2 Mayıs 2014 Cuma

İHLÂS SÛRESİNİ OKUMANIN FAZİLETİ



Hadîs-i Şerîf:
 "İnsanlara hayırlı şeyleri öğrettiği halde kendisini unutan âlim, insanları aydınlattığı halde kendini yakan bir mum gibidir."
(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu 'cemü 'l-Kebîr)

Hicrî:3 Recep 1435   •Fazilet Takvim


İHLÂS SÛRESİNİ OKUMANIN FAZİLETİ

Enes bin Mâlik (r.a.) Hazretleri anlattı:
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) ile Tebûk'te birlikte idik. Güneş daha önce hiç görmediğimiz kadar aydınlık, nurlu ve parlak doğdu. Resûlullâh Efendimize (s.a.v.) Cebrâîl aleyhisselâm geldiğinde: "Ey Cebrâil! Güneş öyle aydınlık, nurlu ve parlak doğdu ki bundan önce böyle parlak doğduğunu görmemiş idik.Bunun sebebi nedir?" buyurdu. Cebrâîl aleyhisselâm:
"Muâviye bin Muâviye (r.a.) bugün Medîne'de vefât etti, ondandır." dedi.
Ebû Ümâme (r.a.) Hazretleri buyurdu:
Biz Tebûk'te iken Hazret-i Cebrâîl, Resûlullâh'a (s.a.v.) geldi ve: "Yâ Muhammed -aleyhisselâm- Muâviye bin Muâviye (r.a.) vefât etti. Namazına sen de hazır ol" dedi.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) geldi, Cebrâîl aleyhisselâm da yetmiş bin melekle indi. Sonra sağ kanadını dağlar üzerine koydu, dağlar alçaldı, sol kanadını da yer üzerine koydu, Mekke ve Medîne görünür oldu.
Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.), Cebrâîl aleyhisselâm ve melekler namazını kıldılar. Sonra Resûlullâh (s.a.v.):
"Yâ Cebrâîl! Muâviye (r.a.) bu mertebeye ne ile kavuştu?" dedi. Cebrâîl aleyhisselâm:
"Kul hüvallâhü ehad'ı sevmek ve onu ayakta, otururken, bineğindeyken, yürürken ve her hal üzere okumakla" buyurdu.

MUTFAĞIMIZ:..... Fırında Yumurtalı Ekmek


Malzemeler: 3 adet yumurta, 100 gr peynir veya lor, 10 dilim bayat ekmek, 3 adet yeşil biber, 1 adet domates, 3 yemek kaşığı tereyağı. Hazırlanışı: Üzerine tereyağı sürülen bayat ekmek dilimleri pişirme kâğıdı serilen tepsinin üzerine dizilir.

Peynir bir kabın içinde ezilir, ayrı bir kapta yumurtalar çırpılıp ilave edilir, yemeklik doğranmış domates ve biberler ile tuz, toz biber ve kekik vb. baharatlar da katılır, ekmeklerin üzerine sürülür ve 175 derecede ısıtılmış fırında üzeri kızarana kadar pişirilir.

Hicrî:3 Recep 1435   •Fazilet Takvim




27 Nisan 2014 Pazar

SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMÎD HAN'IN BAZI HUSUSİYETLERİ



Hadîs-i Şerîf:
 "Kim mescidden (insanlara) eziyet veren şeyi çıkarırsa, Allâhü Teâlâ, onun için cennette bir köşk inşâ eder."
 (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i İbn-i Mâce)
Hicrî:27 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim

"AMELLER NİYETLERE GÖREDİR"


Selmân-ı Fârisî Hazretleri (r.a.): "Bir sinekten dolayı bir kişi cennete, bir kişi de cehenneme girmiştir." buyurdular. "Bu nasıl olur?" diye sordular.
Selmân-ı Fârisî (r.a.), "Sizden önceki zamanlarda yaşayan iki kişi yanlarında putları bulunan bir topluluğa rastladılar. Putlarına kurban vermeyen hiç kimsenin oradan geçmesine izin vermiyorlardı. Birisine, putlarımız için kurban ver, dediler. O da yanımda hiçbir şeyim yok, dedi. Bir sinek de olsa kurban ver, dediler. O da, bir sineği putlar için kurban etti ve oradan geçti. İşte bu kişi cehenneme girer. Diğerine de kurban vermesini söylediler. O da, ben Allâhü Teâlâ'dan başka hiç kimse için kurban kesemem dedi. Böyle dediği için onu öldürdüler. Bu kişi de cennete girer." buyurdular.


SULTAN İKİNCİ ABDÜLHAMÎD HAN'IN BAZI HUSUSİYETLERİ

Sultan Abdülhamîd Han'ın sîmâsında Osmanlı hânedânına mahsûs olan alâmetler iyice fark ve müşâhede olunurdu. Nitekim Bellini tarafından yapılan Fâtih Sultan Mehmed Han portresine bakınca Sultan Abdülhamîd Han'ın dedesine benzeyen yüz hatları açıkça görülür.
Sultan Abdülhamîd Han gayet nâzik, yürüyüşü tabii ve pek vakarlı idi. Her hâlinde bir fevkalâdelik vardı. Sadeliği ve intizamı severdi.
Meşguliyetlerini hiç aksatmadan devam ettirirdi. Hatta Selanik'e sürgün edildiği günün ertesinde Yıldız Sarayı'ndaki saatçilik ve marangozluk âlet ve malzemelerinin ne zaman geleceğini Fethi Bey'e sormuş ve cevabı beklemeden şöyle demişti:
"Böyle alışkanlıklar, meşgaleler, zevkler edininiz. Ben bunlara, şehzâdeliğim zamanında merak ettim. Hükümdârlığımda da vakit buldukça değil, vakit ayırarak devam ettim. Bugün benim için yalnızca meşgale değil, teselli de oluyor. Ecdad-ı izâmım (büyük dedelerim) içinde hemen hemen hepsinin daha âli ve tatminkar alışkanlıkları vardı. Çoğu, hüsn-i hat (güzel yazı), şiir, edebiyat ile meşgul idiler."
Hicrî:27 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim



25 Nisan 2014 Cuma

EBU'L-HASAN EL-HARKÂNÎ K.S



Hadîs-i Şerîf:
 "Kör, gözü görmeyen kimse değildir. Asıl kör basîreti olmayan kimsedir."
(Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Şuabü 'l-Imân)
Hicrî:25 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim

EŞ-ŞEYH EBU'L-HASAN EL-HARKÂNÎ K.S.


Silsile-i Sâdât'ın altıncı halkası olan Ebu'l-Hasan Harkânî (k.s.) devrinin en büyük âlimi ve zamanın kutbu idi. İsmi Ali bin Ahmed b. Ca'fer'dir. Künyesi Ebu'l-Hasan'dır. Bistâm'ın Harkân kasabasında dünyaya gelmiştir. Buraya nisbetle 'Harkânî' diye anılır. Ebu'l-Hasan Harkânî Hazretleri H. 352 (M. 963) yılında doğdu.

