17 Nisan 2012 Salı

Eşine kızınca!..


www.ward2u.com




Eşine kızınca!..

 

 

Peygamberimiz bir gün eşi Hz. Aişe’ye şöyle dedi:

 
Ya Aişe, ben senin benden memnun veya kızgın oldugun zamanları bilirim.”
Hz. Aişe hayret etmişti:

“Ey Allah!ın Resulü bunu nasıl bilirsin?

 Benden razı ve memnun oldugunda ‘Muhammed’in Rabbi hakkı için’ dersin. Bana kırgın oldugun zamanda ‘İbrahim’in Rabbi hakkı için’ dersin. Adımı anmazsın.

 Peygamberimiz eşinin kendisiyle muhattap oluşunda bile onun kendisiyle bir probleminin olup oladıgını anlayacak incelikteydi.
 

Peygamberimizin bu sözleri karşısında Hz. Aişe dedi ki:
 

Evet ya Resulallah öyledir. Ama ben hiçbir zaman sevginizi gönlümden çıkarmam!

..

Evliliği Sarsan Yanlışlar !





Evliliği Sarsan Yanlışlar !


Sevginin belli bir süresi yoktur, aksine sevgi yıllar geçtikçe daha da çoğalmakta, sağlamlaşmakta ve derinleşmektedir.

Yeter ki karşımızdakinin sevgisini kazanmanın yollarını bilelim ve sevgiyi yok edecek hatta nefrete dönüştürecek yanlışlardan kaçınalım. Bunlar da çok küçük şeylerde gizli, bize önemsiz gözüken tavır ve sözler aslında en büyük sevgilerin yahut nefretlerin nedenidir. Öyleyse bir bakın, eşinize karşı yaptığınız şu yanlışlar nasılda evliliğinizi sarsmaktadır:

1. Eşinin kişiliğine karsı ağır eleştiri de bulunma: Eşinin kişiliğini küçük düşürücü, onur kırıcı sözler sarf etmek sevgiyi zedeler. “Sen hep böylesin, hep beceriksizsin” suçlamalarına sitemkâr ve biraz da hakaret içeren “Hep kendi bildiğini okudun. Beni dinlemedin.” sözleri suçlayıcı eleştirilerdir.

2. Eşlerden birinin kendisini terapist yerine koyması: ‘Senin hasta olduğunu biliyorum, nedenlerini de biliyorum. Senin ne zayıflıkların var hepsini keşfettim, ne yapman gerektiğini söylüyorum, beni dinlesen doktora filan da ihtiyacın olmaz’ gibi sözler doğru değildir. Eş ne kadar bilgili, tecrübeli olursa olsun kendini doktor yerine koymamalıdır.

3. İşi yokuşa sürme: Günün birinde eşlerden birinde olumlu bir değişiklik olmuştur veya gittikleri doktor dinlenilmiş ve kişi olumsuz bir davranışından vazgeçmiştir. Diğeri ise “On yıldır sana söyledim; ama beni dinlemedin, başkası deyince daha mı kıymetli oluyor?” biçimindeki konuşmalar eşi üzen ve geriye döndürebilecek tarzdadır.

4. Genellemede bulunma: Eşinize bir kalıp biçerek o kalıba sokan ifadeler kullanmak, onu kötü bir fiille damgalamak da büyük hatalardan biridir. “Ben senin için değiştim, sen benim için hiçbir şeyden vazgeçmedin. Çok bencilsin…” sözleri evliliği yıpratır.

5. Eşinin aklını okuma: Çiftler arasında diyalog tek taraflı olmaya başladığında eşler birbirlerine mesafe koymaya başlarlar. Sürekli iğnelemeler, kavgalar, atışmalar artık kadın ve erkeği kendi dünyasına itmiştir. Erkek de kadın da kendi dünyasında eşiyle konuşmaya baslar. Kafalarında kurdukları şeyler zaman zaman birbirlerinin hareketlerine yorumlar çıkarmaya neden olur. “Senin ne demek istediğini biliyorum. Ben senin bakışından anlarım.” gibi sözlerle esinin mimik ve hareketlerinden anlamlar çıkarılmaya başlanılır.

6. Kendini hep haklı görme: Hatalar, yanlışlıklar iki taraftan da kaynaklandığı halde kim daha haklı, adeta “mahkeme” kuruluyor.

7. Konuşurken sözlerin kesilmesi ve ses tonunu yükseltilmesi: İletişimde en önemli husus konuşan insanı sonuna kadar dinlemek, çok gerekliyse aralara girmektir. Dinlemek, anlamak ve kendimizi anlatmamız gerekiyor. Bunun yolu da saygıyla dinlemek, ses tonunu yükseltmemektir.

8. Geçmişi hatırlatma: Evlilik hayati boyunca insanların olumsuz hatıraları olmuştur. Kavgalar, tartışmalar, atışmalar ya da unutulan anlar, yapılan yanlış davranışlar olagelmiştir. Evlilik hayati boyunca bu kötü hatıraların eşler tarafından tekrar tekrar ısıtılarak ortaya konulması ilişkileri zedeler.

Dünyada Bir Kaç Koca Değiştirmiş Olan Kadın, Cennette Onların En Güzel Ahlaklısının Eşi Olacaktır:

برنامج Avast بنسختيهAnti Virus Internet bsm.gif



 

Dünyada Bir Kaç Koca Değiştirmiş Olan Kadın, Cennette Onların En Güzel Ahlaklısının Eşi Olacaktır:

 

Tezkire adlı eserinde Kurtubî’nin… Malik’ten rivayet ettiğine göre Hz. Ebubekir’in kızı Esma, kocası Zübeyr’i babasına şikâyet etmiş; babası Ebu-bekir de ona şöyle demiş: “Ey kızcağızım, sabret. Zübeyr iyi bir adamdır. Belki o, cennette de senin kocan olacaktır.

Bana ulaşan bir’rivayette anlatıldığına göre bakire bir kadınla evlenen bir adam, cennette de o kadınla evlenecektir. Ebubekir b. Arabi, bunun garip bir hadis olduğunu söylemiştir.

Ebü’d-Derdâ ile Huzeyfe b. Yeman’dan rivayet olunduğuna göre dün­yaya (birkaç koca değiştirmiş olan) kadm, ahirette son kocasıyla beraber ola­caktır En güzel ahlaklısıyla beraber olacağına dâir bir haber de rivayet edil­miştir.

Ebubekir en-Necc^d… Humeyd b. Enes’ten rivayet etti ki; Ummü Habibe, Hz. Peygambere şöyle sormuş:

Ya Rasûlallah! Dünyada eş değiştirmiş olan bir kadm, ahirette hangi kocasıyla beraber olacaktır?

— Dünya da kendisiyle beraberken en güzel ahlaklısı hangisi ise ahiret­te ona eş olacaktır. Ey Ümmü Habibe! Güzel ahlak, dünyanın da ahiretin de altınıdır.”

Ümmü Seleme’den de buna benzer bir rivayette bulunulmuştur.

Doğrusunu noksanlıklardan münezzeh olan Yüce Allah daha iyi bilir. Dönüş O’nadir.

Ölüm ve Ötesi – İbni Kesir

Peygamberimizin Hz. Aliye Evlilik öğüdü !





Peygamberimizin Hz. Aliye Evlilik öğüdü !

Özellikle yeni evlenen ve evli olanların bu hadisi şerifleri hıfz (ezber) etmeleri kendilerini birçok sıkıntıdan kurtarıp dünya ve ahıret saadetine nail olmalarına vesile olacaktır.

Hazret-i Fâtıma-tüz-zehrâyı “radıyallahü teâlâ anhâ” hazret-i Alîye “radıyallahü teâlâ anh” tezvîc (nikah) etdiklerinde buyurdukları vasıyyetleri beyânındadır.

Hazret-i Alî “radıyallahü teâlâ anh” rivâyet eder.
Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” buyurdular ki:

* Yâ Alî! Gelini kendi evine götürdüğün zemân çorabını ayağından çıkar. Ayağını yıka. O suyu evin bütün köşelerine saç. Böyle yapınca Allahü tebâreke ve teâlâ hazretleri senin evinden yetmiş dürlü fakîrliği dışarı çıkarır. Yetmiş dürlü bereketi evine dâhil eder. Yetmiş rahmeti sana nâzil kılar. O gelin ile ve onun bereketi evin köşelerine erişir. O gelin delilikden ve diğer hastalıklardan emîn olur.

* Yâ Alî! Gelini ilk hafta yoğurt yimekden ayran yimekden sirke ve ekşi yimekden men’ et! Hazret-i Alîkerremallahü vecheh” “Yâ Resûlallah! neden ötürü bu şeyleri vermemem gerekdirdiye sordu. Buyurdu ki: (Ondan dolayı ki turşu ve yoğurt ve ayran rahmde evlâd olmasına mâni’ olur. Evde bir hasır olması doğurmayan kadından iyidir.) Hazret-i Alî dedi ki: Yâ Resûlallah! Sirkenin illeti nedir. Buyurdu ki: (Sirke yiyen kadının hayzı zahmetli olur ve temizliği uzar. Keşenç yimek hayzı karında habs eder. Eğer Hak Sübhânehü ve teâlâ hazretleri bir evlâd verirse doğumu zor olur. Ammâ ekşi elmâ yimek hayz kanını keser. Onun ardından başka hastalık zuhûr eder.)
Sonra Resûlullah “sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem” hazretleri buyurdu ki:

* Yâ Alî ayın evvelinde ortasında ve sonunda ehline yakın olma ki o hanımda ve o evlâdda cüzzam ve dîvânelik (delilik) ve pislik olmasından korkulur.

* Yâ Alî! Ehline asr (ikindi) nemâzından sonra yakın olma. Eğer Allahü tebâreke ve teâlâ bir evlâd nasîb ederse ahvel (şaşı) olur ve şeytân şaşı evlâda sevinir.

* Yâ Alî! Ehline yakınlık (cima) etdiğin vakit çok konuşma ki eğer bir evlâd olursa yiyici olur. Avret yerine bakma. Sohbet (cima) esnâsında gözünü yumma. Evlâda körlük getirir.

* Yâ Alî! Kendi ehline bir başka kadının şehveti ile yakın olma ki eğer bir evlâd olur ise muhannes (kadına benzeyen erkek) olur. Kadınlara benzemeye çalışır.

* Yâ Alî! Cünüb olduğun zemân kat’i olarak Kur’ân-ı azîm-üş-şânı okumayasın ki korkulur ki gökden bir ateş inip seni yakar. Cünüb hâlde sohbet (cima) etme. Senin bir su kabın ehlinin bir su kabı olsun. Ayrı ayrı su kapları ile temizleniniz. Eğer bir su kabından ikiniz yıkansanız şehvet şehvet üzerine düşer (tekrar cima ederseniz). Aranıza düşmanlık düşer. Korkulur ki talâk ve iftirâka müncer olur. 
* Yâ Alî! ikiniz de ayakda iken sohbet (cima) etmeyiniz eşekler böyle yapar. Eğer çocuk olur ise döşeğe bevl (idrar) eder.

* Yâ Alî! Ehlinle bayram geceleri buluşma! Eğer çocuk olur ise altı parmağı veyâ dört parmağı olur.

* Yâ Alî! Ehlinle meyve ağacı altında buluşma ki eğer çocuk olur ise kâtil olur kan dökücü olur. Halka zulm eder.

* Yâ Alî! Ay ışığında (Açık havada ay ışığının altında) ehline yakın olma. Meğer bir yerde örtünülmüş olasın. Eğer bir çocuk olursa fakîrlikden ömür boyu kurtulamaz.

* Yâ Alî! Ezân ile ikâmet arasında ehline yakın olma ki eğer bir çocuğunuz olur ise kan dökmeğe hevesli olur.

* Yâ Alî! Hanımın hâmile olduğu zemân abdestsiz ona yakın olma. Eğer çocuk olursa kör gönüllü ve bahîl (cimri) elli olur.

* Yâ Alî! Şa’bânın ortasında Berât gecesi ehline yakın olma eğer aranızda bir çocuk olursa derisinde tüylerinde ve yüzünde kötü nişânlar olur.

* Yâ Alî! Hanımına bacısının (baldızının) şehvetiyle yakınlık etme ki eğer bir çocuk olursa hırsız olur ve halkın felâketi onun eli ile olur.

* Yâ Alî! Ehline etrâfında dıvâr olmıyan damda yakın olma ki eğer aranızda bir çocuk olursa münâfık ve mürâi mübtedî’ (bid’at sâhibi) ve kumarbâz olur.

* Yâ Alî! Sefere çıkacağın gece ehline yakın olma ki eğer bir çocuk olursa malını harâm yerlere harc edici olur. Sonra meâl-i şerîfi “Malını saçıp dağıtanlar şeytânın kardeşleridir” âyet-i kerîmesini okudular.
(İsrâ sûresi 27.ci âyet-i kerîmesi.)

* Yâ Alî! Üç günlük seferden geldiğin gecesi ehline yakınlık etme. Bir çocuk olursa zâlim olur.

* Yâ Alî! Pazartesi gecesi ehline yakınlık edersen aranızda bir çocuk olursa hâfız-ı Kur’ân olur. Allahü tebâreke ve teâlâ hazretlerinin kısmetine râzı olur.

* Yâ Alî! Salı gecesi ehline yakınlık edersen çocuk hâsıl olursa mü’min olur ve iyi huylu olur. Rahîm gönüllü (yumuşak kalbli) cömert elli yalandan bühtândan ve gıybetden temizlenmiş dilli olur.

* Yâ Alî! Perşembe gecesi ehline yakınlık et ki eğer çocuk olur ise hikmeti çok hakîm olur. Ve ilmi çok âlim olur ki ilmi ile âmil olur. Perşembe günü öğleden evvel ehline yaklaşsan eğer aranızda bir çocuk olursa aslâ şeytân ona ölene kadar yaklaşamaz. Dünyâda ve âhıretde selâmetde olur. Eğer Cum’a gecesi ehline yakınlık edersen bir çocuk olur ise Kâri-i Kur’ân olur. Veyâ hatib olur. Veyâ Vâiz olur. Eğer Cum’a günü hanımına yakınlık edersen bir çocuk olursa âlim olur. Dindârlığı ile ma’rûf ve meşhûr olur. Eğer Cum’a gecesi îşâ (yatsı) nemâzından bir sâat sonra ehline yakınlık edersen eğer bir çocuk olursa ebdallar (velîler) cümlesinden olur.

* Yâ Alî! Ehline gecenin evvel sâatinde (başında) yakınlık etme ki eğer bir çocuk olursa câdı ve kâhin olur. Dünyâyı âhıret üzerine tercîh eder.

* Yâ Alî! Benim vasıyyetlerimi ezberle ki Allahü teâlânın izni ile sana fâide versin.

Kaynak :  (Menakıb-ı Çihar-ı Yari Güzin)

Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (v. 1826) -kuddise sirruh-'tan:)den Nasihatler


Besmele Gifleri



Mevlânâ Hâlid-i Bağdâdî (v. 1826) -kuddise sirruh-'tan:)den Nasihatler

Sana Allâh'a tâati ve takvâ üzere bulunmanı, nerede olursan ol, insanlara ezâ ve cefâ vermemeni, özellikle Harameyn-i Şerîfeyn'de daha fazla titiz davranmanı tavsiye ederim.

Gıybetini yapsalar dahî sen kimsenin gıybetini yapma.

Hiç kimsenin dünya malından bir şey alma.

Şerîatın alınmasını helal kıldığını al ve onu hayır yollarda harca.

Mümin kardeşlerin aç ve yoksul durumda bulunurken, şehvetin için harcama yaparak lezzetlenme.

Kesinlikle yalan söyleme.

Hiç kimseyi hakîr görme.

Hiç kimseden nefsinin üstün olduğunu düşünme.

Kalbî ve bedenî ibâdetlerde, tüm kuvvetini sarf et.

Bunun yanında nefsine "Hiçbir zaman makbul olacak hayır işlemedim." düşüncesini kabul ettir. Çünkü ibâdetlerin rûhu niyettir. Niyet ise ancak ihlâs ile mümkündür.

Senden daha büyük olanlara ihlâs gerekirse sana nasıl gerekmesin. Allâh Teâlâ'ya yemin ederim ki; annem beni doğurduktan bugüne kadar, Allâh katında makbûl ve mûteber olup hesabı sorulmayacak bir tek hayır işlediğime inanmıyorum.

Eğer kendi nefsini bütün hayır işlerde iflâs etmiş olarak görmüyorsan bu, cehâletin en son noktasıdır.

Eğer iflâs etmiş olarak biliyorsan Allâh'ın rahmetinden de ümitsiz olma.

Velîlerin nazarında günahkâr insan, yaralı bir kuş gibidir. Ona fayda verecek olan, öfke, şiddet ve kabalık değil; şefkat ve merhametle dolu nasîhattir. Zîrâ maksat ıslahtır; cezâlandırmak değildir. Bu sebeple Hak dostlarının îkâz ve öğütte bulunurken taşıdıkları hissiyât, hastahânede hastaların arasında dolaşan müşfik bir doktorun şifâ tevzî ederken sâhip olduğu hâlet-i rûhiyeye benzer. Lâkin bu gönül doktorlarının hastalara şefkatle tedâvî çâreleri sunmaları, bir kalbî eğitim ve öğretim netîcesindedir. Bu eğitimin özü, mânevî terbiyedir.

Mânevî hastalıklar karşısında bizler de eğitime muhtâcız. Bu da ancak Hak dostlarının himmet, îkâz ve nasîhatlerinden hisse alıp intibâha (uyanmaya)gelmekle gerçekleşebilir.

16 Nisan 2012 Pazartesi

Faziletli Genç Olmak İçin





Faziletli Genç Olmak İçin


Genç sahabelerden ashab-ı kiramın önünde ve öncülerinden olan Hz. Muaz (r.a.) genç-ihtiyar herkese ama özellikle gençlere bir beyanatında şunları söylüyor:

Bana Rasûl-i Kibriya (s.a.v.) şu on mühim hususu tavsiye etti: Buyurdu ki:


• Öldürülsen ve yakılsan dahi Allah'a asla şirk koşma...

• Sana cazibeli vaadlerde bulunsalar dahi onlara aldanıp ana-babana karşı gelme.

• Kasten-bilerek bir farz namazı kesinlikle terk etme... Kim bunu yaparsa ondan Allah'ın himayesi uzak olur. Böyleleri daima huzursuz yaşar.

• Asla sarhoşluk veren içkilerden içme. Çünkü o, her kötülüğün anasıdır.

• İşlenilmesi günah olan şeylerden sakın... Çünkü günahların sebebiyle Allah (c.c.) sana haddini bildirir.

• Seninle beraber bulunanlar telef olsa bile, harbte, sakın cepheden kaçma.

• Cihad eden mücahidler tamamen şehid olsalar dahi sen (nöbet) yerinden ayrılma.

• Allah'ın sana verdiklerinden öncelikle evlad-u iyâline (eşine ve çocuklarına) harcama yap; sonra da çevreni sevindir.

• Terbiye edeceğim diye aman hâ çoluk çocuğunu dövme/dövme teşebbüsünde dahi bulunma.

• Çoluk-çocuğuna Allah'a isyan etmemeyi aşıla... İtaati öğret. Onlara örnek ve önder ol... (Ahmed bin Hanbel, Müsned.)





Gençler !

Nasihat deyince ilk akla gelenlerden biri de Hz. Lokman Hekim'dir. Kur'ân'da O'nun nasihatleri nakledilir.

