17 Ocak 2013 Perşembe

ASHABIN HAYIRDA YARIŞI




Hadîs-i Şerîf:  “Ebû Bekir’in imanı yeryüzü halkının imanı ile tartılsa elbette ağır gelir." (Hadîs-i Şerîf, Beyhakî, Şuabü'l-îmân)
Hicrî: 5 Rebîulevvel 1434   •Fazilet Takvim


ASHABIN HAYIRDA YARIŞI

Hz. Ebû Bekir'in (r.a.) oğlu Abdurrahman (r.a.) şöyle anlatıyor: Resûlullah (s.a.v.) sabah namazını kıldırdıktan sonra ashabına döndü ve “İçinizde bugün oruçlu olan var mı?” diye sordular. Hz. Ömer (r.a.);

“Yâ Resûlallah! Geceden oruç tutmayı düşünmedim, onun için ben oruçlu değilim.” dedi. Hz. Ebû Bekir (r.a.) “Geceden oruç tutmayı düşündüm ve şimdi de oruçluyum.” dedi.
Resûlullah (s.a.v.) “İçinizde bugün hasta ziyaretinde bulunan var mı?” diye sordular. Hz. Ömer (r.a.)
 “Yâ Resûlallah! Sabah namazını şimdi kıldık, daha yerimizden de ayrılmadık. Nasıl hasta ziyaretinde bulunabiliriz ki?” dedi. Hz. Ebû Bekir (r.a.) “Kardeşim Abdurrahman bin Avf'ın (r.a.) hasta olduğunu duydum. Mescide gelirken, nasıl olduğuna bakmak için ona uğradım, onu ziyaret ettim.” dedi.
Resûlullah (s.a.v.) “İçinizde bugün bir yoksulu doyuran var mı?” diye sordular. Hz. Ömer (r.a.)
“Yâ Resûlallah! Sabah namazını şimdi kıldık, daha yerimizden de ayrılmadık.” dedi. Hz. Ebû Bekir (r.a.)
“Mescide girdiğimde, bir şeyler isteyen bir yoksul gördüm. O sırada oğlum Abdurrahman'ın elinde bir parça arpa ekmeği vardı. Onu alıp hemen o yoksula verdim.” dedi. Bunun üzerine Resûlullah (s.a.v.)
“Seni cennetle müjdeliyorum!” buyurdu. Hz. Ömer (r.a.) bir iç çekti ve “Ah cennet!” dedi.
Resûlullah (s.a.v.) Hz. Ömer'i (r.a.) memnun edecek bazı şeyler söyledikten sonra
“Allah, Ömer'e rahmet etsin, Allah, Ömer'e rahmet etsin! Ne zaman bir hayır yapmak istese Ebû Bekir muhakkak onu geçer.” buyurdular.
Hicrî: 5 Rebîulevvel 1434   •Fazilet Takvim


 BİLMECE:

• Gelir bir bir, gider bir bir, gelen gider, giden gelmez, bu nedir?
(Doğan, Ölen)

• Kaş ile gözden yakın, söylenen sözden yakın?
 (Ecel)



16 Ocak 2013 Çarşamba

ALLAH'DAN KORKAN BAŞKA ŞEYDEN KORKMAZ



Ayeti Kerime meali: “...Her kim Allâh’tan korkarsa (ona isyandan sakınır, onun öğütlerini tutarsa) Allah ona (düştüğü darlıktan, çektiği sıkıntıdan kurtulacağı) bir çare gösterir.” (Talak Sûresi, âyet, 2)
Hicrî: 4 Rebîulevvel 1434   •Fazilet Takvim


ALLAH'DAN KORKAN BAŞKA ŞEYDEN KORKMAZ


Abdullâh İbn-i Ömer’in (r.anhümâ) bulunduğu seferlerden birinde kervan durmuştu. Sebebini sorduk:
“Yol üzerinde halkı korkutan bir arslan var.” dediler.

Abdullâh İbn-i Ömer (r. anhümâ) bineğinden inerek arslanın yanına gitti, kulağından tutup yoldan çevirdi. Sonra dedi ki:

“Resûlullâh’ın (s.a.v.) şöyle buyurduğunu işittim:

“Eğer Âdemoğlu kendine musallat olan şeyden korkmayıp yalnız Allâhü Teâlâ’dan korksaydı, ona hiçbir şey musallat olmazdı.”
Hicrî: 4 Rebîulevvel 1434   •Fazilet Takvim


15 Ocak 2013 Salı

HAKÎKÎ DÎN ÂLİMLERİNİ SEVMENİN FAYDASI




Hadîs-i Şerîf: “Bir âlimin ilim meclisinde bulunmak bin rek’at (nâfile) namazdan, bin hasta ziyaret etmekten ve bin cenazede bulunmaktan daha hayırlıdır.” (Hadîs-i Şerîf, İhyâu Ulûmiddîn)
Hicrî: 3 Rebîulevvel 1434   •Fazilet Takvim


HAKÎKÎ DÎN ÂLİMLERİNİ SEVMENİN FAYDASI

Kıyâmet günü bir kul hesâba çekilir. Cehenneme götürülmesi emredilir. Allâhü Teâlâ Cebrail (a.s.)'a emreder:

“Ona sor bakalım, dünyada iken bir âlimin meclisinde bulunmuş mu? Onun şefaati ile af edeyim.” Kul;

“Hayır” der. Allâhü Teâlâ Cebrail'e buyurur ki:

“Sor bakalım bir âlimi sevmiş mi yahut onunla bir sofraya oturmuş mu veya âlimin mahallesinde oturmuş mu?” Kul: “Hayır,” der. Cenâb-ı Hak: “Onun ismi bir âlimin ismine uygun mu?” diye sorar. Kul; “Hayır” der. Allâhü Teâlâ Cebrail (a.s.)'a şöyle buyurur.

“Elinden tut, cennete koy. Çünkü o, âlimi seven bir adamı seviyordu. O âlimin ilmi bereketiyle onu da affettim."

Âlimleri dinleyerek istifâde etmek isteyenin yedi türlü kazancı vardır:

1- İlim öğrenen kişinin faziletlerine kavuşur.
2- Âlimin yanında oturmaya devam ettikçe dînini korumuş olur.
3- Evinden çıktığı zaman üzerine rahmet yağar.
4- İlim meclislerine inen meleklerin bereketi kendisine de erişir.
5- Dinlemeye devam ettikçe kendisine sevap yazılır.
6- Melekler kanatlarıyla onu kuşatır.
7- İlim meclisine giderken attığı her adım günahlarına keffaret ve derecesinin yükselmesine vesile olur.
Hicrî: 3 Rebîulevvel 1434   •Fazilet Takvim





İSTANBUL’UN MANEVÎ FATİHİ AKŞEMSEDDİN (K.S.)

Akşemseddin Hazretlerinin vefat ettiğinde hakkında söylenen bir manzumeden:

Kara gün dostu imiş Fatih'in Akşemseddin
Ki yüzünden leme'ân etdi anın feth-i mübîn
Nusreti çeşm-i hakikatle görüp verdi haber
Böyle her kârı uzakdan görür erbâb-ı yakîn.

Yani:
Akşemseddin Hazretleri Hz. Fatih’in karagün dostu idi.
İstanbul’un fethi onun gayreti ile mümkün olmuştur.
Yakîn erbabı olanlar hakikat gözü ile uzakları görüp böyle haber verirler.
Hicrî: 3 Rebîulevvel 1434   •Fazilet Takvim



14 Ocak 2013 Pazartesi

EN BÜYÜK MUCİZE: KUR’ÂN-I KERÎM




Hadîs-i Şerîf: “ Resûlullah (s.a.v.) şöyle buyurdu: “Çocuğu olan onunla çocuklaşsın.” (Hadîs-i Şerîf, Kenzul-Ummâl)
Hicrî: 2 Rebîulevvel 1434   •Fazilet Takvim

 

EN BÜYÜK MUCİZE: KUR’ÂN-I KERÎM

Peygamberimiz Hz. Muhammed Mustafâ’nın mucizeleri pek çoktur. En büyük mucizelerinden biri ve hattâ birincisi Kur’ân-ı Kerîm’dir ki kıyâmete dek bâkîdir, indiği günkü gibi kalacaktır. Bir asırda muteber ve meşhûr olan her ne ise; o asırda gönderilen Peygamberin mucizeleri ona göre olurdu.

Meselâ Hz. Mûsâ (a.s.) asrında sihirbazlık pek şöhret bulduğundan, Cenâb-ı Hakk ona asâsının ejder olarak sihirbazlara üstün geleceği mucizeler verdi. Hz. Îsâ (a.s.) asrında da hikmet pek ileri olduğundan Cenâb-ı Hakk onu âmâların gözlerini açmak ve ölüleri diriltmek gibi tabiblerin yapamayacağı mucizelerle gönderdi.

Hâtemü’l-Enbiyâ Muhammed Mustafâ Hazretlerinin asrında ise, şiir ve inşâ pek ziyâde ilerlemişti. Arapların medenîlerinde fesâhat ve belâğat pek ileride olduğu gibi bedevîleri (yörükleri) de gâyet sâde ve güzel şiirler, hutbeler okurlardı. Hepsi nazım ve nesir ile sihir gibi sözler söylerdi. Bu sebepten Fahr-i Âlem Hazretlerine belâğatın en üst mertebesinde olan bir kitâb-ı kerîm nâzil oldu. Onun mislini getirmekten hattâ bir sûresine nazîre (benzer söz) söylemekten bütün fasîh ve belîğler âciz kaldı. Hâlbuki sûre sûre ve âyet âyet nâzil oldukça Resûl-i Ekrem onu ümmetine okurdu ve buna nazîre söyleyemezsiniz diye bütün fasîh ve belîğ zatlara meydân okurdu. Nitekim âyet-i celîlede -meâlen-: “...Bu Kur’ân’ın mislini vücûda getirmek üzere insanlar ve cinler bir yere gelseler, birbirlerine yardımcı olsalar dahi onun mislini vücûda getiremezler.” (İsrâ, 88) diye buyruldu.
İnkâr eden ve düşman olan bunca fesahat ve belâgat sahipleri içinde bir şahıs yâhud bir topluluk çıkıp da onun bir kısa sûresinin bile benzerini söyleyemedi.

Âyet-i kerîmelerin bâzısında az lafzın çok mânâya delâleti var ve bâzısındaki tafsîlâtın fevkalâde bir tatlılık ve letâfeti vardır ki buralarını ancak fesâhat ve belâğatten anlayanlar bilir ve zevkine onlar varır. Kur’ân-ı Kerîm’i tekrâr tekrâr okumakta insan lezzet bulur ve okudukça okuyacağı gelir. Hâlbuki bir şiir veya inşâ ne kadar güzel olsa birkaç kere okunduktan sonra insanın tabiatı ondan usanır.

Bunun için fesâhat ve belâgat sahiplerinden akıl ve insâfı olanlar hemen Müslüman oldular, samîmî kalb ile Kur’ân’ın hükümlerine bağlandılar. Îmâna gelmeyenler de beşerin tâkati hâricinde bir kelâm olduğunu itirafa mecbur kaldılar.
Hicrî: 2 Rebîulevvel 1434   •Fazilet Takvim

Bereket Büyüklerle Beraberdir”




“Bereket Büyüklerle Beraberdir”


“Ananı ve atanı say! Ey Oğul Bil ki Bereket, Büyüklerle Beraberdir. ” Ertuğrul Gazi ülkeleri fethe çıkan oğlu Osman Gazi’ye nasihat için söylemiş bu sözleri. O da gönülleri fethederek başlamış fetihlere. Ve sonrasında gönülleri fetheden kumandanların önünde, hiçbir gücün duramayacağı Devlet-i Âliye, Osman Gazinin açtığı fetih yoluyla gerçek olmuş.
Babasıyla bütün gün akrabalarını ziyaret eden evin büyük oğlu hem yorgunluğun hem de alışkan olmadığı bu durumun tesiriyle;
-Babacığım gittiğimiz insanların çoğu yaşlı ve bizi tanımakta bile zorlanıyor, bak ismini bile söyleyemiyorlar. Israrla onları tek tek ziyaret edip ellerini öpüp hatırlarını soruyorsun. Dedemi, ninemi ve yakın akrabaları görsek yeterli olmaz mı?
-Oğlum, bazı akrabalarımız oldukça yaşlı, evet bizi tanımakta bile zorlanıyorlar. Ancak görmedin mi, dudakları dua ile bizden memnuniyetlerini belirtmek için nasıl kıpırdıyordu. Onlar bizi gayet güzel anlıyor, ben de onların
söylediklerini çok iyi anlıyorum. Eğer onları gelip ziyaret etmezsem bir yanım boş kalır ve işlerimizde bereket olmaz, hatta olacak işler ter gider. Bir de onları ziyaret etmek onlara doktorların yazacağı birçok ilaçtan daha tesirlidir, kendilerini ziyaret edenlerle konuşurken vaktin nasıl geçtiğini anlamazlar. Dikkat etmedin mi, biz yanlarından ayrılmak için hareketlenince nasıl da üzüldüler? Biraz daha kalın derken ne kadar da duygusallaştılar, yaşlı halleriyle bize ikramda bulunmaya çalıştıkları halleri ne kadar da güzeldi. Her yıl geleceğimiz zamanı iple çekerler. Eğer kendilerine uğramadan gidersek gönül koyarlar, anne-babama her gördüklerinde sitem ederler.
-Tamam da baba, birçok insan artık uzak yerlerdeki akrabalarını ziyaret etmiyorlar. Hatta anne babalarını ziyarete giderken bile çok zorlanıyorlar. Telefonla hallerini hatırlarını sorup uzun yolculuklara çıkmıyorlar. Biz de böyle yapsak olmaz mı? Sen işinden, biz de kendi çevremizden uzak kalmamış oluruz. Bu süreyi kendi işimizde çalışırsak daha başarılı oluruz, ya da bir tatil beldesine tatil yaparak geçirirsek daha iyi dinlenmez miyiz?

-Oğlum, sürekli iş güçle uğraşmak insana sağlık-sıhhat getirmez. O işlerin bereketi de olmaz. Hatta senin dediğin gibi yaparsak biz gördüğün şu birçok güzellikten mahrum kalırız. Hayatın gerçek güzellikleri buralarda fark edilir.
İnsan ve Hayat

Tükeniyor, Ölüyoruz Haberimiz Yok





Tükeniyor, Ölüyoruz Haberimiz Yok


İnsanların tüketim arzuları dizginlenemez bir seviyeye ulaştı. Tüketim çağı olarak tabir edilen bu süreç, ne sadece ceplere, ne sadece midelere hücum ediyor. Tüketim çılgınlığı çok farklı ve zararlı maskeler altında, hayatın çok geniş bir sahasına yayıldı ve hızla yayılmaya devam ediyor.

Hayatımıza yerleşmiş bütün markalar, tabelalar, reklamlar hatta bankaların sunduğu imkânlar, gönderdiği kolaylık sağlayıcı mesajlarda bile çılgınca tüketime davet var! Bu davet, yerini ihtiyaçlardan doğan sınırlı isteklerin yerine, suni talep doğrultusunda oluşturulan fuzuli ihtiyaçlara bıraktı. 
Büyük alışveriş merkezlerinin kuruluş felsefesi de zaten, gerçek olsun fuzuli olsun, ceplerdeki parayı son kuruşuna kadar almak üzerine kurulu. Ve maalesef emeğin ve paranın akış yönü, sağlıklıya, kaliteliye doğru değil; fuzuli ihtiyaçlarla çekilen, gösterilen yere doğru.
Böyle bir tüketim çılgınlığı ortamında hiçbir değer üretilmiyor demek haksızlık olur. Fakat mevcut değerlerin bu kadar büyük bir hızla ve hoyratça aşındırılması iç acıtıyor. 

Her şey o kadar büyük bir hızla tüketiliyor ki; talebi karşılamak adına tarihi gerçekler çarpıtılarak sunuluyor, medya ile kabul etmeye hazır beyinlere. Biri biterken diğeri başlıyor ve her dizi bir başka değerimize saldırarak oluşturduğu suni ihtiyaçları pazarlıyor. Bir yerden alırken öteki yerden satmaya çalışıyor.
Siyasetçilerin, devlet adamlarının biri giderken biri geliyor. Ve giden çok çabuk unutuluyor. Yeni gelen hep yeni umut. Önemli olan insanlar değil çünkü önemli olan çarkların dönmesi.

Mesela kitapları ele alalım. Çok satan kitap listeleri hızla değişiyor. Kitapların biri okunup sindirilmeden ve toplum genelinde istenilen tesiri göstermeden raflardaki yerini yenilerine bırakıyor. Bu hızlı değişim verimden yoksun hikâyeler mezarlığı olmuş zihinlerde. Bir üst rafa çıkma kaygısıyla, hızla hazırlanan hormonlu fikirler bir yandan zehirliyor yeni nesli diğer yandan da eskiler yavaşça bu ölüme şahitlik ediyor.

Oyuncakları ele alalım. Onlar çılgın kitap tüketiminden daha zor durumdalar. Emek verilmeden seri olarak üretilen oyuncaklar çocukların gelişimi için değil de üreticinin menfaati için hazırlanmış gibi duruyor. Diğer taraftan çocukların eline
ulaştırılan tek tip oyuncaklar, ortak bir kültür oluşturmanın temellerini atıyor sanki.. Ve yine her çocuk odası bir oyuncakçı dükkânı. Oyuncağa göre oyun kurmak, o oyuncağın etrafında dönerek yeni icatlar yapıp küçük bir dünya kurmak artık çok zor. 

Şimdiki çocuklar oyuna göre oyuncak aldırıyorlar anne babalarına. Oyun bittiğinde ise kırıp atıyorlar ya da bir daha yüzüne bakmıyorlar.

Kırılması, bozulması, kullanılamaz hale gelmesi beklenmeden, sırf eskidiği için atılmış ürünler çöplüğüne dönüyor dünyamız. Hâlbuki değerini varlığını korumuş olan eski eserleri çıkarmak için, gece gündüz çalışıyor arkeologlar. Uzun zamanda yapılan, uzun zaman muhafaza ediyor varlığını.
Yemek yemek için acıkmaya gerek duyulmaz oldu. Keyfi yemekler, Ve yine her çocuk odası bir oyuncakçı dükkânı. Oyuncağa göre oyun kurmak, o oyuncağın etrafında dönerek yeni icatlar yapıp küçük bir dünya kurmak artık çok zor.
körüklenen harcama alışkanlığının getirdiği birkaç yeni ara öğün, atıştırmalık yiyecekler hayatımızda önemli yer tutmaya başladı. Ve bereket olmayan sofralarda, doymak bilmeyen midelere yeni hastalıklar müptela oldu.

Eskiden sıkça kullanılan baba yadigârı kavramı duyulmaz oldu. Toprağa bağlılık zayıfladı. Savaşlar ve göçler sonucu güç bela bir karış toprağa sahip olan insanlar, toprağa tutunmak için canla başla çalışıyorlardı. Oysa günümüzde toprak ve evler kolayca el değiştiren yatırım araçlarına dönüştüler.

Bir zamanlar boşa damlayan su, yedi kat yabancıya ait bile olsa, israf oluyor diye önüne set çekiliveriyordu. Bolluk olduğu zaman ise bu bolluk çar çur edilmiyor ihtiyacın durumuna, zaruretine göre sarf ediliyordu.

Şimdi ise yastık altında kara gün için bekleyen birikimler bile, adı uzman olan ve kimin için çalıştığı meçhul finansçıları rahatsız ediyor!

Tüketim çılgınlığı, günümüzün her anında bizi çepeçevre kuşatarak hissettiriyor varlığını. Parası olan son kuruşuna kadar harcayıp borca girmekten kendini alamıyor. Kredi kartları ise sanki nihayetinde biz ödemeyecekmişiz gibi güven veriyor. Ve tüketim çağı zehrini öyle nazik zerk ediyor ki; ölüyoruz ama kendimizi mutlu hissediyoruz.


Üzümün En Güzel Hali “Pekmez”



Üzümün En Güzel Hali “Pekmez”

İnançların yemek kültürüne tesiri tarih boyunca çok güçlü olmuştur. İnanca göre hazırlanan gıdalar, içecekler niyete göre üretilir ve sunulur. Üzüm, bazı toplumlarda insan sağlığına zararlı şekilde hazırlanırken; Müslümanlar arasında üzüm kurusu, sirkesi ve pekmez gibi sağlığa son derece faydalı olarak hazırlana gelmiştir.
Pekmez, çoğunlukla üzümden çıkartılır. Ancak son zamanlarda, dut, andız gibi pekmez çeşitleri de üzüm ile birlikte hazırlanmaktadır. Her yönüyle sağlığa faydalı olan pekmez, üzümün daha iyi hatırlanması için değerini her geçen gün arttırıyor.
Araştırmalara göre Fransızlar yüksek etil alkolün yanında ABD’den 3.8 kat daha fazla tereyağı, 2.8 kat daha fazla domuz yağı tüketiyormuş. Yüksek kan kolesterol ve kan basıncı seviyelerine rağmen kalp-damar hastalıklarına bağlı ölüm oranları ABD toplumuna göre 2.5 kat daha düşükmüş. Bu acayip durum ‘Fransız Paradoksu (çelişkisi)’ olarak isimlendirilmiş. Bunun sebebi olarak da Fransızların şarap kullanımının fazla olmasına izafi edilmiş. Ve şarap zihinlerde tedavi edici bir hususiyeti var gibi lanse edilmişti. Ancak işin aslının öyle olmadığı sonradan anlaşıldı.
Kalp-damar hastalıklarından koruyucu etkiye sahip olan şarap değil üzüm suyuydu. Etil alkolden arındırılmış (üzüm suyu) çok daha yararlı bulunmuş ve faydalı tesirinin çayın içinde de bolca bulunan polifenolik bileşiklere ait olduğu ortaya çıkmıştı. Böylelikle şarap yerine üzüm (özellikle kuru) ve üzüm suyu, pekmez tüketilmesinin çok daha koruyucu olduğu ortaya çıkmış. Çünkü bu sayede başta beyin olmak üzere insan sağlığı, etil alkolün zararlarından muhafaza edilmiş oluyordu.

Pekmez değerini arıyor

Üzüm’ün faydadan zarara nasıl dönüştüğünü gördük. Üzümü daha da faydalı kılan şey ise pekmez. Türkiye’nin her yerinde üzüm yetiştirilebilmesine rağmen, pekmez olarak değerlendirenler o kadar da çok değil. Pekmez eskilerin kış için temel besin kaynaklarından biriydi. Farklı şekerlemeler, reçeller ve çikolatalar insanları dört mevsim aynı gıdaları almaya mecbur etti. Katkı maddeleri yan etkileri de cabası. Oysa pekmez, üzümün, andızın, dutun ve hemen her meyvenin saf halinden yapılıyor. Kışın soğuğundan biraz rahat etmek ve de bünyeyi kuvvetli tutmak isteyenler için pekmez vazgeçilmez bir enerji kaynağı.

Şeker yerine pekmez

Beslenme açısından, içerdiği organik asitler, mineral maddeler, vitaminler bakımından şekeri gölged bırakıyor. Yapılan bir araştırmaya göre 1 kg üzümün (veya 200 gr pekmez), kalori olarak 1150 gr süte, 300 gr ekmeğe, 390 gr ete tekabül ettiği belirtiliyor. İçermiş olduğu %80’e yakın karbonhidratın glikoz ve früktozdan oluşması sindirim sisteminde parçalanmaya gerek kalmadan çok kısa bir süre içinde kana geçmesini sağlıyor.
Pekmezde bulunan tüm şekerler glikoz ve früktoz halinde oldukları için bu basit şekerlerin sindirim sistemlerinde parçalanmasına gerek olmayıp, kana geçmek için enerjiye gerek duymuyor. Yani direk kana karışan pekmez, ılık suyla şerbet yapıldığında bu hızı arttırılabiliyor. Bu nedenle insan vücuduna hızlı bir şekilde, yaklaşık 30 dakikada enerji olarak ulaşabiliyor. Enerjinin hızlı sağlanması özellikle aktivitesi yoğun olan çocuklar, kas gücü ile yapılan işler, fazla enerji sarf edenler için çol önemli.

Vitamin deposu

Pekmez, insan bünyesinin çok rahat bir şekilde kullanabildiği (+2) değerli demir içeriyor. Üzüm ve pekmezdeki demir kolayca emilebiliyor ve günlük demir ihtiyacının % 35’i yeterli miktarda! pekmezle karşılanabiliyor. Kan ve sinirlerin düzenli çalışmasını sağlayan kalsiyum, potasyum ve magnezyumla birlikte çalışması nedeniyle üzüm ve pekmez bu üç minerali bir arada bulunduruyor. Pekmez kanın pıhtılaşması ve
kalp kaslarının normal çalışması için de gereklidir. Yeterli kalsiyum miktarının mutlaka dışarıdan alınması gerekmektedir. Günlük 50 gr civarında kuru üzüm veya daha az pekmezin tüketilmesi, yeterli miktarda kalsiyumun alınabileceği manasına geliyor.

Pekmez kullanım şekilleri

Anne ve babalar pekmezle farklı tatlar hazırlayarak çocuklarına pekmezi sevdirebilirler. Pekmez yoğurda katılarak keyifle yenilebilir. Pekmez yaz aylarında özellikle soğuk su ile karıştırılıp şerbet yapılabilir. Ayrıca kış aylarında kahvaltılarda pekmez ile beraber tahin yenilebilir. Pasta gibi şeker kullanılan ürünlerde pekmez şeker yerine kullanılabilir. Ancak kilo sorunu ve şeker hastası olanların daha dikkatli yemeleri gereklidir.
Pekmezi bilinen haliyle yemekten keyif almayanlar sos olarak, şeker yerine tatlandırıcı olarak, meyve salatasının ya da kek gibi ürünlerin içinde ya da suyla birlikte içecek gibi almaları mümkündür.

Hakiki Pekmezin Vasıfları

•    Üzüm pekmezi kendine has koku, renk ve tad da olmalı, yanık tadı ve yabancı koku bulunmamalıdır.
•    Pekmezinin görünüşü kendine has ve homojen olmalıdır.
•    Tortusuz ve şekerlenmemiş olmalıdır.
•    Katı pekmez kendine has renkte olmalı ve akışkan olmamalıdır.
•    Pekmez diğer meyvelerin (incir, dut ve hurma gibi) çekirdek ve lif parçacıklarını ihtiva etmemelidir.
•    Pekmez, hangi meyveden yapılmış ise o meyvenin haricinde herhangi bir meyve katılmamalıdır.