قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَنْ مَاتَ فِي أَحَدِ الْحَرَمَيْنِ اِسْتَوْجَبَ شَفَاعَتِي وَجَاءَ يَوْمَ الْقِيَامَةِ مِنَ الْآمِنِينَ. (هب)
رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : كيم ، حرمين ( مكه ء مكرمه و مدينه ء منوره ) ، دن برنده وفات أدرسه ، شفاعتم اونه واجب اولور و قيامت كونونده ( هر تورلى قورقى و صقنتى دان ) أمين اولانلرله برابر حشرولونور . "
Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem, buyurdular: Kim, Haremeyn (Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere)’den birinde vefat ederse, şefâatim ona vacip olur ve kıyamet gününde (her türlü korku ve sıkıntıdan) emîn olanlarla beraber haşrolunur.”
(Beyhakî, Şuabü’l-Îmân)
Hicrî: 21 Muharrem 1448 Fazilet Takvim
EN BÜYÜK RÜTBE, HAREMEYN HİZMETKÂRLIĞI
1516 tarihinde Suriye ve Filistin, 1517 tarihinde Mısır ve ona tâbi olarak da Haremeyn idâresi, Osmanlı Devleti’ne intikâl ettiğinde Mekke Emîri Şerîf Berekât, oğlu Şerîf Ebû Nümeyy’i, Kahire’de ikameti esnâsında Yavuz Sultan Selîm Han’a göndererek ona tâbi olduğunu bildirmiştir. Yavuz Sultan Selîm Han, vezîri Pîrî Mehmed Paşa’ya şöyle anlatmışlar:
“Allâhü Teâlâ, beni, ecdâdımın ocağına padişah kılınca, Cenâb-ı Hakk’a yalvarıp yakardım. ‘Yâ Rabbi! Bana, Kâbe-i Muazzama’nın ve iki cihânın medâr-ı iftiharı (övüncü) Habîbin Muhammed Mustafâ sallallâhü aleyhi ve sellem’in mübârek Ravza-i Mutahharalarının bulunduğu Medîne-i Münevvere’nin süpürgeciliğini nasip et!’ diye yüzümü yere sürüp secdeye kapandım. Çok şükürler olsun ki Cenâb-ı Hak, beni bu saadete nâil eyledi.”
Arabistan kazaskeri Pîrî Paşa’ya bir gün Osmanlı âlimlerinden bazıları gelerek, ‘Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’ye Anadolu’dan kâdı göndermek münasiptir’ dediler. Paşa da bu meseleyi yazıp arz ettiğinde Yavuz Sultan Selim Han şöyle cevap verdi:
“Yeryüzünde İslâmiyet yayılalı 900 yıldan fazla oldu. Mekke-i Mükerreme, Harem-i İlâhî; Medîne-i Münevvere ise Peygamber Efendimizin (s.a.v.) tahtgâhıdır. Bu zamana kadar dışarıdan, onlara kâdı gönderilmiş midir? Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere padişahlığı, Kâinâtın Efendisi’nin evlâd-ı kirâmının ellerindedir. Ben, o memleketleri, asker ile varıp almadım. Onlar tam bağlılık, güzel edep ve lütuflarından, bana, itaat, iyilik ve olgunlukla bağlanıp saygı gösterdiler. Bu şerefin mükâfâtı bana lâzımdır. Gece gündüz Allâhü Teâlâ’ya şükür ve senâlar ederim ki, Mekke-i Mükerreme ve Medîne-i Münevvere’de bayram ve cuma günleri hutbelerde benim adımın okunması Hak Teâlâ’nın bana lütuf ve ihsanlarındandır. Bunun için Allâh’a ne kadar hamd ve senâlar etsem azdır. Bundan duyduğum saâdeti, bütün dünyanın padişahlığına değişmem. Bunun için Haremeyn-i Şerîfeyn halkına her ne çeşit gayret, iyilik, şefkat, yardım lâzım ise esirgeme. Fakat sakın ha sakın, oraların işlerine müdâhale etme.”
Hicrî: 21 Muharrem 1448 Fazilet Takvim
SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder