13 Temmuz 2016 Çarşamba

ZEKÂT VE SADAKANIN EN MAKBULÜ



قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَشْرَافُ أُمَّتِي حَمَلَةُ الْقُرْآنِ وَأَصْحَابُ اللَّيْلِ .(هب)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."  أمتميك أك شرفىليلرى قرآن اوقويوب أزبرليب اونونله عمل أدن و كجلرى عبادت أدنلردر ."
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Ümmetimin en şerefl ileri, Kur’ân okuyup, ezberleyip onunla amel eden ve geceleri ibâdet edenlerdir.” 
(Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Şuabü’l-Îman)
Hicrî:   20  Şaban   1437  Fazilet Takvimi

ZEKÂT VE SADAKANIN EN MAKBULÜ


Bakara Sûresi’nin 273. âyetinin tefsiri:
“Emir ve teşvik olunduğumuz infak ve sadakalar Allah yolunda tutulmuş, (din uğrunda ilme, cihâda) kendini vakfetmiş, yeryüzünde şuraya buraya gidemeyen yani Allah yolunda meşgûliyetlerinden dolayı nafakalarını kazanmaya gücü olmayan fakirler içindir. (Hâllerini) bilmeyen -iffetlerini muhafaza için tahammül edip istemeye tenezzül etmediklerinden- onları zengin zanneder. Sen onları nezâhetlerinden, sîmâlarından tanırsın. İnsanlardan istemezler. Hele, ısrar hiç etmezler.”
Bu âyet-i kerîme Ashâb-ı Suffe hakkında nâzil olmuştur.
Ashâb-ı Suffe dört yüz kişi kadar vardılar. Medine’de -meskenleri, akrabaları- hiçbir şeyleri yoktu. Dâimâ Kur’ân-ı Kerîm öğrenirler, Resûlullah Efendimiz’in (s.a.v.) sohbetlerini dinleyerek istifâde ederler, bütün vakitlerini, ilim ve ibâdete ayırırlar, bir harb olursa giderlerdi. Bunlar, Resûlullah’ın (s.a.v.) medresesinin kendilerini Hz. Allah yoluna vakfetmiş talebeleri idiler.
Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) bir gün Ashâb-ı Suffe’nin başlarında durup hallerine bakmışlar, fakirliklerini, çektikleri zahmeti görmüşlerdi. Kalblerini ferahlandırmak için buyurdular ki:
“Ey Ashâb-ı Suffe! Size müjdeler olsun ki her kim şu sizin bulunduğunuz hal üzere ve bulunduğu halden râzı olarak bana kavuşursa o (âhirette) benim refiklerimden (arkadaşlarımdan)dir.”
Bu (Bakara Sûresi, 273.) âyet-i kerîme Ashâb-ı Suffe hakkında nâzil olmakla beraber hükmü umûmîdir. Allah rızâsı için nöbet bekleyen, Allah rızası için ilim öğrenen, Allah yolundaki hizmetlere Allah rızâsı için kendisini vakfeden ve bu hâlde malı mülkü olmayan, muhtaç olduğu hâlde nafakasını kazanmaya vakit bulamayan veya yetişemeyen Müslüman fakirler bu âyetin hükmüne girer.
Bunlar da infak ve sadakaların verileceği en güzel yerlerdir. Bilhassa bu yerlere herhangi bir hayır yaparsanız Allâhü Teâlâ muhakkak onu bilir, ecir ve mükâfâtını zâyi etmez.
Hicrî:   20  Şaban   1437  Fazilet Takvimi




MÜ’MİNİN VASIFLARI



         قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: خَيْرُكُمْ مَنْ لَمْ يَتْرُكْ آخِرَتَهُ لِدُنْيَاهُ وَلَا دُنْيَاهُ لِآخِرَتِهِ وَلَمْ يَكُنْ كَلًّا عَلَى النَّاسِ. (كنز)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر . " سزيك أك خيرلنز دنياسى إيجن آخرتنى آخرتى إيجن دنياسنى ترك أتمين و باشقه سنه يوك اولمايان كمسه در ."
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Sizin en hayırlınız; dünyası için âhiretini, âhireti için de dünyasını terk etmeyen ve başkasına yük olmayan kimsedir.” 
(Hadîs-i Şerîf, Hâkim, el-Müstedrek)
Hicrî:   19  Şaban   1437  Fazilet Takvimi

MÜ’MİNİN VASIFLARI


Muâz bin Cebel’e (r.a.) hakîkî mü’minin sıfatlarını sordular. Buyurdu ki:
Mü’min, insanlara yük olmaz. Rabb’ine karşı zelîldir, nefsini hakîr görür, günahlarına pişman olur. Rabb’inin nimetlerine şükreder.
Allâh’ın evliyâsını sever, Allah’ın düşmanlarını sevmez. Dünya onun hapishânesidir. Âhiretteki hâlini düşünerek Rabb’inin rızâsını kazanmaya çalışır. Müslüman olduğundan dolayı sevinir.
Din kardeşlerine karşı merhametlidir. Evinde işlerini kendi görür. Hayır yarışlarında hep en öndedir.
Nefsinin şehvetlerini terk eder, Rabbi’nin takdîrine râzıdır.
Kalbi zâhid, diline sâhip, şeytanla devamlı harp hâlindedir. Bedeni hep ibâdetle meşguldür. Kur’ân-ı Kerîm’i çok okur.
Dünyalık emelleri ve hırsı azdır. Amelini hep az gördüğünden sevinci de azdır. Ameli hep âhireti içindir.
Dîn husûsunda insanlara dâimâ nasîhat eder. Akrabâsını görüp gözetir, komşularına iyilik yapar, âilesine genişlik gösterir. Kazancı helâlindendir.
Sadece hakkı söyler, fuzûlî ve mâlâyânîyi (dünya ve âhiretine faydasız şeyleri) terkeder. Resûlullâh Efendimiz’in (s.a.v.) sünnet-i seniyyesine uyar. Devamlı ölümü anar, unutmaz.
İşte bu Allâhü Teâlâ’nın akıl ihsan ettiği mü’min kuldur. (Mirât-ı Hâmidîn)
ATALAR SÖZÜ:
Aşını pişir söyle, lafını düşün söyle!
Vücûdunu kirden, ağzını küfürden, kalbini kibirden koru!
Su her şeyi temizler ama yüz karasını temizlemez.
Kalb sırçadan saraydır; yapılması zordur, yıkılması kolaydır.
Kanâat servettir.
Hicrî:   19  Şaban   1437  Fazilet Takvimi



EBEDÎ KURTULUŞ İLİM, AMEL VE İHLAS İLEDİR




قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: تَرَكْتُ فِيكُمْ أَمْرَيْنِ لَنْ تَضِلُّوا مَا تَمَسَّكْتُمْ بِهِمَا كِتَابَ اللهِ وَسُنَّةَ نَبِيِّهِ. (موطأ)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم بيوردلر ."  ( أى أؤمتم )  سزه إيكى شى براقدم  بو إيكى شيء صارلديغنز متدتجه آصلا ضلالته دوشمز دوغرو يولدان آيرلمازسنز  الله تعالى نيك كتاب و بيغمبريك سنتى ."
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “(Ey ümmetim) Size iki şey bıraktım. Bu iki şeye sarıldığınız müddetçe aslâ dalâlete düşmez, doğru yoldan ayrılmazsınız: Allâhü Teâlâ’nın kitâbı ve peygamberinin sünneti.
(Hadîs-i Şerîf, İmâm Mâlik, Muvatta)
Hicrî:   18  Şaban   1437  Fazilet Takvimi

EBEDÎ KURTULUŞ İLİM, AMEL VE İHLAS İLEDİR


İmâm-ı Rabbânî Hazretleri buyurdular:
“İnsanın ebedî kurtuluşa erebilmesi için üç şey lâzımdır: 
İlim, amel ve ihlas. 
İlim iki kısımdır.
Birincisi, amel etmek için öğrenilen ilim ki bu fıkıh ilmidir.
İkincisi ise sâdece i’tikad ve yakîn-i kalbî kasdedilen kısımdır. Bununla alâkalı mevzular, fırka-i nâciye (kurtuluşa eren topluluk) olan Ehl-i Sünnet ve’l-Cemâat Mezhebi’nin görüşleri, ilm-i kelâmda (Akâid kitaplarında) tafsîlâtıyla anlatılmıştır.
Ehl-i sünnet ve cemâatin büyüklerine tâbi olmadan kurtuluşa imkân (ve ihtimâl) yoktur. Eğer onlara kıl kadar bir muhâlefet olursa iş büyük bir tehlike içindedir. Hem de ne tehlike!.. Bu söz, sahîh keşif ve sarîh ilham ile sıhhat cihetinden yakîn mertebesine ulaşmıştır. Bu sözlerin doğru olmama ihtimâli de yoktur.
Ehl-i sünnete tâbî olmaya muvaffak olan ve onları taklid etme şerefine nâil olanlara müjdeler olsun.
Ehl-i sünnet büyüklerine muhâlefet eden, onlardan yüz çeviren, onların usullerini terk edip onların zümresinden çıkarak dalâlete düşen ve düşürenlere,
Ru’yeti (mü’minlerin Allâhü Teâlâ’yı cennetten göreceğini) ve şefâati inkâr edenlere,
Peygamber Efendimiz’le (s.a.v.) sohbetin faziletini ve sahâbenin üstünlüğünü anlamayanlara,
Resûlullâh’ın ehl-i beytine muhabbetten ve
Hz. Fâtıma’nın evlâtlarına sevgiden mahrum olup da Ehl-i Sünnet’in nâil olduğu birçok hayırdan mahrum olanlara yazıklar olsun. (Mektûbât-ı İmâm-ı Rabbânî, 1/m.59)
Hicrî:   18  Şaban   1437  Fazilet Takvimi