2 Ağustos 2021 Pazartesi

MÜSLÜMANLARIN MÜHİM VAZİFESİ: GÜZEL KONUŞMAK

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: اِلْتَمِسُوا الْجَارَ قَبْلَ الدَّارِ وَالرَّفِيقَ قَبْلَ الطَّرِيقِ. (طب)

رسول الله  ( ﷺ )  بيوردولر  :  أو آلمادان أؤنجه ( إي بر ) قومشو ، يوله جقمادان أؤنجه ( إي بر ) آرقاداش بولونوز . "

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: Ev almadan önce (iyi bir) komşu, yola çıkmadan önce (iyi bir) arkadaş bulunuz.”

(Taberânî, el-Mu‘cemü’l-Kebîr)

Hicrî:   23   Zilhicce    1442    Fazilet Takvim

 

MÜSLÜMANLARIN MÜHİM VAZİFESİ: GÜZEL KONUŞMAK

 

Müslümanların konuşmalarında, ictimaî hayatlarında asıl olan nezaket, samimiyet ve hayırseverlik olmalıdır. Müslümanlar, kalpleri kıracak, insanları nefret ettirecek, fitne ve fesada sebebiyet verecek sözlerden, münakaşalardan ve yazılardan son derece sakınmalıdırlar. Nazik ve hikmetli olan güzel sözler, kıymetli yazılar, ruhlara tesir eder, kalpleri cezbeder, maksadı temine hizmet eder, yardımcı olur. Kur’ân-ı Kerîm’in hikmetli beyanı, bu hususta bizlere de pek güzel nasihat etmektedir. Hakîkî müminler, Allâhü Teâlâ’dan korkarlar, dâima doğru ve faydalı sözler söylemeye çalışırlar. Zararlı ve faydasız sözlerden kaçınırlar. Nitekim Ahzâb Sûresi’nin “Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve sözü doğru söyleyin.” meâlindeki 70. âyet-i kerîmesi, bizlere bu vazifemizi hatırlatmaktadır.

Kur’ân-ı Kerîm’in bu husustaki emir ve tavsiyeleri üzerine müminler, en güzel sözleri söylemelidirler, iman ve hidâyet şerefinden mahrum olan kimseleri, yumuşak ve hikmetli sözler ile irşada çalışmalıdır. Maksat bu sûretle meydana gelir. Aksi takdirde şeytan, aralarına nifak sokar, hayırlara mâni olur. İsrâ Sûresi’nin “Ve kullarıma de ki, en güzel olanı söylesinler. Şüphe yok ki şeytan, aralarını ifsada çalışır. Muhakkak ki şeytan, insan için pek açık bir düşmandır.” meâlindeki 53. âyet-i kerîmesi bu hakikati bildirir.

Peygamberimiz (s.a.v.) “Yemek yedirmek ve sözü güzelce söylemek, kişiyi cennete kavuşturur.” buyurarak bu ümmet için saâdet vesilesi olmak üzere bu mühim vazifeyi tavsiye etmişlerdir.

Velhasıl, hikmetli düsturlarıyla, hükümleriyle İslâm milletini yükselten Kur’ân-ı Kerîm’in ve Peygamberimiz’in (s.a.v.) bu hıtapları sayesindedir ki, İslâm beldelerinde güzel konuşma vazifesi yayılmış ve gelişmiştir. Allâhü Teâlâ’nın razı olduğu fiil ve sözleri emretmek, günahlardan nehyetmek vazifesi yerine getirilmiş ve böylece irşâd gayesi pek mükemmel bir sûrette temin edilmiştir. Artık yüce dinimizin bu hususlara ait gösterdiği yolu ihlasla takip edenler şüphe yok ki, âhirette, Allâhü Teâlâ’nın cemâlini görme şerefine nail olacaklardır.

Hicrî:   23   Zilhicce    1442    Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"

1 Ağustos 2021 Pazar

ORHAN GÂZİ’NİN KÂDI TAYİNİ

 

قَالَ رَسُولُ اللهِ صَلَّى اللهُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَنْ صُنِعَ إِلَيْهِ مَعْرُوفٌ فَقَالَ لِفَاعِلِهِ جَزَاكَ اللهُ خَيْرًا فَقَدْ أَبْلَغَ فِي الثَّنَاءِ. (ت)

رسول الله  ( ﷺ )  بيوردولر  :  كندسينه بر إيلك يابلان كمسه ، إيليكى يابانه ’ الله سنى خيرله مكافاتلاندرسين ( الله سندن راضى اولسون ) ‘ درسه محقق ( اونه ) لايقيله تشكر أتمش اولور . "

Peygamber Efendimiz (s.a.v.) buyurdular: Kendisine bir iyilik yapılan kimse, iyiliği yapana ‘Allah seni hayırla mükâfâtlandırsın (Allah senden razı olsun)’ derse, muhakkak (ona) lâyıkıyla teşekkür etmiş olur.”

(Sünen-i Tirmizî)

Hicrî:   22   Zilhicce    1442    Fazilet Takvim

 

ORHAN GÂZİ’NİN KÂDI TAYİNİ

 

1326 yılında tahta geçen Orhan Gâzi, Osmanlı padişahlarının ikincisidir. Ömrü gazâ ve cihâd yolunda at sırtında geçmiştir. Otuz dört sene adaletle devleti idare etmiştir.

Orhan Gâzi zamanı, devletin tam manasıyla kurulup ortaya çıkma ve teşkilâtlanma devridir. İyi bir asker ve kudretli bir devlet adamı olan Orhan Gâzi, âlimlere ve evliyâya hürmet eden muhterem bir zât idi. Bir gün Hanefî Mezhebi fıkıh âlimi ve aynı zamanda bir velî olan Alâüddîn Karahisârî’yi (rah.) ziyarete gitti. Alâüddîn Karahisârî ile bir müddet sohbet ettiler. Orhan Gâzi onu, edeble dinledi. Sonra başını kaldırıp: “Seferde ve hazarda, ahâli arasında vâki olacak hâdiselerde hükmedip, hak ile bâtılı ayırmak, şer‘î hükümleri beyân etmek için bir kâdı lâzımdır. Talebenizden birini, benim ile sefere gitmek için tayin etseniz...” dedi.

Alâüddîn Karahisârî (rah.), Orhan Gâzi’nin bu arzusunu kabul ettikten sonra talebelerine baktı. Talebelerinden hiçbirisi bunu kabul etmek istemediler. Çünkü onlar, sultanlara yakın olan âlimleri, dünyaya düşkün addediyorlardı. İlimlerini, dünyaya âlet etmekten korkuyorlardı. Ancak, Orhan Gâzi öyle bir kimse değildi. Âlimleri, emretmek için değil, Allâhü Teâlâ’nın emirlerini onların ağzından dinlemek ve kendisini Allâhü Teâlâ’nın yasaklarına meyletmekten sakındırmaları için yanına istiyordu. Devleti idare etmek için sultana, sultanın yanlış yola sapmaması için âlimlere ihtiyaç vardı.

Orhan Gâzi ısrar edince Alâüddîn Karahisârî, en gözde talebesi ve Şeyh Edebâlî’nin de akrabalarından olan Çandarlı Kara Halil’i, Sultan Orhan Gâzi’nin emrine verdi. Kara Halil de hocasının emrine uyup Orhan Gâzi ile birlikte gitti. Seferde ve hazarda, sultana müşâvirlik, anlaşmazlıklarda hâkimlik yaptı. Yanlış yola sapanları terbiye edip, İslâm dininin emir ve yasaklarının, Devlet-i Aliyye-i Osmâniyye içerisinde sünnet-i seniyyeye uygun şekilde tatbikine gayret eyledi. Neslinden de birçok devlet adamı yetişti ve Devlet-i Aliyye’ye büyük hizmetleri dokundu.

Hicrî:   22   Zilhicce    1442    Fazilet Takvim

 

SİTEDEKİ KONU BAŞLIKLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ"