9 Eylül 2015 Çarşamba

SULTAN ABDÜLHAMÎD HAN PEYGAMBERİMİZİN HALÎFESİDİR



قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ بَيْنَ يَدَيِ السَّاعَةِ لَأَيَّامًا يَنْزِلُ فِيهَا الْجَهْلُ وَيُرْفَعُ فِيهَا الْعِلْمُ وَيَكْثُرُ فِيهَا الْهَرْجُ وَالْهَرْجُ الْقَتْلُ. (خ)‏
" قيامت كونى ياقلاشتغنده اؤيله زمانلر اولاجق كى جهالت يايلاجق ، علم قالدرلاجق ، يوق اولاجق ، فتنه و قارشقلقلر جوغالاجق تر ، فتنه اؤلم در ."

“Kıyâmet günü yaklaştığında öyle zamanlar olacak ki cehalet yayılacak, ilim kaldırılacak, yok olacak, fitne ve karışıklıklar çoğalacaktır. Fitne ölümdür.” (Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî)

Daha fazlası için: http://www.fazilettakvimi.com/tr/2015/8/31.html
Kıyâmet günü yaklaştığında öyle zamanlar olacak ki cehalet yayılacak, ilim kaldırılacak, yok olacak, fitne ve karışıklıklar çoğalacaktır. Fitne ölümdür.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî)
Hicrî: 15 Zilkâde 1436   Fazilet Takvimi 

SULTAN ABDÜLHAMÎD HAN PEYGAMBERİMİZİN HALÎFESİDİR


Beyrut Hukuk Mahkemesi reisi ve büyük âlim Yusuf İsmail Nebhânî (1849-1937) merhûm diyor ki:
Müslümanların halifesi Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın dostlarına dostluk, düşmanlarına düşmanlık etmek her Müslümana zaruri bir vazifedir.
O Emîru’l-mü’minîndir, peygamberimizin halîfesidir. Dîn-i mübînin hükümlerinin koruyucusudur. Allâh’ın haremi Mekke’nin ve Resûlünün haremi Medîne’nin hizmetkârıdır.
İslâm milletinin ve devletinin bütün işlerini hakkıyla yerine getirmek için bütün kuvvetini sarfetmektedir. Güvenilir zâtlardan işittiğime göre; Sultan Abdülhamîd Han geceleri uyumazdı. Ancak uyku kendisini iyice kapladığında bağdaş kurup öğlen kaylûlesi gibi kısacık bir uyku ile iktifâ ederdi. Zira o bütün vaktini ümmet-i Muhammed’in ve İslâm devletinin işlerini dürüstçe görmeye vakfetmiş, ayırmıştı.
Muhakkak halifemiz hazretlerinin zamanında, Resûlullâh Efendimizin şu hadîs-i şerîflerinde bildirdikleri haller apaçık ortaya çıkmıştır: “Yakında -Din düşmanı- kavimler, yiyicilerin yemek kabı etrafına toplandıkları gibi sizin aleyhinize bir araya gelirler” (Ebû Davud). Bu sebeple düşmanlarının bu ittifaklarına karşı Sultan hazretlerinin gayet uyanık olduğunu görmekteyiz. Bütün varını yoğunu din hizmetine, Müslümanların himâyesine harcamaktadır. Her Müslümana düşen vazife sadâkatle onun ve İslâm devletinin hizmetinde olmak, dâimâ Allâhü Teâlâ’nın yardımına nâil olması için duâda bulunmak lâzımdır.
Tâbiîn’in reîsi Hasan-ı Basrî (rh.) hazretleri buyurdu:
“Eğer benim bir duâm olsa onu sultan için yapardım. Zira ona ulaşan her türlü hayır bütün Müslümanlara döner.”
İşte dîni ve aklı kâmil mü’minin hali budur. Amma dini ve aklı noksan olan kişiye gelince o Sultanın yaptığı işlere ve emirlerine razı olmaz da, Sultanın şu yaptırdığı iş şöyle olsaydı daha iyi olurdu diye dedikodulara ve zannına göre sultana ve yaptığı işlere itiraz eder. Hâlbuki Allâhü Teâlâ’nın mü’minlerin işlerini görmesi için Resûlullâh’ın halifeliği makâmını ihsân ettiği bir kimseye itiraz etmek dînî ve dünyevî zararlara sebep olur. (Hulâsatu’l-Beyân)
Hicrî: 15 Zilkâde 1436   Fazilet Takvimi 



SA’D BİN EBİ VAKKAS’IN BİTMEYEN OKU



قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: أَيُّهَا النَّاسُ قَدْ فَرَضَ اللهُ عَلَيْكُمُ الْحَجَّ فَحُجُّوا. (م)‏
بيغمبر أفندمز ( صل الله عليه ) وسلم بيوردلر " أى إنسانلر ! الله تعالى سزه حجى فرض قلمش تر اؤيليسه حج أدينز ."
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Ey insanlar! Allâhü Teâlâ size haccı farz kılmıştır. Öyleyse haccediniz.” (Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)

Daha fazlası için: http://www.fazilettakvimi.com/tr/2015/8/29.html
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Ey insanlar! Allâhü Teâlâ size haccı farz kılmıştır. Öyleyse haccediniz.” (Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)

Daha fazlası için: http://www.fazilettakvimi.com/tr/2015/8/29.html
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Ey insanlar! Allâhü Teâlâ size haccı farz kılmıştır. Öyleyse haccediniz.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)
Hicrî: 14  Zilkâde 1436   Fazilet Takvimi 

Peygamberimizin Bir Mûcizesi: SA’D BİN EBİ VAKKAS’IN BİTMEYEN OKU


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Ashabı ile birlikte Uhud boğazında bulundukları sırada Kureyş müşriklerinden Halid bin Velid’in kumandasındaki atlı bir topluluk Uhud kayalıklarına doğru çıkmaya başlayınca, Peygamberimiz aleyhisselam: “Allah’ım! Onları üstümüzde bulundurma!” diyerek, onlara bu imkânı vermemesini Allah’tan diledi.
Müşrikler dağa çıkmaya başlayınca, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) Sa’d bin Ebi Vakkas’a (r.a.):
“Şunları geri çevir!” buyurdu.
Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.): “Yanımda bir tek okum var. Onları bir tek okumla nasıl geri çevireyim?” dedi.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) emrini üç kere tekrarlayınca, Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.) ok çantasındaki bir tek oku alıp müşriklere attı ve onlardan birisini öldürdü.
Sa’d bin Ebi Vakkas (r.a.) dedi ki: “Sonra ok çantama elimi sokup bir ok aldım. Onun atmış olduğum ok olduğunu tanıdım. Onu attım, bir adam daha öldürdüm! Sonra bir ok daha aldım. Onun da atmış olduğum ok olduğunu tanıdım. Onu da atıp bir adam daha öldürdüm. Bunun üzerine müşrikler oldukları yerlerinden aşağı inmek zorunda kaldılar. Kendi kendime: “Bu, mübarek bir oktur!” dedim ve onu hep ok çantamda bulundurdum.
Hicrî: 14  Zilkâde 1436   Fazilet Takvimi 



TEBEASININ HER FERDİYLE MEŞGUL OLAN SULTAN ABDÜLHAMİD HAN




قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: إِنَّ أَخْوَفَ مَا أَخَافُ عَلَى أُمَّتِي كُلُّ مُنَافِقٍ عَلِيمِ اللِّسَانِ. (حم)
" امتم حقنده أك جوق قورقتوغم كمسه علمى ( سادجه ) دلنده اولان ( اتقادى بوزق علميله عمل اتمين ) منافقلردر ."
Ümmetim hakkında en çok korktuğum kimse ilmi (sadece) dilinde olan (itikadı bozuk, ilmiyle amel etmeyen) münafıklardır.”
(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed bin Hanbel)
Hicrî: 13  Zilkâde 1436   Fazilet Takvimi 

Tebeasının Her Ferdiyle Meşgul Olan SULTAN ABDÜLHAMİD HAN


Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın Musahibi (hususi hizmetçisi) Nâdir Ağa anlatıyor:
“Sultan ikinci Abdülhamîd Han devrinde, size, fakir bir memurun macerasını anlatayım!.. Aksaray’da oturan fakir bir memur... Ayda, o zamanın parasıyla 500 kuruş alıyor. Zevcesi hamile ve doğum yakındı. Nihayet, beklenmedik, tedariksiz bir anda sancılar başlıyor. Mevsim de kış... Adamın on parası yok... Ne doktor getirtebilir, ne de ebe.. Ne yapsın şimdi bu adam?... Hemen Bakırköy telgrafhanesine koşuyor. O zaman Yıldız’a telgraflar yalnız Bakırköy Postahanesi’nden çekilebilirdi. Zât-ı Şâhâne’ye hitaben acıklı bir telgraf çekiyor... Aynı günün gecesi, Sultan Abdülhamid Han, salonda otururken, telgrafı arzediyorlar. Aynen görmek istiyor, bir kere, bir kere daha okuyor ve mırıldanıyor:
“Demek benim tebeam arasında bu kadar çaresiz kalanlar da varmış”. Hükümdâr, derhal beni çağırttı ve emretti:
“Hemen bir saray arabası hazırlat ve sarayın doktor ve ebelerini gönder! Son süratle gitsinler! Şu bir kese altını da al, hediye olarak götür, çocuğun masraflarına karşılıktır. Bana da neticeyi süratle bildir!”
Huzurdan çıkar çıkmaz emri yerine getirdim. Yanımda Besim Ömer ve eski Şehremini (belediye reisi) Cemil Paşa gibi en muktedir doktorlar ile hastanın imdadına yetiştik. Sabaha karşı döndüğüm zaman, sultanın hâlâ uyanık olduğunu hayretle gördüm. Sultan, bu kadar basit bir iş üzerinde bile merak ve heyecanla, dalgın ve düşünceli neticeyi bekliyor. Belki de bu basit hadiseyi, devlet reisiyle tebeanın bir ferdi arasındaki ince bağ noktasından fevkalâde ehemmiyetli buluyordu.
Sultana, nur topu gibi bir oğlan çocuk doğduğunu ve kendisine babası tarafından “Abdülhamîd” ismi verildiğini anlattım.
Sultanın çehresinde ılık bir tebessüm oldu, rahat bir nefes aldı ve huzur içinde istirahat köşesine doğru gitti.” Rahmetullahi aleyh. (Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın Aile Hayatı, Çamlıca B. Y.)
Tebeasının Her Ferdiyle Meşgul Olan SULTAN ABDÜLHAMİD HAN Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın Musahibi (hususi hizmetçisi) Nâdir Ağa anlatıyor: “Sultan ikinci Abdülhamîd Han devrinde, size, fakir bir memurun macerasını anlatayım!.. Aksaray’da oturan fakir bir memur... Ayda, o zamanın parasıyla 500 kuruş alıyor. Zevcesi hamile ve doğum yakındı. Nihayet, beklenmedik, tedariksiz bir anda sancılar başlıyor. Mevsim de kış... Adamın on parası yok... Ne doktor getirtebilir, ne de ebe.. Ne yapsın şimdi bu adam?... Hemen Bakırköy telgrafhanesine koşuyor. O zaman Yıldız’a telgraflar yalnız Bakırköy Postahanesi’nden çekilebilirdi. Zât-ı Şâhâne’ye hitaben acıklı bir telgraf çekiyor... Aynı günün gecesi, Sultan Abdülhamid Han, salonda otururken, telgrafı arzediyorlar. Aynen görmek istiyor, bir kere, bir kere daha okuyor ve mırıldanıyor: “Demek benim tebeam arasında bu kadar çaresiz kalanlar da varmış”. Hükümdâr, derhal beni çağırttı ve emretti: “Hemen bir saray arabası hazırlat ve sarayın doktor ve ebelerini gönder! Son süratle gitsinler! Şu bir kese altını da al, hediye olarak götür, çocuğun masraflarına karşılıktır. Bana da neticeyi süratle bildir!” Huzurdan çıkar çıkmaz emri yerine getirdim. Yanımda Besim Ömer ve eski Şehremini (belediye reisi) Cemil Paşa gibi en muktedir doktorlar ile hastanın imdadına yetiştik. Sabaha karşı döndüğüm zaman, sultanın hâlâ uyanık olduğunu hayretle gördüm. Sultan, bu kadar basit bir iş üzerinde bile merak ve heyecanla, dalgın ve düşünceli neticeyi bekliyor. Belki de bu basit hadiseyi, devlet reisiyle tebeanın bir ferdi arasındaki ince bağ noktasından fevkalâde ehemmiyetli buluyordu. Sultana, nur topu gibi bir oğlan çocuk doğduğunu ve kendisine babası tarafından “Abdülhamîd” ismi verildiğini anlattım. Sultanın çehresinde ılık bir tebessüm oldu, rahat bir nefes aldı ve huzur içinde istirahat köşesine doğru gitti.” Rahmetullahi aleyh. (Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın Aile Hayatı, Çamlıca B. Y.)

Daha fazlası için: http://www.fazilettakvimi.com/tr/2015/8/28.html
Tebeasının Her Ferdiyle Meşgul Olan SULTAN ABDÜLHAMİD HAN Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın Musahibi (hususi hizmetçisi) Nâdir Ağa anlatıyor: “Sultan ikinci Abdülhamîd Han devrinde, size, fakir bir memurun macerasını anlatayım!.. Aksaray’da oturan fakir bir memur... Ayda, o zamanın parasıyla 500 kuruş alıyor. Zevcesi hamile ve doğum yakındı. Nihayet, beklenmedik, tedariksiz bir anda sancılar başlıyor. Mevsim de kış... Adamın on parası yok... Ne doktor getirtebilir, ne de ebe.. Ne yapsın şimdi bu adam?... Hemen Bakırköy telgrafhanesine koşuyor. O zaman Yıldız’a telgraflar yalnız Bakırköy Postahanesi’nden çekilebilirdi. Zât-ı Şâhâne’ye hitaben acıklı bir telgraf çekiyor... Aynı günün gecesi, Sultan Abdülhamid Han, salonda otururken, telgrafı arzediyorlar. Aynen görmek istiyor, bir kere, bir kere daha okuyor ve mırıldanıyor: “Demek benim tebeam arasında bu kadar çaresiz kalanlar da varmış”. Hükümdâr, derhal beni çağırttı ve emretti: “Hemen bir saray arabası hazırlat ve sarayın doktor ve ebelerini gönder! Son süratle gitsinler! Şu bir kese altını da al, hediye olarak götür, çocuğun masraflarına karşılıktır. Bana da neticeyi süratle bildir!” Huzurdan çıkar çıkmaz emri yerine getirdim. Yanımda Besim Ömer ve eski Şehremini (belediye reisi) Cemil Paşa gibi en muktedir doktorlar ile hastanın imdadına yetiştik. Sabaha karşı döndüğüm zaman, sultanın hâlâ uyanık olduğunu hayretle gördüm. Sultan, bu kadar basit bir iş üzerinde bile merak ve heyecanla, dalgın ve düşünceli neticeyi bekliyor. Belki de bu basit hadiseyi, devlet reisiyle tebeanın bir ferdi arasındaki ince bağ noktasından fevkalâde ehemmiyetli buluyordu. Sultana, nur topu gibi bir oğlan çocuk doğduğunu ve kendisine babası tarafından “Abdülhamîd” ismi verildiğini anlattım. Sultanın çehresinde ılık bir tebessüm oldu, rahat bir nefes aldı ve huzur içinde istirahat köşesine doğru gitti.” Rahmetullahi aleyh. (Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın Aile Hayatı, Çamlıca B. Y.)

Daha fazlası için: http://www.fazilettakvimi.com/tr/2015/8/28.html
Tebeasının Her Ferdiyle Meşgul Olan SULTAN ABDÜLHAMİD HAN Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın Musahibi (hususi hizmetçisi) Nâdir Ağa anlatıyor: “Sultan ikinci Abdülhamîd Han devrinde, size, fakir bir memurun macerasını anlatayım!.. Aksaray’da oturan fakir bir memur... Ayda, o zamanın parasıyla 500 kuruş alıyor. Zevcesi hamile ve doğum yakındı. Nihayet, beklenmedik, tedariksiz bir anda sancılar başlıyor. Mevsim de kış... Adamın on parası yok... Ne doktor getirtebilir, ne de ebe.. Ne yapsın şimdi bu adam?... Hemen Bakırköy telgrafhanesine koşuyor. O zaman Yıldız’a telgraflar yalnız Bakırköy Postahanesi’nden çekilebilirdi. Zât-ı Şâhâne’ye hitaben acıklı bir telgraf çekiyor... Aynı günün gecesi, Sultan Abdülhamid Han, salonda otururken, telgrafı arzediyorlar. Aynen görmek istiyor, bir kere, bir kere daha okuyor ve mırıldanıyor: “Demek benim tebeam arasında bu kadar çaresiz kalanlar da varmış”. Hükümdâr, derhal beni çağırttı ve emretti: “Hemen bir saray arabası hazırlat ve sarayın doktor ve ebelerini gönder! Son süratle gitsinler! Şu bir kese altını da al, hediye olarak götür, çocuğun masraflarına karşılıktır. Bana da neticeyi süratle bildir!” Huzurdan çıkar çıkmaz emri yerine getirdim. Yanımda Besim Ömer ve eski Şehremini (belediye reisi) Cemil Paşa gibi en muktedir doktorlar ile hastanın imdadına yetiştik. Sabaha karşı döndüğüm zaman, sultanın hâlâ uyanık olduğunu hayretle gördüm. Sultan, bu kadar basit bir iş üzerinde bile merak ve heyecanla, dalgın ve düşünceli neticeyi bekliyor. Belki de bu basit hadiseyi, devlet reisiyle tebeanın bir ferdi arasındaki ince bağ noktasından fevkalâde ehemmiyetli buluyordu. Sultana, nur topu gibi bir oğlan çocuk doğduğunu ve kendisine babası tarafından “Abdülhamîd” ismi verildiğini anlattım. Sultanın çehresinde ılık bir tebessüm oldu, rahat bir nefes aldı ve huzur içinde istirahat köşesine doğru gitti.” Rahmetullahi aleyh. (Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın Aile Hayatı, Çamlıca B. Y.)

Daha fazlası için: http://www.fazilettakvimi.com/tr/2015/8/28.html
Hicrî: 13  Zilkâde 1436   Fazilet Takvimi 
Tebeasının Her Ferdiyle Meşgul Olan SULTAN ABDÜLHAMİD HAN Sultan İkinci Abdülhamîd Han’ın Musahibi (hususi hizmetçisi) Nâdir Ağa anlatıyor: “Sultan ikinci Abdülhamîd Han devrinde, size, fakir bir memurun macerasını anlatayım!.. Aksaray’da oturan fakir bir memur... Ayda, o zamanın parasıyla 500 kuruş alıyor. Zevcesi hamile ve doğum yakındı. Nihayet, beklenmedik, tedariksiz bir anda sancılar başlıyor. Mevsim de kış... Adamın on parası yok... Ne doktor getirtebilir, ne de ebe.. Ne yapsın şimdi bu adam?... Hemen Bakırköy telgrafhanesine koşuyor. O zaman Yıldız’a telgraflar yalnız Bakırköy Postahanesi’nden çekilebilirdi. Zât-ı Şâhâne’ye hitaben acıklı bir telgraf çekiyor... Aynı günün gecesi, Sultan Abdülhamid Han, salonda otururken, telgrafı arzediyorlar. Aynen görmek istiyor, bir kere, bir kere daha okuyor ve mırıldanıyor: “Demek benim tebeam arasında bu kadar çaresiz kalanlar da varmış”. Hükümdâr, derhal beni çağırttı ve emretti: “Hemen bir saray arabası hazırlat ve sarayın doktor ve ebelerini gönder! Son süratle gitsinler! Şu bir kese altını da al, hediye olarak götür, çocuğun masraflarına karşılıktır. Bana da neticeyi süratle bildir!” Huzurdan çıkar çıkmaz emri yerine getirdim. Yanımda Besim Ömer ve eski Şehremini (belediye reisi) Cemil Paşa gibi en muktedir doktorlar ile hastanın imdadına yetiştik. Sabaha karşı döndüğüm zaman, sultanın hâlâ uyanık olduğunu hayretle gördüm. Sultan, bu kadar basit bir iş üzerinde bile merak ve heyecanla, dalgın ve düşünceli neticeyi bekliyor. Belki de bu basit hadiseyi, devlet reisiyle tebeanın bir ferdi arasındaki ince bağ noktasından fevkalâde ehemmiyetli buluyordu. Sultana, nur topu gibi bir oğlan çocuk doğduğunu ve kendisine babası tarafından “Abdülhamîd” ismi verildiğini anlattım. Sultanın çehresinde ılık bir tebessüm oldu, rahat bir nefes aldı ve huzur içinde istirahat köşesine doğru gitti.” Rahmetullahi aleyh. (Sultan İkinci Abdülhamid Han’ın Aile Hayatı, Çamlıca B. Y.)

Daha fazlası için: http://www.fazilettakvimi.com/tr/2015/8/28.html