2 Haziran 2015 Salı

İSTİŞÂRE EDEN PİŞMAN OLMAZ




عَنْ أَبِي هُرَيْرَةَ قَالَ     مَا رَأَيْتُ أَحَدًا أَكْثَرَ مَشْوَرَةً لِأَصْحَابِهِ مِنْ رَسُولِ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ. (ت)
" ابو هريره ( رضى الله عنه ) شويله بويوردى .  آصحابيله رسول الله دان ( صلى الله عليه وسلم ) داها جوق استشاره ادن هج كمسه كورمدم . "
Ebû Hüreyre (r.a.) şöyle buyurdu: “Ashâbıyla Resûlullâh’dan (s.a.v.) daha çok istişâre eden hiç kimse görmedim.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî: 15 Şaban  1436   Fazilet Takvimi  

İSTİŞÂRE EDEN PİŞMAN OLMAZ


Bir iş hakkında bazı kimselerin görüşüne müracaat etmeye, onlara danışmaya ve fikir alışverişinde bulunmaya istişâre denir. Bir yerde toplanıp istişârede bulunan topluluğa şûrâ; kendisiyle istişâre edilen kişiye müsteşar denilir.
İstişâre edilecek kimse güvenilir ve hayırsever olmalıdır. Kanâatinin aksine fikir beyan edip karşısındakini aldatan hâinlik etmiş olur. Danışılan şey kendisine ait olsa kendi hakkında ne düşünüyorsa başkası hakkında da öyle düşünüp fikir beyan etmelidir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) “Her kim, kendisiyle istişârede bulunan, danışan kardeşine bildiği halde hayrın ve doğrunun aksine bir şey söylese, fikir beyan etse şüphesiz ona hıyânet etmiş olur.” buyurmuşlardır.
Dinin esaslarına ait hususlarda istişâreye izin yoktur. Hakkında kat’î delil bulunmayan yerlerde; dünya işleri, idârî ve ictimâî meselelerde istişâre sünnettir.
Âyet-i kerîmede Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) Ashabıyla istişârede bulunması emredilmiştir. Bu emir, Peygamber Efendimiz’in onların görüşlerinden istifâde etmesi için değildir. Onların akıllarının, fikirlerinin derecesini bilmesi ve kendilerine olan sevgi ve muhabbetlerini anlaması içindi. Onlarla istişâre ederek, onlara olan muhabbetini göstermiş ve onların kıymetini arttırmıştır.
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) dünya işlerinde ve idârî işlerinde, hatta husûsi işlerinde bile Ashâbıyla istişârede bulunurlardı. Bir hadîs-i şerîfte “Hiçbir topluluk, istişâreden zarar görüp helâk olmamıştır. İstişareyi terk etmek ise helâke sebep olur.” buyurmuşlardır.
Allâhü Teâlâ Resûlullâh’a (s.a.v.) istişâre yapmayı emir buyurması, ümmeti için istişârenin lüzumunu ve ehemmiyetini bildirir. İstişârenin ne kadar mühim olduğunu şu hadîs-i şerîfler göstermektedir:
“İstihâre eden mahrûm olmaz; istişâre eden pişman olmaz; iktisât eden (israf etmeyen), fakirlik sıkıntısı çekmez.”
“Bir millet istişâre yaptıkça işlerinin en doğrusuna yol bulmuş olur.”
Hicrî: 15 Şaban  1436   Fazilet Takvimi  



1 Haziran 2015 Pazartesi

BERÂT GECESİNİN FAZİLETLERİ




قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:     إِذَا كَانَتْ لَيْلَةُ النِّصْفِ مِنْ شَعْبَانَ فَقُومُوا لَيْلَهَا وَصُومُوا نَهَارَهَا فَإِنَّ اللهَ يَنْزِلُ فِيهَا لِغُرُوبِ الشَّمْسِ إِلَى سَمَاءِ الدُّنْيَا فَيَقُولُ أَلَا مِنْ مُسْتَغْفِرٍ لِي فَأَغْفِرَ لَهُ أَلَا مُسْتَرْزِقٌ فَأَرْزُقَهُ أَلَا مُبْتَلًى فَأُعَافِيَهُ أَلَا كَذَا أَلَا كَذَا حَتَّى يَطْلُعَ الْفَجْرُ. (هـ)
" شعبان يك اون بشنجى كجه سى صباح نمازى وقتى اولنجيه قدار الله تعالى بندن مغفرت دلين يوقمى اونى مغفرت اده يم  بندن رزق استين يوقمى اونى رزقلاندره يم  بلايه اوغرامش يوقمى اونه عافيت ورهيم شويله اولان يوقمى ؟  بويله اولان يوقمى ؟  بويورور ."
Şa’bân’ın on beşinci gecesi, sabah namazı vakti oluncaya kadar Allâhü Teâlâ ‘Benden mağfiret dileyen yok mu, onu mağfiret edeyim, benden rızık isteyen yok mu, onu rızıklandırayım, belâya uğramış yok mu, ona âfiyet vereyim. Şöyle olan yok mu? Böyle olan yok mu?’ buyurur.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)
Hicrî: 14 Şaban  1436   Fazilet Takvimi  

BERÂT GECESİNİN FAZİLETLERİ


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:

“Her kim bu (berat) gece(sinde) yüz rek’at namaz kılarsa, Allâhü Teâlâ ona yüz melek gönderir. Bunlardan otuzu ona cenneti müjdeler, otuzu cehennem azâbından emniyette olduğunu söyler, otuzu da dünyâ âfetlerini ondan geri çevirir. On melek de o kimseyi şeytanın tuzaklarından muhâfaza eder.”
“Kim şu beş geceyi ihya ederse o kimseye cennet vacib olur: Terviye gecesi (Arefeden önceki gece), Arefe gecesi, Kurban Bayramı gecesi, Ramazan Bayramı gecesi, Şa’ban’ın on beşinci gecesi.” (et-Tergîb ve’t-Terhîb)
Berât gecesinin husûsiyetlerinden bazıları:
• Hikmetli her iş -kulların rızıkları, ecelleri ve sair işleri- bu gecede ayırt edilir; yazılır.
• Bu gecede ibadet etmek çok faziletlidir.
• Bu gecede rahmet iner. Hadîs-i şerîfte:
“Şa’ban ayının yarısı olduğu (on beşinci) gece Allâhü Teâlâ(nın rahmeti) dünya semasına iner…” buyuruldu.
• Mü’minler mağfiret olunur, günahları bağışlanır.
• Resûlullah Efendimize (s.a.v.) tam şefâat salâhiyeti verilmiştir.
Peygamber Efendimiz Şa’ban’ın on üçüncü gecesinde Allâhü Teâlâ’dan ümmeti için şefâat istedi. Allâhü Teâlâ, ümmetinin üçte biri için şefâat izni verdi.
On dördüncü gecesi, kalan ümmeti için şefaat istedi. Allâhü Teâlâ ümmetinin üçte ikisine şefaat izni verdi.
On beşinci gecesi, kalan ümmeti için şefaat izni istedi. Allâhü Teâlâ -devenin sahibinden kaçtığı gibi Allâhü Teâlâ’dan kaçanlar hariç- ümmetinin tamamına şefâat etmesine izin verdi.
• Bu gecede zemzem suyunun âşikâr bir şekilde artması Allâhü Teâlâ’nın bir sünneti; âdet-i ilâhîsidir. Bunda ilâhî ilimlerin, hakîkat ehlinin kalbinde artacağına işaret vardır.
Hicrî: 14 Şaban  1436   Fazilet Takvimi  



SULTAN ABDÜLAZİZ HAN’IN HAL’İ



قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:    مَلْعُونٌ مَنْ ضَارَّ مُؤْمِنًا أَوْ مَكَرَ بِهِ. (ت)
" مؤمنه ضرار ورن وه اونى آلداتان اللهيك رحمتندن اوزاقتر ."
Mü’mine zarar veren ve onu aldatan, Allâh’ın rahmetinden uzaktır.” 
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî: 12 Şaban  1436   Fazilet Takvimi  

SONUN BAŞLANGICI: SULTAN ABDÜLAZİZ HAN’IN HAL’İ


Sultan Abdülaziz Han’ın tahttan indirilmesi üzerine eski sadrazamlarından Yusuf Kâmil Paşa, büyük bir teessür içinde Dolmabahçe Sarayı’na geldi ve nâzırların bulunduğu salona geçti. Rüştü Paşa, hemen kendisini selâmladı. Bu güne kadar karıncayı bile incitmeyen Yusuf Paşa, hiddetle: “İyi haltettiniz” dedi.
Rüştü Paşa da: “Paşa hazretleri” diye başladı ki, Yusuf Kâmil Paşa, sözünü kesti ve aynı yüksek sesle:
“Mazeret yoktur. Yetmiş senedir unutulan bir meş’ûm fiili hortlattınız; padişahı hal‘ ettiniz. Şahsî menfaatleriniz için devletin ve milletin menfaatlerini pâyimâl ettiniz (ayaklar altına aldınız). Bir de utanmadan devlet ve milletin adını kullandınız. Göreceksiniz, tez zamanda memleket dâhilinde ve haricinde ne fenalıklar zuhur edecektir.” dedi.
Darbenin öncülerinden Rüştü Paşa: “Fakat Paşa hazretleri...” diye söze girmeye teşebbüs etti. Kâmil Paşa bu sefer daha ağır bir üslûpla Rüştü Paşa’nın sözünü keserek:
“Paşa, yaptığınız iş şahsî garaz eseridir. Milletin tek ferdi, tek evladı sizin darbenize razı değildir. Size uyan birkaç menfaatperest, kindar, hain ve alçağı bulup bu işi yaptınız. Farz edelim padişahın kusuru vardı. İçinizden hanginiz bu kusurunu söyleyip düzeltmeye teşebbüs ettiniz? Vezirlik böyle işler içindir, boş yere rütbe taşımak için değildir. Padişaha bir şey teklif ettiniz de o kabul etmedi mi?” diyerek gerçekleri ortaya koydu.
Rüştü Paşa bu konuşma karşısında suçunu kabul ederek: “Efendim, benim bu işte belli başlı bir tesirim yoktur. Arkadaşlarımın inat ve ısrarlarına dayanmak mümkün olmadı.” deyince, Yusuf Kâmil Paşa bu sefer:
“Artık en meş’ûm fitneyi uyandırdınız. Göreceksiniz bundan sonra neler olacak. Devletin tarihinde hiçbir hal‘ işi yoktur ki, çok büyük belalara sebep olmamış olsun. Siyaset karmakarışık olacaktır, harp başlayacak ve çok kan dökülecektir. Elinizde madem padişahı tahtından edecek kuvvet vardı, bu kuvveti onu ıslah etmek için kullanamaz mıydınız?” dedi. (Bir Şehîd Sultan Abdülaziz Han, Çamlıca B. Y.)
Hicrî: 12 Şaban  1436   Fazilet Takvimi  



İSTANBUL’UN FETHİ



قَالَ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ:   لَتُفْتَحَنَّ الْقُسْطَنْطِينِيَّةُ فَلَنِعْمَ الْأَمِيرُ أَمِيرُهَا وَلَنِعْمَ الْجَيْشُ ذَلِكَ الْجَيْشُ. (حم)
وسطانتنيه ( استانبول ) ألبتته فتح اديله جكتر اونى فتح ادن امير نه كوزل امير ( قوماندان ) او آسكر نه كوزل آسكردر ."

Kostantıniyye (İstanbul) elbette fethedilecektir. Onu fetheden emîr ne güzel emîr (kumandan); o asker ne güzel askerdir!” 
(Hadîs-i Şerîf, Müsned-i Ahmed bin Hanbel)
Hicrî: 11 Şaban  1436   Fazilet Takvimi  

İSTANBUL’UN FETHİ


Gazi Sultan Mehmed Han gece ve gündüz İstanbul’un hisar ve surlarını yerle bir ettiği halde fetih müyesser olmayınca, Veliyüddin oğlu Ahmed Paşa’yı “Fethin nasip olup olmayacağını” sorması için Şeyhi Akşemseddin hazretlerine gönderdiler.
Akşemseddin hazretleri “Allâh’ın inayeti ile fetih müyesser olacaktır.” dedi.
Sultan bu müjdeye kanaat getirmeyerek, Ahmed Paşa’yı: “Fethe daha zaman var mıdır? Lütfedip gününü tayin buyursunlar!” diye tekrar gönderdiler. Şeyh hazretleri murakabeye varıp Ahmed Paşa’ya şöyle dediler: “İnşallah, yarın sabah ricalullahın himmetiyle, falan mahalden hisara hücum edilsin. Allâh’ın izni ile fetih müyesser olup, şehrin içi tekbir sadaları dolar. Sen de o zaman padişah ile birlikte bulun” diye cevab verdiler.
Gerçekten, nasıl tayin buyurdularsa, vaki’ oldu. Padişahın kalbi şeyhin muhabbeti ile doldu.
Padişah hazretleri, kendileri ile at süren Veliyüddin oğlu Ahmed Paşa’ya: “O sırların kâşifi olan büyük velinin bizim zamanımızda yaşamış olmasının sevinci bu fethin sevincinden daha fazladır” dedi ve fetihten hemen sonra, Akşemseddin hazretlerine mürid olmak istedi. Şeyhi razı olmayınca, üzüldü ve şöyle buyurdular:
“Acayip haldir. İsti’dadı bilinmeyen, olur olmaz insanları irşada kabul buyurursunuz da, bizi terbiyeden çekinirsiniz.” Bunun üzerine Akşemseddin hazretleri:
“Dervişlik lezzeti alınırsa, saltanattan el çektirir de memleketin işleri bozulur. O takdirde, hem siz ve hem biz vebale gireriz. Yüce Allâh’a hamdolsun, irşadınız tamam olmuştur. Sultanlar sulhu, adaleti sağlamalıdır.” diye nasihatte bulundular.
O gecenin son çeyreğinde Şeyh hazretlerini davet edip sabah oluncaya kadar sohbet ettiler. Sabah namazını Şeyh ile birlikte kıldılar.
Padişah hazretleri, Şeyh hazretlerinin meclisinden gönlü teselli bulmuş olarak döndüler. (Solakzâde Tarihi)
Hicrî: 11 Şaban  1436   Fazilet Takvimi