16 Eylül 2014 Salı

SEYAHATNÂME'Yİ NİÇİN YAZDIM



"(Resûlüm) de ki, yeryüzünde dolaşın da bakın Peygamberlere yalancı diyenlerin âkıbeti ne olmuş." 
(En 'am Sûresi, âyet 11)
Hicrî: 13   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

" SEYAHATNÂME'Yİ NİÇİN YAZDIM?"


Evvelâ kara ve denizler seyyahı, Cenâb-ı Hakk'ın kullarının en zayıfı,
seyyâh-ı âlem, riyasız Evliyâ'nın babası Dergâh-ı Alî Kuyumcubaşısı Derviş Mehmed Zıllî, Sultan Ahmed Han fermanı ile Surre Eminliği hizmetiyle Mekke-i Mükerreme'de Kâbe çatısı üzerine Altınoluğu koyup selâmetle İstanbul'a geldiğinde hakire (bana) Mekke-i Mükerreme müyesser olması için hayır dua etmişti. Gençlik çağlarında ve bekâr idim ama Allâh'a hamdolsun anadan doğduğumdan beri haram olan hiçbir şeye bulaşmamıştım. Ancak seyahat etmeye pek istekli idim.
Sonunda vatan-ı aslîmiz olan Belde-i Tayyibe yani İstanbul'u terk edip yol sıkıntısını ve şiddetli soğuk ve sıcakları tercih edip gurbet ellerde ilim öğrenir ve sanat sahibi oluruz hevesiyle ülkeleri ve beldeleri gezip cihanı dolaşırız diye:
"(Sırt sırta şehirlerde), muntazam seyir ve sefer takdir eylemiş, gece ve gündüzlerde oralarda emniyet içinde gezin demiştik." meâlindeki (Sebe sûresi, 18. âyeti) mazmunu üzere yedi iklimin ibretlik, hayret verici ve görülmeye değer olan eserlerini dikkatle ve insaşa görmeye gayret ettim.
'Seyahat sırasında ömrüm niçin hebâ olsun. Hem seyahat, hem ziyaret ve hem ticaret yapayım' diyerek, güzel ülkelerin ibretlik eski eserlerini ve hanlarını, camilerini, medreselerini gezip görerek bütün eserlerini yazmaya gayret eyledim ki "uluvvü'l-himmeti, mine'l- îmân" (himmetin yüceliği imandan)dır.
Seyahat günlerimizde nice garip mekânlar ve acayip hadiseler görüp unutulup üstü örtülmesin diye ilme'l-yakîn (öğrenerek), ayne'l-yakîn (görerek) ve hakka'l-yakîn (yaşayarak) bilgiler elde ederek gezip gördüğümüz Cenâb-ı Hudâ'nın tabiat eserlerini ve ibretlik binaları yazdım. Hatırda tutulması zor olan şeyleri "Kellimü'n-nâse alâ kadri ukûlihim" (insanlara akılları ölçüsünde konuşunuz) hadisi üzere elimizden geldiğince anlaşılır ifadelerle yazmaya başladım...
Hicrî: 13   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim




6 Eylül 2014 Cumartesi

ABDEST VE GUSÜL (BOY ABDESTİ)



Hadîs-i Şerîf:
 "Sizden biriniz, ayakkabısını giyeceği zaman, sağdan başlasın, çıkaracağı zaman da soldan başlasın. Ayakkabı giyilirken sağ ayak, ayakların evveli, çıkarırken de sağ ayak ayakların sonuncusu olsun." 
(Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Buhârî)
Hicrî: 11   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

ABDEST VE GUSÜL (BOY ABDESTİ)


Namazın şartlarının birincisi hadesten tahârettir; Hades cünüb veya abdestsiz olmak demektir.
Hadesten taharet, su bulunup kullanılması mümkün olan yerde gusül lâzım olduysa gusül abdesti, abdest lâzım olduysa abdest almak, su bulunmayan yâhud kullanmak mümkün olmayan yerde teyemmüm etmektir.
Abdestin farzları dörttür:
Yüzünü yıkamak, ellerini dirsekleri ile beraber yıkamak, başın dörtte birini mesh eylemek ve ayaklarını topukları ile yıkamaktır. Sünnet üzere abdest: Besmele ile ellerini yıkayıp ağzı misvakladıktan sonra ağzını ve burnunu üçer kere yıkadıktan sonra hadesten tahârete niyet edip farzların aralarını kesmeden (bir âzâ kurumadan diğerine geçerek) tertîb üzere sırası ile başından başka diğer azaları üçer kere yıkar.
Başını tamamen mesh etmek ve parmaklarının ve sakalının aralarını hilallemek ve kulaklarının içini şehâdet parmağının içi ile ve ardını başparmağının içi ile meshetmek de sünnettir. Kalan üç parmağının arkası ile boynunu meshetmek, ellerini ve ayaklarını yıkamaya sağ yanından başlamak müstehabdır. Abdesti bozan şeyler:
Önden ve arkadan çıkan şey ve arkadan çıkan yel, herhangi âzâdan kan ve irin çıkması veya sarı su akması, -balgamdan başka şeyi- ağız
dolusu kusmak, yatarak veya -alındığında düşeceği şeye- dayanıp
uyumak, delirmek, bayılmak, sarhoş olmak, bâliğ olan kimsenin
namazda yanında olan kimse işitecek kadar gülmesi.
Guslün farzları üçtür:
Ağzı, burnu ve bütün bedeni yıkamaktır.
Sünnet olan gusül şöyledir: Evvelâ ellerini yıkayıp istincâ yerlerini ve diğer yerlerde necâset var ise onu pâk edip abdest aldıkdan sonra başına ve sağ omuzuna ve sol omuzuna döküp bütün azaları üçer kere yıkamaktır. İlk yıkamada eliyle ovmak dahi sünnettir. Cum'a namazı ve bayram namazları için gusül abdesti almakda sünnettir.
Hicrî: 11   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim




5 Eylül 2014 Cuma

YA'KÛB-İ ÇARHÎ (K.S.)



Hadîs-i Şerîf:
 "Haram bir lokma yiyen kimsenin kırk gün namazı ve duâsı kabul olunmaz."
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü 'l-Ummâl)
Hicrî: 10   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

HÂCE YA'KÛB-İ ÇARHÎ (K.S.)


Hâce Ya'kûb-i Çarhî (k.s.) Hazretleri Silsile-i Sâdât'ın on yedincisidir. Babasının adı Osmân olan Ya'kûb-i Çarhî (k.s.) Hazretleri Gazne'nin Çarh köyünde doğmuştur. İlim tahsili için önce Herat'a, sonra da Mısır'a gitti. Zamanının ulemâsından şer'î ve aklî ilimleri tahsil etti.
Mevlânâ Şihâbüddîn eş-Şirvânî, ilim aldığı âlimlerin büyüklerindendir.
Ya'kûb-i Çarhî Hazretleri önce Muhammed Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretlerine intisab etti. Uzun bir müddet Buhârâ'da Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretlerinin hizmet ve sohbetlerinde bulundu. Buhârâ'dan ayrılmasına izin verip yola çıkacağı zaman;
"Benden öğrendiğin her şeyi Allâh'ın kullarına tebliğ et. Bu senin saâdetine vesîle olur." buyurdular ve Hâce Alâüddîn Attâr'ın sohbet ve hizmetine devam etmesini emrettiler.
Ya'kûb-i Çarhî Hazretleri, Hâce Bahâüddîn Şâh-ı Nakşibend (k.s.) Hazretlerinin vefatından sonra bir müddet Bedahşan'da kaldıktan sonra Çağanyan'da bulunan Hâce Alâüddîn Attâr Hazretlerine intisab etti ve onun vefatına kadar hizmet ve sohbetinde bulundu. Alâüddîn Attâr'ın (k.s.) vefatlarından üç gün sonra Çağanyan'dan Halfetu'ya gelip yerleşti.
Ya'kûb-i Çarhî Hazretleri, burada uzun yıllar -takrîben elli sene- irşad vazifesini yerine getirmiştir. 851 (M. 1447) tarihinde Halfetu köyünde âhirete irtihâl buyurdular. Kabr-i şerîfleri Halfetu'da olup bu gün Tacikistan'ın başşehri Duşanbe'dedir. Ya'kûb-i Çarhî Hazretleri anlatıyor:
Herat'ta ilim tahsili için bulunduğum zamanlar Abdullah Ensârî'nin (k.s.) dergâhında kalır ve yemeklerimi orada yerdim. Zira onun vakıf şartlarında genişlik ve vakfın aslına riâyette ihtiyat vardı. Herat'ta, Abdullah Ensârî'nin (k.s.), Hankâh-ı Melik ve Gıyasiyye Medresesi vakıflarından başka yerde yemek yemek uygun olmazdı. Bu sebepten
Mâverâünnehir büyükleri müritlerini Herat'a göndermezlerdi. Orada helâl lokma çok azdı. Zira mürit, haram lokma yiyecek olursa, nefis kötü tabiatına geri döner, sırât-ı müstakîmden ayrılmış olur.
Hicrî: 10   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim




HACCIN FAZÎLETİ



Hadîs-i Şerîf:
 "Kim âhirete irtihâlimden sonra kabrimi ziyâret ederse, beni hayatımda ziyâret eden kimse gibi olur." 
(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu 'cemu 'l-Kebîr)
Hicrî: 9   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

HACCIN FAZÎLETİ


Allâhü Teâlâ buyurdu ki (meâlen):
"Şüphe yok ki, insanlar için ilk tesîs edilmiş olan mâbed, Mekke'deki o çok mübârek ve âlemler için hidâyet olan Beytullâh (Kâbe-i Muazzama)dır.
Onda açık âyetler (alâmetler), İbrâhîm'in makâmı vardır. Ve her kim ona girerse emîn olur. Ve onun yoluna gücü yeten kimseler üzerine de o Beytullâh'ı haccetmek Allâhü Teâlâ için bir haktır (Allâhü Teâlâ'nın hakkıdır). Ve her kim inkâr ederse şüphe yok ki, Allâhü Teâlâ bütün âlemlerden ganî(zengin)dir." (Âl-i İmran Sûresi, âyet 96/97) Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) buyurdular:
"Kim, Allâhü Teâlâ için haccederse, hac esnâsında kötü söz ve davranışlardan sakınır ve günahlara sapmazsa, anasından doğduğu gün gibi temizlenmiş olarak döner."
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), "Mebrûr (makbul) hac için cennetten
başka mükâfât yoktur." buyurunca, "Onun mebrûr olması ne (ile)dir?"
diye soruldu. Resûl-i Ekrem (s.a.v.) "Yemek yedirmekle, hoş kelâm
(konuşmak) iledir." buyurdu.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.)'e
"Hangi amel daha fazîletlidir?" diye soruldu,
"Allâh'a ve Resûlü'ne îmân etmektir." buyurdular.
"Sonra hangisi?" denildi.
"Allah yolunda cihâddır." buyurdu.
"Daha sonra hangi (amel)dir?" denildi.
"Mebrûr (makbul) hacdır." buyurdular. (Sahih-i Buhârî)
"Hiç şüphe yok ki, şu Beyt (Kâ'be-i Şerîfe), İslâm'ın direk
(mesâbesindeki rükün)lerinden biridir. Kim hac ve umre yaparsa,
kefâletini Allâh'ın üzerine havâle etmiş (Allah onun kefili olmuş)
demektir. Eğer (bu yolculukta) vefât ederse, Allah onu cennete koyar,
şâyet âilesinin yanına döndürürse ganîmetle döndürür."
"Hacda harcanan para(nın sevabı), Allâhü Teâlâ yolunda sarf edilen
nafaka gibi, yedi yüz kat fazlası ile verilecektir." (Hac Rehberi,
Fazilet Neşriyat)
Hicrî: 9   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim





İSLAM'IN GÜZELLİKLERİ



Hadîs-i Şerîf:
"Aklın, Allâhü Teâlâ'ya imandan sonra gösterdiği en şerefli şey, insanlarla iyi geçinmektir." 
(Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Şuabu 'l-Îmân)
Hicrî: 8   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

İSLAM'IN GÜZELLİKLERİ


Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular: "Muhakkak Allâhü Teâlâ, İslâm'ı güzel ahlâk ve en hayırlı ameller ile çevrili olarak göndermiştir. Bu güzel huylardan bazıları şunlardır: İnsanlarla iyi geçinmek ve onlara iyi muamelede bulunmak, Sözü yumuşak ve hoş olmak, kaba sözlü olmamak,
Elinden geldiği kadar herkese iyilik etmek, Yemek yedirmek,
Müslümân bir hastayı ziyaret etmek, Müslümân cenazesinde bulunmak, Komşuları ile iyi geçinmek, Yaşlı müslümânlara saygı göstermek, Davet edince din kardeşinin davetine gitmek, Kendisine ikram edene hayır duâ etmek, İnsanların hatalarını bağışlamak, Hayırlı işlerde arabuluculuk yapmak, Cömert ve güzel huylu olmak, Söze selâmla başlamak, Din kardeşini görünce selâm vermek Öfkesini yutmak,
İnsanların kusurlarını bağışlamak. "

SAĞLIĞIMIZ:        Diş Temizliği Mühimdir.

Ağız ve diş temizliği ihmal edilmemelidir. Günde en az 2 kere dişler iyice fırçalanmalıdır. Ağız içinde bütün dişler sırayla fırçalanmalı, diş ipi ile de dişlerin araları temizlenmeli ve her 6 ayda bir diş hekimine, muayene ettirmelidir.

SAĞLIĞIMIZ:..................................... Hareketli Olmak Sağlıktır.

Dünya Sağlık Teşkilâtının tespitlerine göre, hareketsizlik, milyonlarca insanın ölümüne sebep oluyor.
Mutehassıslara göre haftada en az 150 dakika yürümek gerekiyor. Hareket edilmediği takdirde kan şekeri, kolesterol ve trigliserit normal seviyelerde bulunmuyor.
Hicrî: 8   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim





2 Eylül 2014 Salı

CAFER PAŞA




Allâhü Teâlâ Subhânehû buyurdu:   اِنَّهُ لَا يُحِبُّ الْمُسْتَكْبِرٖينَ   "Muhakkak ki o (Allah) kibirlenenleri sevmez."
(Nahl Sûresi, âyet 23)
Hicrî: 7   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

KAHRAMAN VEZİR KOCA CAFER PAŞA


1696'da Temeşvar'ı muhasara eden Saksonya prensi Frederik, Sultan İkinci Mustafa Han'ın vezirlerinden Temeşvar kalesi muhafızı Koca Cafer Paşa'ya göndermiş olduğu mektupta şöyle diyordu: "Hastalıktan ve yiyecek yokluğundan gücünüz tükenmiştir. Avusturya orduları Tuna hattını ele geçirip Niş'e doğru ilerlediğinden yardım gelme imkânı yoktur. Muhafız paşanın gayret ve yiğitliği her türlü takdirin üzerindedir.
Askerlik vazifesinin nasıl yerine getirileceği hakkında bize bir güzel ders vermiştir. Ancak daha fazla ısrar ve inat etmesi muhafızların boş yere ölmesinden başka bir netice vermeyecektir. Kaleyi teslim ederse askeriyle beraber sağ salim ve hangi yolu arzu ederse o yolla gitme­sine izin veririz ve malî sıkıntıyı bildiğimizden askerlerin yolluğu olarak şu kadar bin duka altını vermeyi taahhüt ederiz."
Cafer Paşa mektubu okuduktan sonra, gelen elçiye dedi ki: "Muhafızların sıkıntı ve mahrumiyeti doğrudur. Ancak kumandanınızın istediği kale benim değildir. Ben müdafaa ve korunmasıyla vazifeliyim. Hâl böyleyken benim olmayan bir şeyi başkasına veremem, sonuna kadar müdafaaya mecburum. Ben zengin değilim. Fakat rüşvet almak da âdetim değildir. Miras olarak çocuklarıma şu getirdiğiniz mektubu bırakacağım. Kumandanınıza be­nim de karşı bir teklifim var. Sizin kumandanınız genç ve dinçtir. Ben ise ihtiyarım ve bir ayağım da sakattır. Kale önünde teke tek çarpışalım. Ben yenilirsem adamlarım kaleyi derhal teslim etmeye yemin ederler. Ben yenersem bizi kendi halimize bırakıp buradan gitmeyi taahhüt eder misiniz?"
Bu yiğitçe teklif kabul edilmedi. Sultan İkinci Mustafa bizzat kendisi sefere çıktı. Kaleye çok miktarda malzeme ve zahire konuldu, yeni muhafızlar yerleştirildi.
Gazi Cafer Paşa, merhum Sultan İkinci Mustafa'nın üçüncü seferinde meşhur Zenta Savaşı'nda (1697) şehit olmuştur.
Hicrî: 7   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim



1 Eylül 2014 Pazartesi

RESÛLULLAH'IN EN BÜYÜK MÛCİZESİ KUR'ÂN-I KERÎM




اِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا الذِّكْرَ وَاِنَّا لَهُ لَحَافِظُونَ
"Şüphe yok ki, o Kur'ân'ı biz indirdik, biz. Ve muhakkak ki, onu koruyacak olan da biziz." 
(Hıcr Sûresi, âyet 9)
Hicrî: 6   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim

RESÛLULLAH'IN EN BÜYÜK MÛCİZESİ KUR'ÂN-I KERÎM


Bütün semavî kitaplar insanlar için birer rahmet, birer mukaddes rehberdir. Bunların hepsine îman ile mükellefiz. Bu kitaplardan herhangi birisini inkâr, hepsini inkâr demektir. Hakikî mü'min, Allâhü Teâlâ'nın bütün kitaplarına inanır ve Hak Teâlâ'nın insanlara son kitabı olan Kur'ân-ı Azîm'e sarılır, onun hükümlerine riayet etmeye çalışır.
Bugün elde bulunan Tevrat, Zebur, İncil nüshalarından hiçbiri Allâhü
Teâlâ'nın Hz. Mûsâ, Hz. Dâvûd, Hz. Isâ aleyhimüsselâma vermiş olduğu kitapların aynı değildir. Ancak Kur'ân-ı Kerîm'i Allâhü Teâlâ muhafaza buyurmaktadır, bir harfi bile değişmemiştir. Kur'ân-ı Kerîm'in bütün âyetleri, nazil olmaya başladığından itibaren bizzat Hazret-i Peygamber (s.a.v.) tarafından ezberlenmiş olduğu gibi, birçok Sahabe-i Kirâm tarafından da ezberlenmiş ve yazılmıştır.
Resûlullah'ın âhirete irtihalinden sonra Hz. Ebûbekir (r.a.) tarafından bütün Ashab-ı Kirâm'ın huzurunda Kur'ân-ı Kerîm'in bir nüshası yazdırılarak muhafaza edilmiştir.
Hz. Osman'ın (r.a.) hilâfeti zamanında da bu nüshadan birçok nüsha yazdırılarak büyük İslâm merkezlerine birer nüsha gönderilmiştir. Bilâhare bütün mushaşar bunlardan aynen yazılagelmiştir. Her asırda yüz binlerce Mushaf-ı Şerif yazılmış, Kur'ân-ı Kerîm'i tamamen hıfzeden yüz binlerce zât yetişmiştir. Bu mazhariyet semavî kitaplar arasında yalnız Kur'ân-ı Mübîn'e mahsustur. Bunda büyük hikmet vardır. Çünkü sair semavî kitaplar, belli birer millete, belli birer zamana mahsus olmak üzere peygamberlere verilmişti. Kur'ân-ı Kerîm ise, bütün insanlık âlemine ve bütün asırlara şamil olmak üzere peygamberimize verilmiştir.
Kur'ân-ı Kerîm'in bir âyeti bile tebdile uğramayıp tamamen mahfuz bir halde bulunması öyle bir hakikattir ki, bunu birtakım insaflı müsteşrikler de tasdik etmektedirler.
Hicrî: 6   Zilkâde  1435   •Fazilet Takvim