5 Ekim 2026 Pazartesi

RIDVÂN BEY’ATİ


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لَا يَدْخُلُ النَّارَ مَنْ شَهِدَ بَدْرًا وَالْحُدَيْبِيَةَ. (طس)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : ( آصحابمدان ) بدر حربنه و حديبيه مصالحصى ، نه قطلانلر ، جهنمه كيرمزلر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “(Ashâbımdan) Bedir Harbi’ne ve Hudeybiye Musâlahası’na katılanlar, Cehennem’e girmezler.”

(Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Evsat)

Hicrî:  24  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

RIDVÂN BEY’ATİ

 

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), Hicret’in altıncı senesi Zilkâde ayı başlarında Ashâb’ından 1400 kadar zat ile Medîne-i Münevvere’den çıkıp Mekke-i Mükerreme’ye hareket ettiler. Niyetleri sırf umre, yani Kâbe-i Muazzama’yı ziyaret idi. Zülhuleyfe’de ihrâma girdiler. Yola devam edip Hudeybiye’de konakladılar. Burada Peygamber Efendimiz (s.a.v.), maksatlarının harp olmayıp sırf Beytullâh’ı ziyaret olduğunu bildirmek üzere Hırâş bin Ümeyye’yi (r.a.), Kureyş’e elçi olarak gönderdiler. Ancak Mekke müşrikleri, onu öldürmek için hücum ettiler, araya girenler onu kurtardılar. Hırâş (r.a.), geriye dönüp vaziyeti arz etti.

Peygamber Efendimiz (s.a.v.), bu defa Hazret-i Osman’ı (r.a.), Kureyş’e elçi olarak gönderdiler. Kureyşliler, Hazret-i Osman’ı güzel karşıladılar, Kâbe’yi tavaf etmesini teklif ettiler. Ancak o, “Resûlullah tavaf etmedikçe ben de etmem.” diyerek reddetti. Bunun üzerine Hazret-i Osman’ı, tevkif ile göz hapsine aldılar.

Hazret-i Osman’ın Hudeybiye’ye dönmesi gecikince, şehit olduğuna dâir bir şâyia çıktı. Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Artık harp etmeden dönmeyiz.” buyurdular. İşte o vakit, Rıdvân Bey’ati vukû buldu. Şöyle ki Resûl-i Ekrem (s.a.v.) Efendimiz, bir ağaç altında oturdular. Ashâb-ı Kirâm’ın hepsi gelip, ölünceye kadar sabır ve sebât etmek ve aslâ firar etmemek üzere kendisine bîat ettiler. Peygamber Efendimiz, iki mübarek elini birbirine bağlayıp Hazret-i Osman tarafından da gıyâbında onun bîatini yaptı. Bu bîat haberi, Kureyş’e ulaştığında dehşete kapıldılar, hemen Hazret-i Osman’ı gönderdiler, sulh antlaşması yapmayı kabul ettiler ve Hudeybiye Sulhü yapıldı.

Fetih Sûresi’nin 10. âyet-i celîlesinde Rıdvân Bey’ati’nden şöyle bahsedilmektedir -meâlen-: “Şüphe yok ki sana bîat edenler, muhakkak, Allâh’a bîat etmişlerdir. Allâh’ın kudreti onların eli üstündedir. Artık kim (ahdini) bozarsa kendi aleyhine bozmuş olur. Her kim de Allah ile üzerine muâhedede bulunduğu şeyi yerine getirirse ona da (Allâhü Teâlâ), büyük bir mükâfât verecektir.”

Hicrî:  24  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

4 Ekim 2026 Pazar

İNSANIN SÖZÜ DE ÖZÜ DE DOĞRU OLMALIDIR


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : مَنْ عَادَ مَرِيضًا لَمْ يَزَلْ فِي خُرْفَةِ الْجَنَّةِ حَتَّى يَرْجِعَ. (م)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : حصطه زيارتنده بولونان كمسه ، زيارتندن دونونجيه قدار ( صنكى ) جنت ميولرى إيجنددر . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Hasta ziyaretinde bulunan kimse, ziyaretinden dönünceye kadar (sanki) Cennet meyveleri içindedir.”

(Sahîh-i Müslim)

Hicrî:  23  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

İNSANIN SÖZÜ DE ÖZÜ DE DOĞRU OLMALIDIR

 

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem şöyle buyurmuşlardır:

“Yalan söylemek, rızkın azalmasına; maîşet (geçim) sıkıntısına sebep olur.”

“Bir kul, yalan söylediği zaman, melekler, ondan çıkan kötü koku sebebiyle ondan bir mil uzaklaşır.”

Yalanın kötü bir ahlâk olmasından dolayı Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), “Allâh’ım, kalbimi nifaktan, amelimi riyâdan, lisanımı da yalandan temizle...” buyururlardı.

Müslümana, sıdk ve sadâkat yakışır. Yalancı bir kimseyi ne Allâhü Teâlâ sever ne de başkaları sever. Yalan, haramdır. Yalancı bir kimsenin insanlık bakımından hiçbir kıymeti olamaz.

Söylediği yalan sözleriyle halkı aldatan, yaptığı hileler ile ötekini berikini iğfâle çalışan kimse, pek büyük bir günahkârdır. Bir hadîs-i şerîfte buyurulmuştur ki: “Bize hıyânet eden, bizden değildir. Hile ve ikiyüzlülük denilen şeyleri yapanlar Cehennem’dedir.”

Hâsılı; insanın sözü de özü de doğru olmalıdır. Doğru olmayanlar için saâdet kapıları kapalıdır. İslâmiyet gibi hikmet ve hakîkat esasları üzerine kurulmuş bir dinde, doğruluğa aykırı bir şey, aslâ yer bulamaz.

NEFSİN TERBİYESİ

Din büyükleri ve evliyâullah daima nefislerinin tezkiyesi; kötü huylardan temizlenmesi için gayret etmişlerdir. Ashâb-ı Kirâm’dan Abdullâh bin Selâm (r.a.) Hazretlerini çarşıda, sırtında odun taşırken görenler bizzât kendisinin taşımasının sebebini sordular. Şöyle cevap verdi:

“Nefsimin kibrini kırmak istedim. Zira ben, Resûlullah Efendimizin (s.a.v.) şöyle buyurduklarını işittim: Kalbinde zerre miktarı kibir olan kimse Cennet’e giremez.”

Hazret-i Ömer (r.a.), bir gün, suyunu kendisi taşıyordu. Sebebini soranlara da “Benim suya ihtiyacım yoktur. Bunu sırf, nefsimi kırmak için yapıyorum.” buyurdu.

Hicrî:  23  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3

3 Ekim 2026 Cumartesi

MÜMİN YALAN SÖYLEMEZ


 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ : لَا يُؤْمِنُ الْعَبْدُ الْإِيمَانَ كُلَّهُ حَتَّى يَتْرُكَ الْكَذِبَ فِي الْمُزَاحَةِ وَيَتْرُكَ الْمِرَاءَ وَإِنْ كَانَ صَادِقًا. (حم)

رسول الله أفنديمز ( ﷺ ) ،بيوردولر : قل ، ميزاح ياباركن بله اولسه يالانى ترك أتمدكجه و حقلى ده اولسه مناقشي ( جكشمي ) ترك أتمدكجه كامل إيمانه قاووشامز . "

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular  : “Kul, mizah yaparken bile olsa yalanı terk etmedikçe ve haklı da olsa münâkaşayı (çekişmeyi) terk etmedikçe kâmil imana kavuşamaz.”

(Müsned-i Ahmed bin Hanbel)

Hicrî:  22  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

MÜMİN YALAN SÖYLEMEZ

 

Yalan, bir şey hakkında gerçeğe uygun olmayan bir şeyi söylemek, hakikate aykırı bilgi vermektir.

Yalan söylemek, haramdır; buna dair birçok âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîf vardır.

Yalan, büyük günahlardan, çirkin ve utanılacak hâllerdendir. Her günahın başı yalandır, en sevilmeyen ahlâktır. Yalan, imana zıttır; iman bir tarafta, yalan bir taraftadır.

Resûlullah Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdular:

“Yalandan sakınınız. Zira yalan, isyana götürür. İsyan ve kötülük ise Cehennem’e düşürür. Muhakkak kul, yalan söylemeye devam ederse Allâhü Teâlâ katında yalancılardan yazılır.”

Tâbiîn’in büyüklerinden Hasan-ı Basrî (rah.) buyurdu ki: Gizli ve açık hâllerinin, sözüyle fiilinin, içiyle dışının bir olmaması, nifak (münafıklık) alâmetlerindendir. Nifakın, üzerine bina olunduğu temel de yalandır.

Resûlullah Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem’e, ‘Mümin, korkak olur mu?’ diye suâl olundu.

“Evet (olabilir)” buyurdular.

‘Mümin, cimri olur mu?’ diye suâl olundu.

‘Evet (olabilir)’ buyurdular.

‘Mümin, yalancı olur mu?’ denilince ‘Hayır (mümin aslâ yalancı olmaz).’ buyurdular.

Rivâyet edildiğine göre, Resûlullah Efendimiz (s.a.v.), yalan yere şâhitlik eden bir kişinin şâhitliğini reddettikten sonra şöyle buyurdular: “Müslümanda her haslet bulunabilir, fakat hıyânet ve yalan, aslâ bulunamaz.”

Yine buyurmuşlardır ki: “Kendisi için sevip istediğini, kardeşi için sevmedikçe ve şaka yaptığında dahi yalanı terk etmedikçe kişinin imanı kâmil olamaz.”

Hazret-i Ali kerremallâhü veche şöyle buyurmuştur:

“Allâhü Teâlâ indinde günahların en büyüğü, yalan söylemektir. Pişmanlığın en şiddetlisi de, kıyamet günündeki pişmanlıktır.”

Hicrî:  22  Rebîulâhir   1448  Fazilet Takvim

 

 

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

KONU BAŞLIKLARI 2

KONU BAŞLIKLARI 3