قَال قَالَ اللّٰهُ تَعَالَى : اَلَٓا اِنَّ الظَّالِمِينَ فِي عَذَابٍ مُقِيمٍ. (سورة الشورى ، ٤٥)
الله تعالى شويله بيوردى ( مئالا ) : دقت أديك ! محققكى ظالملر ، ( آخرتده ) أبدى بر عذاب إيجنددرلر . "
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu –meâlen : ... Dikkat edin! Muhakkak ki zâlimler, (âhirette) ebedî bir azâp içindedirler.”
(Şûrâ Sûresi, âyet 45)
Hicrî: 26 Muharrem 1448 Fazilet Takvim
ALLÂHÜ TEÂLÂ, ZÂLİMLERİ HELÂK EDER -1
Hak Teâlâ Hazretleri, Hûd Sûresi’nin 116 ve 117. âyetlerinde, geçmiş ümmetlerin arasında, onları yeryüzünde fesat çıkarmaktan alıkoymaya çalışan kimselerin pek az bulunmuş olduğunu, onların dünyevî lezzetlere, varlıklara düşkün olup dînî vazifelerini yapmadıklarını bildirmektedir. Hem nefislerini hem başkalarını ıslah eden bir kavmi ise sadece bir zulüm sebebiyle helâk etmediğini beyan buyurmaktadır.
Şöyle tefsir edilmiştir: Ey Ümmet-i Muhammed! Sizden evvelki ümmetler arasında, yeryüzünde fesattan nehyeden (bozgunculuktan, kötülüklerden alıkoyan) ve insanları irşâda çalışan, güzel fikir, ilim, irfân ve fazilet sahibi zâtlar bulunmalı değil mi idi? Hâlbuki onların içinden ancak necâta (kurtuluşa) erdirdiğimiz pek az kimse, insanları fesattan, gayrimeşrû hareketlerden nehyetmişlerdi. İşte yalnız bunlar, necâta ermişlerdir.
Diğerleri ise emir ve nehyi terk etmiş, bu gibi dînî vazifeleri yapmaz olmuşlardı. Yani azınlıkta olan o kurtuluşa ermiş olanları dinlemeyip fesat yaparak veya kendileri yapmasa bile yapanları nehyetmeyi terk ederek kendilerine zulmetmiş oldular.
Ve o zulmedenler ise hâllerini ıslah etmediler, içinde bulundukları refaha, dünya varlığına, nefislerinin şehvetlerine uydular. Yalnız dünya malını elde etmeye çalıştılar, kulluk vazifelerini yerine getirmekten kaçındılar ve günahkâr kimseler oldular. Küfür ve isyan içinde kaldıkları için lâyık oldukları felâketlere kavuştular. Böylece kendi helâklerine sebep olmuş oldular.
Ve ey Resûl-i Zîşân’ım! Bir memleketin gerek idare eden ve gerek edilen ahalisi zulüm ve fesada meydan vermez, hem nefislerini hem de başkalarını ıslah ederlerse Kerîm ve Rahîm olan Rabb’in, o memleketi helâk edivermez. Birbirinin haklarına tecavüz etmedikleri, bilakis aralarındaki muâmelelerde istikâmetten, iyi hâlden ayrılmadıkları, alışverişlerinde doğruluğa riâyette bulundukları takdirde, onların ikametgâhları olan şehirlerini, Allâhü Teâlâ, bir zulüm ile helâk etmez.
(Devamı var)
Hicrî: 26 Muharrem 1448 Fazilet Takvim
SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder