11 Nisan 2014 Cuma

ŞEYHÜLİSLAM ARİF HİKMET BEY



Hadîs-i Şerîf:
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular
:"Kardeşinin yüzüne tebessüm etmen senin için sadakadır."
(Hadîs-i Şerîf, S. Tirmizî)
Hicrî:11 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim

ŞEYHÜLİSLAM ARİF HİKMET BEY


Sultan Üçüncü Selim zamanı kazaskerlerinden İbrahim İsmet Beyin oğlu Arif Hikmet Bey 1786'da İstanbul'da doğdu. Tahsilini tamamladıktan sonra bulunduğu vazifelerden bazıları şunlardır: Kudüs, Mısır, Medine ve İstanbul kadılığı. 1833'te Anadolu, 1838'de Rumeli kazaskerliğine yükseldi.
Mekkizade Mustafa Efendinin yerine yüz beşinci Osmanlı şeyhülislamı oldu (1846). Vazifesini adalet ve hakkaniyetle yerine getirdikten sonra 1854'te Şeyhülislamlıktan ayrıldı. Evine çekilerek ibadet ve ilmî mütalaalarla meşgul iken, 1859'da vefat etti. Kabri, Üsküdar'da Nuhkuyusu caddesinde Baba Kartal Camii haziresindedir.
Arif Hikmet, zamanın büyük âlimlerindendi. Herkes tarafından sevilip sayılırdı. Hatta Sultan Abdülmecid Han onu Şeyhülislamlığa getirdiği zaman, hakkında Sadrazama şöyle yazmıştı: "İnsanlıktaki faziletini ve iyi huylarını, kısaca olgunluğunu herkesin bildiği, Arif Hikmet Efendi... "
Arapça ve Farsçaya vâkıftı. 1851'de Türk dilinin geliştirilmesi için kurulan Encümen-i Daniş'e üye olmuştu. 5000-7000 ciltlik bir kütüphaneyi Medine'de vakfetmiştir.

İstanbul'da bulunan ve her sene Ramazan ayında ziyarete açılan
Peygamber Efendimiz'in (s.a.v.) mübarek Hırka-i şerifini muhafaza eden mendilin üzerindeki kıta ona aittir:

Hırka-i Hazret-i Fahr-i Rusül'e
Atlas-ı çarh olamaz pây-endâz

Yüz sürüp zeyline takbil ederek
Kıl Şefî'-i ümeme arz-ı niyaz

Manası:
 Gözyüzü atlası Peygamber Efendimiz'in hırkasının ayak altına serilecek bir halısı (bile) olamaz.
Onun eteğini öpüp yüz sürerek Peygamber efendimize halini arz et ve O'nun şefaatini dile.

Eserleri: Divan-ı Eş'ar, Mecmuatü't-Terâcim, Zeyl-i Keşfu'z-Zunûn, Tezkire-i Şuarâ, El-Ahkamü'l-Meriyye fil-Araziyyi'l-Emiriyye, Hulasatü'l-Makâlât fi Mecâlisi'l-Mükalemat, Tezkire-i Arif Hikmet.
Hicrî:11 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim



10 Nisan 2014 Perşembe

ŞÂİR NÂBİ MERHUMUN GÖZÜ İLE HALİFE



Hadîs-i Şerîf:
 "En hayırlı arkadaş, Allâhü Teâlâ'yı zikrettiğin zaman sana yardımcı olan, unuttuğun zaman, Allâh'ı hatırlatandır.
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü 'l-Ummâl)
Hicrî:10 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim

ŞÂİR NÂBİ MERHUMUN GÖZÜ İLE HALİFE


Şâir Nâbî merhûm, Şehit Ali Paşa diye bilinen ve sadrazamlık makamına kadar yükselmiş olan Silahtar Ali Ağa'ya padişahın nasıl bilinmesi ve hürmet edilmesi gerektiğini tavsiye ettiği mektûbunda diyor ki:
Baba şefkatinin gerektirdiği tavsiye budur ki; Allâh'ın yeryüzünde gölgesi, yeryüzünün halifesi Efendimizi (Sultan Üçüncü Ahmed Han), aslâ ve aslâ diğer insanlarla kıyas etmeyip, mutlak velî bilip, şerefli hizmetlerinde evliyaya gösterilen edeplere uyasınız. Şeyh Muhyiddin-i Arabî (k.s.) Bulğatü'l-Gavvâs isimli eserinde şöyle der:
"Sultan salih olduğu zaman kutup derecesindedir. Salih değilse ebdâldendir"
Ebdâl, kutubdan bir derece aşağı olan evliyâ olup kırk kişi olurlar. Allâhü Teâlâ'ya hamd olsun, şevketli Efendimiz'in kutub derecesinde mutlak velî olduğunda asla şüphe etmeyiniz. Bu gözle, nurlarla dolu yüzlerinden ve bereketlendiren nefeslerinden feyz almaya çalışınız. Halîfelere "zıllullâh: Allâh'ın gölgesi" denmesi bu sebepledir. Gaflet etmeyiniz!
Allah bilir ve Allah şâhittir, bir eski papuçları elime geçse, gece ve gündüz yüzüme ve gözüme sürüp, ruhaniyetlerinden feyz almaya vesile ederdim. Benim saadetli oğlum!
Bu yazılanlar hakikattir, yalan ve açgözlülükten uzaktır. Allah bilir ve şahit olarak Allah yeter. Sultanlardan ihsan beklemek de ayıp değildir. Ama hâşâ ki yetmiş yaşından sonra dünyâya ait yalancı süsler için yalanın yüz karalığı işlenir mi? Ancak kasdolunan, şevketli Efendimizin kerametlerini anlatmakla, zatınızı ihlaslı davranmaya teşviktir. En doğrusunu Allah bilir.

BEYİT:
İlim ki bir lücce-i bîsâhildür. Anda âlim geçinen cahildür. (Nâbî)
(İlim sahili olmayan bir deryadır. Kendini âlim sanan cahildir.)
Hicrî:10 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim



ABDULLAH İBN-İ MÜBÂREK (RH.)



 Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:
 "İnsanların Allâhü Teâlâ'ya en sevimlisi ahlâkı en güzel olandır."
(Sahîh-i îbn-i Hibbân)
Hicrî:9 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim

ABDULLAH İBN-İ MÜBÂREK (RH.) (736-797)