Bayezîd-i Bestâmî Hazretleri kendisinden yaklaşık bir asır sonra Harkân'da dünyaya gelecek olan Ebu'l-Hasan Harkânî Hazretlerinden, onun makam ve vasıflarının yüceliğinden mürîdlerine haberler vermiştir.
Bayezîd-i Bestâmî Hazretlerinin vefatından yıllar sonra dergâhına Harkân'dan bir zat geldi.
Dergâhtakiler ona ismini sordular. "Adım, Ebu'l-Hasan Harkânî'dir, dedi. Onu Bayezîd-i Bestâmî Hazretlerinin tarif ettiği gibi bulup hemen müjdeyi verdiler: Bayezîd-i Bestâmî Hazretleri, seni bize bildirmiş, onun mürîdlerinden olacağını haber vermişti, dediler. O da rüyasında onu gördüğünü ve kendisine bu meseleyi haber verdiğini söyledi.
Ebu'l-Hasan Harkânî Hazretleri on iki sene Bayezîd-i Bestâmî Hazretleri'nin türbesini ziyerete gitmiş, onun rûhâniyyetinin terbiyesi ile zamanının ferîdi olmuştur. Bayezîd-i Bestâmî Hazretlerini ziyarete gittiği zaman ayakta ziyaret eder, çıkarken asla arkasını dönmezdi. Yatsı namazının abdestiyle sabah namazını kılardı. Vefatı yaklaştığında talebelerine kabrini üç arşın derinlikte kazmalarını vasiyet etmiş ve şöyle buyurmuştu: "Burası, Bistam şehrinden daha yüksektir. Kabrimin Üstâzım Bayezîd-i Bestâmî'nin kabrinden yüksekte olması edebe uygun olmaz."
Şeyh Ebu'l-Hasan Hazretleri, 10 Muharrem 425 (M. 1033)'te vefat etmiştir. Kabr-i şerîfleri, Kars'ın Kağızmankapısı semtindedir. Ebu'l-Hasan Harkânî Hazretlerinin eserlerinden bazıları şunlardır: Nûru'l-Ulûm ve Müntehab-ı Nûru'l-Ulûm. Tasavvufla alâkalı Farsça olarak yazılmış Esrâru's-Sülûk ve Bişâretnâme.
Hicrî:25 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim




24 Nisan 2014 Perşembe

PADİŞAHIN KILICININ PARILTISI



Hadîs-i Şerîf:
 "Günahlardan hicret et, onları terk et. Zira bu, en faziletli hicrettir. Farzlara devam et. Zira bu cihadın en faziletlisidir. Allâhü Teâlâ'yı çok zikret. Çok zikirden daha sevimli bir şeyle Allâhü Teâlâ'nın huzuruna çıkamazsın."
(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr)
Hicrî:24 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim

HÂZIR OL CENGE İSTERSEN SULHU SALAH*


Yavuz Sultan Selim Han gösterişten hoşlanmaz, sadeliği severdi. "Mücevveze" yerine kendi adıyla anılan "selîmî" kavuk giyer ve "Vezirlerin ve beylerin süslü giyinmeleri, padişahlarına saygıdan ileri gelir.

Biz kime şirin görünmek için süslü giyinelim ki? Bizim padişahımız, (yani Allâhü Teâlâ) vücudun dışına değil, içindeki cev­here bakar." derdi.
Sadrazam dâhil devlet adamları da saygıda kusur etmemek için sade kıyafetler giyerlerdi.
Derken bir gün Venedik Elçisi Antonyo Jüstinyani'nin İstanbul'a geleceği ve huzura çıkacağı duyuldu. Sadrazam ve devlet erkânı bu halden çok sıkıldılar. Çünkü hem hünkârın, hem de kendilerinin kıyafetleri pek sadeydi. Bir yabancı devlet elçisinin onları bu halde görmesini istemiyorlardı.
Sadrazam Hersekzade Ahmed Paşa, pa­dişaha arz etti. Padişah, beklenenin aksine; "Doğru," dedi. "Herkesin yeni elbiseler giymesi münasiptir." Vezirler ve devlet adamları, hemen kıymetli elbiseler diktirdiler. Elçinin geleceği gün Yavuz Sultan Selim Han arz odasındaki tahtına sade kıyafeti ile oturmuş, meşhur kılıcını tahtın basamağına koymuştu. Karşı pencereden gün ışığı vurdukça kılıcın parıltısı göz kamaştırıyordu. Bir müddet sonra huzura kabul olunan elçi, namesini takdim etti. Hünkâr, bir müddet sonra gitmesine izin verdi. Padişah, Hersekzade Ahmed Paşa'ya: "Paşa, elçiye sor bakalım, bizi nasıl bulmuş?" dedi. Hersekzade yer öperek çıktı.
Dönünce: "Sordum saadetli hünkârım, 'padişahın kılıcının parıltısından kendilerini göremedim bile!' dedi." Padişah "İşte, kılıcımız keskin ve parlak olursa düşmanın gözü bizi görmez...
Ama, Allah esirgesin, bir gün kesmez olur ve parıldamazsa, bizi hem görür ve hem de bize tepeden bakar!" dedi.
*Sulh ve emniyet istersen her zaman düşmanına karşı harbe hazır bulun.
(Abdulhak Molla)
Hicrî:24 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim



23 Nisan 2014 Çarşamba

BİLMİYORUM DEMEK İLMİN YARISIDIR"



Hadîs-i Şerîf:
 "Dört kişi vardır ki, onların sevgisi münâfığın kalbinde toplanmaz ve onları ancak mü'min sever. Bunlar Ebû Bekir, Ömer, Osman ve Ali'dir." (Radıyallâhü Anhüm) 
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü'l-Ummâl)
Hicrî:23 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim

"BİLMİYORUM DEMEK İLMİN YARISIDIR"


Kâsım bin Muhammed (r.a.) buyurdular ki:
•     "İnsanlar bana fetva sorarlardı, ben bu hususu bilmiyorum, anlamıyorum, derdim. Israrla sorduklarında şöyle söylerdim: Vallahi sizin sorduklarınızın hiçbirini bilmiyorum. Şayet bilse idim, söylerdim. Zaten bildiğim şeyi gizleyip söylemek helâl olmaz. Sizin sorduklarınızın hepsini bilmiyorum. Kişinin, Allâh'ın farz kıldıklarını öğrendikten sonra cahil olarak yaşaması, bilmediği hususlarda fetva vermesinden daha hayırlıdır."
•  "Kişinin günahını hafife alması en büyük günahlardandır."
•  "Resûlullâh'ın Ashâb'ının ihtilâfı, insanlar için bir rahmettir."

NAFİLE ORUÇLAR
 Oruç tutulması haram ve mekruh olmayan günlerde kişi istediği zaman nâfile oruç tutabilir. Nafile oruç, farz olan Ramazan orucundan başka olarak tutulan oruçlardır ki sünnet, müstehap, mendup diye isimlendirilirler:
Şevval ayında altı gün oruç tutmak müstehaptır.
Muharrem ayının onuncu günü ile bir önceki veya bir sonraki gün ile
birlikte oruçlu geçirilmesi sünnettir.
Kamerî (ay) takvim hesabına göre "Eyyam-ı bîyz" denilen her ayın
13, 14 ve 15. günlerinde üç gün oruç tutmak müstehaptır.
Her hafta pazartesi ve perşembe günleri oruç tutmak da
Peygamberimiz'in teşvik ettiği nâfile oruçtur.
Zilhicce ayının ilk dokuz gününde oruç tutmak müstehaptır.
Haram aylar yani "Eşhuru hurum" denilen Zilkade, Zilhicce,
Muharrem ve Recep aylarının perşembe, cuma ve cumartesi
günlerinde oruç tutmak müstehaptır.
Şâban ayında oruç tutmak müstehaptır.

MISRA:
Bir köhne köprüdür bu cihan kim gelir geçer.
(İbn-i Kemal)
Hicrî:23 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim




22 Nisan 2014 Salı

İKİ KURBANLIĞIN OĞLU (S.A.V.)



Hadîs-i Şerîf:
 "Yediklerinizi Allâhü Teâlâ'yı zikir ve namaz ile eritiniz. Yemek yedikten sonra (hazmetmeden) yatmayınız. Yoksa kalbleriniz katılaşır.
 (Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu'cemü'l-Evsat)
Hicrî:22 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim

İKİ KURBANLIĞIN OĞLU (S.A.V.)


Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) dedesi Abdülmuttalib, uzun zamandan beri yeri kayıp olan Zemzem kuyusunu, gördüğü bir rüya üzerine kazıp imar ve ihya etmek istedi. Ancak Kureyş'ten buna karşı çıkanlar oldu. Kendisine oğlu Hâris'ten başka yardım eden kimsesi yoktu.
"Ey Rabb'im! Eğer bana yardımcı olacak on erkek evlat ihsan edip şu hayırlı işte muvaffak kılarsan birisini sana kurban edeyim." diye nezretti.
Allâhü Teâlâ on erkek evlat verdi. Onların yardımıyla Zemzem kuyusunu imar ve ihya etti. Bir gece rüyasında "On oğlun oldu. Maksadına kavuştun. Onlardan birini kurban et, verdiğin sözü yerine getir." denildi.
Büyük bir ıztırab içinde uyandı. Oğullarını toplayıp bu hali onlara anlattı.
"Biz sana itaat ederiz, hangimizi seçersen kurban et" diyerek hepsi kabul edip boyun eğdiler. Kur'aya karar verildi. Kur'a en sevgili oğlu Abdullah'a çıkınca hemen kurban etmek istedi. Ancak Kureyş'in uluları, böyle yaparsan bu, Kureyş arasında âdet olur. Sen Rabb'ini başka şekilde razı et, dediler. Aklı eren kimselerin tavsiyeleriyle kan bedeli (fidye) olan on deve ile Abdullah arasında yeniden kur'a çekilmeye başlandı.
Her seferinde Abdullah'a çıkınca kur'a on defa tekrarlandı. Onuncuda kur'a develere çıktı.
Abdullah yüz deve fidye karşılığında ölümden kurtuldu. Hemen yüz deve kurban edildi. İnsanlar, hayvanlar günlerce o develerden nimetlendiler.
Bundan dolayı Abdullah'a "Zebîh (kurban olunan)" denilmiştir. Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.);
"İbnü'z-zebîhayn (iki kurbanlığın oğlu)" dur. İki kurbandan birisi babası, diğeri de daha ileri batınlardan dedesi Hz. İsmail'dir. Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bununla iftihâr eder ve "Ben, iki kurbanlığın oğluyum" buyururlardı.
Hicrî:22 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim




21 Nisan 2014 Pazartesi

GÜL



Hadîs-i Şerîf:
 "Peygamber Efendimiz (s.a.v.) bir heyet geldiği zaman en güzel elbisesini giyer, Ashâbına da böyle yapmalarını emrederdi." 
(Hadîs-i Şerîf, Ebû Nuaym, Ma'rifetü's-Sahâbe)
Hicrî:21 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim

GÜL

Asıl vatanı Doğu Asya olan gül, buradan Anadolu, Avrupa ve Kuzey Afrika'ya yayılmıştır.
Türkiye'de İsparta ve Burdur ilinde çokça yetiştirilir. Gül, güzel kokulu ve dikenli bir ağaççıktır. Deniz seviyesinden 3500 metre yüksekliğe kadar rutubetli topraklarda yetişir.
Gülün çiçeklerinden gülyağı ve gülsuyu elde edilir. Kâbe-i Muazzama gül suyu ve zemzem ile yıkanır.
Gülyağı bilhassa parfümeri ve kozmetik sanâyiinde çok kullanılır.
Gül'den güllaç, lokum, gülsuyu, gül reçeli yapılır.
Gül suyu antiseptiktir, yaraları temizlemede kullanılır. Gargara yapılırsa boğaz ve ağız rahatsızlıklarına faydalıdır. Ferahlatıcı ve dinlendiricidir.
Resûlullah (s.a.v.) namaza durduğu zaman mübarek göğsünden tencerede kaynayan suyun sesine benzer kaynama sesi duyulur ve kendisinden gül kokusu yayılırdı. Bir hadîs-i şerîfte:
"Beden, üç şeyle ferahlar; Güzel koku koklamak, yumuşak elbise giymek ve bal içmek." buyurulmuştur. Diğer bir hadîs-i şerîfte:
"Her kim kırmızı bir gül koklar da bana salavât-ı şerife getirmezse, bana eziyet etmiş olur." buyurulmuştur.
Lâle Allâhü Teâlâ'yı gül de Resûlullah'ı hatırlattığından Osmanlı'da tezyinatta ve resmî evrakta lale hep gül ile birlikte kullanılmıştır. Sultan Ahmet Han merhum, başında ayak izini taşıdığı Peygamber Efendimiz'i (s.a.v.):
"Gül-i gülzâr-ı nübüvvet o kadem sâhibidir
Ahmedâ, durma yüzün sür kademine o gülün."
diyerek Peygamber Efendimizi, Peygamberlik gülistanının gülü diye tavsif etmiştir.
Hicrî:21 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim