11 Nisan 2013 Perşembe

ÖZÜR DİLEYECEĞİN SÖZÜ SÖYLEME



Hadîs-i Şerîf, :  “Özür dilemek zorunda kalacağın bir şey yapmaktan sakın.” (Hadîs-i Şerîf, Hâkim, el-Müstedrek)
Hicrî: 1 Cemâziyelâhir 1434   •Fazilet Takvim

ÖZÜR DİLEYECEĞİN SÖZÜ SÖYLEME


Sahâbeden Hz. Sa’d bin Ubâde (r.a.) oğluna “Daha sonra özür dileyeceğin sözü ve işi terk et. Muhakkak insan yaptığı hayırlı işten dolayı özür dilemez.” demiştir.

Emevî Halîfesi Ömer bin Abdülazîz, Meymûn bin Mihrân'a bir tavsiyesinde şöyle dedi:
“Benden şu sözleri al ve sakla:
Bir iyiliği emretmek için yahut münkerden nehyetmek için de olsa sultanla arkadaşlık etme,

Kur’ân okutmak için de olsa bir kadınla baş başa kalma,

Sıla-i rahmi terk edenle dost olma, zira senden de alâkasını keser.

Ertesi gün özür dileyeceğin sözü söyleme.

Zünnûn-i Mısrî (k.s.) şöyle buyurdular:

Üç şey kemâl; olgunluk alâmetlerindendir:

1. Konuşmadan önce sözünü tartmak
2. Daha sonra özür dilemek gereken şeyi söylememek.
3. Sefîhe (hafif akıllıya) cevap vermemek.

MÜ’MİN, MÜNÂFIK VE KÂFİRİN MİSALİ

Abdullâh bin Mesûd Hazretleri buyurdular ki:
“Mü’min, münâfık ve kâfirin misâli şu üç kişinin hâline benzer ki onlar bir vadiye gelmişlerdir. Vadiyi sel basacaktır ve karşıya geçmeleri gerekmektedir.
Onlardan birisi hemen yol alarak geçer.
Sonra diğeri yola girer, vadinin yarısına geldiğinde arkada kalan arkadaşı ona “Nereye gidiyorsun, helâk olacaksın orada, hemen buraya, başladığın yere geri dön.” der.
Geçmiş olan ise ona, “Haydi, kurtuluş buradadır, buraya gel.” der. O, bir ardına, bir ileriye bakar ve bu sırada gelen selde boğularak helâk olur.
İşte onlardan vadiyi geçmiş ve kurtulmuş olan, mü'mindir.
Ortada bir ileri bir geri giden münâfıktır ki, onun hakkında “İmân ile küfür arasında mütereddit bir haldedir ne mü’minlere, ne kâfirlere, ikisi arasında bocalar dururlar...” buyrulmuştur. (Nisâ sûresi, âyet 143)
Geride kalan da kâfirdir. 
Hicrî: 1 Cemâziyelâhir 1434   •Fazilet Takvim


10 Nisan 2013 Çarşamba

ZEKÂT KİMLERE VERİLİR KİMLERE VERİLMEZ



Hadîs-i Şerîf, :  “Bir kimse sıkıntıda olan bir şahsa kolaylık gösterirse Allâhü Teâlâ da o kimseye dünyâda da, âhirette de kolaylık ihsân buyurur.” (Hadîs-i Şerîf, Sahîh-i Müslim)
Hicrî: 29 Cemâziyelevvel 1434   •Fazilet Takvim

ZEKÂT KİMLERE VERİLİR KİMLERE VERİLMEZ


Bir Müslüman zekâtını;
Kendi babası yahut baba ve ana taraflarından büyük babaları,
Anası yahut ana ve baba taraflarından büyük anaları,
Kendinin evlâdı ve evlâdının evlâdına veremez.

Diğer akrabasına vermek caizdir. Belki akrabasında muhtaç kimse varsa onlara vermek daha iyidir.

Akrabasından önce kardeşleri, sonra onların evlâtları, sonra amca ve halaları, sonra dayı ve teyzeleri, sonra diğer akrabası, sonra komşuları, sonra mahallesi ve sonra beldesi fakirlerine vermesi daha faziletlidir.

Karı kocadan birisi zengin diğeri fakir olursa zengin olan fakir olana zekâtlarını vermeleri caiz değildir.

Bir kimse bir fakirden alacağını ona zekât olarak vermek isterse şöyle yapmalıdır:

Fakire malının zekâtından o kadar miktar verip o fakir aldıktan sonra borcu için geri verir. Yoksa, böyle etmeyip, senin şu kadar borcunu zekâtım için sana verdim deyip o borçlu fakir de “Kabul ettim” demekle malının zekâtını ödemiş olmaz.

CEMÂZİYELÂHİR AYI İCTİMA‘I, RU’YET VE BAŞLANGICI

Hicrî Kamerî 1434 yılı Cemâziyelâhir ayı ictimâ‘ı bugün (10 Nisan Çarşamba) Türkiye saati ile 12.36’dadır.
Ru’yet ise yarın  (11 Nisan Perşembe) günü Türkiye saati ile: 03.47’dedir.
Hilâl’in görüldüğü yerler: Kuzey Amerika Kıtasının tamamı, büyük okyanusun orta ve kuzey kesimi, Endonezya Malezya, Japonya, Avustralya’nın kuzey eyaletleri, Japonya, Çin ve Hindistan ile Asya ve Avrupa kıtaları.
Hilal; Türkiye, Almanya, Avusturya, Mısır, Fas, Cezayir, Tunus ve Arap yarımadasından görülemeyecektir.
Hilâlin görüldüğü günü takip eden (11 Nisan Perşembe) günü de Cemâziyelâhir ayının 1’i olmaktadır.
Hicrî: 29 Cemâziyelevvel 1434   •Fazilet Takvim



8 Nisan 2013 Pazartesi

Bahar Alerjisi



Bahar Alerjisi


 

Bahar alerjisi, özellikle bahar aylarında çimen, ağaç, tahıl, ot, çiçek ve bazı mantarların polenleri tarafından oluşturulan alerji şeklidir. Bu alerjenlere, alerjisi olanlar veya şikâyetleı olanlar, mümkünse böyle yerlerden uzaklaşmalı, eğer bu mümkün olmuyorsa anti-histaminik ilaç alabilirler. Ancak ilaçlar alerjik hastalıkları tamamen yok edemezler, sadece belirtilere baskı yapabilirler. Bahar alerjisinde doktor kontrolünde aşı tedavisi (Immunoterapi) daha etkili bir seçenek olabilir.
Bahar alerjisine yakalananlarda en sık görülen belirti hapşırmadır. Sonrasında burun tıkanıklığı, burun akıntısı, geniz akıntısı, gözlerde sulanma ile beraber kaşıntı ve yaşarma, öksürük, nefes darlığı, boğaz ağrısı, damak kaşıntısı bazen de ciltte kaşıntı ve kızarıklıklar gibi belirtirler sıralanabilir. Soğuk algınlığından farkı 3-5 günde geçmeyip uzun süre devam etmesidir.
Genelde bahar aylarında yaygınlaşan bu hastalık önce burunda başlar. Havayolunun ilk ve en önemli organlarından biri olan burnun, hava ile ilk karşılaşması sebebiyle gösterdiği belirtiler “alerjik rinit” olarak isimlendirilir. Bahar alerjisi aynı zamanda, saman alerjisi ve alerjik rinit ile aynı anlamda kullanılır. Bu hastalığın alerjik olmayan şekli olduğu gibi, yıl boyu ve mevsimsel şekli de vardır.
Alerjik rinit, hastaları sosyal ve psikolojik yönden etkileyip vücut dirençlerinin bozulmasına sebep olabiliyor. Bazen basit nezle şeklindeki hafif seyreden bu hastalık, önemsenmeyip zamanında tedavi edilmezse ilerleyen dönemlerde astıma sebep olabiliyor.

Ev tozu alerjisi

Alerji hastalığının bir diğer şekli de ev tozu alerjisidir. Evdeki tozlara karşı aşırı duyarlılık, bu hastalığın temel sebebi sayılır. insanın yaşadığı ve çalıştığı ortamda toz ve nem tutan her türlü eşya alerjiyi tetiklemeye sebep olabilir. Özellikle tüylü ve yünlü eşyalarda, halılarda, koltuklarda, kıyafetlerde tetikleme oranı daha fazladır.
Ev tozu alerjisinin diğer adı “akar” alerjisidir. Akarlar deri döküntüleri ile beslenirler ve gözle görülmezler. Dolayısıyla akar alerjisi görülen insanların en fazla vakit geçirdiği yatağını, yastığının kılıflarını sık sık temizlemeli veya değiştirmelidir. Bununla beraber ev ortamının havalandırılması ve güneşlendirilmesi, tozlarının alınması, halıların temizlenmesi, gereksiz ve kullanılmayan ve toz barındıran eşyaların ortadan kaldırılması gerekir.

10 maddelik alerjiden korunma yolları:

1. Evin içindeki nemli ve tozlu ortamları temizleyin.
2. Evinizde tüylü hayvan ve polenli bitki beslemekten kaçının.
3. Tüylü ve yünlü eşyalar yerine pamuklu ve sentetik olanları tercih edin.
4. Havayolu alerjileri içinde en zararlılarından biri olan Sigara dumanı; sigara içilen ortamlarda özellikle çocukları çok etkilediğinden, bu konuda daha duyarlı olun.
5. Alerjenlerden korunmak için, polenlerin yoğun olduğu dönemlerde ev ve arabanızın camlarını fazla açık tutmayın. Bu tür ortamlarda gezerken maske kullanın.
6. Beden temizliğinize dikkat edin, düzenli olarak el ve yüzünüzü yıkamaya ehemmiyet gösterin.
7. Sıkıntı ve stres alerjiyi tetiklediğinden, içinizi rahat ettirecek faaliyetler yapın.
8. Ev kaloriferli ise üzerine nemli bir şey koyup buhar yapmasını sağlayın.
9. Evde veya arabada klima kullanılıyorsanız, filtresini sık sık temizleyin.
10. Burun, göz ve ağzınızın etrafındaki polen ve toz partikürlerini temizlemek için, günde en az 5 defa abdest almaya özen gösterin.
İnsan ve Hayat Dergis




Sarımsaktaki Ambalaj Mucizesi



Sarımsaktaki Ambalaj Mucizesi


Sarımsaktaki Ambalaj Mucizesi

Hepimiz sarımsağın hastalıkları etmedeki mucizesini biliyoruz. Sarımsak, birçok hastalık için tamamlayıcı tedavi ve doğal bir antibiyotik olarak kullanılıyor. Bu özelliklerinin yanında doğal ambalajıyla da bizi hayrete düşürüyor.
Sarımsağın kabuğundaki ambalaj mucizesini görmeme vesile olan hadise, sarımsak ticareti yapan bir firmanın karşılaştığı problem neticesinde bize gelmesiyle oldu. Bu firma, alışveriş merkezinde sarımsağın ambalajlanması ile ilgili problemle karşılaşmış. Bu hususta çözüm bulmamız için bize geldi. Kabul edilebilir her türlü masrafı ödemeye razı idi. Çünkü müşteriler bu durumdan son derece şikâyetçi olmuşlar.
Bu satıcının ürettiği, vakumlu (havası alınmış) halde paketlenmiş sarımsaklar, zamanla solunuma devam ederek gaz oluşturmuş. Ambalajdan sonra oluşan bu gaz, ambalajın balon gibi şişmesine sebep oluyormuş. Bu durumdaki sarımsakları müşteriler “bozulmuş” diye satın almıyorlarmış. Biz de bu konu üzerinde çalışma yapma kararı verdik.
ilk önce sarımsak depolama konusunda araştırma yapılması gerekiyordu. Sarımsak için gaz geçirgenliği olan bir ambalaja ihtiyaç duyulduğu ortaya çıktı. Bu sayede içeride oluşan gaz, şişkinliğe sebep olmadan ambalajdan çıkarılmış olacaktı.
ikinci aşamada araştırmaları biraz derinleştirdik. Sarımsağın kendi doğal ambalajı olan kabuğu incelemekte fayda vardı. Sarımsağın kendi kabuğunda 6-7 ay bozulmadan muhafaza edilebildiği zaten biliniyordu. Yapacağımız ambalaj, sarımsağın kendi kabuğuna benzer bir ambalaj olmalı idi.
Bunun için, bir baş sarımsağı aldık ve incelemeye başladık. Sarımsağın kendi ambalajının daha koruyucu olduğunu fark etmek uzun sürmedi.
Elimizde adeta tek kullanımlık paketli bir ambalaj vardı. O paketi açınca da içindekiler bozulmuyordu. Çünkü sarımsağın her bir dişi, ayrıca kendi içinde paketlenmiş halde idi. Bunları buzdolabında saklamaya da gerek yoktu. Sarımsağın serin yerde durması ve solunumun yavaş olması için gerekli şartlar da hazırdı. Çünkü sarımsağın kabuğu beyaz renkte olduğu için ışığı toplamıyor, aksine yansıtıyordu ve içinde koruduğu diş sarımsakların ısınmasını engelliyordu. Dolaylı olarak bu yansıtma, solunum hızını yavaşlatıyordu. Kabuğu içeride biriken gazı dışarıya salıyor, ancak dışarıdan içeriye hava ve su almıyordu.
Üstteki zarı hata ile soyulsa bile, bütün dişler oksijenle temas edip hemen sararmıyordu. Birkaç kat kabuk ve bunların arasında hava olması, içerideki her bir diş sarımsağı darbelerden koruyor, zedelenmesini engelliyordu. Böylece sarımsağın ömrü uzuyor, dokusunun zedelenmesi önleniyor ve sarımsak kokusunun oluşumu azalıyordu. Hele bütününe baktığımızda ortadaki sap, bütün sarımsak dişlerinde biyokimyasal faaliyetler sonucu oluşan gazların, baca misali uzaklaşması için yaratılmıştı sanki.
Bunları gördükten sonra 1-2 diş sarımsağı bile soymaktan imtina ederek, marketten soyulmuş sarımsak alanlara anlam veremedik. Soyulmuş sarımsağa ambalaj yapmak yerine, doğal haliyle satışa sunmak ve bunu satın almak en mantıklı çözüm olarak karşımızda duruyordu. Sarımsağın doğal ambalaj ve paketleme sistemini keşfetmeden, ambalaj oluşturulmaya çalışılmıştı. En sonunda anladık ki en iyisi sarımsağa hiç dokunmamak.
Hepimiz, sarımsağın hastalıkları tedavi etmedeki mucizesini biliyoruz. Sarımsak, birçok hastalık için tamamlayıcı tedavi ve doğal bir antibiyotik olarak kullanılıyor. Bu özelliklerinin yanında doğal ambalajıyla da bizi hayrete düşürüyor.
İnsan ve Hayat Dergisi


7 Nisan 2013 Pazar

HANIMLARLA İYİ GEÇİNMEK



Hadîs-i Şerîf,:
 “Sizin en hayırlılarınız, hanımları hakkında ahlâkça en güzel olanınızdır.”
(Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî: 26 Cemâziyelevvel 1434   •Fazilet Takvim

İMANIN ŞUBELERİNDEN: HANIMLARLA İYİ GEÇİNMEK


Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.):

“Kadınlarınıza hayırla emrediniz. Zira onlar din ve dünya işlerinde sizin yardımcılarınızdır.” buyurdular. 

Kişinin zevcesine ikramı da imanın bir şubesidir.

 “Mü’minlerin imanca en kâmili ahlâkı en güzel olanı ve ehline, ailesine en lütufkâr bulunanıdır.” buyurmuşlardır.

Kadınlar ile geçinmek erkekler ile geçinmekten daha güçtür. Zira onlar daha zayıf ve daha nahîftirler.

Erkeğin zevcesinden gelecek ezaya tahammül etmesi, Resûlullâh Efendimiz’e uyarak öfkelendiğinde halîm davranması güzel ahlâktandır. 

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) kadının iffet ve nezâhetini şüphe ve fitnelerden nasıl muhâfaza edileceğine irşâd ederek buyurmuşlardır ki:

“Sizden bir adam bir kapalı yerde mahremi olmayan bir kadınla, baş başa yalnız bulunmasın.”

Hz. Âişe vâlidemiz şöyle buyurdular:

“Vallâhi Resûlullâh aleyhisselâmın eli -mahremi olmayan- hiçbir kadının eline aslâ değmemiştir.

NÜKTE: AT SAHİBİNİN ZEKASI


Adamın atı çalınmıştı. Çalınan atını görünce davacı oldu ve hırsızla hâkimin huzuruna çıkartıldılar.

Atın sahibi, isbat edebilmek için hayvanın bir gözünün kör olduğunu söyledi ve atın başına bir mendil örtüp hangi gözünün kör olduğunun hırsızdan teşhisini istedi.

Hırsız, hayvan kendisinin olmadığından gelişi güzel “Sağ gözü lekelidir...” deyince sahibi;

“Bu hayvanın iki gözü de sağlamdır ve at benimdir deyince atın davacıya ait olduğu anlaşıldı.


BEYİT:

Kendi kendine ettiğin âdem
Bir yere gelse îdemez âlem. 
Adlî (Sultan İkinci Bayezîd)
İnsanın kendi kendisine ettiğini dünya bir araya gelse edememez.
Hicrî: 26 Cemâziyelevvel 1434   •Fazilet Takvim


6 Nisan 2013 Cumartesi

Kendini Allah'a Satan Çocuk



Kendini Allah'a Satan Çocuk


وعن الشيخ عبد الواحد بن زيد قدس سره قال بينما نحن ذات يوم فى مجلسنا هذا قد تهيأنا للخروج الى الغزو وقد امرت اصحابى بقراءة آيتين فقرأ رجل من مجلسنا { ان الله اشترى من المؤمنين أنفسهم وأموالهم بأن لهم الجنة } اذ قام غلام فى مقدار خمس عشرة سنة او نحو ذلك وقد مات ابوه وورثه مالا كثيرا فقال يا عبد الواحد بن زيد { ان الله اشترى من المؤمنين انفسهم واموالهم بان لهم الجنة } فقلت نعم حبيبى فقال انى اشهدك انى قد بعت نفسى ومالى بان لى الجنة فقلت له ان حد السيف اشد من ذلك وانت صبى وانى اخاف عليك ان لا تصبر او تعجز عن ذلك فقال يا عبد الواحد ابايع الله بالجنة ثم اعجز اشهد الله انى قد بايعته او كما قال رضى الله عنه قال عبد الواحد فتقاصرت الينا انفسنا وقلنا صبى يعقل ونحن لا نعقل فخرج من ماله كله وتصدق به الا فرسه وسلاحه ونفقته فلما كان يوم الخروج اول من طلع علينا فقال السلام عليك يا عبد الواحد فقلت وعليك السلام ربح البيع ان شاء الله ثم سرنا وهو معنا يصوم النهار ويقوم الليل ويخدمنا ويخدم دوابنا ويحرسنا اذا نمنا حتى اذا انتهينا الى دار الروم فبينما نحن كذلك اذا به قد اقبل وهو ينادى واشوقاه الى العيناء المرضية فقال اصحابى لعله وسوس هذا الغلام واختلط عقله فقلت حبيبى وما هذه العيناء المرضية فقال قد غفوت غفوة فرأيت كأنه قد اتانى آت فقال لى اذهب الى العيناء المرضية فهجم بى على روضة فيها بحر من ماء غير آسن واذا على شاطئ النهر جوار عليهن من الحلل ما لا اقدر ان اصفه فلما رأيننى استبشرن بى وقلن هذا زوج العيناء المرضية فقلت السلام عليكن أفيكن العيناء المرضية فقلن لا نحن خدمها واماؤها امض امامك فمضيت امامى فاذا انا ينهر من لبن لم يتغير طعمه فى روضة فيها من كل زينة فيها جوار لما رأيتهن افتتنت بحسنهن وجمالهن فلما رأيننى استبشرن وقلن والله هذا زوج العيناء المرضية فقلت السلام عليكن أفيكن العيناء المرضية فقلن وعليك السلام يا ولىّ الله نحن خدمها واماؤها فتقدم امامك فتقدمت فاذا انا بنهر من خمر وعلى شط الوادى جوار انسيننى من خلفت فقلت السلام عليكن أفيكن العيناء المرضية قلن لا نحن خدمها واماؤها امض امامك فمضيت فاذا انا بنهر آخر من عسل مصفى امامى فوصلت الى خيمة من درة بيضاء وعلى باب الخيمة جارية عليها من الحلى والحلل ما لا اقدر ان اصفه فلما رأتنى استبشرت بى ونادت من الخيمة ايتها العيناء المرضية هذا بعلك قد قدم قال فدنوت من الخيمة ودخلت فاذا هى قاعدة على سرير من ذهب مكلل بالدر والياقوت فلما رأيتها افتتنت بها وهى تقول مرحبا بك يا ولى الله قد دنا لك القدوم علينا فذهبت لاعانقها فالت مهلا فانه لم يأن لك ان تعافنى لان فيك روح الحياة وانت تفطر الليلة عندنا ان شاء الله تعالى فانتبهت يا عبد الواحد ولا صبر لى عنها قال عبد الواحد فما انقطع كلامنا حتى ارتفعت بنا سرية من العدو فحمل الغلام فعددت تسعة من العدو قتلهم وكان هو العاشر فمررت به وهو يتشحط فى دمه وهو يضحك ملئ فيه حتى فارق الدنيا ولله در القائل

