24 Mayıs 2016 Salı

MEZHEBLERİN TARİHÇESİ




قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِخْتِلَافُ اُمَّتِى رَحْمَةٌ. (الجامع الصغير)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم  بيوردلر :" امتمك { مجتهدلرنيك دينى حكملرده } إختلافى رحمتتر ."
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: “Ümmetimin (müctehidlerinin dînî hükümlerde) ihtilâfı rahmettir.” 
(Hadîs-i Şerîf, Süyûtî, el-Câmiu’s-Sağîr)
Hicrî:   11  Şaban   1437  Fazilet Takvimi

MEZHEBLERİN TARİHÇESİ


Resûlullâh Efendimiz’e (s.a.v.) vahiy gelir, Ashâb-ı Kirâm da bizzat Resûlullâh’tan âyet-i kerîme ve hadîs-i şerîfler dinleyerek ilim öğrenirlerdi. Dâimâ Resûlullah’ın (s.a.v.) mübârek meclis ve huzûrunda ilim nûru ile nurlanır, kalbleri saf, îtikâdları doğru, amelleri hâlis ve şüpheleri çözülmüş olurdu. Resûlullâh’ın (s.a.v.) vefâtından sonra Ashâb- ı Kirâm (aleyhimürrıdvân) İslâmiyet’in yayılması işini mühim görüp ona çalıştılar. Bu yüzden Kur’ân-ı Kerîm’den ve hadîs-i şerîflerden çıkardıkları birçok hükümleri kitaplara yazmaya elleri değmedi. Zîrâ onların çoğu müctehid olduklarından ihtiyaç olduğunda kendi içtihâdları ile amel ederlerdi. Resûlullâh’ın (s.a.v.) mübârek meclisinde az bir zaman bulunan bir Müslüman köylü bile hikmetli şeyler söylemeye başlardı.
Ashâb-ı Kirâm’dan sonra, Tâbiîn ve onlardan sonrakiler zamanında Müslümanlar ve hâdiseler çoğaldı, câhillik yayıldı, nice bid’at ve dalâletler türedi. Bunun için o zamanın âlimlerinin çalışıp ictihâd etmeleri, halka fetvâ vermeleri, Kur’ân-ı Kerîm’den ve hadîs-i şerîflerden hükümler ve mezheb çıkarıp yazmaları ve insanlara öğretmeleri lâzım ve vâcib oldu. O büyük âlimler de her meseleyi deliliyle, her suâli cevabı ve her müşkili fetvâsı ile bildirdiler. Böylece mezhebler meydana geldi.
Her birine bir topluluk uydu. Kimi İmâm Ebû Hanîfe’ye, kimi İmâm Şâfiî’ye, kimi İmâm Mâlik’e, kimi İmâm Ahmed’e, kimi Süfyân-ı Sevrî’ye, kimi Dâvûd-ı Zâhirî’ye ve kimi de diğerlerine uydular (rahimehümullah). Fakat zamanımızda ehl-i sünnetin dört mezhebi ‘Hanefî, Şâfiî, Mâlikî ve Hanbelî’ vardır. Diğerlerine uyan kalmamıştır.
Bütün bu müctehidler, amelde bazı meselelerde ayrı iseler de, itikadda birdirler; hepsi Ehl-i sünnet ve cemâattir.
Müctehidlerin ihtilafları Allâhü Teâlâ’nın izni ile olmuştur.
Bu imamların hepsi hidâyet üzeredir. Bir kişi amelini, alışverişini, nikâhını ve diğer işlerini bu imamlardan birine uyarak yaparsa doğrudur. Kıyâmette sevâba kavuşup Cennet’e girer. (Birgivî Vasiyetnâmesi)
Hicrî:   11  Şaban   1437  Fazilet Takvimi



17 Mayıs 2016 Salı

KUR’AN’IN KIYAMET’E KADAR MUHÂFAZASININ SIRRI




قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: صَلُّوا عَلَيَّ صَلَّى اللهُ عَلَيْكُمْ. (فيض)
بيغمبر أفندمز صلى الله عليه وسلم  بيوردلر :" بانه صلواتى شريفه اوقويونوزكى الله تعالى ده سزه رحمة أتسيك ."
Peygamber Efendimiz sallallâhü aleyhi ve sellem buyurdular: “Bana salavât-ı şerîfe okuyunuz ki Allâhü Teâlâ da size rahmet etsin.” 
(Hadîs-i Şerîf, Feyzu’l-kadîr)
Hicrî:   09  Şaban   1437  Fazilet Takvimi

KUR’AN’IN KIYAMET’E KADAR MUHÂFAZASININ SIRRI


Allahü Teâlâ (meâlen) “Şüphe yok o zikri (Kur’ân’ı) biz indirdik biz, her halde biz onu muhâfaza da edeceğiz.” (Hıcr sûresi, âyet 9) buyurmaktadır.
Allahü Teâlâ, bu âyet-i kerîme ile Kur’ân-ı Kerîm’in kıyâmete kadar ziyâde, noksan ve tahriften korunacağını bildirmiştir. Burada müfessirler Allâhü Teâlâ’nın Kur’ân’ı korumasının keyfiyyeti hakkında bir kaç vecih beyan etmişlerdir. Şöyle ki:
1 - Hz. Allah’ın muhâfazası, bir mûcize olarak halkı ziyâde ve noksandan âciz bırakmak sûretiyledir. Çünkü Kur’ân’a bir şey ilâve edecek veya eksiltecek olsalar Kur’ân’ın nazmı değişir ve bütün aklı erenlere onun Kur’an’dan olmadığı tezahür eder. Binâenaleyh Kur’ân’ın i’câzkâr olması (benzerini getirmekten insanları âciz bırakması) bir şehrin etrâfındaki sur ve istihkâm gibi onu muhâfaza eder.
2 - Allâhü Teâlâ hiç kimseye Kur’ân’a muâraza edebilecek (benzerini söyleyebilecek) kudret vermemek sûretiyle onu muhâfaza etmiştir.
3 - Allâhü Teâlâ, Kur’ân’ı dâimâ muhâfaza eden ve insanlara öğreten bir topluluğu vazîfelendirmek sûreti ile onu muhâfaza eder. 
4 - Bir kimse Kur’ân’ın bir harfini veya bir noktasını değiştirecek olsa bütün âlem ona “Bu yanlıştır, Hz. Allah’ın sözünü değiştirmektir” der. Hattâ büyük, heybetli bir adam Kitabullah’ın bir harfinde veya harekesinde kazârâ bir hatâ yapacak olsa çocuklar bile ona “Efendi, yanıldın, doğrusu şöyledir” deyiverirler.
Fahruddîn-i Râzî der ki Kur’an’ın muhâfazası gibi bir muhâfaza hiç bir kitaba nasib olmamıştır. Bunca dinsizlerin, Yahudi ve Hıristiyanlar’ın Kur’ân’ı değiştirmek ve bozmak üzere çok hırslı bulunduğu hâlde bu kitabın tahriften her cihetle korunması en büyük mûcizelerdendir.
Bir de Allah bunun böyle mahfuz olarak bakâsını bu âyetle haber vermiş, şimdiye kadar da bunca zaman geçmiştir. Binâenaleyh bunun bir gayb haberi olduğu tahakkuk etmiş bulunuyor. Bu bir büyük mûcizedir. (Hak Dini Kur’ân Dili Tefsiri, Fazilet Neşriyat)
Hicrî:   09  Şaban   1437  Fazilet Takvimi




16 Mayıs 2016 Pazartesi

ÂDİL MELİK: SULTAN NÛREDDİN ZENGİ



عَنْ مُعَاذٍ أَنَّهُ قَالَ: يَا رَسُولَ اللهِ أَوْصِنِي قَالَ: اِتَّقِ اللهَ حَيْثُمَا كُنْتَ (أَوْ أَيْنَمَا كُنْتَ). (حم)
معاذ رضى الله عنه دان : " يا رسول الله ! بانه توصيه ده بولون " ده دم . " نره ده اولورسان اول اللهه قارشى كلمكدن ساقن ." بيوردلر .
Muaz (r.a.)’dan: “Yâ Resûlallah! Bana tavsiyede bulun” dedim. “Ne zaman veya nerede olursan ol Allah’a karşı gelmekten sakın” buyurdular
(Hadîs-i şerîf, Müsned-i Ahmed)
Hicrî:   08  Şaban   1437  Fazilet Takvimi

ÂDİL MELİK: SULTAN NÛREDDİN ZENGİ


Nûreddin Zengi rahmetullâhi aleyh, Selçukluların Haleb atabeği olup Selçuklu sultanı Rükneddin Mesûd’un damadıdır. Oğuzların Avşar boyundandır. Âdil bir hükümdar idi. Elliden fazla şehri Haçlılar elinden almış ve Kudüs’ün fethine de zemin hazırlamıştır. Kendisine daima Ömer bin Abdülazîz’i örnek alırdı. 11 Şevvâl 569 (15 Mayıs 1174)’de vefât etti.
“Müslümanlar, firenk elinde esir iken Hak Teâlâ’nın beni tebessüm eder iken görmesinden hayâ ederim” derdi.
Büyük İslam Tarihçisi İbnü’l-Esîr der ki: “İslâm’dan önce ve sonraki hükümdarların tarihlerini okudum. Hulefâ-i Râşidîn’den ve Ömer bin Abdülazîz’den sonra Âdil Nureddin’den daha dindar, adâleti onun kadar araştıran, insâf sahibi kimse görmedim. Gece gündüz; ya adâletin yerine getirilmesi veya cihâda hazırlanmak, yahut bir zulmü kaldırmakla veya bir ibâdetle meşgul olurdu. Son derece iffet sâhibi idi. Kendisi ve âilesinin yiyecek ve içeceklerinde çok iktisatlı idi.”
“Bütün merhamet ve yumuşaklığına rağmen son derece heybetli olup düşmanları ondan gayet korkardı. Onda haşinliğe ve kabalığa varmayan bir heybet ve şiddet, zaafa düşmeyen bir incelik ve hilim vardı.”
“İşte bu sebeplerden dolayı halk da onu çok sever ve hürmet ederlerdi. Öyle ki, bir defa hastalandı, bütün Şam onunla birlikte hasta oldu. Sonra âfiyet buldu, bütün Müslümanlar bundan dolayı çok sevindiler.”
“Bütün memleketinde bid‘atleri kaldırıp sünnetleri ihyâ etmişti. Râfızîlerin ve Bâtınîler’in bâtıl îtikatlarını tamamen yok etmek için medreseler inşâ etti. İslâm memleketini firenklerden kurtardıktan sonra en büyük fethi, yüzlerce sene Mısır’da hüküm sürmüş sapık Şîî Fâtımî Devleti’ni ortadan kaldırmak olmuştur.” (el-Kâmil fi’t-Târih, İbnü’l-Esîr)
Hicrî:   08  Şaban   1437  Fazilet Takvimi



PEYGAMBERİMİZ’İN (S.A.V.) BAZI HUSÛSİYETLERİ



قَالَ اللهُ تَعَالَى: قُلْ يَا أَيُّهَا النَّاسُ إِنِّي رَسُولُ اللهِ إِلَيْكُمْ جَمِيعًا... الآية. (سورة الاعراف، 158)
الله تعالى شويله بيوردى مئالا : " ( حبيبم آحمد ) ده كى : أى إنسانلر ! خبرنز اولسون بن سزه ، سزين هبنزه اللهيك رسولويوم ."
Allâhü Teâlâ şöyle buyurdu (meâlen): “(Habîbim Ahmed!) De ki: Ey insanlar! Haberiniz olsun ben size, sizin hepinize Allâh’ın resûlüyüm.” 
(A’raf sûresi, âyet 158)
Hicrî:   07  Şaban   1437  Fazilet Takvimi

PEYGAMBERİMİZ’İN (S.A.V.) BAZI HUSÛSİYETLERİ


Peygamber Efendimiz (s.a.v.) yaratılışta peygamberlerin ilkidir. Zîrâ hadîs-i şerîfte “Âdem (a.s.), ruh ile ceset arasında iken bana peygamberlik verildi” buyrulmuştur.
 “Elestü bi rabbiküm: Ben sizin rabbiniz değil miyim?” buyrulduğu gün “Belâ, evet Rabbimizsin” diyenlerin ilkidir.
Hz. Âdem (a.s.) ve bütün mahlûkât onun hürmetine yaratılmıştır.
Allâhü Teâlâ onun mübârek ismini arş, gökler ve cennetler üzerine yazmıştır.
Allâhü Teâlâ bütün peygamberlerden Âl-i İmran sûresi 81. âyetinde Resûlullah Efendimiz’e (s.a.v.) iman etmek için ahit (söz) almıştır. Hz. Ali (k.v.): “Allâhü Teâlâ, Âdem aleyhisselamdan Peygamberimiz’e (s.a.v.) kadar, ne kadar peygamber gönderdiyse hepsinden şu hususta ahid ve mîsâk almıştır: Kendi hayatlarında Peygamberimiz (s.a.v.) peygamber olarak gönderilecek olursa ona îmân edip yardımda bulunacaklar ve ümmetlerinden de böyle yapacaklarına dâir ahit alacaklardır.”
Geçmiş bütün kitaplarda onun geleceği müjdelenmiştir.
Âdem aleyhisselamdan beri onun nesebi; doğumları ve nesilden nesile çoğalmaları hep nikâh ile olmuştur.
Mûcizeleri kıyâmet gününe kadar devam edecektir. Diğer peygamberlerin mucizeleri onun vaktinde sona erip sadece haberleri kalmıştır. Peygamberlerden en çok mûcizesi olandır. En çok ümmeti olan peygamberdir.
Hâtemü’l-enbiyâdır. Yani: Bütün peygamber ve resullerin sonuncusudur. Dîni kıyâmete kadar devam edecektir. İslam dîni önceki peygamberlerin şerîatini nesh etmiş, hükmünü kaldırmıştır.
Cinlere ve meleklere de peygamber olarak gönderilmiştir.
Âlemlere rahmet olarak gönderilmiştir.
Allâhü Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de diğer peygamberlere yâ Âdem, yâ Nûh, yâ İbrâhîm diye isimleriyle hitap etmiş fakat Peygamber Efendimiz’e (s.a.v.) yâ eyyüherrasûlü, yâ eyyühennebiyyü… (Ey Resul, ey Nebî yani ey Peygamber) diye hitâb etmiştir. (Mevâhib-i Ledünniyye)
Hicrî:   07  Şaban   1437  Fazilet Takvimi