ahmed)
Mûsâ Aleyhisselâm Rabbine münâcât edip
“Yâ Rabbi, kullarından en çok buğz ettiğin kimdir?" diye sordu. Allâhü Teâlâ:
“Ya Mûsâ, kalbinde kibir olan, ağzı bozuk, imanı zayıf ve cimri olan kimsedir." buyurdu.
Tâbiînden Urve bin Zübeyr (r.a.) buyurdu:
“Tevazu, insana şeref kazandıran şeylerden biridir. Her nimete hased edilir, fakat tevazu müstesnadır."
Hikmet sahibi bir zat şöyle dedi: “Mü'min, Rabbine kul olmakla iftihar eder, izzet ve şerefi dîninde arar. Münâfık da hasebiyle (soyu, sopu ve makamıyla) iftihar eder, izzet ve şerefi de malda arar."
 (Tenbîhu'l-Gâfilîn)
Hicrî:   06  Cemâziyelevvel   1438  Fazilet Takvimi 



2 Şubat 2017 Perşembe

SARIKAMIŞ” HAKKINDA SAKLANAN 7 GERÇEK



“Sarıkamış” Hakkında Saklanan 7 Gerçek




Osmanlı tarihinin en acı sayfalarından birisi hiç şüphesiz Sarıkamış Harekâtı’dır. 22 Aralık 1914’te başlayıp bitiş tarihi ve kayıplarımız konusunda muhtelif görüşlerin olduğu harekât yaklaşık 3 hafta sürmüş ve Osmanlı Devleti açısından ağır kayıplarla sonlanmıştır. Sarıkamış Harekâtı hakkında 3 yıl boyunca hiçbir bilgi paylaşılmamıştır.

 1. Neden Sarıkamış?


1


Sarıkamış, 93 Harbi’yle Ruslara savaş tazminatı olarak bırakılan üç yerden biriydi. (Diğer ikisi Ardahan ve Batum’dur) Yani, savaşın çıktığı tarihte 36 yıldır Rus toprağı idi. Sarıkamış, o tarihlerde 4 bin küsur mevcutlu, iki avcı taburu bulunan küçük bir kasabaydı. Ama diğer taraftan Rusların silah, cephane, gıda, yiyecek vs. ile dolu çok önemli bir askerî lojistik merkeziydi. Hedefin Sarıkamış olmasının en önemli sebebi bu idi.

 2. Sarıkamış Ruslar İçin Neden Önemliydi?


2


Sarıkamış, Rusların Osmanlı coğrafyasındaki son toprağı idi. Daha da önemlisi Ruslar, Tiflis’ten kaldırdıkları bir treni Sarıkamış’a kadar getirebiliyorlardı. Bu da çok kolay ulaştırılabilen ve bol miktarda lojistik demek oluyordu.

 3. Osmanlı Devleti Sarıkamış’a Hiç Destek Göndermedi mi?

 

3


Harekâttan 45 gün önce, 6 Kasım 1914 günü İstanbul’dan içinde 3 bin asker, 2 tayyare, askerî mühimmat, gıda ve kışlık giysi bulunan 3 gemi yola çıkmıştı. Fakat harekâtın seyrini değiştirebilecek Bezm-i Âlem, Bahr-i Ahmer ve Mithat Paşa isimli bu yük gemileri, Zonguldak’ı bombalayıp üslerine dönen Rus donanmasınca bombalanarak batırılmıştır.

 4. Sarıkamış Alınabilseydi Ne Olurdu?

 

4


Sarıkamış alınabilirse, 4 gün içinde Sarıkamış’a girilecek ve bütün sıkıntılar bitecek, yiyecek, kışlık giyecek ve cephaneye kavuşulacak deniyordu. Hatta 16 Aralık’ta, Enver Paşa askerlere konuşurken, “Her imkân ve refah ileride sizi bekliyor. Gidin alın ve rahata erin” diyordu.
Sarıkamış alınınca Tiflis’e kadar uzanan demiryolu hattı da ele geçecek ve ileri harekât için çok büyük faydaları olacaktı. Böylelikle bütün Kafkasya’nın kapısı açılır zannediyorlardı. Ama maalesef hesaplar tutmadı.

 5. Sarıkamış ve Ağıtlar


5


Ağıtlar yalan söylemez denir. Yemen’e giden gelmemiştir, Çanakkale’de kahramanlarımız daha ölmeden mezara girmişlerdir. Sarıkamış için söylenenler de benzer hakikatleri yansıtıyor:

 Allahüekber Kars’ın dağı
Mübarek şehit yatağı
Allahüekber’de söndü
Doksan bin evin ocağı…
***
Çadırlar dağa kuruldu
Hücum borusu vuruldu
Sarıkamış’ın uğruna
Doksan bin fidan kırıldı

 6. Sarıkamış Hakkındaki Gerçekler Halktan Nasıl Gizlendi?


6


Harekât büyük bir hezimetle sonuçlanmıştır. Kalan az sayıda askerle çekilen ve savaşla ilgili yayın yasağı koyan Enver Paşa ise zafer kazanmış gibi İstanbul’a dönmüştür. Halk, Sarıkamış gerçeğini ancak 3 yıl sonra öğrenmiştir.

 7. Sarıkamış’ın Son Esiri Nerede?

 

7


Sarıkamış’ta Ruslar tarafından esir alınıp ve hala Rusya’da esaret altında duran bir alay sancağımız var. Şu an Moskova tarih müzesinde sergilenen sancağımız esaret günlerinin bitmesini bekliyor. Bu gerçek ilk kez Yedikıta Dergisi’nde yayınlanmıştır. (Sayı 88)

Yedikıta Tarih ve Kültür Dergisi



YÜZYILLARIN MİRASI OSMANLI BELDELERİ



Yüzyılların mirası Osmanlı beldeleri 

 


Bursa / Cumalıkızık Bursa ile Bolu arasında inci bir kolyenin taneleri gibi sıralanan Osmanlı köylerini görmeye, büyüklerinizi ziyaret eder gibi gidin bir hafta sonu. Zamana direnen cumbalı evlerin, bereketli çarşıların ve ahşap kokulu sokakların size anlatacağı çok şey olduğunu göreceksiniz…

İznik Gölü ile birlikte Bursa’nın iki mavi gözünden biri olan Uluabat Gölü, yolculuğumuzun başlangıç noktası. Puslu sularıyla Bursa’nın dingin zamanlara açılan kapısı olan gölün kuzeybatı ucundaki yeşil bir yarımadanın üzerine kurulan Gölyazı, balıkçı kadınlarıyla ünlü eski bir Osmanlı köyü. İlk yerleşim izleri antik çağlara uzanan Gölyazı, gayrımüslimlerin asırlarca Osmanlı adaleti altında huzur içinde yaşadığı bir coğrafya olmuş. Günümüzde ise mübadele yıllarında buradan ayrılan Rumların yerini Selanikli Türkler almış. Ahalinin anlattıklarına göre Gölyazılı Rumlar, zaman zaman eski köylerini ziyaret ediyorlarmış.

1980 yılında SİT alanı ilan edilerek koruma altına alınan 90 kadar tarihi Gölyazı evi, geçmişin izlerini bugüne taşıyor. Taş ve ahşabın uyumlu birlikteliği ile inşa edilen Gölyazı evlerinin en ilginç yanı, çok katmanlı sivil mimari örneklerini yansıtması. Gölyazı’da asırlık çınarların altında dinlenip göldeki pelikanları izlemek, köy kahvesinde sıcak bir sohbete dalmak, Uluabat Kuş Cenneti’nde belki de ömrünüzde hiç görmediğiniz kuş türleriyle tanışmak gibi hoş anlar yaşamak mümkün.
Yazının devamını Yedikıta Dergisi 102. sayısından (Şubat 2017) okuyabilirsiniz.

Yedikıta Tarih ve Kültür Dergisi