 Hz. Lokman der ki:

• Seher vakti bir kısım câhil cühelalar uyurken, sen uyanık ol. Hakk'ı tesbih eden horoz, senden akıllı ve uyanık çıkıp da seni geride bırakmasın...

• Allah'a ortak/şirk koşma. Şirk, Allah'ın hakkını Allah'tan başkasına vermektir.

• Nefsini kötülüklerden koruyanı Allah da muhafazası altında bulundurur.

• Tevbeni geciktirme; çünkü, ölüm ansızın geliverir...

• Cehaletten sakın...

• Malını, şerefinden üstün tutma...

• İşlerinde orta yolu tut....

• Sözün düzenli olsun...

• Gıybet etme...

• Yalan konuşma...

• Güldüreceğim diye yalan hikâyelerle meşgul olma.

• Kendinle asla övünme...

• Mazluma yardım et... Zayıfa destek ol...

Hz. Lokman Hekim rahmetullahi aleyh'in daha nice öğütleri var. Onları öğret ve mucibince amel et ki, ömrün ve kazançların bereketlensin...

13 Nisan 2012 Cuma

İmtihan Dünyası






                                       İmtihan Dünyası


                 Şaka değil, gerçekten imtihandayız!


Herhangi bir resmî işe, üniversiteye girmek veya okulu bitirmek için mini mini imtihanlar için ter döker, kimi zaman, “hayat-memat/ölüm-kalım” meselesi yaparak ölesiye çalışırız. Bazen de imtihanı geçip geçemeyeceğimizin endişesini, heyecanını, korkusunu taşırız.

Bu yoğun çalışma ve duygusal yoğunluklar, istikbal içindir. İstikbal nedir ve nereye kadardır? Bulunduğumuz ömür dakikalarından ötesi, kabir kapısına dek olan süre istikbaldir. Bu, üniversite bittikten sonra en fazla 40-50 sene. Haydi 60 - 80 yıl olsun! Bu eğer istikbal ise; bizi bekleyen sonsuz mutluluk veya azap istikbal değil mi?

Dünyevî istikbal, göz açıp kapayıncaya kadar gelip geçtiğine göre, gerçek ve hiç bitmeyecek sonsuz istikbal bizi dünya imtihanlarından yüz bin kat daha endişelendirmeli, korkutmalı, heyecanlandırmalı veya çalıştırmalı değil mi?

Ama, biz hâlâ, oyunda, oynaştayız. Günümüzü gün ediyor, eğleniyoruz? Cennetle mi müjdelendik ki, neşemizden raksediyoruz? Yoksa, bütün bunlar şaka mı geliyor?

İmtihan; bilgi ve tecrübenin derecesini; bir de verilen sözün yerine getirilip getirilmediğini tespit işlevi görür. İlâhî imtihan, yüce ruhlar ile sefil ruhları birbirinden ayırır. Tıpkı, diploma almak veya işe girmek isteyenlerin ehil olup olmadıklarını tespit için imtihanlardan geçtikleri gibi; din de elmas ile kömür ruhlu insanları birbirinden ayırt eden bir mihenktir.

Elest Bezmi’nde, yani ruhlarımızın yaratılıp “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” hitabına muhatap olduklarında “Evet Sen bizim Rabbimizsin!” şeklinde verdiğimiz söz için imtihan dünyasına gönderildik. Halıkımızı, Rabbimizi tanıyacağımıza, ihsan ettiği sayısız nimetlere teşekkür edeceğimize dair verdiğimiz sözü/misakı yerine getirip getirmeyeceğimizin denenmesidir.

Melek ve hayvandan da üstün olacak ve pek aşağı derecelere düşebilecek duygular, özellikle “hür irâde” ile donatıldığımıza göre, elbette gelişip olgunlaşmamız için sınanarak imtihana tâbi tutulacağız. Dolayısıyla din/iman, hür irâde çerçevesinde bir imtihan, bir tecrübe, bir müsabaka, İlâhî bir teklif, bir tecrübedir.