تفسير روح البيان في تفسير القرآن/ اسماعيل حقي (ت 1127 هـ) مصنف و مدقق

Babamın bana anlattığına göre Abdülvahid b. Zeyd Diyor ki : Bir gün ben yine şurada oturuyordum.O sırada savaşa çıkmak üzere hazır bekliyorduk.Arkadaşlarıma o haftanın Pazartesi sabahı hazır olmalarına dair emir verdim.Bu arada biri meclisimizde şu ayeti okudu :

إِنَّ اللّهَ اشْتَرَى مِنَ الْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَالَهُم بِأَنَّ لَهُمُ الجَنَّةَ
 يُقَاتِلُونَ فِي سَبِيلِ اللّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِي التَّوْرَاةِ وَالإِنجِيلِ وَالْقُرْآنِ وَمَنْ أَوْفَى بِعَهْدِهِ مِنَ اللّهِ فَاسْتَبْشِرُواْ بِبَيْعِكُمُ الَّذِي بَايَعْتُم بِهِ وَذَلِكَ هُوَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

“Allah müminlerden malları ile canlarını cennet karşılığında satın almıştır.Allah yolunda savaşırlar, ölürler ve öldürürler.Bu Allah ın üzerine bir borçtur.Gerek Tevrat’da, gerek İncil’de, gerek Kura’an da Allah yolunda çarpışanlara Cennet vereceğini vaat etmiştir.Allah dan daha çok ahdini yerine getiren kim olabilir ? O halde O’nunla yaptığınız bu alış verişten ötürü sevininiz.Gerçekten bu büyük bir başarıdır.” ( Tevbe suresi, ayet : 111 ).


Bu ayetin okunuşu bitince mecliste bulunan on beş, on altı yaşlarında bir çocuğun ayağa kalktığını gördük.Çocuğun babası ölmüş ve kendisine zengin bir miras bırakmıştı.Bana dönerek : “Ya Abdülvahid, Allah müminlerden malları ile canlarını Cennet karşılığında satın almış mıdır ?” diye sordu.Kendisine, “Evet !” diye cevap verince ; “Ya Abdülvahid, o halde karşılığında Cennet i almak üzere malım ile canımı Allah a sattığıma seni şahid tutuyorum !.” dedi

Kendisine ; “Öyle diyorsun ama, kılıç senin bu sözünden daha keskindir.Sen henüz çocuksun.Bu yüzden bu satışın şartlarına dayanamayıp ilerde sıkılacağından korkarım!” deyince bana şu cevabı verdi:

“Ben mi Allah a cennet karşılığında canım ile malımı satacak ve sonra bu alış verişin şartlarına dayanamayacağım.Seni şahid tutarım ki, şu anda kendimi Allah'a satıyorum ! ”

Çocuğun bu ateşli sözleri karşısında kendimizi küçümseyerek aramızda ; “Bu çocuk yapar da biz nasıl olur da yapamayız ?” diye konuştuk.


Çocuk gerçekten atı, silahı ve şahsi nafakası dışında kalan tüm mallarını dağıtıverdi.Sefere çıkacağımız gün , buluşacağımız yere ilk gelen kimse oldu.Bana selam verdi, bende selamını aldıktan sonra ona ; “Alış verişin kazançlı olsun !” dedim

Sefere çıktık, o da aramızda idi, gündüzleri oruç tutuyor ve geceleri kalkıp ibadet ediyordu.Bu arada bize hizmet ediyor, hayvanlarımızı gözetliyor ve yatınca başımızda nöbet tutuyordu.


Sınırı aşıp Bizans topraklarına girdiğimiz sıralarda bir gün ; “Ah, Ayna Merdıyye’yi ne kadar özledim !” diye bağıra bağıra bize doğru geldiğini gördük.Arkadaşlarım ; “Her halde bu çocuk bir şeytan vesvesesine uğradı veya aklını oynattı!” dediler.

Nihayet yanımıza gelince ; “Ya Abdülvahid, Ayna Merdıyye’nin hasretine dayanamıyorum !” diye feryad etti.Kendisine, “Sevgili yavrum, bu Ayna Merdıyye dediği kimdir ?” diye sorunca konuşmaya başlayıp şunları anlattı:

- Şu yakınlarda bir ara biraz uyumuştum.Şöyle bir rüya gördüm.Adamın biri yanıma gelip bana ; “Seni Ayna Merdıyye’ye götüreceğim!” dedi.Elimden tutup yola çıkardı, bir süre sonra berrak sulu bir nehrin yanında bulunan bir bahçeye varmıştık.Nehrin kenarında elbise ve süslerin güzelliğini anlatamayacağım çok sayıda Cennet hurileri vardı.Beni görünce sevinç içinde ; “İşte bakın Ayna Merdıyye’nin kocası geldi!” dediler.Onlara ; “Allah ın selamı üzerine olsun, Ayna Merdıyye aranızda mı ? ” diye sordum.Bana, “Hayır, aramızda yok.Biz onun hizmetçileri ve köleleriyiz.Yürü ilerde onu göreceksin” diye cevap verdiler.


Az yürüyünce ilerde ortasında süt ırmağı akan gayet güzel bir bahçe ile karşılaştık.Bu bahçede de çok sayıda huriler vardı.Onları görür görmez güzelliklerine vuruluyordum.Onlar da beni görünce sevinç içinde ; “Vallahi, işte Ayna Merdıyye’nin kocası geldi!” dediler.Kendilerine, “Allah ın selamı üzerinize olsun, Ayna Merdıyye aranızda mı ? ” diye sorunca bana, “Selam, senin de üzerine olsun, ey Allah ın dostu ;! Biz hepimiz onun hizmetçileri ve köleleriyiz.Yürü ilerde onu göreceksin.” Diye cevap verdiler.

Bir süre daha yürüyünce ilerde karşıma bir vadinin yanından akan bir şarap nehri çıktı.Burada da daha önce gördüklerimi bana unutturacak kadar güzel birçok Cennet hurisi gördüm.Kendilerine ; “Allah ın selamı üzerinize olsun. Ayna Merdıyye aranızda mı” diye sorunca bana ; “Hayır, yok.Bizler onun hizmetçileri ve köleleriyiz.Yürü onu ilerde göreceksin !” diye cevap verdiler.

Az ilerde içinde saf bal ırmağı akan bir bahçe ile karşılaştım.Bu bahçede de daha önceki gördüklerimin tümünü aklımdan alan güzellik ve alımlılıkta bir çok cariyeler vardı.Kendilerine ; “Allah ın selamı üzerinize olsun, Ayna Merdıyye aranızda mı ?” diye sorunca bana ; “Ey Allah ın dostu, bizler onun cariyeleriyiz.Yürü, onu ilerde görürsün.” Diye cevap verdiler.

Bir süre daha yürüyünce ilerde karşıma içi boş bir inci şeklinde çadır çıktı.Çadırın kapısında anlatamayacağım derecede güzel kılıklı ve parlak takılı bir cariye duruyordu.Beni görünce çadıra dönerek büyük bir sevinç içinde ; “Ey Ayna Merdıyye, işte eşin geldi!” diye seslendi.


Çadıra girince Ayna Merdıyye’yi bir sedirde oturur buldum.Sedir altındandı ve inci ile yakut takmalı idi. Ayna Merdıyye’yi görür görmez aklım başımdan gitti.Bu arada o bana dönerek; “Hoş geldin, ey Allah ın dostu, bize geleceğin gün yaklaştı !” dedi.Ben onu öpmeye kalkışınca bana “Dur beni öpeceğin zaman daha gelmedi.Çünkü sen hala hayat ruhu taşıyorsun.İnşallah, bu akşam iftar bizde açarsın!” dedi.Tam bu sırada uyanıverdim.İşte , ya Abdülvahid, bu Ayna Merdıyye’nin özlemine dayanamıyorum.”

Aramızda bu konuşma henüz sona ermişti ki , ansızın bir düşman birliğinin saldırısına uğradık.Hemen biz de karşı saldırıya geçtik.O delikanlı da ön safta döğüşüyordu.Dokuz kafiri öldürdüğünü tespit ettim, onuncusunda kendisi yere düştü.Yanına vardığımda kanlar içindeydi, bununla birlikte yüzü gülüyordu ve az sonra bu haldeyken dünya hayatından ayrılıverdi.