Abdullah İbn-i Mübârek dört bin âlimden ve bu arada başta İmâm-ı A'zam olmak üzere İmam Malik'ten ve Süfyân-ı Sevrî'den (r. anhüm) ilim almıştır. Birçok büyük âlim ve Ahmed İbn-i Hanbel kendisinden ilim almıştır.
Süfyân-ı Sevrî (ks.) "Keşke bütün ömrüm Abdullah İbn-i Mübârek'in üç gününe denk olsaydı" demiştir.
Fudayl bin lyaz (rh.) da onun hakkında şöyle demiştir; Ka'be'nin sahibine yemin ederim, gözlerim İbnü'l-Mübârek gibisini görmedi. Bir gün halk hadis almak için onun huzuruna gelip; "Ey şarkın âlimi, bize hadis rivayet et." dediler. Süfyan Sevrî de orada idi dedi ki; "Yazık size, şarkın, garbın ve arasındaki yerlerin âlimi (bu zattır) eğer iyi düşünürseniz (bu böyledir)." demiştir.
Hem ilim hem irfan sahibi bu zât nasıl bir babanın evlâdıdır? İşte Abdullah'ın babasının ibretli hikâyesi:
Mübârek Türk asıllı bir köle idi. Günahtan son derece sakınan bir zâttı. Sahibi, Mübârek'i bahçesine bekçi olarak vazîfelendirmişti. Birgün (bahçe sahibi):
"Mübârek, bana bahçeden ekşi bir nar getir" dedi. Mübârek gitti bir nar getirdi. Nar tatlı çıktı. Bahçe sahibi;
"Ben ekşi bir nar getir demedim mi?" diye çıkıştı. Mübârek:
"Ben hangi ağaç tatlı, hangisi ekşi nar veriyor, ne bileyim. Kim tadına bakmışsa o bilir." dedi. Bahçe sahibi:
"Bugüne kadar tadına bakmadın mı?" dedi. Mübârek;
"Bana tadına bakma müsâadesi verilmedi. Benim vazifem ihtiyatla hareket etmek ve bahçeyi korumaktır." dedi.
Bahçe sahibi, onun bu dindarlığından memnun oldu:
"Sen benim meclisimde bulunmaya layık bir zâtsın" dedi ve evlilik çağına erişen kızının kim ile evlenmesinin hayırlı olacağını Mübârek'le istişâre etti. Mübârek dedi ki:
"Câhiliyyet devri Arapları kızlarını hasep ve nesebe göre verirlerdi. Yahûdîler paraya, hıristiyanlar güzelliğe, Müslümanlar ise, dindarlığa bakarlar." dedi.
Mübârek'in fikirleri adamın hoşuna gitti. Kızın annesine; "Bu kızı, dindarlıkta, takvâ ve zühdde, köle olmasına rağmen zamanın öncüsü olan Mübârek'e verelim" dedi. Annesi de râzı oldu. Bu evlilikten Abdullah ibn-i Mübârek dünyaya geldi.
Hicrî:9 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim



RESÛLULLAH ALEYHİSSELAMIN ÜÇ VAZİFESİ


Hadîs-i Şerîf؟
 "Kendisine bir hadis ulaşıp da onu yalanlayan, şu üç şeyi yalanlamış olur: Allâhü Teâlâ'yı, peygamberini ve o sözü nakledeni.
(Hadîs-i Şerîf, Taberânî, el-Mu'cemü'l-Kebîr)
Hicrî:8 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim

RESÛLULLAH ALEYHİSSELAMIN ÜÇ VAZİFESİ


Allâhü Teâlâ, kullarına, Peygamberler aleyhimüsselâm gönderdi ve onlar vâsıtası ile kullarına, saâdete ve felâkete sebeb olan işleri bildirdi.
Peygamberlerin en büyüğü, son peygamber Muhammed Mustafa (s.a.v.)'dır. Yeryüzündeki dinli dinsiz herkese, her yere, her millete peygamber olarak gönderilmiştir.
Son peygamber Hz. Muhammed Mustafa sallallahü aleyhi ve sellem bütün insanların, meleklerin ve cinlerin peygamberidir. Dünyânın her yerinde, herkesin, o yüce Peygambere tâbi' olması, uyması lâzımdır.
Resûlullah'ın (sallallahü aleyhi ve sellem) üç vazifesi vardı:

Birincisi, Kur'ân-ı Kerîm'in hükümlerini ya'nî îmân edilecek bilgileri ve fıkhın hükümlerini (dinde, yapılması emredilen veya yasaklanan işleri) bütün insanlara tebliğ etmek, bildirmektir.

İkinci vazifesi, Kur'ân-ı azîmüşşânın ma'nevi, (ya'nî Allâhü Teâlâ'nın zâtına ve sıfatlarına âid) ma'rifetleri, yalnız ümmetinin yüksek olanlarının kalblerine akıtmaktır.

Üçüncü vazifesi, ahkâm-ı fıkhıyyeyi; dinin hükümlerini nasihat ile yapmayan Müslümanlara, kuvvet kullanarak yaptırmaktır. Resûlullah'dan sonra (sallallahü aleyhi ve sellem) dört halîfeden her biri (radıyallahü anhüm), bu üç vazifeyi tam yaptılar. Hulefâ-i râşidînden sonra Sahâbe-i kirâm radıyallahü anhüm azaldı, fitneler, bid'atler çoğaldı, İslâmiyyet üç kıt'aya yayıldı, bu üç vazifeyi, bir kişi yapamaz oldu.

Birinci vazifeyi; İmânı ve dinin hükümlerini bildirmek vazifesini, müctehidler; mezhep imamları yaptı.

İkinci vazifeyi, insanları irşad etmek, dinde; itikatta ve amellerde ihlâsa kavuşturmak vazifesini Hz. Ebû Bekr'in (r.a.) veya Hz. Ali'nin (k.v.) yolundaki mürşid-i kâmiller yaptı.

Üçüncü vazifeyi, ya'nî dînin hükümlerini kuvvet ile yaptırmak işini, melikler, sultânlar ve halifeler yaptılar.
Hicrî:8 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim



8 Nisan 2014 Salı

BEZUAR KEÇİSİ VE SÜTLEĞEN BİTKİSİ




Enteresan..




Bezuar keçisi dimdik, duvar gibi kayalara tırmanabilen bir keçi türüdür. 

Tırnak altlarının pürüzlü olması ve ayaklarının altındaki yumuşak yastıklar bu canlıların çevik hareketlerini kolaylaştırır. 

Ancak bu keçi türünü ilginç kılan asıl nokta sahip oldukları şaşırtıcı kimya bilgileridir. 

İsimleri Farsçada ilaç anlamına gelen bir kelimeden türemiş olan Bezuar keçileri kendi kendilerini tedavi etme konusunda uzmandırlar.

Bezuar keçisini yılan ısırdığında keçi, yüzlerce bitkinin içinden sütleğen bitkisini bulur ve onu yer

çok ilginçtir ki sütleğenin içindeki sıvıda öforbon maddesi vardır ve bu, kana karışınca yılanın zehirini etkisiz hale getirir!!!

Şaşırtıcı olan şey, keçinin günlük otlamalarında bu bitkiyi asla yememesi, sadece yılan ısırdığında yemesidir

bu keçi kendini nasıl tedavi edeceğini nereden bilir? 

Deneme yanılmayla doğru bitkiyi öğrense bunu gelecek kuşaklara nasıl aktarabilir?

Bezuar keçisi, tesadüf diye bir şeyin olmadığına, Allah'ın üstün yaratmasına en önemli delillerden biridir..




7 Nisan 2014 Pazartesi

İMAM-I AZAM'DAN NASİHATLER



Hadîs-i Şerîf:
 Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: "Hakîki mücâhid, nefsine karşı cihad edendir." 
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî:7 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim

İMAM-I AZAM'DAN NASİHATLER


İmam-ı Azam Hazretleri'nin oğlu Hammad'a -eğer tatbik edilirse- dünya ve âhiret bahtiyarlığına eriştirecek vasiyetleri:
1.    Allâh'tan kork, âzâlarını günahlardan koru ve takva sahibi ol. Allâh'ın kulu olduğunu bilerek onun emirlerini yerine getir.
2.     Amel etmek için muhtaç olduğun ilmi daima tahsile çalış, cehaletten kurtul.
3.  Dinine ve dünyana faydalı olacak kimselerle arkadaşlık yap,
4.  Nefsine rıfk ve adaletle davran, zulmetme.
5.  Müslüman veya zimmî; hiç kimseye düşmanlık ve eziyet etme.
6.  Allâh'ın sana verdiği mal, mülk ve makama kanaat et.
7.  İnsanlara muhtaç olmamak için çalış.
8.  İnsanların sana hürmet nazarıyla bakmasını arzu etme.
9.  İzni olmaksızın kimsenin işine karışma.
10.   İnsanlarla karşılaştığında selâm ver; onlara az, güzel ve tatlı söz söyle; iyi insanları sev, kötü insanları idare et.
11.  Allâh'ı çok zikret ve Resûlullah'a (s.a.v.) da çok salavat getir.
13. Her gün muhakkak Kur'ân-ı Kerîm oku, sevabını Peygamber Efendimiz'e (s.a.v.) bağışla.
14.  Bütün sırlarını gizle.
15.  Komşuna iyilik yap ve onlardan gelen eziyetlere sabret.
16.    Ehl-i Sünnet vel-Cemaat mezhebine sımsıkı sarıl, ona göre amel et, cehalet ve dalalet ehlinden uzaklaş.
17.  Her işte niyetin daimâ halis olsun, helal yemeye gayret et.
18.   Sıhhatli iken Allâh'ın azabından korktuğun gibi onun rahmetinden de ümidini kesme ve;
19.  Ölüm hastalığında Allâhü Teâlâ'nın merhametinden ümidli ol.
Hicrî:7 Cemâziyelâhir 1435  •Fazilet Takvim




6 Nisan 2014 Pazar

CAFER-İ SÂDIK HAZRETLERİNDEN (K.S.)



Hadîs-i Şerîf;
 Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular:"Âlimlere ikram ve hürmet ediniz."
(Hadîs-i Şerîf, Kenzü 'l-Ummâl)
Hicrî:6 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim

PEYGAMBER EFENDİMİZ (S.A.V.) BUYURDULAR:


Alimlerden başka insanların hepsi ölüdür; amel edenlerden başka, bütün alimler uykudadırlar.
Bütün amel edenler aldanmışlardır muhlisler (ihlas ile amel edenler) hariç. Muhlisler de büyük bir tehlike üzerindedirler.

CAFER-İ SÂDIK HAZRETLERİNDEN (K.S.)

"Takvâdan daha faziletli azık, sükût etmekten daha güzel bir şey, cehâletten daha zararlı bir düşman, yalandan daha büyük bir hastalık yoktur."
"Bir kardeşinden sana kötülük gelir, hakkında fenâ bir söz söylerse sakın üzülme. Şayet onun dediği doğru ise, yaptığının cezası dünyada iken verilmiş, âhirete kalmamış olur. Eğer dediği gibi değilse, çalışmadan elde ettiğin bir sevab olur."
"Kötü biriyle arkadaşlık eden belâdan kurtulamaz, kötü yerlere giden töhmet altında kalır, diline sahip olamayan pişman olur." "Bir kimse sahip olduğu malının ve hoşuna giden şeylerin devamlı olmasını isterse "mâşâallâh lâ kuvvete illâ billâh" desin." "İbâdetler ancak tevbe ile kabul olunur. Zira Allâhü Teâlâ (Tevbe Sûresi, 112.) âyet-i kerîmesinde "Tevbe edenler, ibadet edenler" buyurarak önce tevbeyi sonra ibadeti zikretmiştir." Yani evvelâ küfürden sonra da günahlardan, riyâdan tevbe etmeli; sonra da ibadet ile meşgul olmalıdır; önce İslâm, sonra ibadettir.

MUTFAĞIMIZ:................ SEBZELİ KEK (7 Kişilik)
Malzemeler: 1,5 su bardağı un, 1 yumurta, 1,5 çay bardağı sıvı yağ ve süt, 1 tane orta boy soğan, 2 tane orta boy patates, 2 tane biber, 1 tane
domates, yarım kabak, 1 küçük kâse lor peyniri, 1 tutam maydanoz, kabartma tozu ve tuz.
Yapılışı: Soğan, patates, biber, kabak, maydanoz ve domates ince ve küçük küçük doğranır, tuzu atılır. Yumurta, süt, un ve kabartma tozu ile hamur hazırlanıp doğranan malzemeler ile karıştırılır. Bir tepsiye veya kek kalıbına konulur, üzerine susam serpilir. 170 derece fırında pişirilir.
Hicrî:6 Cemâziyelâhir 1435   •Fazilet Takvim