10 Kasım 2012 Cumartesi

Kurban Bayramı'ndan Hatıralar





25,10,2012- 07,11,2012


27,10,2012

28,10,2012

























Düven


29,10,2012



Tosya Kösen Çayırı Gölet












30,10,2012 Geyikli Camii (Tosya Çakırlar yolu)











31,10,2012





02,11,2012      Türkeli
Bozkurt


03,11,2012   (Tosya Yeşilgöl)














04,11,2012



05,11,2012











06,11,2012


07,11,2012








"SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

9 Kasım 2012 Cuma

Soğanlı Yaylası’nda Süleyman Efendi Hazretleri




Toros Yaylalarında Bir Ziyaret Durağı Soğanlı Yaylası


Toros Yaylalarında Bir Ziyaret Durağı Soğanlı Yaylası

Yol bilmez, iz bilmezler için çok zor Toroslar’ın yaylaları. Bir rehber olmadan asla. Biz de rehber eşliğinde sizler için çok merak ettiğiniz bu yaylaları gezmeye çalıştık. Kim vardı buralarda, kimler gelmiş, nasıl şenlenmişti bu yaylalar? İzler vardı buralarda, daha taptaze. Biz de bu izleri takip ettik. Karar verdik, bir izden gitmeye, zamanın imkânsızlıklarında mücadele verilen ulaşılmaz yerleri görmeye, bu hasreti bir nebze gidermeye, izlerin yerlerini görmeye…

Devrin zor şartlarında ilim okutmak için mesafeler kat edilir, akıl almaz külfete katlanılır bazen. Dağ bayır, ova çayır, taş tepe demeden bir şeyleri öğretmenin derdine düşülür. Bunca fedakarlık ve feragat, insanlara hakiki ilmi dosdoğru aktarmanın verdiği mesuliyetin ağırlığından olsa gerek. Ki, hiçbir güç, şart ve imkânsızlık bu mesuliyetten daha ağır değildir. İşte, Süleyman Hilmi Tunahan Hazretleri (k.s) devrin baskılarından uzaklaşarak talebe yetiştirmek niyetiyle İstanbul’dan ayrılır. Toros Dağları’nın zirvesinde 2300 rakımlı Soğanlı Yaylası’nda yörük çadırlarında ders okuttuğu zor zamanların yolculuğu başlar. Ve bu gezimiz onu anlatır.

Rehber olmadan asla…

Pazar sabahı ailecek yola çıktık. Yollar çoğunlukla stabilize olduğundan aracınızın altının yüksek olması gerekir. Günübirlik bir ziyaret olacağından önemli bir hazırlık yapmadık diyebilirim, bir miktar yiyecek içecek ve yanınıza bir parça kalın giysi almakta fayda var. Ne de olsa 2300 rakıma çıkacağız. En önemli hazırlık bir rehber ayarlamaktır ki Mevla rast getirdi.
Rehberimiz emekli bir öğretmen Musa Zengin. Kendisi yörük, bütün araziyi avucunun içi gibi biliyor, hem de hatıralarıyla. Rehberimizi Ayvagediği Yaylasından aldıktan sonra Mersin’in yaylalarını bir bir geçerek ilerliyoruz.

Ayvagediği, Değirmendere, Kızılbağ, Değnek, Tırtar.. Tırtar’dan sonra asfalt yol bitiyor. Kokar çeşmede 5 dakika mola, rakım 1500. Birazdan Dümbelek Boğazı’ndan zirveye 2300 rakıma tırmanacağız. Sağlı sollu ardıç ağaçlarıyla kaplı dimdik zikzaklı yolda zorlu bir tırmanışın ardından Dümbelek Boğazını aşıyoruz. Son bir kaç ardıç ağacı da geride kalıyor. Artık önümüzde uçsuz bucaksız bozkırlar uzanıyor, derken ilk yörük çadırları da görünmeye başlıyor. Stabilize yoldan toprak yola sapıyoruz. Yer yer öbek öbek yerleşmiş çadırlar görüyoruz araları birer ikişer kilometre aralıklı.

Arkamızda büyük bir toz bulutu bırakarak ilerliyoruz. Toprak yol sık sık ikiye ayrılıyor, birbirine çok benzeyen tabelası olmayan dar toprak yollar. Bu yolların her biri bir yörük ailesinin çadırlarına doğru gidiyor. Rehberimiz sağdan devam et, soldan devam et şeklinde yolu tarif ediyor. Artık cep telefonları da kapsama alanı dışında.

İlk durak: Cumayeri

Deve dikeni, kantaron otu, keven, kekik ve adını bilmediğim çeşit çeşit kır çiçekleri ile kaplı irili ufaklı tepelerin arasında kıvrıla kıvrıla ilerliyoruz. Bazı tepelerin üzerinde üst üste yığılmış büyük taşlar görüyoruz.
Bunların yörüklerin sınır taşları olduğunu belirtiyor rehberimiz. Her yörük ailesi hayvanlarını bu sınırların içinde tutmak zorunda. 15 km kadar bu şekilde yol aldıktan sonra Dudaklı Yörüklerinin çadırlarına ulaşıyoruz. Hilal şeklindeki kayalıkların ortasında tabii bir koruma alanına yerleşmiş 10 kadar çadırdan oluşan bu oba Soğanlı Yaylası’na 8 kilometre mesafede Cumalık Yaylası’nda bulunuyor.

Dedeleri Dudaklı Mehmed Ağa Süleyman Efendi Hazretlerini bir müddet çadırında misafir etmiş. Dudaklı yörükleri Süleyman Efendi Hazretleri’nin en çok birlikte kaldığı iki yörük ailesinden birisi.
Yurdumun saf ve temiz mini mini yörük çocukları bize etrafı gezdiriyor. Kuzular, oğlaklar, civcivler… İkram edilen mis gibi ayranı içtikten sonra Cumayeri’ne doğru yola çıkıyoruz. İlk tepeyi aşınca Cumayeri önümüzde uzanıyor. Etrafı hafif tepelerle çevrili ılık kuytu bir mevki, yeşil düz bir alan. Cumayeri denilmesinin sebebi, Süleyman Efendi, yörükleri toplayarak burada bir avlu çevirtmiş ve bu muhitte ilk defa Cuma namazı kıldırmaya başlamış. Bu sebeple buraya Cumayeri veya Cumalık Alanı, civarına da Cumalık Yaylası denilmiş.

Yolun sağında eski bir mandıra kalıntısı duruyor. Çatısı olmayan mandıranın duvarları ise sapasağlam duruyor. Cumalık alanının sağ tarafında yerden bir pınar kaynıyor. Önünde minik göletler var, muhtemelen hayvanlar da istifade etsin diye. Öğle namazını kılmak üzere pınarın suyundan abdest alıyoruz. Su o kadar soğuk ki ellerimiz donuyor. Öğle namazını Cumayeri’nde kıldıktan sonra Soğanlı’ya doğru devam ediyoruz.

Parola “Boz deve”

Beş kilometre kadar yol aldıktan sonra Soğanlı’ya ulaşıyoruz. Yolun sağında 150 metre kadar içeride kayalıkların altında Süleyman Efendi’nin ders okuttuğu iki göz yeri ziyaret ediyoruz. Sarı kantaron otları her yeri kaplamış. Diğer yerlerde bu kadar yoğun görmediğimiz şifa kaynağı kantaron otlarının burada özellikle yoğun olması manidar.
Buranın sağında ve solunda iki tepe var. Süleyman Efendi bu tepelere birer nöbetçi koyarmış. Ellerinde beyaz bir bayrak, gelen olursa parola “boz deve göründü” imiş. Buradaki manevi havayı bir müddet teneffüs edip yolumuza devam ediyoruz. 300 metre  kadar ilerde soğanlı kuyusu var. Buz gibi suyu yüzeye 1 metre mesafede olan bu kuyu civarında Avcılar Yörükleri kalırmış. Süleyman Efendi Hazretleri Soğanlı Yaylası’nda daha çok Avcılar Yörükleri ile kalmışlar.Avcılar Yörükleri’nin dedeleri Mevlüt Ağa Süleyman Efendi için ayrı bir çadır kurdurmuş.

Dibek taşının hikayesi

Hala orada bulunan dibek taşının bir de hikayesi var. Rehberimiz bu hatırayı şöyle naklediyor: Bir Cuma günü Karaman tarafından bir yörük grubu hayvanları ile buraya gelmişler. Yörüklerin hayvanlarının arpa ekili tarlalara girmesi nedeniyle Avcılar Yörükleri ile aralarında kavga çıkmış. Kalabalık olan bu grup Avcılar Yörüklerinin gençlerinden birkaçını ciddi şekilde yaralamış. Bu arada Süleyman Efendi Hazretleri olayı haber alıp hemen oraya gelerek dibek taşının üzerine çıkmış ve bir ezan okumuş. Bunun üzerine kavga bitmiş. Oradaki kuyuya daha önce Kanlı kuyu derlermişler. Süleyman Efendi Hazretleri daha sonra kuyunun ismini Soğanlı kuyusu olarak değiştirmiş.

Üçgöz Mağarası: Ders ve zikir

Soğanlı kuyusunun buz gibi suyundan içip biraz dinlendikten sonra Soğanlı yaylasındaki son ziyaret yeri olan Üçgöz Mağarası’na doğru yola çıkıyoruz. Biraz ilerden sağa saparak kayalıklara doğru devam ediyoruz. Aracımızın biraz zorlanarak ilerlediği, hafif kayalıklı ve yolu olmayan tepeciği aştıktan sonra küçük bir dağın eteğinde duruyoruz. Dik kayalardan  oluşan küçük bir dağın eteğindeyiz. Bundan sonra yaya olarak ilerliyoruz. 200 metre kadar yamaca tırmanışın ardından mağaranın girişine ulaşıyoruz.

Mağaranın en önemli özelliği girişinin uzaktan kesinlikle belli olmaması. Önüne konulmuş işaretler olmasa bulmak imkânsız denebilir. Mağaranın girişi aşağı doğru dik uzanıyor. Ardıç dalları ve kayalarla merdiven benzeri dolgular konulmuş. Mağaranın sağında küçük, solunda ise geniş bir alan var. Mağara ismini tepesinde bulunan 3 delikten alıyor. Zira bu üç delikten içeri süzülen güneş ışığı içeriyi gündüz gibi aydınlatmış.

Toroslara Veda

Süleyman Efendi Hazretleri’nin kitaplarını muhafaza ettiği, zaman zaman ders okuttuğu ve geceleri zikir ile meşgul olduğu Üçgöz Mağarası Soğanlı Yaylasındaki son durağımız. Süleyman Efendi Hazretleri, Soğanlı Yaylası’na gelirken İstanbul’dan trenle Ayrancı’ya gelir oradan Çat Köyüne, Çat Köyünden de Soğanlı Yaylası’na ulaşırlarmış. Biz Soğanlı Yaylasına farklı bir istikametten, Mersin yaylaları üzerinden ulaştık. Vasıtayla bile şimdi zor gelinebilen bu yerlere Süleyman Efendi Hazretleri 1933 yılında hiçbir vasıta olmadan gelip ilim, ders ve hizmet için hiçbir fedakârlığı esirgememişler. Hatıralarıyla dolu bu yaylalara yaptığımız duygu yüklü gezimizi burada tamamlayıp geliş istikametimiz üzere tekrar dönerken, ziyaret ettiğimiz yerleri birer birer geride bırakarak, Soğanlı Yaylası’ndan biraz da mahzun olarak ayrılıyoruz.
İnsan ve Hayat Dergisi


TESBİH KULLANMAK




“Peygamber Efendimiz (s.a.v.) tesbihi parmaklarıyla sayardı.” (Hadîs-i Şerîf, Sünen-i Tirmizî)
Hicrî: 23 Zilhicce 1433   • Fazilet Takvim



TESBİH KULLANMAK

Resûlullâh Efendimiz (s.a.v.) “Tesbîh, tehlîl ve takdîse devam ediniz. Gaflete düşüp de Tevhîd kelimesini de zikretmeyi unutmayın ve onu parmaklarınızla sayınız. Zira onlar da sorulacak ve konuşturulacaklardır.” buyurdular.

Ashâb-ı Kirâm tesbîhleri ve zikirlerini çekirdekler ve ufak taşlarla sayarlardı. Hz. Safiyye (r.anhâ) vâlidemizin dört bin çekirdek ile zikrettiği nakledilmiştir.

Resûlullâh Efendimiz’in azadlılarından Ebû Safiye’nin bir sepeti olup onun içerisindeki ufak taşlar ile zikrini yapardı.

Sa’d bin Ebî Vakkâs çakıl taşları veya çekirdekler ile zikrini sayardı.

 Hz. Hüseyin’in kerîmesi Fâtıma zikirlerini düğüm attığı iple sayardı.

Ebû Hüreyre hazretlerinin de bin düğüm attığı bir ipi vardı ki onunla tesbîhini tamamlamadan uyumazdı.

Ebû’d-Derdâ hazretleri bir kesede acve hurması çekirdekleri taşır, namazdan sonra onları tek tek çıkararak bitinceye kadar her birinde tesbîhini okurdu.

Cüneyd-i Bağdâdî, Abdülkâdir-i Geylânî, Bişr-i Hâfî gibi evliyânın büyükleri de tesbih kullanmışlardır. Nice evliyanın vefâtlarından sonra tespihlerinin kendi kendine zikrettiği rivâyetleri kitaplarda geçmektedir.

Hz. Alî; “Tesbîh ne güzel hatırlatıcıdır.” buyurdu.

Önceki ve sonraki İslâm âlimlerinden hiç birisi tesbih de bir kerâhet görmemiştir. Çoğu da yaptıkları zikirde -ne kadar çok yapsalar da- adedi gözetirlerdi.

Hasan-ı Basrî hazretlerinin elinde tesbih gördüler de “Siz bu mertebeye gelmişken hâlâ tesbihle mi sayıyorsunuz?.” dediler. O da “Allâh’ı kalbimle, elimle ve dilimle zikretmeyi severim.” dedi.

İmâm Suyûtî (r.h.) şöyle buyurdu:
Tesbih, zikrin devamlılığına yardımcı olur. Zira onu her gördüğünde zikir âleti olduğunu bilirsin ve o da seni zikre sevkeder. Allâh’ı zikrin devâmına sebep olan şey, ne güzel şeydir.

Parmaklarla tesbîhi saymak, -eğer adedinde hata yapmayacak ise- tesbihten daha fazîletlidir. Eğer adedde hata ihtimali varsa tesbihle saymak daha fazîletlidir.
Hicrî: 23 Zilhicce 1433   • Fazilet Takvim



  }حَدَّثَنَا مُحَمَّدُ بْنُ عَبْدِ الْأَعْلَى بَصْرِيُّ حَدَّثَنَا عَثَّامُ بْنُ عَلِيٍّ عَنْ الْأَعْمَشِ عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ عَنْ أَبِيهِ عَنْ عَبْدِ اللَّهِ بْنِ عَمْرٍو قَالَ رَأَيْتُ النَّبِيَّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَعْقِدُ التَّسْبِيحَ بِيَدِهِ قَالَ أَبُو عِيسَى هَذَا حَدِيثٌ حَسَنٌ غَرِيبٌ مِنْ هَذَا الْوَجْهِ مِنْ حَدِيثِ الْأَعْمَشِ عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ وَرَوَى شُعْبَةُ وَالثَّوْرِيُّ هَذَا الْحَدِيثَ عَنْ عَطَاءِ بْنِ السَّائِبِ بِطُولِهِ وَفِي الْبَاب عَنْ يُسَيْرَةَ بِنْتِ يَاسِرٍ عَنْ النَّبِيِّ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَتْ قَالَ رَسُولُ اللَّهِ صَلَّى اللَّهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ يَا مَعْشَرَ النِّسَاءِ اعْقِدْنَ بِالْأَنَامِلِ فَإِنَّهُنَّ مَسْئُولَاتٌ مُسْتَنْطَقَاتٌ{ 

{   Peygamber (s.a.v) parmaklarıyla mı tesbih çekerdi?

- Abdullah b. Amr (r.a.)’den rivâyete göre, şöyle demiştir: “Peygamber (s.a.v), tesbihi parmaklarıyla çekerdi.” (Nesâî, Sehv: 17; İbn Mâce, İkamet-üs Salat: 27)

� Tirmizî: Bu hadis A’meş’in, Atâ b. Sâib’den rivâyeti olarak bu şekliyle hasen garibtir. Şu’be, Sevrî bu hadisi Atâ b. Sâib’den uzun bir şekilde rivâyet etmiştir. Bu konuda Yüseyre binti Yâsir’den rivâyet edilmiştir. Rasûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Ey Kadınlar topluluğu parmaklarınızla tesbih çekiniz. O parmaklar da mes’uldür ve şâhidlik yapmak üzere konuşturulacaklardır.”
  }

Hadis Tirmizi